renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

"Kar" Romanı Üzerine

Orhan Pamuk’un Kar romanını okuduktan sonra üzerinde bazı düşünceleri paylaşmak istiyorum. Roman şair Ka’nın öldürülen belediye başkanı ve intihar eden kızlar olayını takip etmek üzere Cumhuriyet gazetesi adına Kars’a gelmesi ve bu süreçte yaşanan olayları konu ediniyor. Şair Ka’nın asıl adı Kerim Alakuşoğlu’dur. Kendisi şiirlerinde isim ve soyadının ilk harflerini bir araya getirerek Ka ismini kullanır.

Şehir olarak Kars gibi normal şartlarda sosyal demokrat eğilimlerin ağır bastığı bir şehir seçilmesi de ilgi çekicidir. Taşra kenti olan Kars doğal sebeplerden dolayı dışarıya karşı kapalı olan, klasik küçük taşra kentlerindendir. Burada yaşam dört şey üzerine bina edilmiştir: Mahrumiyet, Masumiyet, Mahremiyet ve Muhalefet.(1) Kars Rus, Türk egemenliklerinden dolayı farklı kimlikleri bir arada barındırır.

Bir kış günü kendisini kar karşılar. Kar imgesi roman boyunca yazara yön veren ana etkenlerdendir. Kar imgesi şehirdeki bir insan için masalı andırırken, taşra için yorucu, bıktırıcı, yıldırıcı bir konumdadır. Kar her şeyi örter ama Masumiyetin de aynı zamanda ifadesidir. Kar şair Ka’ya göre “Bu alemin ne kadar esrarengiz ve güzel olduğunu, yaşamın aslında bir mutluluk olduğunu hatırlatmıştı… Kar yağınca insanlar birbirlerini selamlıyorlardı. Kar sanki düşmanlıkların, hırsların, öfkelerin üzerine yağarak onarlı birbirlerine yaklaştırıyordu” Aynı zamanda ateist şair Ka’ya Allah’ı hatırlatmıştı. Kar sessizliktir, ıssızlıktır. Doğu toplumlarının en önemli özelliği hareketsizlik içinde hareket, sessizlik içinde derin bir çılgınlığı barındırır.

İntihar eden genç kız Teslime’nin yaşadığı süreç değişik açılardan ele alınmış. Bazısı için davası için öldüğüne inanırken, bazıları da sevdiğine varamamasını etkili olduğuna inanır. İntihar eden sadece Teslime değildir. Koca dayağından, çocuk yapmamasından, bakire olmadığı söylentisi yayılmasından dolayı intiharlar yaşanır. Bu bir nevi bir protestonun sessiz haldir. “devlet, aile ve din erkeksi bir ses”e sahip olduğundan dünya istatistiklerinde erkeklerin intihar oranı kadınlara göre yüksek iken ülkemizde bu durum tam tersidir. “Erkekler kendilerini dine verirken, Kadınlar intihar ediyor” Ancak intihar doğuda kadınlara bir çıkış yolu olarak sunulan tek yoldur. 80 yıllık Cumhuriyet tecrübesi de yurttaşlarına bunu hep dayatmıştır. Yaşamları hakkında talepleri olanları devlet bunları yasaklı sayarak bunları düşünenleri intihara sürüklüyor. Cumhuriyet dönemi intihar eden gençliğin, kuşakların izleriyle doludur. Türkiye yeni bir çıkış, yol denemek isteyen kuşaklara belli bir misyon ihale edilmiş ve bu süreç tamamlandıktan sonra ya intihara sürüklenmişler ya da başkalarının yok edilmesinde kullanılmışlardır. Nitekim şair Ka Lacivert’in sevenleri tarafından yaptığı ihbardan dolayı öldürülmüştür. Yaptığı ihbar ile Lacivert’in ölümüne sebep olurken; kendi sevgilisini ardından canını kaybetmiştir.

Roman boyunca Türkiye’de güç gruplarının dilinden yaşanan sürecin tartışma seviyesi ve dili ortaya dökülür. Okuyunca bu dili konuşan bir ülkenin çıkış yakalamayacağı ortaya çıkıyor. Birbirini anlamak için değil mahkum etmek için mücadele eden bir tartışma dilinin sonu kavgadır. Özellikle romanda eğitim enstitüsü müdürü ile Tokat’tan gelip onu vurmak isteyen kişi ile aralarında yaşanan diyaloğu bugüne nasıl geldiğimizi anlamakta önemli ip uçları veriyor. “Katil ile Maktul Arasında İlk ve Son Duruşma” bölümünde tam düşünce intiharı yaşanır. Ölen ve öldürülende vardıkları sonucu tam olarak anlayabilmiş değiller. Sorunlarımızı nasıl çözümsüzlüğe mahkum ettiğimizin çok güzel bir örneğini veriyor Orhan Pamuk. Çatışan taraflar birbirlerinin düşüncelerini tanıyabilmiş, anlayabilmiş değiller. Solcuların din hakkındaki fikri seyredilen Çağrı filmi veya çocukluktaki bazı gözlemlerden ileriye gitmez. Sol- Laik kesim için İslamcılar iktidarı ele geçirdiklerinde kendilerini öldürecek ve tüm kadınları örtünmeye zorlayacaklardır. Şair Ka din algısında Allah’ı tanıma sürecini yaşıyor. Allah onun için yoksulların tapındığı biridir. Çocukluğunda Allah’a ibadet edenler aşağı tabakadan insanlardır. Ka’nın aradığı Allah: “Huzuruna ermek için ayakkabılarımı çıkarmam, birilerinin elini öpüp dizlerimin üzerine çökmem gerekmeyen bir Allah istiyorum ben. Benim yalnızlığımı anlayacak Allah” onun için Allah “Beyaz çarşaflı, yaşlı, yumuşak kadın”dır. İslamcı için demokrasi- sol düşüncesi sloganik birkaç argümandan öteye gidebilecek bir derinlikten yoksun, sığ bir düzeydedir.

Orhan Pamuk dönemin özelliklerini en iyi bir şekilde temsil edecek olan kişileri özenle seçmiş. Büyük çoğunluğu hayatları boyunca bir fikrin kalıcı takipçisi görünmezler. İdeolojik şemsiyeler altında dönüp duran bir kahramanlar vardır. Bu kişiler Türkiye’de kuşak çatışmalarını ve değişimlerini ortaya koyuyor. Turgut Bey, bir zamanların devrimcisi şimdinin liberali, Lacivert solculuktan başlayan yolculuğunu radikal İslamcılık ile devam ettirir. Muhtar bir zamanlar solcu iken Refah Partisi’nin belediye başkanı adayı olacak kadar dönüşüm yaşar. Sunay Zaim siyasal sol içinde elde ettiği başarının ardından 80 darbesi ile bir çok devletçi- devrimci sürece evrilir. Filmlerde Atatürk ve Hz. Muhammed rollerine bile talip olan ama her iki kesimin taraftarlarınca dışlanır. Ama onun içindeki kahraman olma isteği son olarak bilerek doldurduğu tabanca ile Tiyatro sahnesinde kendini bir nevi öldürterek amacına ulaşır. Şair Ka’nın yaşadığı gibi solcular Allah düşüncesinin kendi içlerindeki derin arayışını ve bunun derin çelişkilerini yaşarlar. Şair Ka Almanya’ya iltica etmiş bir dönemin dava savunucularının düştüğü durumu ve yaşadıkları dönüşümü resmeder. Deliren Malatyalı Tufan, sopanın ucunda ıslak bir bez ile ıslık çalıp koşarak yerleri silerken görülür. Sözünü sakınmadığı için sürekli azarlanan Mahmut Almanya’da hangi camiye, hangi cemaat hakim olacak kavgalarını verirken, Süleyman Bavyera’da üçüncü dünyalı sürgünlere kucak açan bir kilise vakfının parasıyla yaşarken, matbaadan yeni çıkmış dergileri katlayan Sadık şimdi Alplerden Almanya’ya kaçak işçi sokan bir çeteye elebaşılık ederken görülür. Kaçmayıp veya kaçamayıp bu ülkede kalan insanların trajedisi bambaşkadır. Savunduğu fikirleri gençlik dönemi heyecanlarına bağlayıp bunları terk eden, bir zamanlar “Kahrolsun” dediği sermayeye ve gruplarına kölelik yapan devrimciler, devrim hayalleri kurup yaşarken, beklenen devrimin gerçekleşmeyince boynu bükük gençler, mafyatik örgütlenmelerde enerjilerini boşa harcayan nice kuşaklar görülür.

Orhan Pamuk Türkiye’nin düşünce odaklarını resmederken bir taraftan roman kahramanının şahsında eleştirilerini de ortaya koyar. Şeyh Efendi ile konuşmalarında Allah düşüncesini ortaya koyarken diğer taraftan Tarikat eksenli düşünüşün sorunlarını tartışır. Onlar açısından bir problem yoktur. Önemli olan teslimiyettir. Ve bu Allah’tan çok şeyhe ve tarikata olan bağlılıktır. Şair Ka Şeyh Efendi’ye hitaben“Batılılaşmış, yalnızlaşmış ve Allah’a tek başına inanan birey seni korkutur. İnanmayan cemaat adamını, inanan bireyden daha güvenilir bulursun. Senin için yalnız bir adam, inanmayan adamdan daha sefil ve kötüdür” Takva filminde olduğu gibi burada kişi cemaat zindanına hapsolmakta bunun dışında bir yer, dünya düşleyememektedir. Düşlese bile anlamlandıramadığı ve prangalarından kurtulamadığı için mesafe alamamaktadır. Burada değişik bir intihar ortaya çıkmaktadır. Romanda aşırı uçlar resmedilirken makul olan çizgi ve anlayışlar görülmemektedir.

Romanda dindarlığın resmi belli kişilerin üzerinden resmedilmeye çalışılmış. Şeyh Sadettin Cevher’in şahsında tarikatların insanlar için ifade ettikleri anlam, huzurlu liman gibi sığınılan Tarikatların yaşadıkları özgürlük korkusu, durgun, sakin bir tasavvuf düşüncesi vardır. Lacivert küçüklüğünde babasının bazı tavırlarına karşı dine karşı bir duruş sergilerken daha sonra özellikle İran Devrimi ile birlikte radikal İslamcı olmuştur. Muhtar’da aynı şekilde solcu iken Refah Partisi’nden belediye başkan adayı olmaya kadar varan bir dönüşüm geçirmiştir. Kızların örtünme sürecini yazar daha çok bireysel bazı duygu ve beklentilerle açıklamaktadır. Sevdiği erkek için evlenmek gibi. Bunun temel anlamda dinin emri olduğundan ziyade toplumsal beklentiler merkezinde oluşan arayışların ürünü olduğunu savunur. Freudyen bilinçaltı okumaları ile ideolojik aidiyetlerin kökenine inmek çabası süreç algısını basitleştirmiştir bence.

20 yüzyıl Türkiye için darbeler yüzyılı olmuştur. 31 Mart, 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat. “Kar” romanı 28 şubat sürecine giden yolunu ipuçlarını verir. Aynı süreç diğer yaşanan tüm darbelerde de yaşanmıştır. Şair Ka 12 Eylül darbesinden dolayı yurtdışına kaçmış iken bu sefer annesinin ölümünden dolayı geldiği Türkiye’de başka bir darbe süreci yaşanmaktadır. 12 Eylül darbesi sağ ve sol çatışmasının ürünü iken bu defa laik- İslamcı geriliminden beslenen bir dönemin sonucudur. Postmodern darbe süreci yaşayan Türkiye’de yaşananların 20 yıl öncesine göre değişen bir şey yoktur. Birbirini anlamayan, mahkum eden, tehdit olarak gören, empati kurmaktan yoksun, anlamak çabasından yoksun bir süreç daha yaşanmaktadır. Birbirini varlığını tehlikeli görüp yok etmeye çalışan, evhamlar, şüpheler, illüzyonlar ardından birbirine bakan insanlarımız oldukça bu süreçlerin bittiği düşünülemez. Yıllar sonra geldiği vatanında değişen bir şey yoktur. Kayıp kuşaklar yüzyılında yeni bir dönem yaşanmaktadır. Kafası karışıklar ülkesinde değişen bir şey yoktur. Toplumsal gerilimler, aydınların konumlanışı, kuşaklarda yaşanan değişmeler ile Orhan Pamuk’un da belirttiği en “siyasi” roman hüviyetindedir.

Romanın kahramanı Şair’dir. Roman Şair Ka’nın şiir merkezindeki bir yolculuğudur. Bu yolculukta 19 şiir yazmıştır. Şiirler yazar tarafından Kar simetrisi üzerine yerleştirilmiş. Roman bir yerde şiirlerin doğuş öyküsüdür. Burada şiirin yazarın ruhun ızdırabı, arayışı, acıları, hazları, mutlulukları arasından damıtılmış özler olduğunu göstermek ister bir tavrı var. şair Ka’nın 19 şiiri bu kitapta anlatılan olayların, ayrıntıların sembolik bir ifadesidir.

Roman Ali Şeriati’nin deyimiyle insanın yaşamı boyunca içine hapsolduğu 4 zindandan kurtulma çabası ile geçiyor. Bu dört zindan: Doğa, Toplum, Tarih ve Nefis. (2) Doğa: Kars, Kar, kış mevsiminin ağır şartları. Toplum: İnsanların içinde bulunduğu psikolojik ortam, değer yargıları, kültür, yaşam tarzı. Tarih: İnsanların peşini bir an bırakmayan geçmiş yaşantılar, ideolojik serüvenler. Nefis: İnsanların her türlü şarta rağmen hissettiği arzuları, hırsları, arayışları. Şair Ka, İpek, Lacivert, Turgut Bey, Sunay Zaim, Kadife, Necip, Fazıl ve diğerleri içinde bulundukları zindanlardan kurtuluş arayışı içerisindeler. Bunu gerçekleştirmişler midir? Hayır ama arayışları devam ediyor. Yani bizlerin arayışı …

Roman siyasi içerikte iken Orhan Pamuk edebiyatın ve dilin inceliklerini- güzelliklerini çok güzel ortaya koymuş. Benzetmeler, insanı hal ve doğa tasvirleri, bir merak içinde sürüklenen roman kendi alanında değerli bir eser olmayı hak ediyor. Belli dönemleri anlatan romanlar çoğu zaman bir tarihsel belge hüviyetindedir. Gore Vidal’in Hükümdar romanında Bizans’ın son dönemlerinde yaşadığı süreç, Viktor Hugo’nun Sefiller romanında Fransız devriminin iç çalkantılarını, Yakup Kadri’nin Yaban romanında Kurtuluş savaşı psikolojisini, Halide Edip Adıvar’ın Vurun Kahpeye romanında Cumhuriyet devrimlerinde yaşanan geçiş sürecini, Erdal Öz Gülünün Solduğu Akşam’da 71 darbesini anlatır. Bu romanları okuduğunuzda o dönemlere derin bir yolculuk yaparsınız. 28 Şubat dönemini romanlaştırma denemelerinden olan Ahmet Kekeç’in “Yağmurdan Sonra” konu ve anlatım olarak zayıf kalmaktadır. Hatıraların anlatıldığı kitaplar dışında da roman olarak eser bulunmamaktadır. Kar romanında anlatılan dönem çok uzak bir zamanda olmasa da yaşanan olayların sıcaklığı belli yerler dışında yazar objektiflikten uzaklaşmadan anlatmış. Gelecekte Türkiye’yi ve yaşadığı derin dönüşümleri anlamak için güzel bir eser.

Kaynaklar

1- Taşraya Bakmak- Derleyen: Tanıl Bora
2- İnsanın Dört Zindanı- Ali Şeriati
3- Kar- Orhan Pamuk

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Romana ilişkin

Kar romanını okuduğumda sizin düşündüğünüz şeyleri düşünmüştüm.Yazar o dönemde yaşanan Türkiye'nin fotoğrafını çekmişti ve bunu yaparkende darbe zihniyetine en büyük eleştiriyi yapmıştı. yazınız da romandaki gerçekleri güzel özetlemiş...selamlar

Lacivert'in çevresinde pervane olan gençler!

Kar adlı romanı okuduğumda en çok da Lacivert adlı tiplemenin çevresinde toplanan o gencecik çocuklar dikkatimi çekti. Diğer tüm tiplemeler hakkındaki başarısını bir tarafa bırakırsak eğer, o gencecik çocukları tasvir etmedeki başarısı bile şapka çıkartacak cinstendi.
O çocukların kafa karışıklığı, koşulsuz itaatleri, abartılı hayranlıkları, insan üstü bir özveriyle kendini kabul ettirme çabası çok isabetli detaylarla aktarılmıştı.
Çeçenistan'da, Bosna'da, Keşmir'de, Eritre'de savaşmış mahallenizden ya da okulunuzdan bir ağabeye, bir efsaneymiş gibi yaklaşıp, onun öyküsüne hayranlıkla kendini kitlemiş olanlarınız varsa geçmişte, ne söylemek istediğimi çok iyi anlarlar.
Lacivert'in çevresindeki tipler de aynen öyle değil mi? Onlar Lacivert'in anlattıklarından çok onun geçmişiyle ilgililer. Zira hayran oldukları şey efsaneye dönüştürdükleri bu adamın öyküsüdür aslında. Lacivert de Bosna'da savaşmış biri değil miydi?
Bu arada kimse niye yazmıyor artık? Yazın. Ne olursa olsun, yazın. Kelimeler insana, yanlız olmadığını hatırlatan birer işaret fişeğidir. Kelimeleriniz varsa yaşıyorsunuz demektir bu.