renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Gözümüz ‘Aydın’ mı ?

Sorulardan kaçmayan, hakkıyla düşünen ve çözüm üreten kişidir aydın. Vazifesi ağırdır. Doğru bildiği yolda düşmeden yürüyebilme, düşüncenin bütün renklerini tanıyabilme, çözüm üretebilme ve karanlıkları aydınlatabilme belirgin vasıflarıdır.

Aydın, gerçek aydın… İşte meselemiz. Son devir fikir tarihimizde hep çatışmaya şahid oluyoruz. Bu çatışma halk ile aydın arasında olmaktadır. Aydın ait olduğu yerde söyler, yazar ama sesi halk içinde yankılanmaz. Bir türlü halk ile istediği iletişimi kuramaz ve kendi köşesine çekilir. Yalnızdır. Fildişi kulesinde kendisiyle konuşan ‘aydın’ artık bir yabancıdır. Kolu kanadı kırık ve uzakta, umutsuz.

Batılı gibi olma çabamız beraberinde kültür değişimini getirdi. Tarihin kırılma anıydı bu. Artık taşlar yerinden oynamıştı. Başlayan yenilgiydi. Karşımızda bize kin besleyenler ve onların içimizdeki temsilcileri. Yenilgi üstüne yenilgi. Çare arayışları, kabukta kalan girişimler ve saray içinde entrika, kısır kavgalar…Yeni nizâm arayışları ve bir devrin resmi başlangıcı olan Tanzimat Fermanı… Sene 1839 .

Aydın, karşı olma tavrıyla sahneye çıkmıştı. Namık Kemal bu ruh haliyle: “Görüp ahkâm- ı asrı münharif sıdk-ı selametten / Çekildik izzet-ü ikbal ile bâb- hükûmetten” demektedir. Tevfik Fikret “Tarih-Kadim” ve “Tarih-i Kadime Zeyl” isimli şiirlerinde mukaddesimize ve tarihimize hakaretler yağdırır. Karşı oluş, muhalif tavır önceki ediplerimizde bu şekilde telâkki edilmemiştir. El insaf… Mukaddese dil uzatmak kimin haddineydi?

Romanın içinde ‘Roma’ var. Batılılaşma maceramızı, romancılarımızın kaleminden izleyebiliriz. Ahmet Hamdi Tanpınar: “ Modern Türk edebiyatı bir medeniyet kriziyle başlar” der. Batılılaşma tarihimiz bir bakıma, bizde roman türünün gelişimi ile paraleldir.

Ahmet Mithat Efendi’nin “Felatun Bey ile Rakım Efendi” romanında iki ayrı kültürün çatışması gözler önüne serilir. Batının tesiriyle konuşan Felatun Bey gülünç haldedir. Şarkın sesi olan Rakım Efendi her haliyle ölçülüdür. Düşünerek konuşur. Rakım Efendi her haliyle yerlidir.

Recaizâde Mahmud Ekrem’in kaleme aldığı “Araba Sevdası” romanında Bihruz Bey tiplemesiyle alafranga hayat yansıtılır. Bu romanda çizilen alafranga tipin en belirgin özelliği millî kültürden kopmuş olmasıdır. Bihruz Bey menfî tesirin neticesinde insanımızdan, kültürümüzden uzaklaşmıştır.

Yakup Kadri Karaosmanoğlu “Yaban” isimli romanında aydın-halk çatışmasını açık yüreklilikle dile getirir. İstanbul’dan Anadolu’ya gelen aydın, halkı beğenmemekte; halk ise aydını ‘yaban’ görmektedir. Tam bir kopuş halidir yaşanan.

Cemil Meriç, ‘aydın’ kavramı hakkında şu tespitlerde bulunur: “Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat ve hakikâtin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs” der. Her okuyan-yazan aydın değildir. Bu sebeple okumuş kişi, aydın kişi ayrımını yapmak gerekir. Çözüm üretemeyen, fildişi kulede yabancı, taklitçi şahısların derdimize derman olmalarını beklemek doğru değil. Kendi karanlığından kurtulamayan başkasını nasıl aydınlatır? Kendi kafasıyla düşünemeyen nasıl yol gösterir? Bu noktada sıkça kullanılan “yarı aydın” tabirinden söz edebiliriz. Yarı aydın hakikâti kavrayamamış, kuruntulu, saldırgan bir aldanmışlar zümresi olarak karşımıza çıkmaktadır. Abdullah Cevdet, Beşir Fuad ikilisiyle başlayıp günümüze kadar gelen aydın tipinin getirdikleri ve götürdükleri üzerinde düşünmek gerek.

Avrupa’ya büyük umutlarla gönderilen gençler dönmedi yahut memlekete döndüklerinde kibirlenmeye başladılar. Halk ile aydın arasındaki bağlar böylelikle bir bir kopmaya başladı. Elbette çok kıymetli aydınlarımız da vardı. Onlar düşünmek ve anlatmak için serden geçmişlerdir. Hakikat ışığında dirilmesini bilen; ilim, aşk, dua, gayret ve umut ile yürüyen aydınımızın söyledikleri, yazdıkları bizim için kıymetlidir. Yolumuzu aydınlatanlara selâm olsun.

Dünya gözümüzü, gönlümüzü bağlamasın. İnsan olmanın sırrına eren ‘kitap’ ile muhatap olacaktır. ‘Kitap’tan nasiplenen ve ‘kitap’ ile yürüyen insan umudumuzdur. Kendisini hakikât bilgisiyle donatan kişi hayırlara vesile olacaktır. Halka tepeden bakan, tarihini karalayan, mukaddesi hafife alan okumuşlardan, sözde aydınlardan kurtulmak gerek. Onlara cevabımız: Evvela kendi özünüzü aydınlatın !..

Dilimizde ‘gözü aydın olmak’ diye güzel bir deyim vardır. Bu deyimi konumuz bağlamında ele aldığımızda bir soru karşımıza çıkıyor. Soralım öyleyse: Gözümüz ‘aydın’ mı?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bütün Kur’an'ları yaksak

Cemil Meriç der ki : “Bütün Kur’an ları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalı nın gözünde Osmanlıyız; Osmanlı, yani İslam. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın!

Avrupa maddeciliğine rağmen Hıristiyandır;sağcısıyla, solcusuylu Hıristiyan. Hıristiyan için tek düşman biziz: Haçlı ordularını bozguna uğratan korkunç ve esrarlı kuvvet. Genç cüce müselsel zilletler sonunda ihtiyar devin zaaflarını keşfeder; ahde vefa, civanmertlik, merhamet… Aşağıdan alır, hulüs çakar, yaltaklanırve…nihayet alteder devi. Cenk meydanlarında değil, yatak odalarında kazanılan bir zafer.

Zavallı Türk aydını…Batılı dostları alınmasınlar diye hazinelerini gizlemeye çalışır. Sonra unutur hazineleri olduğunu. Düşmanın put larını takdis eder, hayranlıklarını benimser. Dev papağanlaşır.” “ Efendisinin ilaçlarını çalıp içen ahmak uşak…”

Koçi Bey vardır bir de hakkı haykıran. Ama haykırdıkça sessizleşen sesi kısılan. Onu duymayan da yöneten(!)ler. Lale devri ile devrilen yönetim anlayışı. Ulu Hakan gibi tek kalanlar da zaten dönmelerin elinde oyuncak olmaya mahkûm oldular. Anlamayanlar ile anlatamayanların hazin hikâyesidir bu bitmeyen yok oluş destanı(!)

Şimdi var mıyız? Anlamayanlar ile anlatamayanların devam ediyor destanı. Bitmiyor dedik ya. İçimizi yakıyor bu sağırlık ve körlük.

Allah. De.
İlahi takdir.
Desek mi?

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM, ZALİMİ ASLA SEVEMEM;
GELENİN KEYFİ İÇİN GEÇMİŞE KALKIP SÖVEMEM.
BİRİ ECDADIMA SALDIRDI MI,HATTA BOĞARIM!...