renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Denizi Düşün!

Deniz

Denizi düşün!

Kabaran dalgalarıyla önüne geleni yutan öfkesini… Durulduğunda insanı içine çeken derinliğini… Ay’ın şavkı vurunca gövdesine şairleri lal eden güzelliğini… Gecenin karanlığıyla gözden kaybolan, seherin sessizliğinde kayıklarını kıyıya çeken balıkçıları… Bünyesinde barındırdığı yılanları, çıyanları, ahtapotları, köpek balıklarını, yunusları, balinaları, bozcamgözleri, kirpibalıklarını, Anglerfishleri, salyangozları, yengeçleri, çer ve çöpleri… Irmakların kıvrım kıvrım yol alarak bir sevgili gibi bu bedende yok olduklarını… Güneşin kızgınlığıyla azalan, bulutun ağlamasıyla artan miyarını… Musa’nın asasıyla ikiye ayrılıp yol açmasını… Yunus’un sırlı yolculuğuna ev sahipliğini… Küçücük bir taşı dibine çekerken, koca gemilerle yapılan yolculukları…

İnsan ne kadar da denize benziyor! Rahman’a tam teslimiyet halinde derin bir bilgelik yansıyor çehresine. Öfkesinin esiri olduğunda kabaran dalgalar gibi ne kadar güzellik varsa hepsini yutuyor. Uyurken korunaksız zavallı iken, uyandığında azman bir canavar olabiliyor. Gaflette iken bir dağdan daha güçlü, bir denizden daha derin olduğuna inanıyor. Evet, insan bir denizdir! Ama Allah’ın kendisine ikram ettiği bilgi sayesinde bir denizdir! İçinde ne kadar çer çöp barınsa da, Yaratıcının Settar ismi kerimiyle görünmüyor. Baktığında gözlerin sürura erdiği bir güzelliği temsil ediyor. Peki, suyu çekilen deniz, geride ne bırakır çerden çöpten başka?

Denizi düşün!

Bir sıhhat nefes bulmak için hastane kapılarında şifa ararken içine düştüğün zavallı halinle sağlıklı insanlara nasıl da imreniyorsun! Sıhhatliyken hastaların yaşadığı sıkıntılardan haberin var mıydı? Yürürken attığın çalımlarla kuşları ürkütüyorsun, ama kendi suyunu tükettiğinin farkında değilsin! Suyu kuruyan bir ağacın yakıt olarak insana hizmet ederken, suyu kuruyan insanın hiçbir işe yaramayacağını düşünmüyorsun! İşine geldiği zaman en ustaca yaltaklanmayı hissettirmeden yaparken, sana muhtaç olana en tiksindirici şekilde yüz çevirirsin. Neyin peşindesin? Kelimeler kurşununu beynine eritirken sükûtun derinliğine gömülmüyorsan vah sana! ‘Ben lal oldum, lallığımla Rahman’a daha yakın hissediyorum kendimi’ diyorsan tamam; yok, seni boğan kelimeler altında hala dibi delik bir kazan gibiysen vah sana! Kime ne veriyor, kimden ne alıyorsun? Kendini dinlediğinde bir kuş tüyü kadar hafifleyebiliyor musun? Rüyanda meleklerle el ele tutuşabiliyor musun? Hep istiğna hali yaşayarak insanları böcek gibi görüyorsan Allah sana hidayet nasip etsin!

Kibriyle bir dağdan daha yüce, bir denizden daha derin olduğuna inanan insan, hangi mevki ve makamda bulunursa bulunsun aslında suyu çekilmiş, içinde ne kadar işe yaramaz şeyler varsa ortaya çıkmış zavallıdır. Seçmenin oyuyla Milletvekili olmuş kimsenin yapması gereken kendisini seçen insanların beklentilerine cevap vermektir. Çocuklarına ekmek yedirmek için bütçeden maaş alan öğretmenin öğrencisine karşı mesuliyeti, bilgi ve görgüsünü artırarak onun en güzel şekilde yetişmesi için çaba göstermektir. Bir yazarın vazifesi, yazdıklarıyla okuyucunun zihnine ‘cevabı bir ömür süren’ sorular bırakmaktır. Milletvekili seçildikten sonra seçmeni unutursa, öğretmen öğrencisinin geleceğini düşünmezse, yazar okuyucusunu kelime oyunlarıyla aldatırsa havaya zararlı gazlar boşaltarak denizin suyunu azaltan kimsenin yaptığından ne farkı kalır?

Ey deniz!

Ey kendisine geleni çoğaltan, kusurları örten, arındıran! Ey derinliğinde yüzmeyi göze alamayanları kıyısından kovmayan! Ufkuna dikilen gözlerimize derinliğinden kat! Kabaran dalgalarınla nefsimizin kötülüklerini yut! Her koldan çağıldayarak sana koşan ırmakların sakin ve kararlı yolculuklarıyla birlikte Sevgiliyle buluştur bizi.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Denizin Delisi

DENİZİN DELİSİ

Unutmak mı, delisin,
Gitmesem de bekler orada deniz.
Gelirsem, bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz.

Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine.
Delinin denizi gibi
O ne kadar giderse.

Özdemir Asaf

Soruların getirdiği denizin götürdüğü bir büyük boşluk

Denizi düşün! Düşün hayatınızdan...

Ne kalıyor geriye?

Gökyüzünün maviliğini kim verecek bize yerlerde?
Gökyüzünün enginliğini kim verecek bize yerlerde?
Gökyüzünün derinliğini kim verecek bize yerlerde?

Nereye gidecek balıklar, balıkçılar?
Nereye atılacak oltalar?
Nerede yüzecek vapurlar?
Nerede yüzecek çocuklar?
Kolluk ve simit satanlar nasıl para kazanacak?
Kumdan kaleleri kim yapacak, yıkacak?
Ne yapacak şairler?
Ne yapacağız? Ne kalacak elimizde?

Deniz çapında bir boşluk...

ey deniz!

ey deniz!
beni de alır mısın, maviliğine?
dalgalarınla sarar mısın, üşüyen yüreğimi?
ey deniz!
sen.. buluştuğunda ırmaklarla ve yağmurlarla
ben bulanıp geri akacağım dağlara
Ve sen, tanıyacaksın beni
bir çiçeğin yanağında...

Deli Deniz!

"Hangimizin dalgaları daha deli ey deniz? Ve hangimiz derinlere daldıkça yalnızlaşandır? Sen taşıdıklarınla zengin , ben taşıyamadıklarımdan artakalanım" diye sesleniyordu denize, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu da bir hikâyesinde... Taşıyabildiklerimiz kadar yakınız denizlerin, okyonusların derin ruhlarına... İnsanların diyet programlarıyla "hafifleme" telaşında olduğu bir zamanda denizlerin taşıdığı "ağırlık"lar kimin umrunda...
Kalem sahibinin gönlüne sağlık...
Selamlar...

sessizlik

istanbul/şile-00

Oldukça sıcak geçen bir yaz mevsimi için soğuk bir akşam. Biraz önce ruhumu dinlendiren, beni bende kaybettirip başka dünyalarda bulduran aceleci bir ezan sesi kulaklarımdaydı. Akşamın yorgunluğu sanki sadece bana değil tüm şehre düşmüş, kafamı kaldırınca gördüğüm gökyüzü, ağırlığını taşıyamaz da birazdan düşüverecekmişçesine dolgun gri bulutlarla kaplanmış. Sanki sema, şöyle bir bakıp onu incitiverecek bir söz haykırıversem hemen boşalıverecek gibi.

Birkaç kilometre ötede gözüken denizin ise hiç sorulur bir hali yok. Üzerindeki bulutlardan hüzün kapmış hareketsiz, neşesiz bekliyor. Sanki gök boşalıverse o da başlayacak yaygaraya... Sonra belki tüm hüznünü dalgalarıyla vuracağı kıyılardan alacak. Onları kendini kaybetmiş mecnun gibi delicesine dövecek.

Kıyılar... Onlar ise o kadar masum ki! Göğün ve denizin bu yorgun, ağlamaklı hallerine öyle üzülüyor ki anlatılamaz! Sessiz, çıldırtan bir matem tutuyor gibi...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...