renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Zamansal Nesillerin Çatışması

Her yaş günümde, bir fikir gelip zihnime yerleşir ve gün boyu beni rahatsız eder. Bir yaşımı bitirip, yeni bir yaşa girerken adeta ölüp dirilirim. Şöyle: Tamamladığım yaşımın son gününde, saatler hızla akıp giderken telaşlanırım. Son dakikalarda, adeta elbise değiştirir gibi beden değiştirdiğim hissine kapılırım.

Son dakika da geçip, yeni yaşımın ilk dakikasına girdiğimde, geride kalan yaşım, yeni bitirdiğim yaşım, sanki orada uzanmış yatan ‘ben’mişim gibi hissederim.
Bir elbise gibi cansız duran, eski yaştaki ben, ‘eski Mustafa’ karşısında nedense ürperirim. ‘Yeni Mustafa’yı da bir bebek gibi hissederim; günahsız, nur topu gibi bir ‘kişi’ işte. Doğumda ölen annedir sanki, biten yaştaki Mustafa.

Bu yüzden yaş günlerimde, bir sarsıntı geçiririm, bir kopma olur sanki, elektrik gidip gelmiş gibi veya elbise değişmiş gibi; süreklilik algısı imdadıma yetişir, biraz rahatlarım ama ne üzüleceğimi bilirim, ne de sevineceğimi.

Üstelik yaş günlerinde ölen Mustafa, doğan Mustafa’nın omuzlarına bir son görev de yüklemiştir: Geçmiş dediğimiz o mezarlığa defnetmek zorundayım ölen Mustafa’yı.

ŞİMDİ GEÇMİŞİN BİR PLANIYDI

Size bir deney öneriyorum: Umarım güzel, zengin bir fotoğraf arşiviniz vardır, aile olarak. En azından sanırım bir fotoğraf albümünüz vardır . Fotoğrafları yıllara göre tasnif etmişsiniz.. Her yaşta, onlarca, yüzlerce fotoğraf çekilmişsiniz.

Zamanla görüntünüz değişiyor elbette. Bu yüzden her yaştaki halinizi, bir kişi kabul edin ve bir akşam hayalinizde evde bir parti vererek bütün yaşlarınızı çağırın.

Çok değil beş yıl önceki halinizi gözünüzün önüne getirin.. O şimdi başkası.

Deney şöyle; iki kişi var ve karşılaşıyorlar. Diyelim ki siz, Ali’siniz; biri 35 yaşındaki Ali, öteki de 40 yaşındaki Ali. İki Ali karşılaşıyorlar.

Bakın bakalım yaşlarınız birbirlerine nasıl davranacaklar ve aralarında neleri konuşacaklar?

İkinci Ali, Birinci Ali’nin yabancısı değil, ama yakını da değil; arkadaşı, kardeşi veya oğlu değil.. İkinci Ali, Birinci Ali’nin bizzat kendisi.

Dahası İkinci Ali, Birinci Ali’nin öngörüsü, gelecek tasarımı, idealleri, çabaları, başarısı veya başarısızlığı..

Bu karşılaşmada İkinci Ali, Birinci Ali’den hoşnut olabiliyor mu? İkinci Ali, Birinci Ali’nin öngörü gücünü iyi kullanıp kullanmadığı konusunda neler söylüyor?

Geçmişe dönüp baktığınızda yaptığınız seçimlerle, öngörünüzü ortaya koydunuz; geleceğinizi belirlediniz.

İşte her yaş gününde böyle şeyler düşünüyorum.. Hayattaki Mustafa, ölen Mustafa'lardan da sorumlu üstelik. Peki ama hayattaki ölenlerden memnun mu? Hiç mezarına gider mi?

Ölen Mustafa'ların geride bıraktıkları miras bir yığın sorun, bir sürü hata da olamaz mı..

ÖNGÖRÜ GÜCÜNÜZ HANGİ AMAÇLA VERİLDİ?

Bir sorun mu var dersiniz? Elbette var.

Beyninizin öngörü gücünü iyi kullanabildiniz mi?? Sahip olduğunuz öngörü gücünün sınırlarını fark ettiniz mi? Bu sorular, biliyorum sizi hemen rahatsız etti.

Başlamışken sorularımızı sıralayalım da iyice tadınız kaçsın:

Acaba insan beynini kendi geleceğini nasıl ve ne kadar iyi hayal edebiliyor?

Sahip olduğumuz öngörü gücü bize hangi amaçla verilmiş?

Öngörümüzün gücünü belirleyen sınırlar, dünya ve ahiret hayatımızı etkiliyor mu? Nasıl etkiliyor?

MİRASLA GELECEK NESİLLERİ MUTLU ETMEK

Zamanımızın çoğununu, gelecekteki kendimizi memnun ve mutlu edecek yarınlar inşa etmek için harcıyoruz. Gençlik çağları, sürekli yetişkinlik ve yaşlılık çağları için harcanmıyor mu?

Anlık mutluluğumuzu, keyfimizi sağlayacak şeyler yerine, gelecekteki kendimizin refahı için sorumluluk alıyoruz. Şöyle de söyleyebiliriz: "Ahiret inancımız var ve bir anlık mutluluk için ebedi mutluluktan vaz geçemiyoruz değil mi?

Aslında her ne zaman bir şey "istiyorsak" - bir promosyon, evlilik, ev, araba, dondurma - onu elde ettiğimizde, bizim parmak izimize sahip o.. Her başarıda ve hatada imzamız var..

İlginç olan şu: Bir saniye, bir dakika veya on yıl sonraki kişinin, bizden miras aldığı şeyden hoşlanacağını umarak davranıyoruz. İstiyoruz ki gelecek nesilleri mirasımızla mutlu edelim..

ZAMANSAL NESİLLERİN ÇATIŞMASI

Oysa tıpkı onu mutlu edeceğini düşünerek geleceğini planladığımız çocuklarımız gibi, kendi “zamansal neslimiz” de oldukça nankördür.

Olması için çok çabaladığımız şeyler gelecekteki kendimizi mutlu etmezken; olmaması için elimizden geleni yaptığımız, kaçındığımız şeyler de bir zaman sonra daha mantıklı, yapmadığımız için hayıflandığımız şeylere dönüşmektedir.

Gelecekteki kendimiz onun için yaptıklarımızdaki iyi niyetimizi takdir edebilir, elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştığımızı da.

Fakat bu, bizim için "şimdi" en iyi olacağını düşündüğümüz şeyin, gelecekteki kendimiz için yeterince bile iyi olmadığı gerçeğini değiştirmiyor.

Bu yüzden zamansal nesiller arasında bir çatışma vardır. Dünyevi anlamda iki günü eşit olmayanlarda, her gün biraz daha gelişmiş olanlarda bile görülecek bir şeydir sözkonusu zamansal nesillerin çatışması..

ZAMANSAL NESİLLERİN ŞİKAYETLERİ

Fakat bu nasıl olabilmektedir.

Gelecek yıl veya en azından bu öğleden sonra olacağımız kişinin zevklerini, beğenilerini, tercihlerini, ihtiyaçlarını ve arzularını bilmiyor muyuz?

Gelecekteki kendimizin hayatını şekillendirirken onu iyi anlamıyor muyuz?

O halde neden bizim olmazsa olmaz diye hayatımıza koyduğumuz şeyler, onlara üzücü, sıkıcı ve gereksiz görünüyor?

Neden bizi düşündüklerinde (geçmişteki kendimiz) seçimlerimizi, kararlarımızı durmadan eleştiriyorlar?

Bizim hakkımızda düşündüklerinde gurur ve takdir yerine, neden pişmanlık ve avuntu hissediyorlar?

Biz onları ihmal etmiş, yadsımış olsak, hadi neyse, ama biz onları mutlu etmek için hayatımızın en iyi yıllarını verdik.

Onlarda mı bir bozukluk var, yoksa biz de mi?

Hiçbir geçmiş, şimdiyi mutlu edemez mi? Yoksa şimdi, hiçbir geçmişle mutlu olamaz mı?

Dünya odaklı algılarla ve anlayışlarla zamansal nesilleri barıştıramayız. Şimdilik bunu söyliyeyim.

HATALAR ÖNGÖRÜMÜZÜN GÜÇ GÖSTERGELERİDİR

Optik illüzyonlar (Müler-Lyer çizgileri, Necker kübü v.s.) istisnasız herkesin yanlış yapmasına neden oldukları için değil, daha ziyade herkesin aynı yanlışı yapmasına neden oldukları için ilginçtirler.

Optik illüzyonların algımızda yarattığı hatalar yasaları olan, düzenli ve sistematik hatalardır.

Kişisel geleceğimizi hayal etmeye çalışırken yaptığımız hatalar da yasaları olan, düzenli ve sistematik hatalardır.

Optik illüzyonların nasıl görme yeteneğimizin gücünü ve sınırlarını hatırlatıyorsa, bu hatalar da öngörü yeteneğimizin gücünü ve sınırlılıklarını gösteren bir örüntüye sahiptir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

teşekkürler

Yazınızı büyük bir ilgiyle okudum.Gerçekten de zaman zaman (belki her zaman)insanın zihnini meşgul eden bir konu.

Evet geçmişteki tüm Ayşenur'ları çıkardım albümümden.Hepsine kızgın bir bakış fırlatıyorum.Hoşnut değilim onlardan.Onların verdiği yanlış kararları ve hataları düzeltmek çok zor oldu.Hele de zamanında yapamadıkları,ıskaladıkları şeyler var ki;onları hiç düzeltemedim.Fakat onlar da kendine kızgın sanırım.Bilselerdi hata yapmazlardı.Yüzlerindeki pişmanlıktan bunu anlıyorum.Onlar da böyle diyorlar zaten ve ben hepsini affediyorum.

Ama biri var ki;dimdik duruyor karşımda ve onurlu,gururlu,şükürlü.Diyor ki;"bana saygı duy,ben kapanma kararı alan Ayşenur'um.Evet sana saygım sonsuz.Gelecek nesillerimin saygıyla anacağı tek Ayşenur'sun.

Burda aklıma geliyor ki,gelecekteki Ayşenurlar'ın da bana kızmasını istemiyorum.Onların da benimle gurur duymalarını istiyorum.Ama o zamanlar neler isteyeceklerini de tahmin edemiyorum.Ve şöyle dua ediyorum."Allah onları iki cihanda da mutlu ettirecek şeyler yaptırsın bana"Bu dua onlar için yeterli sanırım.

Yazınız ve önerdiğiniz deney için teşekkür ederim.Acı olsa da iyi geldi.

Selametle...

Ne içindeyim zamanın; ne de büsbütün dışında...
Yekpare geniş bir anın, parçalanmaz akışında...

Otokritik için stratejiler

Arkadaşlar.. Varoluşumuzu, ahiret bilinci odaklı zamansal (geçmiş, şimdi ve gelecek) boyutuyla bir bütün halinde kavramak zor iş.. Otokritik, ödevlerimizden, görevlerimizden biri üstelik. Dolayısıyla bu sorunun çözümünde, deneyimlerimizi aktararak birbirimize yardımcı olabiliriz diye düşündüm. Bir kaç yazı daha kaleme alacağım.. Selamlar.

tek ses "Hû!" ki O aldığımız "nefes"

yalnız otokritik yaparken şuna dikkat etmekte faide var sanırız; geçmişe ve geçmişte yapılanlara karşı eleştiri ya da beğeni için sadece ene'ye/ego'ya/nefs'e yüklenmemeli. tarafsız bir muhakeme/gözlem yapılmalı ve ben'likten/bencillikten duygu ve düşüncelerimizi olabildiğince uzak tutmalıyız. çünkü aksi "daima kötülüğü emreden nefsin" yani nefsi emmare'nin tuzaklarından bir tuzaktır; ben, ben, ben ve hep ben...!

büktük boynumuzu mevla'ya;
tek ses "Hû!"
ki O aldığımız "nefes"

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Kendi geçmişimize tarafsız bakabilir miyiz?

Ümit Demir, "tarafsız bir muhakeme/gözlem yapılmalı ve ben'likten/bencillikten duygu ve düşüncelerimizi olabildiğince uzak tutmalıyız. " demiş. Peki ama kendi geçmişimize tarafsız bakabilir miyiz? Tarafsızlık mümkün mü?

İnsan içinde olup da taraf olmamak elbette mümkün değil.. Toplum, tarih ve kültür bizi çepeçevre kuşatmıştır çünkü..

Bu konuda sorulabilecek soruları buraya sıralayıp herbirinin gerçeği çıkarmada ne kadar işlevsel olduklarını tek tek irdelemek yerine,ben kısa yoldan taraf olma konusundaki görüşlerimi ifade edebilirim:

Gerçekliğin bir parçası olan insan, taraf olma sorununu, gerçekliğin her hangi bir yerinden, kendinden bile hareket hareket etse, gerçeğe ulaşmayı garanti edemez.. Sonuçta gerçekliğe içerden bakmaya mahkumdur.

Gerçeğe ulaşabilmek için, gerçekle özgürleşebilmek için.. Dışardan bakışa ihtiyaç vardır.. Dışardan bakınca bütünü görebilir ve parça-bütün ilişkisini doğru kurabilir..

Dışarıdan bakışı da sadece Vahiy mümkün kılmaktadır.. Vahiy sayesinde biz, gerçekliği, ilahi bakış açısıyla, dışarıdan, bir bütün olarak ve olduğu gibi görebiliriz..

Dolayısıyla kendi geçmişimizi bile ancak vahiy sayesinde gerçeğe uygun bir şekilde algılayabiliriz.. Duyuların ve aklın sınırları gerçeğe yaklaşmamızı engeller çünkü.

Gerçeğe ulaşan, onun bir parçası olduğunu farkettikten sonra ona bilinçle katılan, yaratılışın akışına karışan, özgür ve sevgiyi coşkuyla yaşayan insanlar, geçmiş, bugün ve gelecek gibi zamanın boyutlarında ne Allah'ı, ne de kendilerini kaybederler.

Selamlar..

tarafsızlık derken...

eyvAllah... yalnız bendeniz naçizane tarafsızlık derken kelimenin şunu muhteva etmesi muradıyla demiştim; geçmişin sorgusunu yaparken orta yerde durup ben'e her iki uçtandan da aşırı biçimde yüklenmemek... yani geçmişe bakıp "ben neden oldum; benim sayemde" ya da "ben sebeb oldum, benim yüzümden" tarzı yaklaşarak egoyu ne hadsiz alçaltalım ne de layık olmadığı halde yükseltelim!

aklı/ruhu/bedeni dengede muhafaza etmek adına bu şekilde bir yaklaşıma gereksinim var galiba, Allahüalem.

yoksa zat-ı âlinizin de buyurduğu gibi gerçek anlamıyla tarafsız olmayı bendeniz de kabul etmiyorum biiznilleh.

kelimenin anlamını sadece bu olay için anlatmaya çalıştığım şekliyle kullanmaya çalışmıştım hasbelkader; lakin tam ifade edemeyip yanlış anlamaya mahal verdiğim için özür dilerim.

muhabbetle,

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...