renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kahire Gezi Notları (3)

isviçre gezi notlarıUçak, Akdeniz'in sonsuz maviliğini geride bırakıp önce yemyeşil bir ovaya oradan da çöle doğru süzülüyor. Binlerce metre yükseklikte birkaç dakika içerisinde maviden yeşile, yeşilden açık kahverengiye heyecanlı, soluk soluğa geçişler yapıyoruz. Kahire hemen dibimizde... Fakat uçak şehrin dışına doğru açılıyor. Nil'in çevresini sarmalayan yeşil kuşağı geride bırakıp çöle doğru ilerliyoruz. Uzaktan yeri delip semaya doğru sivri uçlarıyla açılan uç dev kule görünüyor. Ve işte oradayız, hemen dibimizde piramitler! Burası Giza Bölgesi! Az ötede de gri bir sis bulutunun altına gizlenmiş koca Kahire var.
Sonradan öğreniyoruz ki tüm turistik uçuşlar bilinçli olarak Giza Bölgesi üzerinden yapılıyor. Önce orası havadan ziyaret ediliyor sonra Kahire'ye iniliyor. Mısır da zaten biraz piramitler demek değil mi?
Havadan kuşbakışı piramitlere baktığımda o meşhur türkünün şu dizeleri dolanıveriyor dilimin ucuna: Mağrurlanma insanoğlu seni de bir yaratan var.

Ölüm, bütün açıklığıyla kendini haykırıyor.
Kahire Havalimanı’na indiğimizde aklımda hâlâ birkaç dakika önce gördüğüm o devasa ölüm kuleleri vardı. Firavun, kendini tanrının yerine koyuyordu. Ölümsüz olduğunu teb’asına ve tüm dünyaya kanıtlamak için önce mumya sanatı icat edildi. Sonra da bu devasa kuleler inşa edildi. Amaç Firavun’un ölümsüz olduğu mesajını vermekti.
Fakat asırlar ötesinden bugüne taşıdıkları en güçlü mesaj ölüm ve insanoğlunun bu sonsuz gerçek karşısındaki güçsüzlüğü oldu. Başka bir deyişle, piramitler ölüme karşı insanoğlunun bir meydan okumasıydı. Fakat ölümü hatırlatan birer abideye dönüştü hepsi.

Kahire’de, birkaç gün kaldıktan sonra sıra gezimizin en heyecanlı bölümüne geliyor. Hedefimiz Giza Bölgesi!
Kahire'de hayat dünyanın pek çok şehrinden farklı olarak öğleye doğru başlıyor ve bir türlü bitmek bilmiyor. Biz de gelir gelmez bu ritme kendimizi kaptırınca piramitler gezimiz de haliyle öğle itibariyle başlamış oluyor. Nasr City'den, Kahire'ye özgü olduğunu düşündüğüm taksimetresi hiç açılmamış eski, şirin küçük taksilerle piramitlerin bulunduğu yere olan yolculuğumuza başlıyoruz. Hava hafiften sisli, Ocak ayı için epey sıcak ve benim için de fazlasıyla kuru. Yanımızda bizi ağırlayan ağabeyim, eşi ve dünya tatlısı iki minik kızı var.
Yaklaşık 40 dakikalık keyifli bir seyirden sonra Nil'in batı yakasında bulunan ve piramitlerin bulunduğu bölge olan Giza'ya ulaşıyoruz. Giza Kahire'nin en eski yerleşim yerlerinden birisi aynı zamanda. Nil'e kavuşan küçük bir ırmağın üzerinden geçerek tali yolda ilerlemeye başlıyoruz. Geçtiğimiz yerlerdeki manzaraları merak ve şaşkınlık arasında duygularla izliyoruz. İnsanlar olabildiğine fakir ve etraf olabildiğine temizlikten nasibini almamış. Buna rağmen insanlardaki sıcaklığı hemen hissediyorsunuz. Yol boyunca küçük tezgahlarda sebze satanlara rastlıyoruz. Birbirinden renkli tezgahlar müşterisini bekliyor. Piramitlere gidişimiz kurduğum hayalden biraz farklılık arz etse de ortada bir kayıp yok. Bilakis bir zenginlik duygusu kaplıyor içimi ve yanından küçük taksiyle geçtiğimiz her Mısırlı’yla bir muhabbet kuruyoruz içimde.

Ve işte geldik. Birkaç turistik dükkânın, dilencilerin ve turistleri gezdirerek birkaç pounds kazanma umudu taşıyan köylülerin bulunduğu meydana geldik. Ardımız sıra da turist kafilelerini taşıyan otobüsler park ediyor meydana. Giza piramitlerinin bulunduğu alana giriş elbetteki ücretli. Üstelik yerli ve yabancı turistler için uygulanan fiyat politikası oldukça abartılı.
Daha alana girmeden göz ucuyla süzmeye başlıyoruz harikulade yapıları. Hayranlık uyandırıcı gerçekten. Alana girince ise kendimizi sanki asırlar öncesine ışınlanmış gibi bir duygu içinde bulduk. Ayaklarımızın altında kim bilir hangi zamanda kimlerin üzerine basıp geçtiği çöl toprağı, başımızın üzerinde Ocak ayı olduğunu söylemeye bin şahit isteyen pırıl pırıl bir hava ve güneş; karşımızda ise nereden baksan 4-5 bin asırdır ayakta kalmış dünyanın yedi harikasından biri ve en güzeli… Giza piramitleri denen bölgede üç piramit ve bir de sfenks bulunuyor. Altı ayrı birkaç küçük piramit de var ama onlar o kadar önemli değil.
Sfenksin bulunduğu yere tarihi bir kapıdan geçerek giriliyor. Kapının hemen girişinde kısmet kuyusu var. Gelen turistler buraya para atıp dilekte bulunuyorlar. Dilekte bulundukları güç kim acaba? Eğer firavunun kapısında Allah’tan dilek diliyorlarsa ne kadar da anlamlı olur, diye geçiriyorum içimden. Bir ara gider gibi oldum ama, sonra dönüp, “Neden ben dilemiyorum ki!” diyerek, Firavun’un kapısında, Allah’tan dua diledim.

Piramitlerin hemen önünde ve adeta Nil'i gözleyen sfenks gerçekten de Mısır Krallığı döneminde piramitlerdeki kralları korumak amacıyla yapıldığı düşünülen bir figür. Başı firavun, gövdesi ise aslan şeklinde olan devasa yapının başının piramitlerden birinin adına yapıldığı Kefren'e ait olduğu biliniyor. Piramitlerdekine benzer içinde odalar olup olmadığı ise hala bilinmiyor.
Zamanla bazı bölümleri deforme olan yapıt hakkında farklı rivayetler var. Bazılarınca sfenksteki bu deformasyonun nedeni Memluk döneminde askerlerin atış eğitimleri sırasında kullanılmış olması, bazılarına göre sfenksin içinde hazine olup olmadığını öğrenmek isteyen hazine avcıları ve bazılarına göre de zamanla yapının kendiliğinden aşınmış olması… Mısırlılar bu sfenkse Ebu-l Hul adını vermişler. Anlamı yanlış hatırlamıyorsam gücün, kuvvetin babası demekti. İhtişamını düşünürsek haksız değiller.
Ardından piramitlerin en büyüğü olan Keops piramidinin yanına gidiyoruz. Kral Khufu'ya ait olduğu bilinen piramit yedi harikanın birincisi olma özelliğini taşıyor. Bugün 137 metre yüksekliğinde ve 6,5 milyon ton ağırlığında olan Keops piramidi ihtişamıyla kendine hayran bırakıyor. Piramitlerin yapılış öyküsünü hatırladıkça gözünüzde o dönemi canlandırmaya çalışıyor ve gizemi karşısında söyleyecek söz bulamıyorsunuz. Sıcak havaya rağmen piramidin kuzey tarafına geçer geçmez inanılmaz bir rüzgar sizi kendinize getiriyor adeta. Kral mezarı olarak yapılan bu devasa piramit içerisinde birçok bölümden oluşuyor.
İkinci piramit ise Kral Keops'un oğlu olan Kefren adına yapılmış. Özelliği ise bugüne kadar üzerindeki koruyucu taşları da dahil bozulmamış tek piramit olması. Üçüncü piramit ise Keops'un büyük oğlu Mikerinos adına yapılan piramittir. Giza bölgesindeki en küçük piramit olan Mikerinos'la birlikte toplam üç piramit var alanda. Aslında Mısır'ın diğer yerlerinde de pek çok irili ufaklı piramit var fakat Giza piramitleri içlerindeki en büyük ve en önemli üç piramidi oluşturuyor.

Piramitlerin yapımının ne kadar sürdüğü ve nasıl yapıldıkları gibi iki önemli soru pek çok rivayete rağmen hâlâ tam olarak cevabını bulmuş değil. Çünkü matematik ve tarih hesapları hep şaşıyor bu konuda. Ama bazı bilgiler var ki onlar piramitlerin ne kadar gizemli yapılar olduğunu kendiliğinden ortaya koyuyor zaten.
Örneğin, piramitlerin yapımında kullanılan devasa taşların oraya nasıl getirildiği, piramidin sadece adına yapıldığı kişinin doğum ve ölüm tarihlerinde nasıl olup da güneş ışığı aldığı, Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazların çalışmıyor olması ve büyük piramidin dünyanın kara kitlesinin tam ortasında olması gibi…
Bütün bu bilgiler ve zihnimizde yol açtığı yeni sorularla zaman zaman yürüyerek zaman zaman da faytonla yaptığımız gezimizin sonuna geliyoruz. O devasa piramitlere bakarken aklımda tek bir şey vardı: Firavun’un şahsında, tüm insanlık ölüme yenilmişti. Piramitler, Firavun’un mağlubiyetiydi.

Piramitleri gezdikten sonra ikinci durağımız elbette Kahire Müzesi olacaktı. Çünkü firavun dönemine ait bulunan önemli eserler, mumyalar, mezarlar bu müzede sergileniyor.
Alanında dünyanın en büyük müzelerinden biri olan Kahire Müzesi için bir sonraki güne plan yapıyoruz ve plan doğrultusunda sabah erkenden yola düşüyoruz. Girişte bize kamera ve fotoğraf makinelerinin içeriye sokulmasının kesinlikle yasak olduğu tembihleniyor. Sonradan anlıyoruz ki, flashlı çekim yapmak yasak.
Müzenin hemen girişinde bizi mumyaların içine koyulduğu bir çeşit devasa yapılı tabutlar bekliyor. Üzerinde hiyeroglif yazıların bulunduğu birbirinden büyük, ilginç, estetik tabutlar. Mumyalanmış cesedin içine yerleştirildiği tabutlar ait oldukları döneme ve kişiye göre farklılıklar arz ediyor. Bazıları kral bazılar da kraliçelere ait olan tabutlar Mısır Krallığı'nın hangi dönemine aitse ona göre taş, ahşap ya da karışık malzemelerden oluşuyor.
Üzerindeki resim ve figürler bazılarında tamamen taş oyularak yapılmışken, daha yakın dönemdeki tabutlarda bu işlemeler ahşap, hatta ahşabın boşanarak tabutun ait olduğu kişinin resminin yapılmasına kadar varıyor. İnanılmaz bir sanat ve estetik algı tabutların hepsinde kendini belli ediyor. Hiyerogliflerdeki bazı figürler bazen o kadar birbirinin tekrarı ki aramızda hani sanki bir tane kuşun anlamını biliversek bütün yazıları ve tarihi çözüverecek gibiyiz diye espri yapıyoruz ve buna hakikaten de inanıyoruz. Bu arada bir not düşmek gerekirse Firavunlar Krallığı'nın yazıtlarında hiçbir başarısızlık kayıtlara geçmemiştir. Bu anlamda resmi sansürü belki de ilk Mısır Krallığı yapmış diyebiliriz. Buna Hz. Musa'nın Firavuna karşı olan galibiyeti de dahil. Bütün bir Mısır Krallığı tarihinde Hz. Musa'ya dair tek bir ibareye rastlanmamaktadır.

Müze hafta içi olmasına rağmen hınca hınç dolu. Herkes büyük bir merak ve ciddiyetle müzeyi temaşa halinde. Bizi mutlu eden bir başka olay ise müzeyi gezenler arasında yabancılar kadar Mısırların da oluşuydu. Demek ki Mısır halkı medeniyetlerine piramit ve heykel biblolarından para kazanmak dışında da ilgi duyuyordu. Bu çok sevindirici.
Müze hayallerimizin çok ötesinde bir büyüklüğe sahip. Zaten Kahire'ye geldiğimizden beri en çok dikkatimi çeken şeylerden birisi de, yapıların ve objelerin olabildiğine büyük ve yüksek olması. Sanırım bu da yine piramitlerden bugüne kalan bir karakteristik mimari şeklinden kaynaklanıyor.

Müzedeki tabut, heykel, yazıt, özel eşya, objeler, araç gereçler ve elbette müzeyi en ilginç kılan mumyalar iki katlı müzede farklı bölümlerde ziyarete açılmış. Mısır Krallığını Eski Krallık, Orta Krallık ve Son Krallık diye üç bölüm altında gruplayan müze sonraki dönem yani daha yakın dönemlere ait eserlerinde sergilendiği yer aynı zamanda.
Müzenin en etkileyici bölümü hiç şüphesiz krallara ve dönemin önemli şahıslarına ait mumyaların bulunduğu bölümlerdi. Hatta bunlar arasında Tutankamon ve Ramses için ayrılan bölümler ayrıca çok etkileyiciydi. Mumyalarla birlikte özel eşyalarının da sergilendiği bölüm müzenin en çok ilgi çeken yerleri arasındaydı.
Özel bir odada 10’u aşkın mumya var. Bu mumyalar en iyi yapılmış mumyalar. İset 1, 2 ve Ramses 2’nin de mumyaları bu odada saklanıyor. Burayı gezmek için ayrıca para ödenmesi gerekiyor. Biz sarı basın kartımızı gösterip içeriye girdik. Ramses 2’nin mumyasına baktığımda gözlerime inanamadım. Hazreti Musa’yla birlikte büyüyen Ramses 2’nin mumyası, sanki ceset dün ölmüş gibi taptaze duruyordu. Saçları, el ve boyun damarları hiçbir şekilde bozulmamıştı. Sadece içindeki kan çekilmiş o kadar, deri ve kaslar olduğu gibi duruyordu. Kendini Tanrı ilan eden bu ademoğluna bakıyorum, sonra kendime. Kıyaslama yapmıyorum elbette ama nedense ondan daha yakışıklı olduğum yönünde bir his beliriyor içimde. Dudağımın kenarına ilişen gülümseme ile dönüp hemen yanımdaki yaşlı bir Japon bayana bakıyorum. O da gülümsüyor.
Bu küçücük odada zaman duruyor gibi. İnsan bu günahkâr ve asi cesetler arasında dururken dünyanın dönmekte olduğunu bir an olsun unutuveriyor. Saatime bakıyorum. Hayat devam ediyor. Tik tak tik tak...
Bir diğer ilginç bölüm de Mısır Krallığı'nda ayrı bir anlam yüklenen kedi ve diğer hayvanlara ait mumyaların olduğu bölümdü. Bunların dışında o döneme ait takıların ve günlük eşyaların sergilendiği bölümdeki objelerin estetik boyutları hayranlık uyandırıcıydı. Öyle ki günümüzde benzerlerini kullandığımız objelerin bunlarla kıyaslandığında çok mekanik ve geri kaldıklarını düşündürdü bize. Bir sandalyeden, sandaletten bir tarağa ve cımbıza kadar…

Müzede saat nasıl ilerledi hiç bilemiyoruz. Sanki tarihin arasında gezinirken zaman kavramı da yitip gitti ortadan. Ta ki artık yorgunluk ve açlıktan ayakta duramaz hale gelince anlıyoruz ki, müze öyle bir defada gezip tüketilecek cinsten değil. Yaklaşık 5 saat süren ziyaret sonrası bir sonraki seyahatimizde tekrar ziyaret etme sözü vererek Kahire Müzesi'nden ayrılıyoruz. Şimdi ise tek isteğimiz biraz dinlenip karnımızı doyurabileceğimiz güzel bir durak. Zira tecrübeyle sabittir ki Kahire'de yapılacak en güzel şeylerden birisi de bu.

Nefertiti ve Kleopatra’ya selam bırakıp geliyoruz.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

böyle bir gezi yaptığınız için

böyle bir gezi yaptığınız için siz, bu gezinin içeriğini bizlerle paylaştığınız içinde bizler şanslıyız.. bir anda kendimi mısır'da. .benim mısır'a apayrı bir duygularım var galiba bu benim soyumun mısır'dan gelmesinden alakalıdır.. oraya gitmek en büyük hayallerimden birisi oldu oraya karşı büyük bir hayranlığım var .. çokta güze lbir yazı olmus emeğinize sağlık

Hayaller gerçekleşmek için vardır

Mısır'a yaptığımız gezi sırasında çok farklı mutluluklar yaşadık. Bunları bize bahşeden Allah'a binlerce kez şükürler olsun.
İyi niyetli yorumunuz için teşekkür ederim. Teşekkür yazınıza, bir duayla karşılık verelim: İnşallah Mısır'a gitme hayaliniz gerçekleşir!
Bu arada özel mailime yazı yazan ya da, telefonla görüşlerini bildiren birçok arkadaşım hep şu soruyu soruyor: "Herkes Mısır'ı çok kötü anlatıyor. Temizlik sıfırmış. Oysa sen tek kelime kötü birşeyden bahsetmiyorsun"
Bu soruya, bundan sonra aynı soruyu aklından geçirenler için de buradan birkez daha, onlara verdiğim cevabı burada tekrarlayarak yanıt vermek istiyorum: "Bu da bizim farkımız olsun. Güzel anlatmak, güzeli anlatmak herhalde kötü birşey olmasa gerektir!" Biz oraya mutlu olmak için gittik. Mutlu olmanın yolu herşeyi güzel görmek ve güzel düşünmekten geçer.
Bediüzzaman Said-i Nursi ne güzel demiş: "Güzel gören güzel düşünür. Güzel düşünen hayatından lezzet alır!"
Mısır kötüdür diyenler, orada mutlu olmayı başaramayanlardır.
Biz mutlu olduk! Ve Mısır güzeldi. Süpppperdi!

haklısınız

öncelikle duanız için Allah sizden razı olsun..bence insan hayata olumlu bakmalı ki zaten peygamber efendimizde her kötü, çirkin şeyin içinden bir güzellik aramaz mıydı?bizler O'ndan öğrendik güzellikleri görmeyi.. sizin gezi notlarınızda oradaki insanların sıcak kanlılığından bahsetmişsiniz bu da ayrı bir güzelliktir bence..ben sadece mısır'ı internet üzerinden araştırabiliyorum ve edindiğim bilgiler bile beni büyüledi..mısır bize eskilerden getirdiği olaylarla taşıyla toprağı ile bizlere ibretlik bir yerdir..selametle...

Mısır'a karadan gidilir mi?

MIsıra karadan gidilir mi? diyelim ki gidildi? dönülür mü?

Eğer macera ruhu içinize işlemişse, adrenalininizin artmasını istiyorsanız, ölüm burnunuzun ucundayken ne hissettiğinizi anlamak için çaba içerisindeyseniz, donarak, boğularak, havasızlıktan, çölün ortasında kaybolarak bu dünyadan göçmeye yaklaşmak istiyorsanız, fotoğraf makinanızda benzeri görülmemiş kareler olsun diye Mısır'a karadan gidebilirsiniz...

Önce Kızıldeniz'e kadar Suriye ve Ürdünü geçerek bir kara yolculuğu... Sonra işgal edilmiş filistin topraklarından geçemeyeceğiniz için Kızıldenizden Mısır'ın Nuveyba limanına benzersiz bir gemi yolculuğu, ve Sina Çölü'nü geçerek yapacağınız takriben 6 saatlik bir yolculuk... Amerikan kovboy filmlerindeki gibi çölün ortasında yalnızca sizin otobüsünüz olur...

Yorucudur heyecan vericidir inanılmazdır tehlikelidir ama değer... Lunaparkta gondola binmekten daha eğlencelidir döndüğünüzü anladığınız zaman... Rüya olmadığına ikna olmak için bir kaç gün geçmelidir...

Örneğin: -30 derecede (bence - 30 du daha çok da olabilir) kalorifersiz klimasız ve bilimum pencerelerden hava alan bir otobüste çölde yolculuk yapıyorsunuz... Valizinizdeki bütün kıyafetleri ve kıyafet olmayan şeyleri de üstünüze alsanız soğuk iliklerinize işliyor....(ben 4 çorap üstüste giymiştim... ama ne faide) ve otobus 50 kmcik hızla gidiyor (40 da olabilir :) bir ara yolculardan birisi herkesden para toplamaya çalışıyor nedenini anlamak zor tabi... Türkçe konuşsalar bile izahı kolay değil ki bunun: şöför yolculardan para almayınca gaza basmıyormuş... Otobüs mola verirse sakın inmeyin... %89 pişman olursunuz... Kahire'ye vardığınız an, Kahire'nin güzelliğine, eşsizliğine, temizliğine, sizi sıcacık karşılamasına, kalabalığına hayran kalıyorsunuz... Daha en meşhur mekanlarını bile görmeden tekrar gelmek için büyük bir istek duyuyorsunuz...

(hala Kızıldenize kadar olan kara yolculuğunu ve gemi yolculuğunu merak edenler varsa bilahare anlatabilirim)

Türkiyeye yaşayıp da Kahire'ye gitmemek olmaz olmamalıdır... İmkanı olmadığını zannedenlerin büyük bir kısmı yanılır... Özellikle İstanbul'da bir hafta yaşamakla Kahire'de bir hafta gezmenin maliyeti farklı değildir...

Yeryüzünde gezip dolaşmalı...

Çaresiz Mısır'a gidilecek

Muazzam bir anlatım ve yorumcuların da ballandırması ile Mısır'a doğru yönelttiniz bizleri. Daha geçenlerde bir tur düzenlenmiş ve beni de aramışlardı. Bir kısım arkadaş da temizlik sıkıntısını anlatıp "hiç sana göre değil" diyerek isteğimi kırmışlardı. Sizlerin ifadelerinden bir sıkıntının olduğunu ancak bunu çok da büyütmemek gerektiğini anlıyorum.
Bir de gezi grubu mümkün olduğu kadar homojen olmalı. Yani Hac yolculuğundaki gibi namaz vakitlerini gözetmeli ...Ve buna benzer hassasiyetleri...Çünkü bizlere Nil akşamları adı altında eğlence proğramlarının broşürleri geliyor. Üstelik bunları meslek odaları falan düzenliyor.
Mekkeden Medineye giderken de şöföre para topluyorlar. Aman bizim şöförler duymasın.
Allah yar ve yardımcımız olsun.

Teşekkürler!

Sakine Hanım'a teşekkür ederim. Yazılarından ve sitedeki banner'dan görebildiğim kadarıyla bir yazı erbabıyla karşı karşıyayım. Bir kalem erbabından böyle övgü almak doğrusu mutlu etti beni. Eksik olmayın! Ama Mısır'a gitmeyi de ihmal etmeyin!
Ayşenur Hanım'a da, yazdıklarımı dikkate alıp yorum yazdığı için teşekkürlerimle birlikte bir öneride bulunmak istiyorum. Anlaşılan o ki, Mısır'ı gezip görmüşsünüz. Hem de çok yerinde izlenimlerle ayrılmışsınız oradan. Eğer daha önce bir yerlerde yazdıysanız lütfen haber verin de okuyalım, yok eğer yazmamışsanız da niye yazmadığınızı merak ediyorum. Kıvrak bir kaleminiz ve şiirsel bir anlatımınız var. Şahsen Kahire'yi sizden okumak isterdim!
Selam herkese! Herkese ama!..

Mısır... Hayallerimin ülkesi

Mısır...Hayallerimin ülkesi. İnsan hiç görmediği bir yerin hasretliğini duyar mı? Duyuyorum işte.
Ve Nil... Çöle hayat veren nehir...
Ve Züleyha... Ah Züleyha...

Ne güzel de anlatmışsınız. Okuyunca bir damala su serpildi sanki içime. Ama sönmedi, daha da büyüdü bu hasret yangını. Allah bize de nasip etsin inşallah. Kaleminize sağlık.

Ne içindeyim zamanın/Ne de büsbütün dışında...
Yekpare geniş bir anın/Parçalanmaz akışında...

Mısır...

Bu yazıyı okuduktan sonra ilk işim, Mısırlı bir arkadaşımla konuşmak oldu. Bana bana uzun uzun Mısır'da geçen çocukluğunu anlattı ve bu yazıyı yazan ve duygularını paylaşanlara selam eyledi.