renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Üstüne Basıp Geçilesi Yazılar

Yeni yeni uyanmakta şehir. Taksim Meydanında önceki gecenin pisliğini temizlemek için uğraşan isimsiz, olup olmadığı belli olmayan bir maaşla evini geçindirmeye ve çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamaya çalışan, çocuklarının içinde bulunduğu durumu düşünüp de sabahı sabah eden insanlar. Gecenin dördünde evden çıkıp bizi işyerlerimize taşımak için çalışan otobüs şöförleri kendilerinden beklenmeyecek bir enerji ile işlerinin başındalar sanki. Ben yeni kalkmış işime gitmek için durağa ilerlerken acaba onlar kaçıncı seferlerini yapıyorlar diye düşünüyorum mütemadiyen.

Otobüse binip başımı cama umarsızca yaslayıp hiçbirşeyle ilgilenmiyor gibi görünmeye uğraşıyorum. Saat altı buçuğu vuruyor. O anda görüyorum Onu. 18-20 yaşlarında sabahın o saatinde elinde kağıt mendil paketi ortalıkta dolaşıyor. O yokmuş gibi davranıyor herkes. Her hareketinden akli dengesinin yerinde olmadığı anlaşılıyor. O anda inip elindekilerin hepsini almak, konuşmak, hikayesini baştan sona dinlemek istiyorum.

Aklıma sadece senaryolar geliyor.

Oğlunun sırtını sıvazlayıp eve üç-beş kuruş ekmek parası getirmesi için gönderen çilekeş bir anne düşünüyorum. Hayatın yükünü omuzlarında taşıyan, sıkıntılarla dolu bir hayatta çocuklarına istediği gibi sahip çıkamamanın acısını derinlerinde hisseden acıya, kedere, sıkıntıya müptela bir anne. Belki de hayatının hiçbir döneminde istediklerine sahip olamamış, sürekli yetinmek zorunda kalmış bir kadın. Yaşadığı evi de düşünmeden edemiyorum tabii. Tek göz odada kimbilir kaç kardeşi ile yaşıyordur. Tahmin edemiyorum kaç kardeş olduklarını. Aklımda sadece kadının oğlunu ümitsiz bir tavırla yolcu edişi kalıyor.

Bir senaryo daha canlanıyor kafamda; Türk filmlerinden kalma. Gaddar babasının gece sarhoş gelip sabahın o saatinde eve para getirmesi için eline kağıt mendil paketini verip yolladığı sahne canlanıyor kafamda. Kim bilir kaç yıldır bu şekilde devam eden bir hayat. Belki de böyle geçen bir ömür.

Sürekli yinelenen ve sorunun asıl kaynağı gibi gösterilen, çözüme gidilmesini engelleyen bir yanı daha var bu gençlerin bu şekilde sokaklarda mendil satma sebebi olarak gösterilen. Anadolu'dan bu iş için özellikle getilmiş olmalarından ve şebekelerin elinde sömürülerek zorla bu işi yapıyor olmalarından bahsediyor haberler sürekli. Çok küçük bir kısmı bu şekilde bir zulüm ve eziyet görüyor olabilirler ama bunu o çocukların tamamının bu şekilde bir zorlama ile yaptıklarını düşünerek onlardan yüz çevirmek bana hiç insanca gelmiyor açıkçası. Her soruna yaptığımız gibi aşırı derecede vahim bir konuma yükselterek içinden çıkılmaz bir halde dev yaptığımız sorunu çözecek bir kahraman beklememeliyiz artık.

Onlar o kadar içimizde, bizden, Sefiller'in Jean Valjean'ından, Şeker Portakalı'nın Zeze'sinden daha gerçek. Zaten kararmış olan hayatımıza bir kara leke de Onlar sayesinde eklenir.

Çok felsefi yorumlar yapılabilir aslında. Eğitim olmadan çözülmez, bu kafayla bir yere varılmaz, sistemin değişmesi lazım önce denebilir. Sorunlar büyütülerek, korkunç maskeler ardına gizlenerek çözüm üretmekten kaçılabilir. Hatta bunu ilerletip vicdanlarımız bile rahatlatılabilir.

Hayatında bir kere gerçek manada aç kalmamış insanlar onların sattıklarından almayın dahi diyebilirler. Yine hayatında açlık görmemiş olanlar tutarlar bu öğütleri.

Acıma duygumuzu yok etmeye çalışan acımasızların bizi dayanışmadan ve yardımlaşmadan uzaklaştırmasına seyirci kalmak, başkalarının yaptıkları yanlışları referans alarak hareket etmek, gözümüzün önünde yaşanan acılara ve sıkıntılara elimizi uzatsak çözecek kadar yakınken fütursuzca yanından geçip gitmek, elleri cebinde ıslık çalmak.... Bunlar gerçekten çok kolay. Bir şekilde vicdanımızı da rahatlatabiliriz. Gerçekten de yapabilir miyiz?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

vicdan

vicdanimizi rahatlatabiliriz. ama bu 'gercekten' olur mu, bilmiyorum. yoksa -boyle bir ahvalde- 'gercekten' rahatlatabilecek kadar zayif vicdanimiz kaldigindan midir?

dudağımda yarım kalan, söylenmemiş son sözümdür;
bâki olsa da ayrılık, aşk her daim ölümsüzdür...

merhamet duygumuzu ne zaman aldırdık?

Almalıyız, almayanları uyarmalıyız. Onlar her durumda -son zamanlarda bahsedildiği gibi birileri için bile çalıştırılıyorsa- ihtiyaç sahipleridir ve kendinde olanı paylaşmak insanda bulunabilecek en mühim meziyettir. eğer durum birilerinin dediği gibi ise, bunu söyleyenlerin üzerlerine düşenleri yapmaları, o çocuklara hayatlarını geri vermeleri gerek. biz de üstümüze düşeni yapmalı, onları görmezden gelmeyip yardımlarımızı esirgememeliyiz zannımca...

Kim bilebilir ki; kimin ne yaşadığını... günler bazıları için zor şeyler getiriyor olabilir, hayatı onlara göre daha kolay görünen bizler de, elimizden geldiğince birilerinin hayatlarını kolaylaştırabiliyorsak ne mutlu...

Bir kız çocuğu tanıdım
süleymaniye'de
cami etrafında
gelen geçene
'alır mısınız?' derdi
görmezdi onu gözler
kulaklar işitmezdi
sordum adı:ruken'di
evde annesi
kardeşlerine bakar, onu beklerdi..
kazandığı para ancak
ekmeğe bir de süte yeterdi...

Birr(İYİLİK)!

“…Birr (iyilik) evlere arkalarından gelmeniz değildir. Ancak birr (iyilik) takvâ sahiplerinin tutumudur. Evlere kapılarından girin. Allah’tan korkup korunun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.” (2/Bakara, 189).

Evlere veya çadırlara arkadan girmenin nesi birr (iyilik) olabilir ki? Takvâ sahibi kimseler hayır üzerinde olurlar, infak ederler (muhtaçlara el atarlar), sürekli iyilikte bulunurlar. Hem Allah’a (c.c.) itaat ederler, hem de insanlara bir fayda sağlarlar. Dolayısıyla onların tutumu birr’in ta kendisidir. Bu âyette ayrıca bir kinâye (dolaylı anlatım) de bulunmaktadır. Yani söze ve işe tersinden, fayda vermeyecek tarafından başlamayın. Bir meseleyi karıştırmak, bulandırmak, anlamsız duruma sokmak için, kafa karıştırmak için iş yapmayın. Evlere kapılarından girildiği gibi; işe ve söze, amaca uygun faydalı olacak şekilde başlayın. Bu bir anlamda yıkıcı değil yapıcı olun, işi ehline bırakın demektir.

Birr, sosyal hayatın kurulması ve işlemesi konusunda son derece önemli bir ahlâk kuralıdır. İnsanlar arasındaki kaynaşmanın (ülfetin) yollarından biridir. Kişiler başkalarına yardım ettikçe, onlara güzel davrandıkça; aralarında kavga, anlaşmazlık ve düşmanlık yerine; dostluk, barış ve ülfet olur.

Birr sosyal hayata iki şekilde yansır: Birincisi sıla’dır ki bu, insanlara karşılıksız mal yardımında bulunmaktır. İkincisi ise, ma’ruf’tur ki bu da, söz ve davranışlarla insanların iyilikleri ve mutlulukları, dirlik ve düzenliği için çalışmak demektir. Mü’minler, sevdikleri şeylerden Allah yolunda harcadıkça bu birr erdemini kazanırlar. “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla birr’e (iyiliğe ) erişemezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (3/Âl-i İmrân, 92). Görüldüğü gibi birr ahlâkı, toplumda ekonomik ve sosyal düzeni zorlama olmaksızın sağlayıcı, insanlar arasındaki dostluğu ve barışı koruyacak, insanı en erdemli yapacak çok önemli bir ahlâktır. “…Birr (iyilik) ve takvâ (Allah’tan korkup korunma) hususunda yardımlaşın; günâh ve sınırı aşma konusunda yardımlaşmayın. Gerçekten Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.” (5/Mâide, 2) Yardımlaşma, dayanışma, birliktelik gibi kavramlar üzerinde düşünülmesi gereken bir yazı yazmışsınız hissettirdikleriniz için teşekkür de ederim.