renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ali Haydar Haksal ile Söyleşi

Ali Haydar Haksal

-“Yedi İklim” dergisinin misyonu ile başlayalım derim. “Yedi İklim”in yayın anlayışı, çizgisi hakkında neler söylersiniz?

Yedi iklim, nasıl ve niçin kuruldu buradan başlayalım önce. Mavera dergisinin son döneminde İstanbul’da bizler, Âlim Kahraman, Osman Bayraktar, Mustafa Çelik, Hasan Aycın, İlhan Kutluer, Ali Göçer ve ben katkıda bulunuyor dosyalar oluşturuyorduk. Derginin yeni yönetimi ile sorunlarımız oldu. O zaman hazırladığımız dosyalar yayımlanmadı. Bizler, Cahit Bey de dahil olmak üzere dergiden ayrıldık. Diğer arkadaşlar ile birlikte toplantılar yaptık. Geniş bir katılım ile dergi kuruldu, oluşturuldu.

Yedi İklim’in ikinci döneminde ise Kâmil Eşfak Berki önemli bir merkez oldu. Cevdet Karal, Ali Günvar, bir ara Hasan Selami Binay, genç arkadaşlar dergiye güç kattılar, katıyorlar. Yedi İklim bu uzun döneminde bir hayli genç kalem ile yola koyuldu. Çok sayıda genci yazı hayatımıza kazandırdı. Yedi İklim olmasaydı bugün bu genç kalemlerin birçoğu yitip gitmiş olacaktı.

Geçen yüzyılda Mehmed Âkif İslâmi duyarlılık çizgisinde var olma bilincini taşıyan bir doğrultu üzerinde bulundu. Üstat Necip Fazıl Büyük Doğu’da sanat ile düşünceyi, uygarlık ile kavgayı, bilinç ile düşünceyi bir arada harmanlayarak oluşturdu. Bir yazı kadrosu ve okur tabanı oluşturma çabası oldukça önemlidir.Geçen yüzyılın İttihatçı siyasal izleği Üstat’a nefes aldırmamaya çalıştı. Büyük Doğu çeşitli zamanlarda ve tarzlarda çıktı. Haftalık, on beş günlük, günlük, aylık çıkmayı denedi. Çoğu zaman kapatıldı. Matbaa masonlar tarafından basıldı, günlük gazetesi başkaları tarafından gasp edildi. Ama o çıktı, çıkışını sürdürdü.

Diriliş bütün yönleriyle bir düşünce, uygarlık ve bilinç olarak ortaya çıktı. Daha kuşatıcı ve derinleştirici ve daha bilinçli oldu.Bunların ardından genişleyen, çoğalan, açılan bir süreç başladı. Edebiyat, Mavera, Yönelişler, Sanat, Aylık Dergi, Yönelişler, İpek Dili, Kayıtlar bu izlekte var olan dergiler. Yedi iklim, bu düzlemde kendisini Sıratı Müstakim ile başlayan, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera, Yönelişler dergileriyle aynı düzlemde buluyor. Daha açık bir ifade ile onların açtığı yolda yürümeyi ilke edinmiş bulunuyor. Bunun içinde bu eksende durarak, hiçbir duyguya kapılmadan var oluş bilinciyle yolunu sürdürüyor. Hakkımızda kim ne diyor, ne yapıyor aldırmıyoruz. Yazanları ve çıkaranları olarak biraz daha ün bulalım diye orda burada görünme, başkalarının kareleri içinde görünme telâşında değiliz. Yedi İklim bulunduğu düzlemde bilinçle ve düşünce ile yolunu sürdürme çabasında.

- “Dergi, hür tefekkürün kalesidir” der Cemil Meriç.Edebiyat dergiciliğinin günümüzdeki seyri hakkında neler söylersiniz?

Her yüzyılın koşulları ve ortamı farklıdır. Geçen yüzyılda yazın dünyası ve düşünce dünyası dergilerin etrafında dönüyordu. Dergilerin bir anlamı ve değeri vardı. Günümüz koşulları insanların gereksinimlerini, bakışlarını ve duruşlarını çok değiştirmiş bulunuyor. Siyasayı bilinç düzleminde önceleyenler ve bir neden olarak ortaya koyanlar, daldıkları kuyudan bir başka kuyuya yöneldiler ve bulanık sularda geziniyorlar. Konumuz elbette onlar değil. O zaman dergiler sanatçılar ve düşünürler merkezli olduğundan etraflarında yer alanlar o kalelerde var olma duygusu içinde yetişiyorlardı. Kim hangi üstadın, sanatçının yanında durmayı göze alabiliyor ki bugün? Geçmişte üstat ve ağabey saltanatını yıkmaya çabalayanlar, onları bir basamak olarak kullandıklarını düşünenler, kendi yıkıntılarının altında kaldılar ve şimdi artık kendileri de ortada yoklar. Diriliş, Edebiyat ve Mavera, Yönelişler çevresinde ve ekseninde olanların varlığına tanığız.

Amatör ruh yok artık. Bir yere diz çöküp orada var olmayı deneyenler de yoktur. Olanlar da absürdizm veya uçuk bir düzlemde bir şeyler söyleme düşüncesiyle bir parlayıp bir sönen uç uç böcekleri gibi oluverdiler. Kendilerinden söz ettirmekse amaç bugün sözü edilenler olduğu gibi, biraz iş, biraz gırgır, biraz başka amaçlarla şöyle bir görünüveriyorlar. Zaten, azim, bilinç ve duyarlılık ile var olma duygusu önemsenmediğinden, genel geçerlikler de kalıcı değildir.Üzerinde durmaya değmez diyemiyoruz. Genç yetenekler birileri tarafından savrulup duruyorlar. Hiçbir yitiğe, yeteneğin sönüşüne gönlümüz razı değildir.

-Günümüz edebiyatında yaşanan acılara, yoksulluğa, işgallere bir duyarsızlık var. Bu eleştiri son zamanlarda sıkça dile getiriliyor. Bu hususta sizin görüşünüz, yaklaşımınız nedir?

Bilinç ve duyarlılık önceliğimiz olmadıkça, yaşanan acılara kayıtsızlık sürüp gidecektir. Günümüz edebiyatı ben’in edebiyatı olma yolunda. Bu ‘ben’ de ben olmayan bir ben. Sadece kendini yaşamak bencilikten öte bir şey değil. Çember daralıyor, karanlık insanlığın üzerine abanıyor. Ben bunları umursamıyorum, bana ne denilemiyor, denilmemeli. Küresel abanma insanlığı kuşatmış bulunuyor. Özellikle Müslümanların yaşadığı coğrafyada acı var. Şiir ve düşünce merkezlerimiz ateş içinde yanıyor. Bağdat’tan bana denilebilinir mi, Kudüs’ten bana ne denilebilinir mi? Yarın İstanbul’dan Bursa’dan, Kütahya’dan, Diyarbakır’dan, Konya’dan, Edirne’den bana ne denilebilinecek mi? Bu çağın karanlık yangını üzerimize doğru geliyor. Kudüs’ün, Bağdat’ın, Şam’ın acılarını sadece Üstat Seza Karakoç mu yaşıyor, yaşayacak? Zarifoğlu’nun yakarışlarına acılı söylenişlerine kim ortak olacak? Eli kalem tutan her aydın, şair, yazar, düşünür, bilinç ve eylem adamı bu kadar kayıtsız olabilir mi? Bugünün yazan ve çizenleri yarına ne bırakacaklar?

-Ali Haydar Haksal ismi son devir edebiyatımızda öykü ile anılır. Öykülerinizde yalnızlık ve hüzün belirgin. Olaydan ziyâde durum öyküleri… Öykülerinizin oluşum, yazım süreci hakkında neler söylersiniz?

Evet, öykü bizim yolumuz ve kaderimiz oldu. Halimize şükr ediyoruz. Bizi bu yola koyanlara şükranımız var. Veya bizi bu yolda buldurana hamd ve sena ediyoruz. Çok şükür ki, kalemimiz bizi aldı götürdü, götürmeye devam ediyor.

Ben uygarlığımın ruhunda geziniyorum.Devlet ve medeniyet hüznüm var.Kaldı ki, bizler hüzün Peygamberinin ümmetiyiz.Acılar içimizde çoğalıp duruyor.İnsanlık acım var.Ve ben insanlığın ve insanın öldüğü karanlık bir çağda yaşıyorum.İnsanlar olan biteni sanal sanıyor. Sanki bir sinema perdesini izler gibi savaş sahnelerini izliyor. Sanki insanlığın akan kanı salçadan, sanki yere düşenler biraz sonra doğrulup kalkacaklarmış gibi sanılıyor.

Acılarım ve hüznüm içimde derinleşerek yürüyor. Sanal aşklar yaşanıyor, sanal ve geçici aşklar. Aşklarımızı kalıcı kılan ne kalıyor geriye.

Öykülerime ilişkin yeterli bir inceleme ve çalışma yapılamadığından yeterince açılımları üzerinde durulmuş değil. Öykülerimin daireleri var.Ben bu daireleri çoğaltarak ve birbirine eklemleyerek gidiyorum.

Durum öykülerim çoğunlukta.Osman Serhat, öykülerime ilişkin şöyle bir yaklaşımda bulundu: “Demek ki bizim edebiyatımızda modern hikâye de olabiliyormuş”. Modern ve durum öykülerimin daha şiirsel olduğunu, sonra klâsiğe yönelen öykülerimden söz etti. Medeniyetimizin ruh eksininde olan öykülerim üzerinde durulmadı henüz.Felsefi açılımları ve çağrışmaları olan öykülerim, köyü ve insanımızı anlatan öyküler… Bir de yakın bir zamanda Peygamber Efendimizin rüyalarından yola çıkarak, günümüz hayatıyla ve rüyalarıyla buluşturan öyküler yazdım. Bizim edebiyatımızda Efendimiz şiirle anılmış ve anlatılmıştır bugüne değin.Siyerler dışında düz yazıda pek denenmiş değil.Batı edebiyatı Hazreti İsa’yı anlatıyor.Kazancakis bunların en belirgini.Renan gibi filozoflar da anlatırlar.Ama bizde maalesef düz yazı geleneği başladığından beri yeterince anlatılmış değil. Geride büyük bir uygarlık ve uygarlığımızın çok önemli tipleri var. Kendi insanımızı anlatamadık henüz.

-En son “Renklerin Dansı” isimli öykü kitabınızı okumuştum. Kısa, etkili öyküler toplamı. Akıp giden zaman içinde bir ân’a vurgu var. Kısa zaman diliminde olup bitenlerin derinliği, derdi… “Renklerin Dansı” kitabındaki öyküler son dönemde yazdığınız öykülerden oluşuyor. Öykünün günümüz edebiyatındaki yeri, gidişatı hakkında konuşalım isterseniz.

Renklerin Dansı’nda farklı öyküler bulunuyor.Ben hemen bütün öykülerimi seviyorum.Bir okur olarak da geriye dönüp okuyorum.Anlık öykülere Kapıda Bir Çift Ayakkabı kitabımda başladım.İlk denemelerim orada bulunuyor.Yoğunluğu Renklerin Dansı’nda karşılık buldu. Bu da o kitabın kısmeti.Bu öykülerim yeni bir daire.Bizim edebiyatta kısa, anlık öykü yeni yeni karşılık buluyor.Benim bu öykülerim bir akım oldu.Sevdiğim bir tarz.Bunu zaman zaman sürdürüyorum.Yoğun, şiir diline yakın, çağrışımları olan öyküler.

Hazır olan kitaplarımın bir kısmını Bilge Yayınevine teslim ettim.Üç ayrı öykü kitabım bulunuyor.Bunların her biri tarz olarak birbirinden tamamen farklı.Güneşe Koşan Adam insanımızın ve aşkımızın öykülerinden oluşuyor.Onlar anlık öykülerin öncüsüydü.Renklerin Dansı’ndan önce yazılmış olmalarına rağmen bugüne kaldılar.Onların kısmeti böyle imiş. Rüya Rüya İçinde öykülerim ise yukarıda sözünü ettiğim Efendimizin rüyalarından yola çıkarak anlatamaya çalıştıklarım.Bir de bizim insanımız deyip duruyorum ya.Üçüncü kitabım ise Aynadaki Ben’de bizim insanlarımızı anlatan öyküler.Biraz klâsik, olaya dayanan, ama bizim insanlarımız dediğimiz o bilge, sevgi dolu insanlarımızı anlatan öyküler.Üç ayrı tarz, üç ayrı kitap.

Öykü, günümüz edebiyatında bir hayli mesafe kat etti.Eskiden, bizim öğrencilik yıllarımızda ruhumuzu anlatın ve bizi anlatan öykü kitapları ne kadar da azdı.Saymaya kalksam bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az. Üstat Necip Fazıl’ın Ruh Burkuntularından Hikâyelerim, ya da Hikâyelerim, Üstat Sezai Karakoç’un Hikâyeler I, II’si, Rasim Özdenören’in Hastalar ve Işıklar’ı, Çok Sesli Bir Ölüm’ü, Çözülme’si vs. Durali Yılmaz’ın Söylenmeyen ve Siyah Perdeli Evler’i. Cahit Zarifoğlu’nun İns kitabı. Bunlara birkaç isim daha ekleyebiliriz.Dediğim gibi bu sayı onu geçmezdi.Ama bugün bir öykü patlaması var.

Günümüz öykü yazarlarını temel sorunu düşünce ve uygarlık eksenli olmayışı.Birikimleri yetersiz.Bursa’da düzenlenen bir öykü yarışmasına gelen, ya da benim jüri üyesi olarak katıldığım birçok yarışmada gözlemlediğim asıl sorun bu.Çok öykü yazılıyor, nitelikli ürünler de çıkıyor, ama bir eksiği var. Kendi geleneğimiz, uygarlığımız ve düşüncemizden beslenilmedikçe yazılanlar bugün var olacak ama yarını için kaygılıyım.

-“Âkif Duruşlu Asım” isimli eseriniz yayınlandı. Bu kitabın yazılış öyküsü ya da neden “Âkif Duruşlu Asım” ?

Mehmed Âkif bizim için önemli bir isim.Âkif ile ilgili yazılarım vardı.Zaman zaman incelemelerim ve çalışmalarım oldu.Üniversiteye adımımı atığımız ilk günlerde bir hocamız, o zaman asistandı; şimdi belki de emekli olmuştur.Bir gün, derste “Âkif şair değildir” deyiverdi. Ben o sırada Üstat Sezai Karakoç’un Mehmet Âkif kitabını okuyordum. Tevafuk bu ya. Sınıfta çatır çatır Âkif’i savunduk. Sonraları, bizler daha derinlemesine inceledik. Âkif’in poetikası da bu düşünce sonrasında doğdu. “Âsım Duruşlu Olmak” başlıklı bir çalışmam olmuştu. Okur ve nesil olarak bizlerin Âsım duruşlu olması olağandı.Âsım, Âkif’in idealize ettiği, çizdiği bir portredir.Bu porte de kendisine çok uyuyor.Âsım kitabını baştan sona çözümledim ve anlattım.Bu portreye kendisi bire bir uyuyor.Dolayısıyla yayınevine iki isim önerdim ve kendilerine bıraktım.Yayınevi Âkif Duruşlu Âsım’ı benimsedi.Ben zaten benimsemiştim.Diğeri de Âsım Duruşlu Âkif idi. Hamdolsun kitap karşılık buldu.

-Yeni kitap çalışmanız olacak mı, bir hazırlık var mı ?

Sanırım bu sorunuzun cevabını kısmen yukarıda verdim.Üç yeni öykü kitabımdan söz ettim. İki Ateş Arasında romanımın sözleşmesini yayınevi ile yaptık. Kasım ayına kadar bu kitabımın çıkması gerekiyor.Bu, bir roman, günümüz insanını anlatan bir roman: İki Ateş Arasında. Günümüz çatışmalarını anlatan bir roman diyelim ve geçelim. Biraz ipucu verirsem iki uygarlık arasında, doğu ile batı arasında, iki kadın arasında, kitap ile kadın arasında, kahramanın kendi ile kendisi arasındaki bir roman.

Bilge’ye Oruç denemelerimi de verdim.Üstat Necip Fazıl ile ilgili yazılarımı toparladım. Bir yayınevinde, cevap bekliyorum.Bu kitabı bir başka yayınevi de istiyor.Bir başkası öykü kitaplarımı istemişti.Bilge ile sözlü bir anlaşmamız var.Baskısı tükenmiş kitaplarımın sayısı sekizi geçti. Evdeki Yabancı, Sesim Bana Yetmiyor, Sarıldığım Soğuk Bir Ceset, Sokağın Adı Issız, İçim Su Berraklığında, Zamanların Öyküsü, Ay Işığında Vav’ın Odası ile Gelişi/Güzel kitaplarımın baskısı tükendi, elimizde kitaplar yok.

Birikmiş bir hayli yazım bulunuyor.Hilafsız yirmiyi aşkın dosya hazır duruyor.
Denemelerim, incelemelerim, eleştiri yazılarım, batı düşünürleri ve yazarları üzerine yazdıklarım, yeniden okumalarım, biyografiler.. Üstat Sezai Karakoç, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu ve diğer sanatçılarımız, büyüklerimiz üzerine yazdıklarım bir yekun oluşturuyor.Bende öykü bitmiyor.Yeni bir öykü damarı aldı başını gidiyor.Anzelha ile İbrahim’in öyküsü. İlk üçünü yazdım.Elimde üç roman dosyası var, Alparslan, Dedem ve Amcamın romanları.Bu son üç kitabın bir bölümü yazıldı.

-Bu söyleşi için teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ediyorum.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Ali Haydar Haksal

Ali Haydar Haksal dendiğinde gerçekten söyle bir Asım duruşu sergileyen biri aklıma geliyor ... Gazetedeki günlük yazılarıyla, dergiyi sırtlanışı ve bir çok eser ortaya koyuşuyla medeniyet tasavvuruna sahip olan bir düşünce adamı. Geleneğine sahip çıkan ve onu uygarlığımızla besleyen, düşüncesi, birikimi olan bir yazar, öykücü, siyasetçi, düşünce adamı diyeceğimiz bir üstad...

asım nesli

"herşey birazdaha özgürlük için" v for vendetta !

ali haydar haksal beyin yediiklim i fütursuzca çıkarmalarını tebrik ediyorum naçizane.. bir okuyucusu olarak yedi iklim ali haydar vbeyin de ifade ettiği gibi bir neslin takibçisi... baki selamla

Ey İstanbullular ! Ali Haydar Haksal milletvekili adayı

Henüz öğrendiğim güzel bir haberi paylaşmak ister gönül.

Ali Haydar hoca, Saadet Partisi İstanbul milletvekili adaylarından. Edebiyat adına dirsek çürütenlerin mecliste olmalarını can-ı gönülden isteriz.

Ne ki Saadet meclise girebilir mi, bilinmez. Anketlerin durumu "hayır" cevabını zorunlu kılıyor.

Yeri gelmişken Ak mı Saadet mi, ikisi arasında kalmış birisiyim. Mührü basana kadar da bu soru işareti gitmeyecek. Erbakan hocanın sert ve ama yerinde çıkışı / söylemleri kararımdan caydırıp kararsız yaptı beni. Neyse, nasip...

Allah herkesin gönlüne göre versin.

selam ve dua ile;

sevgili Emre Şimşek shp seçimlere katılmadı, dedi ki "nasılsa baraj sorunu var, bana atılacak her oy chp'nin kaybı olacak.." trabzon belediye seçiminde chp'nin aradan sıyrılışı da ak parti saadet çekişmesinin sonucu.. hocanın sert çıkışlarını da anlamıyorum. özkanın televizyonu ardına kadar kendisine açılmışken, dün kendisine ve partisine ve müslümanlara demediklerini bırakmayan onca çevre hocayı baş tacı (refahı kapatmak için gecesini gündüzüne katan savcı vural vb.) ediyorsa durup düşünmek lazım.. 22 temmuz bu yüzden farklı bir seçim.. efrad-ı laiklerin ve devrim(!) yobazlarının oyunu bozulacak mı? göreceğiz..
cemal çalık