renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kaderimin Oyunu

Orhan GencebayÖyle dudak bükmeyin; çok abartmışsın demeyin Gencebay'ı, dinlediğimde bir hal olurdum inanmazsınız ama 6 yaşımdan beri.

Kim ne derse desin müzik devidir benim gözümde, emin olun Bach neyse o da odur. Onun müziğinde benim imgelediğim bir hüzün vardır. Takip edenler bilir 1982'ye kadar yaptığı müzik hem hüznün kıvamını aristokrat bir duruşla ajite etmeden verir, hem de Kemanı sazı klarneti ve onlarca enturmanı büyük bir titizlikle harman eder. Bir çok eseri klasik olacak niteliktedir.

Çocukluk heyacanımı besleyen bu adamın silüetini Ankaranın Cem sinamasında ilk gördüğümde büyünce ince bıyık bırakacağıma söz verdim ve iyi bir adam olacağıma. Babama -ki bir sanat müziği hayranıydı o zamanlar- albümlerini aldırmak için yaptığım eziyet bir tarafa o yaşta bir çocuğun bu denli bir ıstırap insanına meyletmesine şimdi şahsım bile hayret ediyor. Ama iyi idi hem de çok iyi. Piyasaya düşene kadar var olmak için kendini inkar etmeye başlayana kadar. Şimdi ne kadar ben efendi sanatçıyım tavırlarını takınsa da eksik olan bir şey var ya da fazla olan bir şey; cilalı ayakkabıları parlak takım elbisesi ile odama astığım afişlerinden farklı duruyordu artık. En büyük emeli olan TRT'ye çıktığında da hayal kırıklığına uğramıştım ama bir yarışmada yanında bulunan adı her ne olursa olsun elitlerin sanatçılarına ya da sanat putlarına gösterdiği gereksiz ilgi değişen toplumun değişmeyen tokadı olarak bir daha patladı idrakimde.Tıpkı çizgili pijamanın bir dizide yeniden gündeme gelmesi gibi sahte bir varoluş biçmi halindeydi, bıyıkları kalınlaşmış tavırları burjuvalaşmış imkansız eriten aşklardan sıyrılmış ya evde yoksan ifadesinde bir şaşkınlık ve gelin canlar bir olalım samimiyetsizliğinde oturuyordu kerameti kendinden menkul divanın yanında. O çizgili pijamanın içindeki adamlar sokaktaki bir gürültüye çıkar veya komşularının hastalığına koşar, ne bileyim evlerinin önünde çocuklara aynı pijama ile tornet ya da uçurtma yaparlardı. Güvercin uçururlardı, ağlarlardı, gülerlerdi, maç için kavga ederler, akşam olunca barışırlardı. Keramet pijamada değildi yani adamlardaydı. İşte o vakitlerin akşamıydı Gencebay sevenlerin kalplerindeki heyacandı, umutsuzların ümit kutusu, dertlilerin tütünü, nişanlı kızların asker yolu gözlemesiydi, memur babaların geçim sıkıntısı hatta köyden kente geçişin arada kalmışlığıydı . Ama her kim için ne ifade ediyorsa hep iyi bir şeydi, adı konmamış kitlesi vardı. Onun bunu hedeflemediğini şimdi anlıyorum ama o zaman emin olun bu böyleydi. Hey hat keramet o ince bıyıkta da değilmiş.

Aslında kaybedilen şeyin ne olduğunu göstermesi açısından yine bir misyon yükleniyor Gencebay . Artık çaresizlik içinde kıvranan aşıkların olmadığı bir dünyada Leyla ile Mecnun gibi şaheser üretmenin anlamı da yoktu ya da heveslerini aşk adında kısaltıp cebe sığan telefonlara kısacık mesajlarla gönderen sevdaları bile fast food tadında pratik olmuş bir gençliğe "Kaderimin Oyunu" gibi uzun uzaya dev melodiler bırakmak da belki anlamsızdı. Eğer bir çocuğun gönlünü almayacaksan mahallenin amcası değilsen işte do-re-mi pijaması neyine yetmiyor diyordu hayat bize. Gizliden büyüttüğü sevgisini kaçamak bakışlarla muhatabının gözlerine çivileyen bir şöförün yerini müşteri kapma telaşında yevmiye kurbanları almıştı işler nasıl diyene şükür cevabı yerine cari açık dengesinin piyasaya olumsuz etkilerinden ve bunun gayrısafi milli hasılaya yansımasından dem vuran bu şöförlere İsmail YK bile fazlaydı gürültü olsunda müziğe lüzum yok. Herkesin zalim olduğu bir dünyada mazlumlara yönelik müziği kim ne etsindi. Gencebay derisini bıraktı ŞİMDİ ÇAKKIDI ÇAKKIDI OYNAŞANLARIN OYNAŞMALARINA ALKIŞ TUTANLARIN benimkisi gibi bir çocukluk yaşamayacak çocukların lanetleri ile karşılacaklarından eminim .
Bir şarkısında şöyle diyordu:

Ufka uzanan yolu sana gelen yol sanıp
Kendime güldüğümü nereden bileceksin
Dün buzdan bir dağ iken hayaline aldanıp
Birden çözüldüğümü nereden bileceksin

Eminim bu aldanmamı ve çözülmemi bilmeyecek Gencebay, her ne olursa olsun çocukluğumdaki adam olamayacak bunu umursamayacak bile, belki çocukluğumda da öyle bir adam değidi ama öyle inanmak istiyorum, bu da benim oyunum olsun.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Beni Böyle Sev Seveceksen!

Toz kokulu yaz günlerinde çekirdek kokusu, pencere açık, teyibin sesi de...
O yıllarda, yani ben küçükken nasıl her şey "içten"se, Orhan Baba da içtendi.

Video kasetlerinden tanıdım Orhan Baba'yı. Eskiden insanlarda yetenek çoktu, beste yapıp, enstrüman çalıp şarkı söyledikleri yetmiyormuş gibi, bir de artist olurlardı. Ne filmlerdi onlar, ne şarkılardı, offf! Şimdi de bir elinde binbir marifet insanlar var da: Sahteler, her şey gibi sahte!

Bir o mu değişti? Güncel olmak soytarılaşmaksa, gereğini yaptılar, sırayla bütün BABAlara yaptılar. Keşke güzel birer anı olarak kalsaydılar da bu hallerini görmeseydik...

Şimdi, Serkan Şafak, ne yapmalıyız biliyor musunuz?
Evvela park halindeki bir arabaya binmeli, kapıları ve camları açmalı, araba yıkama bahanesiyle tüm mahalleyi (ah bir de eskiden mahalleler vardı) uyandırmalı, bir kaset koymalı teybe, evet CD değil kaset, sonuna kadar da açmalı, illa Orhan Gencebay söylemeli, o günlerin hatrına sizin de içinize işlemeli bu:

...HATASIZ KUL OLMAZ, HATAMLA SEV BENİ...

Öyle yerlere gittim ki, Feneryolu'ndan Süreyya Plajı'na bütün çocukluk anılarım başıma üşüştü. Ruh halinize ortağım, Orhan Gencebay sevgisinden değil, 80'lerde yaşamış olmamdan dolayı.

Ellerinize sağlık!

not:
Orhan Baba ne güzel bakardı kızlara öyle...

Arabesk: Girişik bezeme !

Arabesk tüm müziklerin şahıdır.
Edebiyatta şiir ne ise odur.
Damardır. Bayağılık asla değildir.
Evet pörsümüşleri vardır. Onlar da arabesk değildir.
Ara mezedir.

Bir de hani derler ya "arabesk şiir..." diye.
Sözde "bayağılık"tan dem vururlur.
İşte o lafızlara hep gülerim ve inatla derim ki:
"Ben bir arabesk şairim..."
Ve şaşırırlar:
"Ama çok güzel mısralara imza atıyorsunuz..."
"İşte tam da ben de bundan bahsediyordum..." der,
güzel ülkemde tanımların yanlış teleffuzuna selam verir eyvallah der çeker giderim.

Ve bir selam da Orhan abimize.
Burhan Bayar'a.
Ali Tekintüre'ye.
Yavuz Taner'e.
Selami Şahin'e.
Müslüm'e. Ferdi'ye. İbo'ya...

Ez cümle arabesk'in kafamdaki karşılığı şu diyalog gibidir:

-Kesinkes hiç bir yanıtı olmayan bir soruyla karşı karşıya geldiniz mi ?

-Bu soru gibi mi mesela !

Orhan'dan yola çıkıp, bürhana varmak..

Klasik bir ‘Orhan Baba’ yazısı zannettim önce. Affet arkadaşım. En azından zannıma yenilerek geçiştirmeyip okuduğum için bunu hak ettiğimi düşünüyorum. Hususen son dönemde ivme kazanan sosyolojik erozyonu çok güzel ifade etmişsin. Hem de bunu ‘Orhan Baba’ fenomenine dayandırarak yapmışsın. Bu seçim de, hedef kitlenin ilgisini konuya çekmek açısından bence oldukça isabetli.

Yalnız yeni jenerasyon bu eski neslin yaşadıklarına vakıf değil. Bu nedenle bizim gibi düşünenleri pek anlayamıyorlar. Eskiyi bilmiyorlar ki kıyas yapsınlar. Sen göbeğini çatlatsan da bunun çoğu nostalji deyip geçiyorlar. Ya Hu mesele Orhan falan değil.. siyah beyaz ya da sepya melankolisi de. Hulusi Kentmen’i zamanımızın artisti olduğu için sevmedik biz. İhtiyar yüzlere karşı olan ilgimin asıl sebebi de budur işte. Uzun soluklu bir hayatın geride bıraktığı derin çizgilerden kime ne. Kaba tabiriyle buruşuk bir yüz işte. Oysa biz o izlerin detaylarına, bir medeniyete ait kültürün karakterlerini hatırlatan nüanslara teşneyiz. Mesela bir caminin bahçesinde hiç konuşmadan bir saat oturup, tefekkür edebilir misiniz siz ya da tanımadığınız birine tebessüm etmenin sadaka olduğunu düşünebilir misiniz? O kırışıklıklarda bunlar var işte. Tevekkül var, sabır var, merhamet var, ağırbaşlılık var.

Tamam meseleyi daha derinden işlemek mümkün. Hz. Peygamber’e ve İslam büyüklerine götürmek falan yani. Varsın birileri de Orhan Baba’dan girsin söze. Yakın tarihi ilgilendiren bu vakayı bu şekliyle daha iyi anlatabiliriz belki de. Uzaklara gitmeden.. babalarımızın neslinden.

Yüreğine sağlık arkadaşım.. devamını bekleriz..

Vardığı yer güzel olanın, yola nereden çıktığına bakılmaz..!

...Zilzalehe

Evet, hatasız kul olmaz harika bir Ankara havasıdır. Ama yaratıcıya hitaben yazdığı "şaşıran sen mi yoksa ben miyim bilemedim, öyle bir dert verdin ki kendime gelemedim.." diye devam eden şarkısı adamı yoldan çıkarabilir. Filmlerini izlemişizdir. Şarkılarıyla arabesk yanlarımız hep olmuştur.

Sezen Aksu'nun Zelzele'si ile şok değişik bir halde dinlemiştim Orhan abiyi. Edirnekapı şehitliği, Aziz Mahmut Hüdai'nin bekçisinin ayağının kırılması.. Yeşil sarıklıların gecesiydi. Yangın gecesiydi ve ateş İstanbul'a bulaşmıştı. Kimsecik yangını görmüyordu. Bir damla su vermiyordu. Ve saat 03:02 oldu.

"...şimdi tûfan başladı..."

:-)

Bazı şarkılar elemden kederden geçilmese de bazıları gayet insan yüreğine teselli vermekte mesela geçen dinlediğim sabret gönül sabret sakın isyan etme 4 kitaptan başlayalım gel söze barış abinin şarkısı insanın bakış açısını bile değiştiriyor ne dersiniz

tercih oyunu !

cok bir sey söylemek istemiyorum sadece yazinizi okur okumaz zamanda degisenlerin degisme sebepleri takildi aklima..

sahip oldugunuz cocuk safligiyla ne kadar kiyaslanmasa da yillar sonra da bugünkü cocuklar bu vakitlerini özleyen ifadelerle zamanin sanatcilarini degerlendireceklerdir sanirim. cocuklugun güzelligi/ ya da her neyse siniyor paylastiklarimiza.

aslinda olunan yol üzerinde bir ilerleme degil midir bu Orhan babanin sizi üzen yani ?
yolun seklini dikkate almali degil mi onda yürüyen?

blog baska konulara yolluyor bizi :) normalde dikkatimi cekmemesi gereken bir resimle verilmis blogu okurken hic sıkılmadım bunu da belirtmek isterim.

saygilarimla

..

seksenlerde sek sek...

bir dergi için yazdığım yazıda bende "ferdi" den yola çıkıp birşeyler karalamıştım... bu yazı ile aynı zamana denk gelmesi aysun un dediği gibi 80 lere şahit olmaktan geçiyor...

vay be 60 lardan bahsederdi çoğu sevdiğimiz yazarlar... biz de 80 lerden... ııghh yaşlanıyoruz mu ne?

"eddai"

Bitmez Bu "YoL"culuk

Hazır tavanarasındayız,
toza da iyicene bulanmışken ellerimiz, biraz daha karıştıralım ortalığı:

Burada değişen Baba'nın, değişen insanların beni götürdüğü bir başka alem var.

Serkan Şafak, tekrar teşekkürler...
bi müddet çatılarda dolaşacağım:)