“sizin hiç babanız öldü mü?
benim öldü
kör oldum.”*
yüzüne odaklanmış, tedirgin bir çift gözün merakını gideren sözler “babası ölmüş” oldu. bu haberi kendisine verenin eşi olması gerektiği kararı verildikten sonra eşiyle yalnız bırakıldı.
…
az öncesine kadar kelimelerin şen çocuklar gibi yuvarlandığı odaya buz gibi soğuk bir sessizlik çöktü. avuç içlerinde duran kabuğunun bir kısmı soyulmuş portakallar usulca tabaktaki yerlerine geri kondu. yüzler birbirine odaklanmış, ne oldu? bakışları karşılık bulmakta güçlük çekiyordu. yarı aralık kapıdan kendisinden önce giren gölgesi hüzünlendirmişti odayı. bizler hüznümüzle ayaklandık. gidelim mi? sözüne karşılık olarak.
…
gelişleri kadar güleryüzlü değildi gidişleri. oysa yeni doğan bir bebeğin ağlamasının yarattığı tebessümle gelmişlerdi. odalardaki çocuk sesleri ve gelen çayların kokusunu dostane bir muhabbetin ipuçları saymıştık kendimizce. ağırdan alınıyordu her şey. cümlelerimizi kurmak için uzun bir zamanımız vardı. geleceğe geçmeden, geçmiş anılarımızı tazeliyorduk, her anımızda dostluğumuz pekişiyor, utangaç tebessümlerimiz artıyordu.
…
bindiğimiz arabada her zamanki çokseslilik yerini koyu bir sessizliğe bırakmıştı. gece gözyaşlarımızı koyuluğunda kaybettiriyordu. buğulanmış camları parmaklarımızın tersiyle silerken; “o’ndan geldik, o’na gidiyoruz” sessizliği boğazımızda düğümlenmişti.
…
ölü evine vardığımızda ölülerin arkasından sadece kadınların ağladığını anladım ve doğanların arkasından da sadece doğuranların ağlayacağını.
…
modernizenin artık ölülerimize karışacak kadar hayatımıza girdiğini ölüyü bir yıkama aracının içinde kar gibi beyaz bir örtüye bürünmüş bir halde gördüğümde iyice hissettim. isyanımı bir bedevinin içtenliğiyle fatihalar edip üfledim cenaze yıkama aracının içine…
…
omuzlarımızda taşıdığımız ‘ölü’müzün ağırlığı altında eziliyorken yeni omuzlara bırakıyorduk ezikliğimizi. şehrin dışına yapılan yeni mezarlığa vardığımızda ne çok öldüğümüzü anlamak zor olmadı.
…
kazılan mezara konulan ‘ölü’müze küreklerce ya-sin’ler eşliğinde rahmet diliyorduk…
ey ölüm;
ne kadar habersiz ve beklenmedik geldiğini…
ne kadar ayrılıkçı olduğunu…
ne kadar, söylüyorlar.
oysa
ben bunların hiç birine inanmıyorum.
10/02/2007
Son yorumlar
11 sa. 41 sn. önce
23 sa. 37 dk. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 12 sa. önce
2 gün 27 dk. önce
2 gün 6 sa. önce
2 gün 8 sa. önce
2 gün 11 sa. önce
2 gün 22 sa. önce
2 gün 23 sa. önce