renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İsyan Ruhunun Manifestosu

Gümüşten korkanların konuştuğu bir yüzyılda susmak yaraşır konuşması beklenenlere. Erteleyin kurşundan cümlelerinizi… Mızrap gibi kelimelerinizi bir vakte kadar tutun. Üzerini örtün son haddine varan sabrınızın. Sırası gelecek her şeyin. Oturup bir bir susacağız ki o zaman anlaşılacak Susa’ya neden sadece uzaktan baktığımız. O zaman hayretle anlaşılacak sürekli küfr konuşan ağızların aymazlığı. O zaman ineceğiz çıktığımız dağlardan aşağılara, durmak için değil aşağıları yanımıza almak için. Yükseltmek için korkunç akasyaları efendisi çınarın yanına. O zaman görecek herkes, işin rengi aslında ne imiş.

Görecek herkes akasyaların aslında büyümediğini, büyüyemeyeceğini.

Susuyoruz işte, yazı yazıyoruz mesela hakkıyla susmak için. Hangi birine yaksak ağıdımızı. Hangisinin adını kazısak camii sütunlarına... Hangisine dönüp baksak, ağlama desek. Uzaklara dikmişken gözlerimizi, meğer omuzlarda bir ihanete tutulmuşuz. Kardeşlerimiz acılarımıza kardeş olmamış, ilk vadide terk etmiş bizi. Boynu tutulmuş ülkemin batıya bakmaktan. Ruhu tutulmuş bir amansız hastalığa. Bir cüzzamlı korkak cesaretiyle davranıyoruz.

Vakti gelecek işte, kursaklarında yetimlerin alın terini biriktiren midelere hesap ödeyecekleri soruların sorulmasının. Sorunların aşılması gerekebilir. Susacağız vakti belirlenmiş bir zamana kadar. Susacağız uyarak bizi her dem uyarana, bize uyarıcı gönderene uyacağız her dem susarak.

Susmamız gerekebilir, tüm renkler silindiğinde. Bir kasırga tüm ruhumuzu alıp götürürken bir et yığını halinde bedenimizi bıraktığında susmamız gerekebilir. Susmamız gerekebilir belirli bir vakte kadar. Gerekirse susacağız.

Ve vakit gelir. O zaman konuşmamız gerekebilir bazı soruların cevaplarını aramak için. Bulmak için bazı sorunların çözümünü konuşmamız gerekebilir.

Konuşmamız gerekebilir, “büyük ajansların yaydığı Ortadoğu resimlerinin” neden en çok bize benzediği hakkında. Konuşmamız gerekebilir vaktinde darağaçlarında sallanıp duranların neden en çok dedelerimize benzediği hakkında. Mahkeme koridorlarında ne işimiz olduğunu sormak için konuşmamız gerekebilir.

Konuşmamız gerekebilir, bir çocuğun uranyumla ne alıp veremediği olduğu hakkında. Mahallesinden dışarı çıkmamış evine ekmek götürme telaşından başını kaldıramamış bir adamın, neden evine geldiğinde kendi çocuğunun ölüsüyle karşılaştığı sorusunu sormak için.

Bazen susmamız gerekebilir yürürken bazen konuşmamız emredilebilir bize. Ama sahibi olduğu toprakların sorumluluğunu üstlenmiş cevelan yiğitler, erkek kardeşlerimiz çıkabilir umulmadık bir zamanda. Tarih bile kahkaha atarken, onların yüzlerinde parlak, kızıl bir sabır duruyor işte. Umulmadık bir günle karşılaşabiliriz her günmüş zannettiğimiz bir günle.

Ertelenmiş bir vakte kadar susmayı, en sesli konuşma bellemiş, her sabah ebabilleri görme umuduyla perdesini aralayan, yüzündeki çizgilerin devamı ta yüreğine ulaşan halkların yaşadığı bu toprak parçası, ertelenen vakit gelip çattığında en sesli konuşmayı bilecektir elbet.

Emredileni yapma konusunda kimse bizden yana bir gevşeklik ummasın. Kimse yaslanıp yastığına, ağlar gibi yapmasın açlığımıza. Kimse, dengelerden söz etmeye kalkmasın. Hiç kimse “siyaset bunu emreder” deme küstahlığını göstermesin bize karşı.

Direnmek, bu çağın suçlusu olarak bize yazılmış. Olsun. Bileklerimiz ince, sesimiz cılız olsa da, başımızdaki örtüye rektörlerin selam duracağına inanıyoruz. O günü beklemeyeceğiz, o günü getireceğiz. Bilinsin!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dirençli Bir Suskunluk...

Uzaktan baktıklarımız, hisettiklerimiz, kavuşmayı umduğumuz belki de en çok sevdiklerimizdir... an gelir mahşeri kalabalıklarla ineceğiz Susa'dığımız çeşme başlarına... umudumuz suskunluğumuzdaki sır'dır... yüreğine sağlık.

Beyza Nar...

Harika bir yazı okudum... Gönlüne sağlık ne ekleyecek bir kelime ne de çıkartılacak bir cümle buldum.. Kalemin deniz gönlün umman olsun kardeşim...

susmak zehirlidir...

"ölsek de sevinin eve dönsekse
sanma kalır bu tekerlek tümsekte..
yarın elbet bizimdir..
gün doğmuş gün batmış ebed bizimdir.."
necipfazılkısakürek

teşekkürler yüreğine sağlık...

ileri!

"Direnmek, bu çağın suçlusu olarak bize yazılmış. Olsun. Bileklerimiz ince, sesimiz cılız olsa da, başımızdaki örtüye rektörlerin selam duracağına inanıyoruz. O günü beklemeyeceğiz, o günü getireceğiz. Bilinsin!"

o gün gelecek. ve direncimiz büyüyecek.

ileri!

Canhû

Hoşçakalın yargıçlar
Cübbeleriniz hoşçakalsın

Toprağın
Yoksulların ve yeşil yaprağın
Kıyısına ulaşmayan kararlarınız
Onlar da hoşçakalsın

Gidiyoruz
Birşey sormayın birşey söylemeyiz
Sarı kağıtlarda şiir olmayı seçtik
Yüzümüzde yolların cesur çığlığı
Gidiyoruz

Dönüşümüzü bekleme kaldı size
Rüzgarın hû
Canların hû dediği bütün mevsimlerde

Mevlana İdris (İyi Geceler Bayım)

Ben yarın Beyazıt meydanında susuyor olacağım.
Kaleminize sağlık efendim...

Yumuşakçalar

Şubat ayını seviyorum... Hayır, doğduğum ay olduğundan değil. Sevdiğim birçok ismin bu ay içinde şehid edilmiş olmasından. Zira herbiri isyan ruhunun en asil temsilcileriydi. Neyin nasıl yapılacağını gösterdiler ve gittiler. Onlar giderken ne bilsinlerdi mücadele ettikleri davanın ardından bir yığın yumuşakça geleceğini. İsyan ruhunun asil temsilcileri niyetine kendilerine gelmeleri için esaslı bir tokat atsam diyorum şu yumuşakçalara ama o kadar yumuşaklar ki bir taraflarına tokat atsak diğer taraflarından çıkarda yine de hissetmezler.