Akşam üzeriydi. Şehrin caddelerinde, sokaklarında yürüyordum. Şehri hissetmeye, anlamaya, kulak vermeye çalıştım. Sonra birden bu şehrin sanki beni boğduğunu hissettim. Sevdiğim şu şarkı sözleri aklıma geldi: “Beni bu şehir boğuyor / Bilmem bana ne oluyor / Çöken karanlığın içinde / Umutlarım tükeniyor // Yokum sanki bu şehirde / Şehir benim içimde / Fırtınalar koparıyor / Çaresiz yüreğimde /”
Bu şehir neden sıkıcı, bayağı, banal, ufuk vermeyen, dar bir hapishane hücresini andıran, insan kalbini sıkan bir haldeydi. Günahları çoğaltıyor, iyilikleri azaltıyor. Her sokak başında her türlü sömürü, şiddet, güvensizlik boy gösteriyor. Anlamaya çalıştım ama zor iş anlamak. Bu şehir insana bir şey anlatmıyor, vermiyor. Sürekli alıyor, tüketiyor.
Gitmem lazım bu şehirden. Gitmemelisin, kurtaracağız, düzelteceğiz, direnmeliyiz diyorlar. İnsan şehir ile bir alışverişte, paylaşımda bulunur. Bu paylaşım anlamsız, geleceksiz olmuşsa çıkıp gidilmelidir. Yer değiştirmek yeni inşa hareketidir. Önceleri sokaklarımız vardı. “Evvelce sokağımızda oturan oturan insanlar, ya ev sahibi ya da uzun yıllar aynı evde oturan kiracılardı. Bu durum ister istemez aileleri birleştiriyor, dertler de sevinçlerde müşterek oluyordu. Sevgimiz de nefretimiz de sokağın bir bakıma kontrolündeydi. Bu sokakta her cam, üzerinize dikilmiş meraklı bir gözdür. Evlerse en insafsızından birer bunamak üzere olan hakim. Sanırsınız ki her geçişte sizden hesap sorarlar. Nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun, ne yapacaksın? Onlara baktıkça garip bir şekilde suçlu hissedersiniz kendinizi. İçinize, elinizden olmadan kaygı düşer. Acaba yapmasam mı, acaba gitmesem mi gibilerden. Bu kolektif oluşun faydaları hatta daha fazla zararları vardı. İnsanlar aynı kültürle yoğruluyor, aynı hatıralarla kökleniyorlardı. Oysa insanın ilerleme ve özgür olma şansı böylece hudutlanıyordu.” Bahaeddin Özkişi “Sokakta” adlı romanında sokağımızın ve evlerimizin öyküsünü böyle dile getiriyordu. Sezai Karakoç ev satın alıp bir yere kendini mahkum etmenin sakıncalı olduğunu çünkü sürekli aynı sokağı, insanları görmenin insan algısını geliştirmeyeceğini bunun için kiralık evlerde oturmanın, ortam değiştirmenin daha isabetli olacağını belirtir. Oysa modern hayat sürekli ev almaya, mülkiyet edinmeye çağırıyor. Biz Türkler bütün kazancımızı ilk önce konuta veririz. Türkler dahil hangi millet olursa olsun yer değiştirerek ancak medeniyet kurmuşlardır.
İbn Haldun Mukaddime’de yer değiştirebilenlerin yeni bir medeniyet kurabileceğini belirtir. Hicret eden peygamberler ancak mesajlarını yayabilmişlerdir. Diğerleri çoğunlukla o şehir halkı tarafından şehit edilmişlerdir. Çünkü şehrin yerli geleneklerine karşı savaşınca şehir halkı bütün olarak bunu yanlış algılayıp tehdit olarak görmüşlerdir. Yerleşmek alışkanlıkları doğuruyor; alışkanlıklar ise aklı, düşünmeyi yok ediyor.
Gitmek kaçmak değildir. Gitmek unutmak değildir. Gitmek sorumsuzluk değildir. Gitmek arayıştır. Mahkum olmamaktır. Yolda olmaktır. Hermann Hesse’nin belirttiği gibi hayat boyu kendi iç âlemimizde bir yolculuğa çıkmış durumdayız. Bu yolculuk dış yolculukla desteklenmelidir. Gidildiğinde bu şehirden alınan hayat özleriyle yeni arayışlar olacaktır. Unutamaz insan. Ben de bu şehre başka bir şehirden geldim. Ama ben kendi memleketime gitmek istemiyorum. Çünkü memleketimle alacağım bir şey kalmamıştı belki vereceğim bir şey de kalmadı. Çıktım ve bu şehre geldim. Ama memleketimi kendi içimde yaşıyor, her davranışımda oraya ait bir hatıra ve etkiyi hissederek yaşıyorum. Ama bu benim yolculuk yapmama engel değil. Burada da durmamalıyım diyorum. Onun için bir vakit bekliyorum. Cemil Meriç’e kulak veriyorum; Gitmek, kaderin hatalarını düzeltmektir.
Ve son söz Kavafis’in:
'Bir başka ülkeye, bir başka denize giderim', dedin
'bundan daha iyi bir başka şehir bulunur elbet.
Her çabam kaderin olumsuz bir yargısıyla karşı karşıya;
-bir ceset gibi- gömülü kalbim.
Aklım daha ne kadar kalacak bu çorak ülkede?
Yüzümü nereye çevirsem, nereye baksam,
kara yıkıntılarını görüyorum ömrümün,
boşuna bunca yıl tükettiğim bu ülkede.'
Yorumlar
gitmek mi zor, kalmak mı?
Cts, 24/02/2007 - 14:56 — Elif Meriçevet gitmek kaçmak değildir, ama arkada bırakmaktır. unutmak değildir, ama yanında olamamaktır. sorumsuzluk değildir umursamazlık hiç değildir ama arkada bırakılana vaad edilebilecek bir şey de yoktur.
Evet yolda olmamak bir yerde mahkum olmamaktır, ama her insan aslında gittiği her yerde kendine mahkum değil midir?. başkasına mahkum olmamak ise insanı bir ömür kendi yalnızlığına gömmek değil midir? Gitmenin de kalmanın da açmazları vardır. hayatımız zaten çelişkilerimizin bir bütünü sayılamaz mı? Kimin sözüydü bilmiyorum ama, soruyordu biri "gitmek mi zor, kalmak mı?"
Herkes Gider
Çar, 07/02/2007 - 17:40 — Hacer KorHERKES GİDER
Kimsenin olmayan bir yoldan geçerken
Kimsenin olmayan bir resmini gördüm hayatın
Büyük dalgınlar vardı
Cevapsızlar
Hiç deniz görmeyenler
Kimseye birşey sormayanlar vardı
Kaybedenler
Hayatın büyük ırmağında
Vardı ve akıyordu
Sonra kimse kalmadı
Hiç kimse
Bağırmak için
Yalvarmak için
Çünkü herkes gitti
Çünkü herkes gider
MEVLANA İDRİS
"gitme" nin gidişi
Cts, 24/02/2007 - 14:05 — Elif Meriçevet herkes gitti.
bazen biri gider ama herkes gitmiştir. Ama bırakıp giden gitmenin ta kendisiyse; artık ne gidilecek yer, ne yürünecek yol kalmamıştır. evet biri gitti. giden "gitme"nin ta kendisiydi.
ben gitmiştim, şimdi benden gitmek gitti.
ne gezgin ne de yerli..
Per, 08/02/2007 - 16:54 — Elif Nur DiyerHermann Hesse, o ezeli gezgin, o gönüllü sürgün, bir denemesinde şöyle diyordu: "Yeni bir eve taşınmak, yalnızca yeni bir şeye başlamak değil, eski bir şeyi terk etmek de demektir."Ali Çorak.
"Gitmek kaçmak değildir. Gitmek unutmak değildir. Gitmek sorumsuzluk değildir. Gitmek arayıştır. Mahkum olmamaktır. Yolda olmaktır.."
ya gidemeyenler??hadi toplanın "gitmiyoruz" da düğüm oluyor cümle..
şehirden boğulup gidemeyen ,durmaktan sıkılan, ne gezgin ne de yerli olamayan ruh halleri. Alıp başını gidememenin tuhaf üzüntüsüdür belki. Arafta yaşamın verdiği belirsizlikte ancak şehirden boğuluruz ve şiir okuruz.. çoğunlukla bundan ötesi yok!
elinize sağlık ruh halimize tercüman olan bir yazı olmuş, teşekürler.
kapayın pencereleri...
Per, 08/02/2007 - 18:22 — Elif Meriçher şeyin siyah ve beyazdan olduğu bir dünyada şiir nereye oturur? ve eğer araf hali hal değilse, içimizi parçalayan çelişkiler hayatın hangi açık kalmış penceresinden atılır dışarı?
çelişkim varlığımdandır, kapayın pencereleri...
“Aşk imiş her ne var Âlem’de / İlm, bir qîl ü qaal imiş ancak” fuzuli
dört sur'lu şehirler
Per, 08/02/2007 - 22:33 — Ümit Demirşehirlerin de duvarları yok mudur! bedene hapsolan şehre de hapsolur kalır. düşüncelerine, hatıralarına hapsolan nereye gitse tutsak değil midir! hangi şehir bize bol gelir ki bundan öte...
çile çekecek olan talibe der ki üstadı "evladım, önce havatırını temizle!" önce bir özgür ol bakalım... temizle kendini! tutsaklığını yen! bir yerlerden bir yere göçmek için önce hür olmak gerekir. zaten hür olana değil midir bizdeki çoğu emirler yasaklar! eğer gideceksen, önce iç âleminde çık yolculuğa!
şehirlerin de duvarları vardır. beden ise insana ölçü; düşünce, hayaller, hatıralar ise insana ölçü, nereye gitse kaçıp kurtulamaz. önce kurtulmalı insan tüm bağlarından sonra bedeninden sıyrılıp gönlüne doğru sefere çıkmalı.
siz hiç gönül seferine çıktınız mı? neler var orada bir bilseniz... asıl gidişler önce oraya olmalı işte!
ferdi, orhan, müslüm...vs. hafif gelmeli artık bizlere. elimizdeki nimetlere şükrsüzlük olur.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Evet, bir medilim de yok sana sallayacak...
Cts, 10/02/2007 - 02:13 — sümeyye doganBugün de aksiliği tuttu;
Hiç rahat vermiyor kopası başım.
Şehrim, öyle geliyor ki bana,
Bu senden benim son ayrılışım!
Bir mendilim de yok sana sallayacak...
İçimi dökebileceğim,
Adam olduğumu hatırlamasam;
Hani boyumdan utanmasam,
Ağlayıvereceğim...
Faik Baysal