Yıl 1997…28 Şubat…
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) 'nin 9 saat süren toplantısında 28 Şubat Kararları alındı…
Bu kararlar, irticayı Türkiye'nin önündeki en büyük tehlike olarak saptadı. MGK'da, Atatürk ilke ve inkılaplarının ödünsüz uygulanması kararı verildi.
İki darbe bir muhtıra gören Türkiye, 28 Şubat 1997'de tankların yine sokağa çıktığını gördü. Ancak bu sefer Ankara'nın Sincan İlçesi'nden geçen tanklar ‘balans ayarı' yaparken Türk halkı da sandıktan çıkan REFAHYOL Hükümeti'nin ‘Postmodern Darbe' ile iktidardan düşürüldüğüne şahit oldu.
Her şeyden önce bu darbenin arkasında her darbe gibi ABD 'nin tam desteği bulunuyordu. 28 Şubat sürecinin başlangıç tarihi, sanıldığı gibi Demirel'e askerlerin brifing verdiği ve kendisinin darbeyi yönetmeye başladığı Aralık 1996 değil 15 Ekim 1996 tarihli ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD Ankara Büyülelçisi Mark Grossman'a gönderilen ' Çok Gizli' kriptolu bir mektuptur.
Hızını almayan büyük sermaye basınının “Andıç” adı verilen talimatnamelerle doğrudan doğruya yönetilmesine 28 Şubat paranoyası imkan sağlamıştı.
Cengiz Çandar, Mehmet Barlas ve Mehmet Ali Birand gibi tecrübeli, üstelik laik gazetecilerin, PKK teröristi Sakık'ın itiraflarını değiştiren Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak'ın marifetiyle 'vatan haini' diye kovulduğu basın tarihimizin yüzkara dönemiydi 28 Şubat…
Bozacının şıracıyı savunması normaldi…
7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren, Erol Özkasnak'ın "28 Şubat post - modern bir darbedir" açıklamasını değerlendirirken "TSK ikaz görevini yapmıştır ve iyi de olmuştur" dedi.
Ulusal çıkarlarımızı koruma ve kollama görevi “Batı Çalışma Grubu”gibi hukuksal demokratik sosyal devlet yapısında yeri olmayan illegal cuntacı asker-sivil bir çeteye teslim edildiği ve askeri hiyerarşi bozulduğu için askeriyemizin yıprandığı bir süreçti 28 Şubat.
'Laik rejimi kurtaralım' ayaklarıyla yola çıkıp bankaların içini boşaltanların cirit attığı, devletin yol geçen hanı gibi soyulduğu ve hortumculuğun doğal karşılandığı, ülkenin 3. dünya ülkesi görünümüne hapsedildiği karanlık günlerdi.
Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) 28 Şubat kararlarının ardından gelişen olaylar şöyledir; Başbakan Necmettin Erbakan'ın 'havada yakıt ikmali' olarak tanımladığı başbakanlık görevini hükümet ortağı DYP genel başkanı Tansu Çiller'e vermek amacıyla 18 Haziran 1997'de istifasını Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e sundu. Ancak Demirel,hükümet ortaklarının arasındaki protokolü dikkate almayarak hükümeti kurma görevini ANAP genel başkanı Mesut Yılmaz'a verdi. 12 Temmuz'da Mesut Yılmaz başkanğında ANAP - DSP - DTP arasında kurulan 55. hükümet TBMM'den güvenoyu aldı.
MGK'nın 28 Şubat kararlarının ardından özellikle 18 Nisan 1999 seçimlerine kadar süren zaman diliminde 14 Ağustos 1997'de 8 yıllık kesintisiz eğitim kanunu TBMM’de kabul edildi. Bu kanunla İmam Hatip Liseleri dahil Meslek Liselerinin ortaokul bölümleri kapatıldı.
21 Mayıs 1997'de Yargıtay Başsavcısı Vural Savaş'ın ,Anayasa Mahkemesi’nde Refah Partisi için açtığı kapatma davasının 1 yıl sonra sonuçlandı.17 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi,Refah Partisi'ni, "laik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri saptandığından" içerikli gerekçeyle kapatılmasına karar verdi.RP'nin mallarının Hazine'ye devredilmesi de kararlaştırıldı. Necmettin Erbakan ve 6 partilinin beş yıl süreyle parti üyeliği yapması yasaklandı.
1998 Kasım ayında eski RP'li İstanbul Büyükşehir belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın belediye başkanlığı düşürüldü.
Yeraltı irticai faaliyette bulunduğu iddiasıyla Aczimendi grubunun lideri Müslüm Gündüz 1997'de IBDA-C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu da 1998'in son günlerinde İstanbul'da yakalandı. Daha sonra Başbakanlık Takip Kurulu ve Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarından hazırlanan rapora göre, güvenlik ve istihbarat birimleri, 1997'de 2 bin 956 kişiyi, 1998'de ise 4 bin 420 kişiyi "irticai faaliyetlere katıldıkları" gerekçesiyle gözaltına aldı.
28 Şubat süreci sırasında TSK içinde dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı yerine iki ismin ; dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir ile Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Erol Özkasnak'ın adları daha çok ön plana çıktı.
2001 yılında bir televizyon programın katılan döneminin Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, 28 Şubat süreci'ni "post-modern bir darbe" olarak tanımlayan bazı yazarları haklı bulduğunu söyledi.
Türkiye tarihinde ayrı bir yer edinen 28 Şubat'ın 10. yılı…
'Andıç', 'Balans ayarı' ve brifingler bu dönemden kalan kelimelerden bazıları. İsimler ise; Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Hikmet Uluğbay, Kemal gürüz, Vural savaş, Nur serter, Müslüm Gündüz, Yekta Güngür Özden, Meral Akşener, Nurettin şirin, Ali Kalkancı,Fadime Şahin…
Ve diğerleri….
Bilal TANRIVERDİ
Gazeteci / Yazar
tanriverdi_bilal@hotmail.com
Yorumlar
28 Şubat'ı Kutlamak (!)
Çar, 28/02/2007 - 09:37 — Fatih M. TiyanşanHaber Sitesi 8 Sütun'da 28 Şubat ile ilgili ilginç bir yorum yayınlandı. Bu metinden bir bölümü aktarmak istiyorum:
28 Şubat, Müslümanlığını önemseyenlerin o güne dek aslında kimlerle yol arkadaşlığı ettiklerini görmeleri bakımından hayırlı bir sınav niteliğindedir.
Darbeciler, tarihteki bütün diğer örnekleri gibi silindi gitti. Ne Çevik Bir, ne Süleyman Demirel, ne de diğer aktörler bugün arzu etmiş oldukları konumlarda değiller. İşlevleri bitti; “işletenler” tarafından rafa kaldırıldılar. Fazla söze hacet yok. 28 Şubat’ın asıl önemi, devirdiği iktidarda veya o iktidarı devirenlerde değil, yarattığı iktidarda ve iktidar çevresinde yeniden şekillendirdiği bir camiada yatıyor.
Sonrasında 28 Şubat'ın bir dönüm noktası olmadığından, bunun aslında varolan bir senaryonun sahneye konmasından başka bir şey olmadığından bahsediliyor. Esasen dönüm noktası olmasına dönüm noktası 28 Şubat, ama bunun ne olduğundan ziyade nasıl olduğu daha önem arzediyor sanırım...
Metnin tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz...
www.8sutun.com/node/28754
Selam ve muhabbetlerimle...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
29 Şubat'ı Konuşmak !
Çar, 28/02/2007 - 12:24 — Selman MaltaşMüslüman idareye başkaldırı hareketi olarak görülebilecek, post'u kalın darbe'derler tarafından gerçekleştirilen hadisenin cereyan ettiği her Şubat ayının 28'inde, insanlar kendisini aklamaya çabalamakta, gözyaşı operalarına üzerlerindeki siyah elbiseleriyle iştirak ederek, düşünceyi bataklığa çevirmektedirler. Damlamak iyidir hoştur da, bir tatlı su göleti meydana gelmediği müddetçe o damlalar sel olur, akar ve gider.
Bir siya(h)si şöyle diyordu: Adnan Menderes asılırken, kendisini heyecanla destekleyen halk KİTLELERİNDEN yanında kimsecikler yoktu. Herkes inlerine çekilip, inlerinin panjurlarını çekmişti.
Ez cümle;
Müslümanların 28 Şubat'ları haddinden fazladır da, neden bir tane 29 Şubat'ları yoktur ! Sahi, MİLADİ TAKVİM'de Şubat, 29 çekmez değil mi ?
Reklam diil, İbret-i alem olsun diye sadece...
Çar, 28/02/2007 - 11:46 — Ceylin Bilal“AKTÖRLERİ İTİBAR KAYBETTİ”
Kâzım Güleçyüz, 28 Şubat kararlarının ardından birçok Kur’an kursunun kapatıldığını, Diyanet’e bağlı kursların da müfettişlerden başını alamaz duruma geldiğini, imam hatiplerin orta kısmının kapatıldığını, lise kısımlarındaki öğrencilerin üniversiteye girişte önlerinin kesildiğini ve başörtüsü yasağının uygulanmaya başlandığını kaydederek, “Peki 28 Şubat’ın aktörleri ne kazandılar? Hiçbir şey. Aksine, 28 Şubat’ta ön sıralarda ismi yer alanlar, sonrasında ciddi itibar kayıplarına uğradılar” dedi.
... devamı
........devamı senin......
........hadi ver kelimelerini..........
bir satır başı da sen başlat.........
Unutmuştum..?
Cts, 03/03/2007 - 21:10 — Şahan ÇokerHer toplumsal olay, müspet yada menfi kendisine bir terminoloji de oluşturuyor. Yazınızı okurken bu dikkatimi çekti.. ve herşeyin nasıl bir teknik kurgu olduğu, nasıl ambalajlanıp sunulduğu.. sonra nasıl halının altına süpürülüp görünmez sanıldığı..
ancak halı hala orada serili ve kimse halının altındaki pisliği alıp çöpe atmadı..