renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kahire Gezi Notları (1)

Tarih boyunca Firavun'la anılsa da Hazreti Ömer'den bu yana İslam dünyasının önemli merkezlerinden biri olan Mısır'a gitmek nihayet bize de nasip oldu. Giden herkese Kahire'de üç ayrı gezi programı sunuluyor. Biri İslamic Kahire, diğer Nil, bir diğeri de Pramitler ve Eski Mısır Medeniyeti... Mısır sadece Kahire'den ibaret değil elbette. Luksor, Asfan, İskenderiye ve Sina Dağı dahil onlarca gidip görülesi yeri var.
Gezimizi Kahire'yle sınırlı tuttuğumuz için buradaki her üç programı da uyguladık. Çok keyifliydi her biri... Fakat İslamic Kahire'nin tadına doyamadık. Asırlar ötesinden gelen ilahi bir atmosfer var orada. Toprağında Peygamberin (SAV) üç torunu yatıyor: Hazreti Hüseyin, Hazreti Nefise ve Hazreti Hazreti Zeynep!

Kahire'de diğer Arap ülkelerindekine benzer bir tablo var, kaos ve karmaşa... Bu keşmekeşten sıyrılıp şehri gezmenin tek yolu var, o da ticari taksiler... Biz de ulaşımın büyük çoğunluğunu eski model ticari taksilerle yapıyoruz. Bize mi denk geldi bilmiyoruz ama orada en az 20 ayrı taksiye bindik, bindiklerimizin yüzde 80'in de biz kapıyı açarken şoför radyodan Kur'an-ı Kerim dinliyordu. Şaşkınlık ve hayranlıkla karışık duygular içerisinde şöyle düşünmüştüm: "Bunlar Arapça bildikleri için ilahi mesajı direkt almanın zevkini yaşıyorlar herhalde!"

Mısır'da tanıdığımız ilk insan bir taksici oldu. Havalimanından eve giderken bindiğimiz o ilk takside de Kur'an okunuyordu. Bizi götüren sürücünün alnının ortasında siyah bir iz vardı. İlk başta bunu önemsiz bir cilt problemi olarak değerlendirmiş, üzerinde daha fazla durmamıştık. Zaten sürücünün de bunu dert edecek durumu pek yok gibiydi. Fakat daha sonra Kahire sokaklarında gittiğimiz her yerde aynı şeyle karşılaşınca haliyle meraklandık. Bize Mısır'da hem ev sahipliği yapan hem de rehberlik eden ağabeyimiz, bu durumu şöyle açıklamıştı: "Mısırlı erkeklerin yüz teni çok hassas. Namaz kılınca secdeye değen alınlarında süreç içerisinde aşınmayla böyle bir iz oluşuyor. Türkiye'de buna peygamber mührü diyorlar"

İlk birkaç gün insanları alınlarındaki o izden çıkarmaya çalışıyorduk. O iz varsa hemen bir yakınlık duygusu, kardeşçe bir muhabbet oluşuyordu kalbimizde ona karşı...
Birinci gün dinlendikten sonra Kahire gezimize başlıyoruz.
İlk durağımız Hüseyin Bölgesi... Han Halili'nin de bulunduğu bu bölgede Hazreti Hüseyin'in kabri var. Kahire'ye giderken geziye Kerbela şehidi, Peygamber (SAV) torunu, Hazreti Ali ve Fatıma'nın oğlu, risaletin ikinci kuşak çocuğu Hazreti Hüseyin'e selam vererek başlamak adettendir. Hazreti Hüseyin'in kabri kendi adını taşıyan camiinin içindedir. Camiin açık olduğu her saatte kabir dolup taşıyor. Buraya girer girmez sizi Kerbela'nın hüznü sarıyor. Ağlamak o anda yapılabilecek en kolay şey... Acı dipdiri, hüzün dipdiri.

Biz Hüseyin'e gittiğimizde Aşura hazırlıkları vardı. Caminin çevresi Hüseyin Gecesi için günler öncesinden gelip buraya kamp kuranlarla doluydu. Herkes siyahlar içinde... Caminin çevresini kaplamıştı ümmet, Kerbela'nın yüzyıllardır tutulan yasıyla...
Camide manevi bir manyetik çekim var. Bir köşede sürekli Kur'an okuyup, zikir çeken ve selat ve selam getiren genç/yaşlı onlarca kişi vardı, biz ayağımızı içeriye attığımızda. Psikolojik koşullanmadan mıdır bilinmez kabre her girdiğimde gül kokusu duyar gibi oldum. Mısır'da en sevdiğim şey şuydu, kimse tek başına namaz kılmıyor. İki kişi birbirini buldu mu, biri imam diğeri cemaat oluyor.

Hüseyin Camii'nden sonra ikinci durağımız El-Ezher Camii oldu. İslamı öğretmek için kurulan dünyanın ilk üniversitesi burası... O da Hüseyin'de bulunuyor. Hazreti Hüseyin Camii ile El-Ezher neredeyse yan yana. El Ezher Üniversitesi, şimdilerde zaman zaman birtakım eleştirilerin odağına otursa da, buranın İslam bilim tarihindeki önemi tartışılmazdır. Binlerce alimi yetiştiren bu kurum hâlâ bile eski önemini koruyor. Türki Cumhuriyetlerden, Endonazya'ya, Amerika'dan, Avrupa'ya dünyanın dört bir tarafından binlerce öğrenci buraya sadece İslam'ı öğrenmek için akın ediyor. Denklikler iptal edilmeden önce El-Ezher'e Türkiye'den de yoğun bir ilgi vardı. Fakat 28 Şubat sürecinden sonra denklikler iptal edilince ülkemizden giden öğrenci sayısında müthiş bir azalma yaşandı.

Üniversite zamanla talebi karşılamak için modern fakülte binalarına taşınmış. Fakat yakın dönemlere kadar özellikle İslami ilimleri okutan hocalar El Ezher Camii'ne gelip burada oturuyor, öğrencilerine burada ders veriyorlardı. Hocaların, sohbet havasında derslerini okuttukları o köşeleri gezince doğrusu Doğu'da en azından benim görme şansını bulduğum medrese oturuş düzenini hatırladım.
Buradan ayrıldıktan sonra eve çekiliyoruz. Zira bir sonraki gün bizi çok yoğun bir program bekliyor. İslamic Kahire denilen bölgeyi gezeceğiz. Eski Kahire'nin bulunduğu alanı kapsayan bu bölgede Fatimilerle başlayıp Osmanlılarla devam eden islami dönem eserleri mevcut.

Gezimize Kuddüs Fatihi Selahaddini Eyyübi'nin yaptırdığı kaleyle başlıyoruz. Kale Kahire'nin tam ortasında, yüksekçe bir yere yapılmış... İlk bakışta görenlere, "İşte burayı ben koruyorum" diye haykırıyor. Selahaddin, Haçlı Seferleri'ni durduran efsanevi komutan!
Gezimiz boyunca bizi yalnız bırakmayan ağabeyimiz, Selahaddin'le ilgili çok ilginç anılar aktardı bize. Ezher'de okuduğu sırada master tezi için Selahaddin Kütüphanesi'ne gidip gelirken giriş çıkışlarda ücret talep ediliyor kendisinden. Yabancı tüm araştırmacılardan alınan cüz'i bir para. Mısırlılar kendileriyle her türlü şakayı yapabileceğiniz sıcak bir mizaçta oldukları için birgün kendisinden para isteyen kapıdaki görevliye, "Ben Kürdüm, burası benim dedem adına yapılmış bir kütüphane... Benden nasıl para istersiniz?" diye, yarı şaka-yarı ciddi bir şekilde çıkışıyor. Görevli de, "Hakikaten sen Kürd müsün?" diye soruyor. Bizimki de olumlu yanıt verince görevli tam da Mısırlılara yakışır bir sevecenlikle, "Hakikaten de burası senin deden adına yapılmış bir kütüphane... Selahaddin de Kürttü. Artık buraya bir evsahibi gibi gelip çalışabilirsin!" diyor. O genç araştırmacı buna gerek olmadığını söylese de görevli her gidişinde, "Buyrun Selahaddin'in sevgili torunu" diyerek kendisini içeriye buyur ediyor.

Mısırlılar için Selahaddin apayrı bir öneme sahip... Selahaddin, Mısırlı müslümanların en çok sevgi gösterdiği tarihi kişiliklerin başında geliyor. Nedenini, kendisine bir akşam misafir olduğumuz Mısırlı Usame Bey, şöyle açıklamıştı: "Hiçbir komutan Haçlıları engelleyemedi, Allah bunu bir Kürt komutan olan Selahaddin'e nasip etti. Eğer Selahaddin, Haçlıları engellemeseydi onlar önce Kuddüs'ü alıp talan edeceklerdi, ardından da Mekke ve Medine'ye yöneleceklerdi"
Mısır'ın asil ailelerinden birine mensup olan Usame, bu kısacık açıklamanın ardından bana çok ilginç gelen şu tespitte bulunmuştu: "Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bütün uluslara devlet verildi. Ancak Kürtlere verilmedi. Bunun nedeni de, Batı'nın Selahaddin nedeniyle Kürtlere olan tarihi kinidir. O nedenle alıp Kürtleri, dört parçaya böldüler. Ki bir daha biraraya gelemesinler diye"

Selahaddin Kalesi'nin içindeki Mehmet Ali Paşa Camisi, Türk mimarisi dikkate alınarak yapılmış ender mabedlerden biridir. Türk mimarisi ile Arap mimarisinin en ayrıştığı nokta, minareler olsa gerek. Arap mimarisiyle yapılmış yeni minareler köşeli (Eski yapılar ise Türk mimarisine bayağı yakın çizgiler taşıyor), Türklerinki ise yuvarlaktır. Mehmet Ali Paşa Camisi, İstanbul'daki büyük bir caminin mimarisi dikkate alınarak inşa edilmiş. Türkiye'deki herhangi başka bir camiden farkı yok aslında. Tek farkı belki de ihtişamıdır.
Kalenin içinde yeşil kubbeli bir cami ile polis ve askeri müze de var. Gidenler mutlaka burayı da gezmeli. Ama bu kalenin en önemli özelliği İslamic Kahire denen bölgeyi panagrofik açıdan izleme şansı sunmasıdır. Selahaddin'in yaptırdığı kalenin bulunduğu alanın çevresini birbirinden enfes camiler kaplamış. Yönünüzü çevirdiğiniz her noktada o ana kadar gördüklerinizin en iyisi olduğuna karar verdiğiniz bir cami ilişiyor gözlerinize. Dip dipe onlarca cami yapılmış.

Bu bölgedeki en önemli eserlerden biri kendine özgü mimari yapısıyla dünyada bir benzerine daha rastlanmayan Rufaiye Camii'dir. İhtişamın, ruhaniyetle bu kadar içiçe geçtiği başka bir mabed var mı acaba? Türkiye'de özellikle Güneydoğu'da etkin olan Rufai Tarikatı'nın kurucusu İmam Rufai adına yapılmış olan bu camii uzun yıllar hem ibadethane hem de islami ilimlerin okutulduğu bir fakülte olarak hizmet vermiş. Rufai Hazretleri'nin kabrinin de bulunduğu camide özellikle batılı turistlerin akınına uğrayan özel bir oda var. Burası inanılmaz bir akustiğe sahip... O bölümde bulunan görevliler giden herkese bu bölümün akustiğini göstermek için, "Allahu Ekber Allah'u Ekberrrrrrrrr!" diye güzel bir makamda, tekbir getiriyor. Bu ses saniyeler boyunca sonsuza uzanıp gidiyor gibi bir his uyandırarak önce yükselip, sonra yavaş yavaş azalarak yankılanan ilahi bir tınıya dönüşüyor.

Bu caminin hemen yanında, Sultan Hasan Camii bulunuyor. Yüzyıllardır birbirlerine yarenlik ediyor bu iki mabet! Sultan Hasan Camii de çok önemli tarihi bir özelliğe sahip. Burası uzun yıllar Şafii, Hanefi, Maliki ve Hanbeli mezhebinin bir arada okutulduğu en büyük medrese olma özelliği taşımış. O nedenle İslam ilim tarihinde çok önemli bir konuma sahip! Kandilleri altından yapılmış.
O bölgede onlarca buna benzer camii var. Her biri ayrı bir özelliğe sahip. İnsan bu bölgeyi gezerken bir an önce sevgiliye ulaşmak için karşı konulmaz bir arzuyla doluyor. En sevgilinin sevgili torunu Hazreti Seyyid Nefise, bu vadinin içinde, edebi istirahatgahında yatıyor. Buraya gitmeden önce yol üstünde bulunan İmam Şafii Hazretleri'nin kabri ziyaret ediliyor. İslam ümmetinin en mükemmel alimlerinden biri olan peygamber varisi, yeşillikler içinde görkemini ortaya çıkaran bir kabirde kendisini ziyaret edecekleri bekliyor. Müthiş bir manevi iklim kabirden içeri girer girmez kuşatıyor insanı. Kabrin hemen yanında mükemmel bir camii var, İmam Şafii Camii!

İmam Şafii Camii'nden ayrıldıktan sonra Hazreti Seyyid Nefise Camii'ne kıvrılıyor yolumuz. İçimizde tatlı bir heyecan ve garip, tanımlanamaz bir hüzün hakim! Camiye girer girmez selat ve selam eşliğinde iki cihan serverinin torununun kabrine doğru ilerliyoruz. Bizi içerde, zaman zaman hıçkırıkların katık edildiği Kur'an sesleri karşılıyor. Her nefeste selat ve selam ediliyor Peygamber'e (SAV)... Selat ve selam O'nadır!
Mısır'da Hazreti Nefise'den başka, Peygamberimizin (SAV) bir diğer torunu Hazreti Seyyid Zeynep de bulunuyor. Kahire'nin toprağını üç peygamber torunu ve onlarca sahabi, yüzlerce salih ve alim onurlandırmış. Hazreti Zeynep Camii de, yine aynı vadi içinde ama biraz uzak bir mesafede bulunuyor.
Bu güzergahı izleyenler genelde Hazreti Zeynep Camii'ne gidip oradan Amr İbn As Camii'ne gidiyor. Fakat bize Hazreti Zeynep Camii'ne ve kabrine gitmek nasip olmadı.

Kahire'deki gezimizde uğradığımız en önemli duraklardan biri de Amr İbn As Camii'ydi. Amr İbn As, Hazreti Muhammed'in (SAV) efsane sahabelerinden biri... Hazreti Ömer döneminde ordunun komutanı olarak Mısır'ı fethediyor ve buraya Vali olarak atanıyor. Mısır'a gelir gelmez buraya ilk olarak İslam mührünü vuruyor. Onun vurduğu o mühür hâlâ Kahire'nin bağrının üstünde ap açık duruyor.
Amr İbn As, kiliselerin bulunduğu alana büyük bir camii inşa ediyor. Bu cami Mısır'ın ilk camisi ve 642 yılında yapılmış. Onun adını taşıyan bu camide şuan 10 bini aşkın kişi aynı anda namaz kılabiliyor. İslam'ın ikinci büyük mescidi olma özelliği taşıyan bu camii özellikle Ramazan ayında dinin en iyi idrak edildiği birkaç yerden birine dönüşüyor. Ramazan boyunca teravih namazlarında bir, diğer namazlarda da bir olmak üzere iki ayrı hatim indiriliyor. Mısır'ın en iyi Kur'an hafızları burada namaz kıldırıyor. Cihad, iman, cennet, cehennem ve Hazreti Muhammed'in adının geçtiği ayetlerde binlerce kişilik dev kadro aynı anda o muhteşem duygusal ortamda hıçkırıklara boğuluyor.

Bu bölgeyi gezerken görmeniz gereken bir diğer önemli yer de "Ölüler Şehri" denen eski Memluk mezarlığı. Mısır'da ölüler bizdekinin tersine toprağa gömülmüyor, inşa edilen mezar evlerde defin ediliyor. Onların ölülerini toprağa gömmemelerinin nedeni zeminin kum olması. Kum zemin sürekli kaydığı için onlar da buna önlem olarak iki katlı mezar evler inşa etmiş. Aile kabristanları işte bu mezar evler. Her ailenin bir mezar evi var. Ölüler bu evlerin alt katına gömülüyor. Üst katları ise boş bırakılıyor. Bu boş bırakılan odalarda Kahire'nin yoksul kesimi yaşıyor. Bu aileler mezar bekçiliği yapıyor ve burada çoluk-çocuk ölülerle aynı ortamı paylaşıyor. Ölülerle aynı evi paylaşma düşüncesi bize ürkütücü geliyor. Ama burada, mezar evlerin hemen önüne oturup nargilesini tüttüren aile büyüklerini ve o evlerin küçücük odalarında oyun oynayan şen/şakrak çocukları görünce tabloyu daha farklı değerlendirmeye başlıyoruz.

Günümüzde burada yaklaşık 500 bin kişi yaşıyor. Bu mezarlıkların kaldırılması için tartışmalar yıllardır sürüyor. Kahire'de doğan bir çok çocuğun ikamet adresi olarak mezarlığın gösterilmesi yetkilileri harekete geçirmiş. Şimdi burayı boşaltıp mezarları çöle taşımayı düşünüyorlar. Yerlerine de 4'er katlı, modern yerleşimler planlanıyor. Ölümle yaşamın bu denli iç içe bulunduğu bu yer de, Kahire'nin turistik gezi seçeneklerinden biri haline gelmiş durumda. Bu bölgeyi iyi bilen bir rehberle gezerek hayatınızın en ilginç turistik gezisini yapabilirsiniz.

devam edecek...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kerbela geldi yüreğimize

Yazınızı beğenerek okudum. Umarım ikincisi ve varsa daha ilerisi yakında yayınlanır. Zira o mezar evlerde biraz oturmaya ve Hz. Hüseyin kabrinde gözyaşı dökmeye eskisinden çok daha fazla ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
Gezi notlarını çok önemsiyorum. İbn-i Batuta'nın seyahatnamesi özellikle bu bölgeleri anlatan bölümleriyle bizleri neredeyse yediyüz yıl öncesine götürüyor. Şayet okumamışsanız Mısır ile ilgili güzel bölümler bulunduğunu hatırlatırım.
Allah yar ve yardımcınız olsun.

Kahire.

Ben de yazinizi nefesimi tutarak okudum.Henuz yeni "kahire kitabi"ni bitirirken bir Kahire yazisi gormek, memleketimden birinin gelip bana oralardan haber vermesi gibi geldi...cok sevdigim yazi turlerinde.
Hz ömer, Hz. Hüseyin, Amr bin As, Selahattin Eyyubi....tum hatiralar gozumun onune geldi.Ama hala hüseyin camisnine ulasamadim.Belki de oradan ayrilamadim.Hz ömer' in Nil'e yazdigi mektubu Nil'in yuzunde gormek isterdim.
Sanirim hz Hüseyinin kabrinin yeri bilinmiyor...Birkac rivayet var,ama onlarin hatiralarinin orada oldugu kesin.
Anlatmaya devam edin bize Kahireyi.
selam ve dua ile....

Kahire Ah!!!

Kahire'yi anlatmaya devam edeceğiz elbette... Bu benim yaptığım bir heyecanı paylaşmaktı. Kahire'de daha fazla şey gördük, daha çok şey yaşadık... Ben bunlar arasında sadece ileriye taşımak istediğim heyecanlarımı yazdım.

Bize, güzel olan şeyleri anlatmak yakışır. Herşey, güzel bakmak içindir. O nedenle bundan sonraki yazılarımda da, sadece gördüğüm güzellikleri anlatacağım. Kahire güzeldi.
Okuyan ve görüşlerini paylaşan herkese teşekkür ve minettarlıkla...!

kahire

Medine hanım özleminizi giderir mi bilmem güzel fotoğraflar var bu adreste... www.sonuyari.org/fustatkahire/index.html

ölüm piramitleri

Kahirenin ortasında binlerce yıllık mezarlar.

ölümü yeneceklerdi ve binlerce yıldır ölümün yanıbaşımızda olduğunu hatırlatan abidelere dönüştüler.

Dünyaya ölümün geçit vermezliğini gösteren ölümsüz taş yığınları.

yelkenli ile nil

Nil nehri... binlerce yıldır milyonlarca değişikliğe şahit olan Mısır'ın ortasında tüm ihtişamıyla, değişmeden akmaya devam ediyor.
Nil kıyısında nilin gizemine sizi taşımak için bekleyen sihirli bedevi amcaların yelkenlileriyle güneşin batışına yola çıkmalı..
Nildeki yelkenlilerden Nil kıyısında uzanan modern Kahire, sahte bir resim gibi gorunur. acemi bir fotografcının eklediği yapmacık bir fon gibi.
nil direnir!