renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

-Dâr Gazeli (2)

Hâmûş olma seng-lâh-i kubûru fikr ü tezekkürle zinhâr
Mürûr-i senevâtlan muşteğil çehre-i asfer-cefâ-dâr

(Mezar taşlarını düşünerek ve hatırlayarak sakın sessiz olma,
Sıkıntı çekmekten sararan yüz, yılların geçişiyle meşgul olmaktadır.)

Ömrün kemale ermesi yukarıda da izahına çalıştığımız gibi dünyâ meşakkatlerinden kurtulmakla mümkündür. Bu meşakkatten kurtuluşun adresi de zayıf bir hadiste de ifâde edildiği gibi: “Ölmeden önce nefislerinizi öldürünüz.” şeklinde olacaktır. Beytin zâhirî yani görünen manasında; ölüm alametlerinin yüzün sararmasıyla başla- yıp mezarda noktalanışı ifade buyurulmuştur. Sararan yüzün sıkıntıları ve geçen zaman arasında ciddî bir korelasyon söz konusudur.

Hâmûş; farsça bir sıfat olup arapçası sâmit, sâkit, sâkindir ve sessiz-sedâsız-suskun anlamlarına gelir. Seng-lâh; taşlık anlamında yine farsça bir kelime olup kubûr arapça çokluk ismiyle birleşerek bir tamlama oluşturmuştur. Türkçe’mize mezar taşları şekliyle çevrilir. İnancımızla beraber adet ve törelerimizde ölen insanın geçen yıllar karşısında unutulmaması için kısa künyeleri ve doğum-ölüm tarihleri yazılır. İstisnasız her mezar taşında arabî ayet ya da dualar kimi zaman yine arapça kimi zaman da Türkçe şekillerde yazılarak ölenlerin ruhuna fatiha talep edilir. Divan şiirinde hayata gözlerini yuman usta kalem sahipleri namına yine usta şâ’irler tarafından târîhler düşülür ki; bu durum klasik şiirimizde yeni bir tür doğurmuştur.

Fikr, düşünmek, anlamaya ve tanımaya çalışmak anlamlarına gelir.Beytimizde vezin kaygısından ötürü tefekkür yerine kullanılmıştır. Tezekkür de zikr’den türeyip hatıra getirme, zikretme, bir meseleyi dillendirme meallerinde isti’mâl edile gelmiştir. Tasavvufî disiplin içerisinde sâlikin aşamaları geçebilmesi için kalbini aklından daha fazla çalıştırması gerekir ki; fikrin ve zikrin merkezi gönül, huzura varabilsin. Aslında bu söylem kelâmîdir. İslam tarihi boyunca mutasavvıflarla fakîhler akıl ve gönül noktasında karşı karşıya gelmişlerdir. Fakihler zahire hükmedere tefekkür ve tezekkürü tefsire çalışırlarken; sûfîler bâtına meyletmişlerdir. İlim, fıkıh, hadis ve tefsir çalışmalarına mukabil keşif, sezgi, ilham, rüya varlığını devam ettirerek bilginin doğruluğu ve hakikati aranmaya çalışılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm de tefekkür ve tezekkür kavramları hakkında müslümanları ve müminleri tafsilatlı bir biçimde aydınlatmıştır.

Tefekkür ayetleri: (Bakara-219,266; Âl-i ‘İmrân-191; Mâ’ide-18; En’âm-50;
‘A’râf-176,184; Yûnus-24; Ra’d-3; Nahl-11,44,69; Rûm:8,21; Haşr-21; Zümer-42...)

Tezekkür ayetleri: (Bakara-221,269; Âl-i ‘İmrân-7; En’âm-80,126,152; ‘A’râf-3,26,57,130; Enfâl-57; Tevbe-126; Hûd-24,30; Ra’d-19; İsrâ-170; Kamer-17,22,32,51; Hâkka-12,42,48; İnsân-29; ‘Abese-4,11; Fecr-23; ‘A’lâ-10 vb...)

Ölümü hak bilen ve bu şekilde idrak eden insanlar için kabirler nazar-ı ibrettir. Edebiyatımızda kabir sözcüğünün çağrışımları pek çoktur: Mezar, mezarlık, kabristan, makber, öte alem, ğayrü’d-dünyâ, diğer boyut, zamân-ı fârika, mekân-ı ‘uzlet, mekân-ı muhtelife, kabr-i gülşen, âlem-i ‘uzlet, âlem-i ervâh, berzah, âlem-i emvât, mülk-i emvât, dâr-ı ecsâd, dünyâ-yı emvât, diyâr-ı emvât, vuslat-ı Rahmân, visâl-i Hakk, ‘âlem-i bâkî, kubûriyye, kâ’inât-ı ecsâd, vücûd-ı misâl, mekânü’l-etrâb, kurb-i ru’yet, gülistân, gülşen, gülistân-ı gülşen, bûstân-ı nâs, ümmîd-i vuslat, ‘azâb-ı mukaddes vs.... Görüldüğü gibi doğu; mistik duyuş ve düşünüşün medeniyet beşiği olduğu için bu kültürde ölümü algılama ve ifade tarzı mülevven ve muhteliftir.

Mezar taşları anlamlı ve önemli bilgiler de içerir kimi zaman. Mezar taşlarında işlenen temalar daha ziyade dînî motifler taşır. Besmele, kelime-i şehâdet, kelime-i tevhîd, sûre-i fâtiha, tekvir suresinin 26. âyet-i kerîmesi, Hüve’l-Bâkî, İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn ayetleri gibi...

Dînî âyetlerin dışında ilâhîler, du’âlar, ağıtlar, meslekler, soylamalar, kelâm-ı kibâr, mani ve mükâlemeler kabir taşlarında bulunan kıymeti hâ’iz yazılı metin- lerden sadece bir kaçıdır.

Ölüm alametlerine muhatab kalan insanda fizîkî bir takım gerileme ve değişmeler yaşanır. Mürûr-ı senevâtla ömrünü geçiren şâ’irimizin çehresi artık iyice sararmıştır. Sükût ikrârdan olduğuna göre sen sakın susma diyerek bize seslenen şâ’irimiz, hayatın kaçınılmaz yazgısı olan ölümü hoş karşılamak gerektiğini kinâyeli bir uslûbla dile getirmek istemiştir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Ölümü Anlatan Bu Beyte Ancak Bu Kadar Güzel Tefsir Yakışırdı.

Ruhun bedenden çıktığı ana kadar geçen ölüm sürecini ve bunu kişiselleştirmeden anlatmayı beceren beyt şairinin anlattıklarını veya anlatmak istediklerini bu kadar iyi anlayıp ona belkide en uygun meâli yapmak çok zor olur. Ellerinize sağlık Hocam...

Oğuzhan Tanrıver.