renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Futboldan Bahsediyoruz; Türkiye: 4 Yunanistan: 1

Biliyorsunuz dün Türkiye-Yunanistan maçı vardı. Yani bu bir spor yazısı olacak. O amaçla yazılıyor. Cemaat.com'da daha önce spor içerikli ve gündeme yakın yazılar var mıydı; bilmiyorum. Yokduysa da bununla olur sanırım. Spordan tümüyle kopuk bir yaşam biçimini de pek tercih edemiyorum ben. Ve hem sporun da etkilediği şartların içindeyiz ister istemez, özellikle futbolun! Böyle bir şeyin varlığını yok sayamayız. Türkiye'de özellikle derbi maçları gününde milyonların ekrana kilitlendiğini... Hatta çok söylenen bir şey vardır hani: Kural: Derbi maçı günlerinde özellikle Galatasaray-Fenerbahçe maçlarının oynandığı günlerde, benzine zam gelir! Halkın hassasiyeti başka tarafa yoğun olarak yönlendiği için, o vakitler bu halka yüklenmeler de pek önemsenmez. Bu sözleri söyleyenleri, doğruları-yanlışları, komploları-vehimleriyle başbaşa bırakalım biz. Çünkü konumuz şimdi o değil. Türkiye'de milyonlarca dolar para dönüyor futbol endüstrisinde. Çok yüksek paralarla oyuncular satın alınıyor, tesisler inşa ediliyor, statlar yapılıyor, vesaire vesaire... Yani sporun ve özellikle de futbolun kendine manyak bir alan oluşturduğu bir gerçek. Kendi endüstrisi, kendi güçleri, kendi takipçileri, kültürü... Genel kültür içinde baskın bir öğe olmaya başlayan her şey gibi futbol da tabi, ülke kültürün diline kendi terimlerini soktu. Günlük konuşmalarımızda futbola ait terimlerle oluşturduğumuz ibareler arttı.

Her neyse. Konumuz bu değil tam olarak. Ama işaret etmek istediğim şey, dünyada ve Türkiye'de fubolun artık görmezden gelinemez bir endüstri ve kültür oluşturduğu. Entelektüel Müslümanların da görmezden gelemeyeceği... Dilin içine kendi ifadelerini yerleştiren, kitlelerin duygularını ve paralarını birden kilitleyebilen bir futbol. Ülkemiz de bu futbol geriliminden beri olmadığı için, bu konuları bizim de konuşmamız gerekiyor. İşte futbol kötü berbat bir oyun, işte kitleler uyutuluyor, tapınıyorlar futbola, halkı kandırıyorlar, falan filan, gibi laflar duymaktan bıktık artık! Başka konuları araştırırkenki titizliğine laf diyemeyeceğimiz; ama daha doğru düzgün bir-iki maç bile izlemeden futbolun zararları hakkında ahkam kesen yazar abi ve ablalarımıza rağmen. Bıktık. İçinde bulundukları kültürün önemli bir parçası hâline gelmiş bir spor hakkında, kaliteli bilgilere sahip olmadan konuşmak pek doğru olmasa gerek yani. Yarın bir gün bu abilerimizin ablalarımızın çocukları futbola merak sararsa, ille de futbolcu olmak istiyorum ya da futbolu izlemek istiyorum derse, ne diyecekler? Tepkileri bu kadar net olabilecek mi acaba? Başımıza gelende hayır da olabilir şer de. Ama öncelikle başımıza neyin geldiğini kavramamız gerek.

Neyse, bizim konumuz Türkiye-Yunanistan maçı aslında. Bir giriş yapayım derken böyle uzadı gitti işte. Dün Türkiye-Yunanistan maçı vardı. Ve 4-1 kazandık! Ben gayet sevinçliyim; ve bu milli bir sevinç olduğu için paylaşmak istedim. Kazandık, 1-0'dan 4-1 şeklinde hem de! Böyle maçları daha çok seviyorum. Galatasaray da böyle yapardı, 1-0 sonra 2-1 tak! 2-0 Milan, sonra 3-2 biz tak! Yani.

Ama maça geçmeden önce bu Yunanların uyuzluğundan bahsetmek istiyorum. Adamlar daha birkaç gün önce Peygamberimize hakaret etmişlerdi, sonra youtube sitesinde Atatürk'e hakaret ettiler, hatta siteyi kapatmışlar 2-3 gün, sonra Yunan askerler bir eğitim koşusunda söyledikleri marşı vidyoya çekip youtube'a verdiler; marşta Ayasofya'yı tekrar alacaklarını, hilali yıkıp haç dikeceklerini, Kosovalıları insan yerine koymadıklarını söylüyorlardı. Dün de aynı zihniyet maçta yaptı yapacağını: İstiklâl Marışı'mız okunuyor, uyuz herifler ıslık çalmaya başladı, protesto ediyorlar yani, daha sonra Atatürk'e hakaret eden bir pankart açtılar. Farkedildi pankart, kaldırıldı, ama bir süre sonra yeniden açtılar filan. Tam bir terbiyesizlik yani yaptıkları. Tabi bunları Yunan tv. si göstermedi, üstünü örttüler güya. Sonra o neydi ya, sahanın içine atılan şişeler, bozuk paralar... ceza sahası resmen çöplük alanına döndü. Her neyse, Yunanları Yunanlıklarıyla bırakalım. Bizim işimize sahada bakalım.

Ha bir de bugün Yunanistan'ın bağımsızlık günü. Yani Osmanlı'dan bağımsızlıklarını aldıkları günün bilmem kaçıncı yıldönümü. Maçı kazansaydılar bugün çifte bayram hâlinde kutlayacaklardı bunu. Ama. Ama...

Daha 5. dakikada gol yedik gerçi yav. Ne oluyoruz ya!! Tuhaf oldum ben açıkçası. 5. dakikadan hemen sonra Yunanlar kimbilir ne düşündü. 'Tamam fark yaparız bundan sonra, 1'in üzerine 3 daha ve yedek kulübesine doğru şimdi haydi Türkler,' filan... eee, hadi bakalım çökertme mi sirtaki mi! Ama kader işte, futbol yani, hem doksan dakika hem de kader, hem bizim atalarımızın bir sözü var, sanki bugünü görmüş bu maçı önceden izlemiş de söylemişler: Son gülen iyi güler. Neyse. 5. dakikada ilk golü yedik, 1-0 yeniliyoruz ama, bizim oyuncular hiç öyle sarsılmadı, gayet güvenle ve hareketli oynadılar. Zaten maçın genelinde bir hareket vardı. Gayet epik bir futbol oynadık. Fatih Terim tam epik bir adam. Adam İtalya'ya gitti, oradaki ağır, defansif, rakibi içe çekip eriten boğucu futbolu değiştirdi; Fiorentina takımında. Ve devrim yaptı resmen yani. Fiorentina'yı ligin tepesine getirdi ta nereden. Tam hücumcu, ofansif, orta saha önünde basan, bazen takım hâlinde basıp geri çekilen bir futbol tipi. İnsana zevk veriyor bu futbol işte! Maçı izlerken heyecanlanıyorsun, sinirleniyorsun. İngiliz ligi meselâ biraz böyledir, topla koşan hızlı pas atan ceza sahasını hep düşünen bir futboldur. Ama İtalyan futbolu ise, ağır ve defansiftir, çok faüllü durgun, fizik-ağır bir futbol. Çok sakatlanıyor İtalya'da futbolcular zaten. Gerçi nihai olarak işe yaramıyor değil bu futbol da, İtalya, biliyorsunuz son dünya kupasının sahibi. İşte Yunanistan'da böyle bir takım, ve biliyorsunuz Avrupa kupasını kazandılar adamlar böyle, bu oyunla. 7-8 kişi defans, bazen sert kontra-atak, hava topu golleri ve genelde. Ama Fatih Terim'li Türkiye bu duvarı aştı dün! Risk alan ama sert ve kendine güvenen bir futbol koydu ortaya. Sürekli hücum eden, oyunu rakip sahaya yıkan, yıpratan bir oyun. Üst üste goller geldi zaten sonra: Dakika: 27, 55, 70, 81: Tuncay, Gökhan, Tümer, Gökdeniz. Oyun bizim kontrolümüzdeydi hem genel olarak. Bir de bir sürü oyuncumuz sakat, cezalı üstelik: Emre, Nihat, Rüştü, Yıldıray, Halil, İbrahim Toraman...

Fatih Terim'in Gökhan Ünal ve Gükhan Zan tercihleri riskliydi; ama öte yandan gayet akılcıydı da. Daha önce hiç oynamayan ya da uzun süredir yedek olan birinin maça çıkışını oynadılar bizim Gökhanlar. Gökhan Ünal özellikle verimliydi. Dün için verimden bahsedeceksek tüm oyuncuları anmalıyız; ama Tümer'i en başta! Ve Mehmet Aurelio, heal olsun Aurelio'ya, adam dinamo gibi topu oynuyor, pas yapıyor kademeye giriyor, hep bir seviyenin üzerinde... Kaleci Volkan da iyidi. Özellikle o kornerden gelen bir topu sağına doğru uzanıp çıkardı ya. Helal olsun, iyi takip. Fakat çok iyimser bir tablo da çıkmaz bence dünkü futbolumuzdan; tamam iyiydik aslandık boğduk adamları filan ama, Yunanistan'ı da ben bu kadar kötü görmemiştim hiç. Pas yaparken top kayıpları, saçma sapan çalım girişimleri filan, ve biraz şanssızlık da. Kaçırdıkları iki gol var ki, aman Allah'ım yani, biraz bizim defansın zayıflığı yüzündendi ama, sonuçta kaçırdılar golü, kale dibinden iki kere. Türkiye de öyle çok çok derli toplu bir oyun koymadı ortaya ama, yine de bir şeyleri parlattı yani. Ümidimizi artırdı kupa için. 2008 Avrupa Kupası için yani. Ümidin esas kısmını, bu kadroda daha esaslı oyuncuların olmayışı oluşturuyor. Onlar da girince kadroya, bu gençler daha ısınınca, güven ve destek artınca... Ver elini kupa. İnşallah.

Bu arada biz Yunanistan'ı Atiana'da gol yağmuruna tutarken dün akşam, Bosna Hersek de Norveç'i 2-1 yendi. Bu bizim hem gruptaki yerimiz açısından kazançlı bir sonuç oldu, hem de Bosna yani, kardeşiz sonuçta. Müslimov filan.

Grupta Türkiye birinci. Puanımız: 12. Yunanistan 9 puanla ikinci. Bosna 7 puanla üçüncü. Norveç dördüncü, puanı 6.. grubun ilk sıraları böyle.

Bu galibiyetle iyi bir avantaj yakaladık. Daha önce de hiç yenilmediğimiz Yunanistan'ı yenerek, liderliğimizi pekiştirdik, ve fakat çarşamba günkü Norveç maçı zorlu geçecek. Oyuncular inşallah rahata gelmez. Ve çıkar yine aslan gibi oynarlar. İnanıyoruz.

Velhasıl, yazıyı da çok uzatmak istemiyorum, bir spor yazısı ne de olsa. Dün, zaafları da olan, takım olmak bakımından açıkları da olan, ama inanç ve mücadele bakımından gayet üst düzey, topa sahip çıkma topla oynama güveni gayet yerinde bir Türkiye izledik. Ve kazandık 4-1'le. Türk milli takımının oyuncularını kutluyorum.

Bu arada, maç sonunda kendi oyuncularını ıslıklayıp, bizimkileri alkışlayan Yunan taraftarını da unutmayalım. Sonuçta komşu ülkeleriz yani değil mi? Ne kadar kızışsak da arada bir, komşuyuz yani. Ev alma komşu al demiş atalar :)

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

cemaat'te hava durumu yorumları da çıkar mı usta!

FANATİZM... Sözlüklerde anlamı “Bir kimseye veya bir şeye aşırı düşkünlük ve tutkuyla bağlılık, taassup, bağnazlık” olarak geçiyor. Bir nevi hastalık derecesinde sanki… Hani aşkın gözü kördür derler ya! Bir adım ötendekini görememek hali. Renk körü olsak kırmızı yanınca yeşil diye geçsek ne olur? Bir kazaya sebebiyet verme ihtimalimiz oldukça yüksek değil mi? Fanatizmde işte böyle bir görememezlik hali olsa gerek. Orta yerde herkesin gördüğü bir gerçek var ama sen çoktan “basiretin bağlanmış” halini takınmışsın üzerine.

Aslında fanatizm her alan için yaşanması tehlikeli bir durum. Allahüteala biz inananları vasat tabiri ile tanımlıyor; “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlara karşı Şahitler olasınız.” (Bakara 143) Vasat ise anlam olarak dengeli ve hayırlı ifadelerini barındırır içerisinde. Denge ve hayır… Bir insandan başka ne beklersiniz ki? Birinin sizin hakkınızda “o dengesizin, hayırsınız biridir” dediğini düşünün! Allah korusun…

Ülkemizde spor olarak hemen hemen sadece futbolun var sanıldığı çağımızda ve o futbolunda kaynama noktasına ulaştığı şu günlerde bizim bu yazımız belki bir karnaval şamatasının ortasındaki ufacık çocuğun “Yeter artık; bir susun!” diye bağırmasına benzer ama biz yine de üzerimize düşeni yapalım.

Futbolun tarihinde İngilizlerin bulduğu kaydı vardır. Belki ondan da eskidir ama şu anki oynanan oyunun ilk temelini İngilizler attı diye biliriz. Üniversitede iken hocamız futbolun çıkış sebebini sormuştu, herkes bir cevap söylese de kendince doğrusunu söylemek yine kendisine kalmıştı. Futbol, bahis yani kumar için var edildi; demişti. Kapitalizmin kâbuslarından bir kâbus için yani… Günümüzdeki futbol üzerine küresel bahis oyunlarını görünce hak vermemek elde değil. Artık futbolla en alakasız insanlar bile falanca ülkenin ligini takip ediyor, maç sonuçlarını öğrenmeye can atıyor. Bu da fanatizmin maddeye bakan yüzü!

Kumar için mi çıkmış onu tam olarak bilemeyiz ama mesela zamanın İspanyol devlet reisinin “Ben ispanya’yı 3 F ile yönetiyorum; bunlardan biri de futboldur” dediğini çok iyi biliriz. Kitleleri yönetme, oyalama, eğlendirme, dikkatleri başka yöne çekme aracı olarak kullanılagelmiştir futbol. Hani birisi demiş ya, “din afyondur” diye. (Tabi burada yüce dinimiz İslamı bu tezden azade kılmak gerek; çünkü İslam özünde kötülüğü önleme, iyiliği emretme fiilinin emrini taşıdığı için asla insanları pasifize etmez, aksine eylem adamı kılar.)

Sözü yine futbola getirirsek; buradan giden çoğu yabancı futbolcu kendi ülkesine döndükten sonra basın muhabirlerine verdikleri söyleşilerde “Türkiye’de futbol sanki bir din” şeklindeki cümleleri olayı daha iyi anlamamız için parçaların bütününe katkı sağlıyorlar.

Bir de futbolun iç kısmı var elbet. Hani içi seni, dışı beni yakar denilen cinsten. Bakın zamanında çok ünlü bir futbolcu, futbol hakkında neler demiş. "Elin Gevuru" ne anlar demeyin, anlamış da anlatmaya çalışıyor hem de;

‘Futbolun kölesiyiz’
Arjantin Milli Takımı ve Inter’in yıldız orta saha oyuncusu Matias Almeyda neden gelecek sezon bitiminde henüz 30 yaşındayken yeşil sahalardan ayrılma planları yaptığının nedenlerini ifade etti.
“Biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. Bu tamamen düzmece bir dünya. Bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. Ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. Ben sadece futbolcu Almeyda değilim. Bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. İşte bu benim. Ve futbolun içinde kaldığım her gün gerçek Almeyda’dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum”

Gerçekten kişilikler yitiriliyor mu, bu yoruma açık bir konu. Ama az veya çok futbolun bizi ve hayatımızı etkilediği gerçektir. Bir ünlü şahsiyetin, Beşiktaş maçını seyrederken atılan gol sonrası sevinip sevincini yanındaki hiç tanımadığı ve üstü başı pek de temiz olmayan birine sarılıp kucaklaşarak, öpüşerek kutladığını ifade etmesi, fanatizme kapılıp vasatlığın yani dengenin nasıl kaybedildiğine güzel bir örnek olsa gerek.

Her konuda olduğu gibi futbolda da vasat çızgısını aşmamak ve bu oyundan sadece spor amaçlı faydalanmak dileğiyle Rahman ve Rahim olana emanet kalasınız.

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Kaliteli bilgilere sahip değiliz ama

Ali beyin yazısında yer yer şöyle bir tema da ortaya çıkıyor: "Bilip bilmeyen bu konuda konuşup duruyor."
Sanki bir miktar bilmeyeninde konuşma hakkı var gibi geliyor bana...Bazı topluluklarda gün boyu süren" şöyle olsaydı şöyle olacaktı , ya abi ya o gol kaçar mı" türünden bitmez tükenmez konuşmalar kimilerini sıkıyor olamaz mı?
Ümit beyin vurguladığı vasat olma bilinci ne kadar yerine oturmuş.
Ben bu muhabbeti sevmezsem kaçar kurtulurum. Bunun yolu var. Ama sevdiğini söyleyenlerin bir çoğunun da sevgi ile tutkuyu karıştırdıklarını gözlemliyorum.
Bildiğim bir konuda şudur: Çocuklar genellikle ana babalarına benzerler. Aykırı durumlar olabilir bazen ancak genellikle elma ağacının altına elma düşer.
Allah yar ve yardımcımız olsun. Ne derseniz deyin adamları sahaya gömdük abi ya!

Öyle fanatizm yok, böyle futbol var

Ümit bey, sizi rahatsız eden fanatik futbolcu ya da futbolseverler mi, yoksa futbol üzerine burada bir yazı yayımlanması mı? Eğer yorumunuzun hemen hemen tamamında belirttiğiniz gini fanatizm ise, neden yorumun başlığı: "cemaatte hava durumu yorumları da çıkar mı usta!"? Eğer cevap verecekseniz buna cevap verin önce, yazdığım yazıdan neden rahatsız oldunuz? Yazıda fanatizm mi var? Futbolu sevemez miyim, seversem yazamaz mıyım, müslüman ve dindar biri futbol konuşamaz mı, maç izleyemez mi, siz hüküm verme mercii misiniz? Ben futbol bahis oyunları filan oynayan biri değilim, statlara bile gitmem maç izlemeye, ligi düzenli olarak takip etmem, Galatasaray'ın bütün maçlarını izlemem... Hiç de fanatik, aşırı, vasatı aşmış biri olarak görmüyorum kendimi ama. Maç izledikten sonra bir de oturup iki saat spor programı izlemiyorum tv. de. Ya da oturup 1-2 saat futbol tartışmıyorum kimseyle.
Futbol'un neler getirip neler götürdüğü hususunda pek çok şey söylenebilir. Sizin işaret ettiğiniz olumsuzluklara ben de başka şeyler rahatlıkla ekleyebilirim. Ama ben bir arkadaşıma genel olarak futboldan bahsetsem, ya da birden fazla kişinin bulunduğu bir ortamda "Futbol" konusunu konuşsam, sizin yaptığınız gibi sadece olumsuzluklar dizmezdim alt alta. Futbolla neler yapabileceğimizi de az da olsa işaret ederdim. Hiçbir şeyin fanatiği olmayı tasvip etmiyoruz zaten, ettim mi yoksa?
Ayrıca yazının girişinde bahsettiğim şeyler var, çağımızda bazı şeylerden beride duramıyoruz, istemesek bile hatta; ama o şeyleri kavrayıp onların içinden mücadele yollları bulabiliriz.
Futboldan çekilsin mi Türkiye, dünyada futbol adına yapabileceklerimizden geri mi çekilelim? Müslüman ve çok iyi bir futbolcu olamaz mı? Kitap okumayı çok seven, çok kitap okuyan, hatta yazar, şair olan ve hem de futbolu izleyen, futbol oynayan biri olamaz mı? Şu anki futbol, zararlarıyla ve yararlarıyla çok önemli etkileri olan bir şey ise, biz niye futbolu da anlamayalım, futbol yazısı yazmayalım? Yusuf Kaplan'dan İsmet Özel'e kadar bir sürü yazar ve şair futboldan bahsetmedi mi?
Sakine Akça hanım, futbol hakkında, bir miktar bilmeyenin de konuşma hakkı var gibi geliyor bana, demiş. Orası öyle elbette; ama bir kendi ortamında konuşmak var, bir de topluluğa hitap etmek var, 100 bin 200 bin satan gazetelerde yazmak var, 500-1000-5000 satan dergilerde yazmak var... Hüküm verir gibi konuşmak yani? Tez yazar gibi yazmak...

filenin millî sultanları, futbolun mücahidleri!

hep demeye çalıştığım gibi şahıslardan önce fikirleredir sözüm. a, fikirlere söz derken birileri de altta kalıyorsa onu mazur görün. ben yazımı umuma hitabla yazmştım ki zaten eski tarihli bir yazıdır. burada başlığı görüp ekledim. ayrı bir blog olmasını ben de isterdim ama "mamudo gurban"ız işte!

futboldan spor olarak faydalanalım diyordum zaten son kısımda dikkatini celb ettiyse. müslüman elbette sporla iştigal eylemeli. ama şu an bu geminin dümeni senin benim elimde değil. özellikle yabancı bir futbolcuyu da kaynak gösterdik ama kime diyorsun. futbolun olumlu yanları ancak mahalle arasında top oynarsan vardır. ya da hani muhabbete vesile olsun diye mahallenin küçükleriyle ya da büyükleriyle halı saha maçı yaparsan vardır. bu haliyle kime hizmet ettiğini bana açık yüreklilikle yazarsan sevinirim. benim yazımdan da nasıl böyle anlaşılmaz sonuçlar çıkardın hayret! hâla maçın atmosferinde kalmış gibi fevrisin. bir de ben hüküm mü veriyor muşum, hani nerde?

ben senin yazına sadece başlıkta atıfta bulundum. o da cemaat'in yönetimine ince eleştiri idi. alelacele yazılmış bir yazı, yangından su kaçırır gibi hemen önümüze getirilmiş. sen burada düpedüz maçı anlatmışsın. hani medyadaki bildik yazarların yaptığı gibi. sanki adamlar radyo devrinden de geride kalmış gibi oturup maçta gol nasıl atıldı onu anlatırlar en ince ayrıntısına kadar. ya hu şimdi herkes bir şekilde maçı seyrediyor zaten. varsa bildiğin teknik, taktik yeni birşey var sen onu anlat!

nitekim senin yazında öyle olmuş. bize maçı anlatmışsın. ne gerek vardı. bak sakine ablam bile seyretmiş. ondan da önce hani derler ya "sakalı kesmeden önce traş etmeli" hesabı biraz zülfiyare dokunmuşsun ki "bi içim rahatlasın" babından olsa gerek.

sonrasında paragraf başı dahi yapmadığın, 'neyse'lerini sayamadığım, basit bir köşe yazısı... hava durumu yorumu taşlaması sana değil senin bu yazını buraya koyan yönetime idi. yakında sibel can'ın siluet görüntülerini konu edinen yazı da görmeyiz umarım. ne de olsa o da bu ülkenin gerçeği!

sahi, ne oluyor yani bu ülkenin gerçeği olunca. akan suya kapılmalı mıyız yani. o suyu kendi değerlerimize göre çeviremez miyiz! ibrahim tatlıses bu ülkenin gerçeği, travestiler gerçeği... futbol terimlerini kullandığımız gibi bak onlar gibi de "konuşurug yeri gelince canikom" filan yani! yani böylesine basit mantıklarla konulara yaklaşmamalıyız. biber acıdır, gerçekler de... o zaman biber gerçektir:S peh!

bunun gibi konulara değinince de "yeter keyfimizi kaçıran abilerden ablalardan bıktık artık mı demeli!" hem de bu yaşta!

bir de hâla şu millî kelimesini ve nereden gelip nerede kullanılacağını öğrenemedin ya, ne diyeyim! sana kaynak da verdik. elmalılı hamdi dedik, mehmed akif dedik ama sen hâla millî, millet, milliyet..vb. gibi kelimeleri yanlış yerde yanlış anlamda kullanıyorsun. süreyya ayhana da sen millî atlet filan dersin o zaman! ya da filenin millî sultanları!
ooyy oyy...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

helva helva

futbol mu o ne ola Ki?

şöyle bişey mi?

Tuncay'ın golü arap spikeri coşturdu...

"eddai"

iddaa iddaa

ümmetim daha kış uykusundadır. uyandırmak isteyenleri tu kaka yaparlar!ama haber şöyledir;

İddaa'nın Ortağı
Kurmaylarından Tuncay'ın sözleşmesinin sezon sonunda biteceğini öğrenen Kokkalis, önceki talimatını bu kez emre çevirdi: "Harika... Onu mutlaka Olympiakos'ta görmek istiyorum. Gerekli işlemlere hemen başlayın. Yeni sezonda bizde olmalı."
Kokkalis, aynı zamanda İddaa'nın da Yunanlı ortağı.

paramızla (...) daha ne desem ki!

bayan voleybolu için de blog isteriz selim bey. mümkünse fotolu olsun!

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Bu muhabbet beni aşar..

Bu muhabbet beni aşar.. kaldığınız yerden devam edin arkadaşım.. selametle.

haber! sadece haber... polemiğe gerek yok

Kalp Türkiye cüzdan Yunanistan dedi

İddaa yetkililerinden alınan bilgiye göre Yunanistan-Türkiye maçı için Türkiye’de 12 milyon YTL’lik kupon dolduruldu. Bunun 10 milyon YTL’si Yunanistan’ın galibiyeti ya da beraberlik için oynandı.

Bir ortağı Yunanlı olan İddaa, Yunanistan-Türkiye maçı için Türkiye’de toplam 12 milyon YTL’lik bahis oynandığını, Yunanistan’ın galibiyeti, ya da beraberlik için oynanan 10 trilyonluk bölümün kendilerine kaldığını belirtti.

Umran Dergisi'nin Futbol Sayısı ve...

selamun aleyküm

''Futboldan çekilsin mi Türkiye, dünyada futbol adına yapabileceklerimizden geri mi çekilelim? Müslüman ve çok iyi bir futbolcu olamaz mı? Kitap okumayı çok seven, çok kitap okuyan, hatta yazar, şair olan ve hem de futbolu izleyen, futbol oynayan biri olamaz mı? Şu anki futbol, zararlarıyla ve yararlarıyla çok önemli etkileri olan bir şey ise, biz niye futbolu da anlamayalım, futbol yazısı yazmayalım? Yusuf Kaplan'dan İsmet Özel'e kadar bir sürü yazar ve şair futboldan bahsetmedi mi?''

türkiye futboldan çekilemez.
sonra halimiz nice olur.
dünya futbolu (sanayisi) içinde elimizden geleni yapalım.
aman geri çekilmeyelim.
Allahu Ekber.
kitapsever futbolcular!
halkımızı kitapların dünyasına mıknatıs gibi çekin.
bir örnekte siz oluverin.
iyi müslüman ve iyi futbolcu nasıl olunur gösterin bizlere.
hadi durmayın.

umran dergisinin futbol özel sayısından bahsedin ali bey.
umran dergisinin futbol özel sayısında yusuf beyin ne dediğini yazın ali bey.
ve bu özel sayıda diğer yazarların neler söylediğini yazın ali bey.

ABD ve İslami İran arasında oynanan futbol maçından sonra Rehber Ali Hamaney kutlama mesajı yayınlamıştı. o maç ve mesaj çerçevesinde Yusuf Kaplan Yeni Şafak'taki yazısında okuyucularına hatırlayabildiğim kadar şunu yazmıştı. egemen güçler tarafından adeta modern bir dünya dinine dönüştürülerek dünya insanlarına empoze edilen ve insanlığın kalbini ve aklını dumura uğratarak sürüleşmelerini sağlayan futbol'a isyan bayrağı açarak itiraz etmeleri beklenenler kutlama mesajı yayınlayarak yenilmişlerdir.

Önce zemin ve amaç birliği...

Murat Marili, sizin bu slogancı kaba dilinizden hiç hoşlanmıyorum! Ortaya fikir koymadan, alay koyan, fikirsiz bir öfke hâlinde alt alta cümleler bağırmak edası, benim yabancı olduğum ve okurken bir tuhaf olduğum bir davranma biçimi. Daha önce yazdıklarınızdaki bağlamsızlığı, direkt dalma durumunu, güya alaya almakla işe başlamanızı bildiğimden dolayı siz cevap filan vermeyeceğim! Başka isimlere sahip; ama sizin gibi konuşan kişilere de. Böyle yazmaya devam ederse, Ümit Demir'e de. Gerçekten yabancısı olduğum bir dille yazıyorsunuz. Ama az çok bizim de dilimizin laf yaptığını biliyorsunuz, ve ama gerek yok. Artık zaman harcamak istemiyorum. Daha kendi yazdıklarınızı sorgulamadan karşı tarafı sorgulamaya başlamak, müslüman nezaketini hiç gözetmeyen ve ister istemez karşı tarafı da hiddetlendiren tavrınız... Sizin gibi konuşanların iticiliği sadece sizin gibilere değil, taşıdığınız isme de zarar veriyor. Müslüman ismine de.
Özür dilerim yani... Biraz sakin olun. Ve biraz da kibar.
Yorumunuzun başında tırnak içinde verdiğiniz ifadedeki yazar şair sanatçı vesaire bir genellemedir; böyle pek çok insan vardır babında yani...
Bu arada gidip Yusuf Kaplan'a sizce futboldan çekilelim mi diye net bir sual sorabilirsiniz? Sonra vereceği cevabı konuşuruz sanırım. Yani sanırım, belki...

küçük dağların aşkına nezaket!!!

slogancı kaba bir dile sahip olduğumu söyleyenler kendi sloganlarına bir baksın.
baksın ve görsün küçük dağlara 'ol' demenin dilini.
ve ''böyle yazmaya devam ederse cevap... vermeyeceğim.''
hangi sorunun cevabı oldunuz ki.
''müslüman nezaketini hiç gözetmeyen ve ister istemez karşı tarafı da hiddetlendiren tavrınız...''
nezaket seviyesi yükseklerde gezinen cümleler korosundan örnek mi bunlar?
iticiliğin dünyasında futbol turnuvası düzenleyenlerin kim oldukları aşikar.
küçük dağlara ''ol'' demeyi nezaket sayanlar dönüp kendilerine baksınlar.
kendi yazdıklarının bağlamsızlığına ''fikir'' ismini verenleri gördük ve görmekteyiz.
yazdıkları metne kendilerini destekler mahiyette başka isimler ilave edenler o isimlerin metnin konusu olan şeyle ilgili ne söylemişler onlarıda yazsınlar.
yok yazmıyorlarsa numara çekmeyi bıraksınlar.
benim kalbim ve aklım numara işine gelmez.

''Bu arada gidip Yusuf Kaplan'a sizce futboldan çekilelim mi diye net bir sual sorabilirsiniz? Sonra vereceği cevabı konuşuruz sanırım. Yani sanırım, belki...''
böyle birşey sormanız kendi yazdığınızı anlamadığınızı göstermekte.
sizin böyle bir soru sormanızın benim dediğimle ne ilgisi var.
Yusuf Kaplan'a gidip sormaya gerek yok.
Yusuf Kaplan'ın konuya nasıl baktığı zaten bilinmekte.
konuşmayı istemeyi istemek sizin olsun.
zihin, zemin ve gaye birliğimin adresini ben biliyorum, yaşıyorum da.
modern din haline getirilen futbolu zemin ve amaç birliğine dahil edenlere diyecek sözüm ne olabilir.
kesinlikle hiçbir şey...

Yusuf Kaplan'ın Ne Yazdığını Ali Düz'den bekliyoruz.

''Şu anki futbol, zararlarıyla ve yararlarıyla çok önemli etkileri olan bir şey ise, biz niye futbolu da anlamayalım, futbol yazısı yazmayalım? Yusuf Kaplan'dan İsmet Özel'e kadar bir sürü yazar ve şair futboldan bahsetmedi mi?''

yine ben Ali bey.
hani slogancı, kaba, itici olan ben.
nezaketinize inanarak sizden şunu istiyorum.
Yusuf Kaplan futboldan bahseden yazılarında neler diyor.
eğer yazarsanız seviniriz.
yok bilipte söylemezseniz üzülürüz.
eğer bilmeden yazdıysanız neden susarsınız?

bekliyoruz...

Yuvarlak Meşin Üzerine Birkaç Söz

Ali Düz cemaat'te bir ilke imza atmış bir futbol yazısı yazmış, ve özellikle Türkiye-Yunanistan maçı sonrası coşkusunu paylaşmış, yazıyı da zevkle okudum şahsen. Yorumları da tek tek izliyorum. Yani bunda üzerine gidilecek, yadsınacak ne var, bu kadar aşırılık neden anlamadım? Yazıyı, konuyu beğenmiyorsanız okumazsınız zaten. Seçeneğinizi siz oluşturursunuz.

Televizyon kötü bir şeydir diyenler çok. Mesala annem şeytan oyuncağı diyerekten ben 13 yaşlarındayken kırmıştır, sağolsun. TV kötüdür diye izlemeyecek miyiz? Orada verilen herşey mi kötü demek bu? Elimizde kumanda, aradığımızı, dinlemek, görmek istediğimizi biz seçeriz. Bu yazıda böyle. Başlığından az çok neden bahsetiği belli oluyor. Bir spor yazısı. Beğenmeyen okumaz. Sırf yorum yazmak için, yazıyı okumamak hele, hiç yakıştıramadığım şeyler.

Futbolun ne denli kitlesel bir güç olduğunu şerh etmeye gerek var mı? Seyhan Sevinç'in dediği gibi bunun idrakine varan özellikle proleter kesim çoktan işe koyulmuş bile. Bir Che'ler furyası almış başını gitmiş. Bizim neyimiz eksik? Kel miyiz?

İstanbul'da bir Allah dostu vardır, adı bana kalsın, tıfıl olduğumuz zamanlarda bir sohbetinde, "Maç, maç, maç... Nerde maç, ordan kaç" buyurmuştu. Ne güzel ve doğru buyurmuştu. Bu tabi daha çok tasavvufi açıdan bir yaklaşımdı futbola. İnkar etmiyorum, hiç girmemek en güzeli. Ama bu da ülkenin gerçeği be kardeşim, bugün ilk okula dahi başlamayan yeğenlerim 4 büyüklerin formalarını, şortlarını giyinip mahellede sabahtan akşama kadar top peşinde koşturmuyorlar mı, babaları kahvede saatlerce yuvarlak meşinin muhabbetini yapmıyor mu?

Bu büyük kitleyi çekmek, kullanmak lazım. İşi bilenler başlamış bile. Bugün yarın savaş olsa mazallah, fenerliler taburu, galatasaraylılar, beşiktaşlılar taburu diye birlikler bile kurulur. Olur yani neden olmasın. Bugün derbilerde döner bıçaklarıyla birbirine giren aynı ülke vatandaşı böyle maçlarda, Yunan-Türk, Pakistan-Hindistan maçlarındaki gibi taraftar durumlarına düşebiliyor. Şimdi bu kitleyi çekmek, doğruyu empoze etmek gerek miyor mu? Doğruluk ta izafi ama.

Bugün futbol yazarlarınının yorumlarıyla kaskaslanan, dolduruşa gelen bu kitleyi, yine işi bilen, Allah'ını, kitabını, etiği, falanı filanı bilen yazarlar tetiklese çok mu?

Yani bence bizim mahalleden biri, daha çok karşı kulvarın yaptığı bir işe el atınca, bırakın, mühlet verin, sevin, saygı gösterin, ablalarım, abilerim. Belki bir cevher doğacak. Belki bu minvalde yoğrulacak. Ben şahsen Mustafa Kutlu'nun futbol yazıları yazdığını ilk duyduğumda şaşırmıştım. Bir edebiyatçı, hemde üstelik Kutlu gibi baba bir edebiyatçının futbol yazıları kaleme aldığını görünce helal olsun dedim kendi kendime; yani ben futbolu da edebi bir tat alarak okumak isterim. Neden olmasın?

Muhabbetle
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Mesele Futbol Yazısı Yazmak Değil!!!

Mustafa bey
mesele futbol yazısı yazmak değil.
mesele 'ben ben ben' meselesi.
mesele yazarların ismini yazıp onların söylemediği birşeyi söylemiş gibi göstermek.
bunun adını ben söylemeyeyim.
ne de olsa kaba ve slogancı biriyim.
tekrar söylüyorum.
mustafa kutlu'nun spor yazılarıyla ali düz'ün yorum yazıları bir değil.
soruma hala cevap bekliyorum.
er kişinin cevabı olur.
cevap yoksa kelimeleri, cümleleri ve yazıyı dikkatle hazırlamak gerekir.
ki kelimelerin kazdığı çukurun içine düşmekten kurtulsun insan.
yoksa futbol yazısı yazılmış varsın yazılsın.
ama çukur kazma işine son verilsin.
hepsi bu...

Yeni neslin laytlığına, eski neslin sünneti merhem olmaz..

Ali bey, futboldan, maçtan bahsedildiğinde, illa bir fanatiklikten ve hatta milliyetçilikten falan dem vurulur bizim yakada. Adettendir bu. Nebevi değil ancak eski neslin sünnetidir. Elhak, profesyonel futbol fanatiklik yakıştırmasını ziyadesiyle hak eden bir spor! dalıdır. Profesyonel ligin nezdimdeki yeri spor olmanın ötesine geçmiştir bu nedenle. Ne ki, bir milli maçın bile ancak çeyreğini seyredecek kadar futbola ilgi duymanıza rağmen 'hakkında vasat bir yorum yapmanız' dahi yanınızda bulunan birilerinin dudak bükmesi için yeterli olacaktır. Hz. Ali'nin başının top, parmaklarının misket yapıldığına inanıldığı için değil tabi. Büyüklerden böyle görüp, böyle öğrenildiği için daha ziyade. Futbol malayani bir iştir, emparyalizmin oyuncağıdır ve hakkında yorum yapmak dahil her unsuru imha olunmalıdır! Bu durum yeni neslin tatlısu müslümanlığından daha mı iyi midir bilemem. Yanlış yanlıştır. Bunu tartışmayı fuzuli görüyorum zaten.

Bu tür eleştirilerin yorumdan ziyade blog şeklinde yazılmasını daha sıhhatli bulmam işte bu yüzden. Her futboldan bahseden fanatik, her ilgili de emperyalistlerin askeri değilse bu böyle yapılmalıdır. Orada ne dersen belki yakışır.. yoksa sözün sahibi alınır. Maksat olan kusurlar da araya karışır. Fakat siz de Türkiye Yunanistan maçından bahsedeceğim derken kantarın topuzunu biraz kaçırmış ve futbol ve spor olgusuna iyiden iyiye girerek bu tür yorumlara zemin hazırlamışsınız.

İğnelemek maksadım yok, lütfen kızmayın bana. Gençler bir hayli laytlaştı lakin mübah nevinden iki çift laf ettirmiyorsunuz adamlara. Takmıyorlar sonra bizi.

Tuncay’ın attığı gol nefisti bu arada. Ona yetiştim. Neydi adı! Eeee, Tümer.. onunkini de banttan gördüm. Hacı vardı hani bir ara.. isminden dolayı tutardım.. onun boşluğunu dülduruyor. Beşiktaş’tan transfer olduğunda Tarık Tufan kudurmuştur 

Bu arada bahsetmeden edemeyeceğim. Molla Kasım’ın medarı iftiharı olan bu cevelan kardeşiniz, Lise'de sınıf takımının gol kralıydı nacizane. Sizleri maça davet ederdim ama şimdi ihtiyarladım.

Bizim Şadan da basket fanatiğidir, hem de NBA ci. Sigara yerine de nargile içip kendini öyle bir kaynatıyor ki arada. Futbol'dan sonra Basketbol için de bir blog isteriz. Ya da konunun merkezi spor olsun.

Selam ve muhabbetle..

akl-ı selim beklerdik

Raci Carudi (Roger Garaudy), emparyalizm karşıtı bir gösteride elinde coca-cola şişesi olan bir gence yaklaşarak "elinde bu şişeyle emparyalizme karşı duracağını mı sanıyorsun. önce bu şişeyi atmakla başlamalısın işe" demiş.

koskoca adamın, kütüphanelerce kitap okumuş ve kitab yazacak feylesof bir adamın taktığı şeye bak; ufacık şişe! yani bizim yakadakiler de bi tuhaf. filozof filan da olsa tuhaf yani! hep bayat şeyleri papağan gibi geveleyip duruyorlar.

buyrun madem selim şevkioğlu, siz orijinal bir şeyler bulun futbol hakkında. bizim yakadakiler bunları bulmuş. gerçekleri hafife almakla layt gençlere büyüklük mü yapmış oluruz yani. cici abi filan! hem sahi sizler hangi yakadasınız!

ya da futbol hakkında bizim yakadakilerin adetten bu çıkışlarını yıkın da bizi de futbolun bu sahte yüzüne tekrar iman ettirin. uyanalım biz de, yeniden barışalım futbolun bu haliyle!

ne dediğimi anlatamıyorum hâla. futbola spor olarak bir şey demiyoruz. sadece bu üst düzey futbol halinin kime hizmet ettiği aşikar ona vurgu yapıyoruz. övülmemesi lazım diyoruz. seversin ama ballandırarak anlatırsan bizim yakadakilere değil öte yakaya hizmet edersin.

futbolu sevin, nba'yi sevin, ama arkanızdan da sopayı ihmal etmeyin demek hor görülmemeli zatımca. lakin aldığımız tepkiye bakın!

hamiş: sizin hz. Ali (ra) sandığınız o olay kerbela hadisesinde şehid olan oğluna nispeten anlatılır benim bildiğim.

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Önemli olan Ali, Veli değil vakıa..

Bizim aynı frekansı yakalayabilmemiz çok zor. Aynı şeyleri savunmak için farklı bir üslup kullanmayı tavsiye etmenin ötesine geçen fazla bir şey söylemediğim ortada. Her futbol muhabbetinin altına kopyala yapıştır yorumların meseleyi maniple ettiğni ifade ettik. Bir blog assaydınız büyük ihtimalle Ali Bey de destekçiniz olacaktı demeye getirdik. Klon müslüman istiyorsanız bu sizin bileceğiniz bir şey. Niye bu kadar ağırınıza gittiğini de inanın çözemedim.

Futbolun endüstrileşmesine karşı olmak

Müslümanların herşeye karşı olduğu gibi, popüler kültür üreten bütün mekanizmalara karşı da bir duruşu olmalıdır. Müzikten, sinemadan ve futboldan kendini uzak tutamazsın. Bu tür alanlara ilişkin özgün bir dil geliştirmek herkesin sorumluluğudur.
Ama futbolu tartışırken, sahadaki 22 kişinin basit, sığ, anlamsız mücadelesinden ayrı olarak, futbolu saha içi bir değer olarak değil, onun trübünler üzerindeki etkisini mercek altına alarak tartışmak, konuyu bu bağlamda değerlendirmek gerekir.
Tüm dünyada özellikle anarşistlerin ve solun öncü olduğu müthiş bir yapılanma var. Futbolun endüstrileşmesine karşı devrimci bir tavır konuluyor.
Bunu İtalya'daki Forzo Livorno başlattı. Onların Irak Savaşı sırasında trübünlerden, "Heppimiz Felluceyiz!" şeklinde açtıkları dev pankart ve attıkları, "Selam selam bin selam, Basra'ya bin selam" sloganları bütün Avrupa'yı şoketmişti. Ve şunu da söyleyeyim o dönemlerde Irak savaşına karşı konulan en etkili ve en şerefli tepkilerden biriydi bu.
Forzo Livorno'yu daha sonra birçok dünya takımı takip etti. Bu adamlar özelde futbolun endüstrileşmesiyle birlikte her türlü fazişme de karşılar. Ve elbette skor odaklı taraftar algısına da...
Türkiye'de de bunu Beşiktaş'ın Çarşı Grubu yapıyor. Anarşizmin çapraz A'sını alıp amblemlerinde kullanan Çarşı da bu anlamda çok önemli bir misyon üstlenmiş durumda... Daha geçtiğimiz hafta açtıkları, Çarşı Nükleer'e Karşı pankartı bile süperdi.
Bir de Beşiktaş içindeki solcu gruplardan biri de kartal pençesine ithafen Penche adlı bir grup kurdu. Burada Pen'e bitiştirilen Che'nin neyi anıştırdığını söylememe gerek yok.
Fenerbahçe'de de benzer bir oluşum var. Onlar da Fenerbahche adlı bir grup. Onlar da efsanevi devrimci Che'yi kullanmış isimlerinde... Bu adamların çoğu Boğaziçi, Bilkent, Odtü falan mezunu.... Kafası basan tipler yani. Futbolun endüstrileşmesine karşılar ve futbol çevresinde oluşan o kalabalığı anlamlı ve kontrollü bir güce dönüştürmeye çalışıyorlar.
Futbol izleyen mütedeyyin insanlar yok mu?
Onlar da bu şekilde ciddi bir biçimde organize olmuş olsalardı, trübünlerde çok farklı şeyler başarabilirlerdi. Trübünlerde hâlâ bile "Başörtüsü yasağına son!" şeklinde bir pankart açılamamışsa bunun öncelikle nedeni, ortada ciddi bir futbol algılaması ve ciddi bir duruş eksikliği olmasından kaynaklanıyor. Futbolu tartışacaksanız skor odaklı sığ bir mecradan kurtararak konuyu, öyle tartışın. Öyle yapın ki bunun da bir anlamı olsun.
Herkes kendini gözden geçirsin. Forzo Livorno ve Çarşı çok iyi bir örnek. Eminim özellikle Livorno'dan müslüman futbol severlerin öğrenebileceği çok şey vardır.
Yoksa Türkiye, Yunanistan'ı yenmiş, yani yenmiş de ne olmuş?
Ne olmuş, cok mu önemli?
Bir dahakinde yenilse ne olur?
Skor odaklı futbol anlayışına son!
Futbolun endüstrileşmesine son!
Yaşasın devrimci trübünler!

Konu, bağlam, örnek, amaç, itidal...

Yazının başlığını, "Futboldan Bahsediyoruz; Türkiye: 4 Yunanistan: 1" koydum. Yani yazının bir kısmı futboldan bahsedişim hakkında, bir kısmı ise Türkiye-Yunanistan maçı hakkında. Cemaat'te daha önce futbol yazısı görmediğim için (ama belki vardır) yazının meşruiyetini izah etmek bakımından da düşünülebilecek bir giriş yazayım dedim. Genel hatlarıyla neden futboldan bahsetmem gerektiğini gayet açık bir şekilde yazdım. Hoop diye birden maç yorumuna geçmedim. Daha sonra da Türkiye-Yunanistan maçı hakkında yazıyı çok da uzatmamak kaydıyla birkaç şey yazdım. Çok ahım şahım bir futbol değerlendirme yazısı değil bu tabii ki. Ama toplamda Ümit Demir beyin gördüğünden daha fazla şeyleri içinde barındırıyor bence. Biraz soğukkanlı, önyargısız, daha önce yazılanlardan beride bakınca ama. Daha önce yazdığınız bir yazıyı buraya direkt almak yerine, yukarıdaki yazının girişinde işaret edilen ayrımları gözetseydiniz keşke.

Bir şeyi okurken/konuşurken; o şeyin öncelikle kendi içindeki, kendi bağlamındaki anlamı merkeze alınmalı ve mütemadiyen o şeyin çerçevesi takip edilerek okunmalı/konuşulmalıdır bence. Bir şeyi örneklendirirken, genelleştirirken de bu durumu dikkate almak gerek sanırım. Futboldan başka bir şey, Sibel Can başka bir şey. Ama meselâ "magazin" deseydiniz, daha hizada bir şey söylemiş olacaktınız. Sibel Can'dan bahsetmek zorunda değiliz; ama magazinin kültürünün değerlerimizi yıpratıcı, tahrif ve tahrip edici etkilerinden söz etmeliyiz. Ki söz ediliyor da. Hatta içinde Sibel Can adının da geçtiği bir yazı için: Bakınız Fatma K. Barborosoğlu yazıları... Ve magazin kavramının da konu edildiği bazı yazılar için bakınız, meselâ Cihan Aktaş, Özlem Albayrak yazıları... ve daha başka yazılar. Yani bir şey etkileri bakımından önemliyse neden konuşulmasın ki, yeter ki bağlamımızı açımızı dengemizi eleştirimizi bilelim, değil mi? İbrahim Tatlıses ve travestiler de bu ülkenin gerçeği demişsiniz yani.. yani zaten biraz da bunlardan bahsediyoruz, yani magazin diyoruz, eğlence kültürü ve çılgınlık diyoruz, popüler kültür, birey, roller, cinsiyet diyoruz.. bunlar konuşuluyor, konu hakkında vukufiyeti olan kişiler tarafından abicim. Neden konuşulmasın ki, durulan yer ve ölçü bilindikten sonra. Siz başka örnekler bulmalısınız bence.

Ben sizin daha itidalli davranmanızı beklemiştim; oysa siz daha sertsiniz benden. Güya ironi yapar gibi hatta dalga geçer gibi yazıyorsunuz, ve mantıkçı yaklaşım güya; ama pek de mantıklı sayılmazsınız: şundan: kendi aranda oynarsan, halı saha maçı yaparsan, arkadaşlarını toplar oynarsan, sadece o şekilde faydalıdır gibi bir şey; mantıken düşünelim, birileri halı saha maçı yapıyorsa, birileri de daha fazla halı saha maçı yapar, halı saha maçı yapılıyorsa halı sahalar inşa edilir, halı sahalar inşa ediliyorsa, çim sahalara da geçilir, daha iyi zemin için meselâ, birileri haftada ayda bir kez futbol oynuyorsa bu oyunu daha çok seven birileri de daha fazla oynayacaktır, haftada iki kere belki üç kere, bu böyle gider; ve bir oyun gözde bir oyun ise, o oyunu en iyi oynayanlar merak edilir hep, o oyunu en iyi oynayanlar görülmek istenir, kendi mahallendeki maçı kazandıysan öteki mahalleyle de oynamak istersin, ve oyun kendine bir alan oluşturur, turnuvalar, ligler vesaire, bunu genel olarak ülke ve spor bağlamında da düşünebiliriz; yani böyle bir oyun varsa -ve yani futbol gibi bir oyunsa bu-, mutlaka o oyun ülke genelinde daha çok tanınacak, belli bir popülarite arzedecektir. Bu neredeyse kaçınılmazdır. Yani sizin kendi aramızda oynayalım ama genelleşmesin, ülke genelinde bir zemin kazanmasın ya da lig oluşmasın anlamına gelen yorumunuz pek de mantıklı değil. Kaldı ki böyle bir iletişim, medya ortamında. Biraz mantıkla tahmin edilebilecek bir durum bu. Kanaat-i acizanem bu.

Bir de kızmayın ama 'filenin sultanları, futbolun mücahidleri' türünden yazı-yorum başlıkları da çok itici olmaya başladı. Çağımıza, günümüze ilişkin müslüman genç bir görüş serdedince, hemen yok işte futbol mücahidleri, bankacı mücahidler, popçu mücahidler gibisinden ifadeler... biraz itici geliyor bana. Başka bir dil kurulsa gerek.

Futbolun bu denli fetişleştirilmesini, endüstri olarak bu denli kopmasını ülkeden, kapitalizmin unsurlarını bu denli taşımasını... ben de elbette çok yanlış buluyorum. Ve bunlara mümkün olduğunca kapılmamaya çalışıyorum. Her kaçışımız mümkün olduğuncadır zaten. Meselâ teknolojiyi de mümkün olduğunca az kullanmaya çalışmalı... İşimiz kadar. Zaruret miktarı... Futbolun, şimdi taşıdığı ya da insanların futbola yüklediği olumzulukları değiştirmek de tabi önce ülke olarak bir değişim yaşamamızla alakalı. Futbolla bir sürü olumsuzluk geliyor diye insanların üzerine, futboldan çekilelim mi? Türkiye takımı diye bir şey olmasın mı? Fatih Terim diye biri olmasın mı? Ya da Dwyane Wade ölsün mü(pardon baskete geçtik)? Olsunsa ee, sevenler de olabilirse futbolu, futbol zararları ve yararlarıyla önemli bir şeyse ee? Konuşmamızın mahsuru ee?

Yabancı futbolcuyu kaynak göstermişsiniz, Almeyda'yı. Almeyda'yı biraz tanırım. İnter'de tutunabilseydi görürdüm ben onu. :) Ya da bir ara Ortega'yla Türkiye'ye gelme ihtimali vardı, fenere, gelseydi... Çok farklı şeyler değil dedikleri, ama dürüstçe, helal olsun. O da onun tercihi çok saygı duyuyorum; ama diyorum ki onun söylediklerine rahatlıkla daha başka şeyler de eklenebilir...

Yazıyı hızlı bir şekilde yazdım, evet; ama alel acele değil, tıpkı bu ifadede çelişkiye düşmediğim gibi.

Gerekirse taktik icabı da bir şeyler yazarız; bu yazıda bu kadar, bu kadarı da önemli ama. 6 sayfalık bir yazı yazmayaydım değil mi? O zaman hepten dayak yerdim. Hem zaten kazanmışız maçı, gayet sevinçliyim sevinç mantığı alır biraz götürür bilirsiniz, insan heyecanlıyken daha az ihtimali varsayar, daha çok heyecanının sonuçlarına odaklanır, insan yani böyle bir şeydir, ben de milli bir maç kazamışım sevindim ne var yani? Daha çok sevnç yazısı. -Ama isterseniz sizle futbol taktik de konuşuruz-. Son olarak, Ümit Demir bey, "milli" kelimesini kullanmamdan rahatsız oluyorsanız, kaldı ki Türkiye maçından sonra bile, hiç kusura bakmayın yazdıklarınızı hiç hiç umursamam! Akşama kadar da milli milli derim. Lütfen lütfen! Irkçılık kafatasçılık yapmıyoruz burada, müslümanız adam gibi konuşmaya çalışıyoruz, ama eğer sizin meramınız başkaysa onu bilmem. İsmet Özel ve Türklük bahsinde yazılanları daha iyi okuyabilirsiniz. Oradaki açıklamalara mukabil konuşursanız daha verimli olur, orada ama, yoksa genel bir dille etiketçi bir edayla değil, çok bilmiş bir dille... Türkiye maçı olmuş, ben milli maç demişim, kazanınca da milli sevinç demişim, beyefendi de buyuruyor ki, milli kelimesini nerede kullanacağını öğrenemedin hâlâ? Afedersiniz ama, herkesin bir sabır noktası var, afedersiniz afedersiniz!!! Yaniiii!

Bu kelimeden bile gocunanın yarasını merak ediyorum. Yani büyüklüğünü. Ya da hayır etmiyorum. Niye edeyim ki aslında! Neyse. (Neyse kelimesini de seviyorum bu aralar, neyse neyse ney ney ise ney ne ise ne ise yeise kapılma!:) neyse eyisi mi yense bizim takım yen ise, yen sen yen yen içinde kalır kırılır kol, neyse...)

-Selim Sevkioğlu abiye, gayet itidalli yorumu ve uyarıları için teşekkür ediyorum. Kantarın topuzunu kaçırmışsın, kısmını düşüneceğim yeniden, teşekkür ederim. Saygılar..

Allah için sevmek ne güzel

hangi batılı yazardı tam hatırlamıyorum ama bir dostuna sayfalarca süren mektub yazmış altına da not düşmüş; "kusura bakma, fazla vaktim yoktu o yüzden bu kadar uzun yazdım!.."

kaç saattir düşünüyorum ne yazsam diye sadece herkese sevgi ve selamlarımı iletmekle kifayet edeceğim.

Allaha emanet kalasınız
muhabbetle,

Allah için sevmek ne güzel...

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Futbol ve Üslup

Yusuf Er

Öncelikle yazıyı okumadığımı itiraf ediyorum :) Futbolla ilgili binlerce sayfa okudum belki, ama çoğu muhalif metinlerdi. Bir kısmı da, imza sahibini yazdığı konudan bağımsız olarak sevdiğimiz için okunmuş şeylerdi. Mustafa Kutlu'nun ya da Sevin Okyay'ın ya da Tanıl Bora'nın yazıları falan gibi. Takımdan Ayrı Düz Koşu ehlini anmama izin verin.

Kötü ve bulaşıcı birçok şey gibi futbol da, kendine dair konuşulurken belli bir üslubun dayatan bir olgu. Futbola dair konuşulurken onun bize dayattığı üslup da doğrudan tribün ağzıdır. Ali Düz' ismine aşina değilim. Ama sitede yazdığı diğer yorumlardan anladığım kadarıyla şiiire falan meraklı bir arkadaşımız olduğu. Öte yandan, bu yazı altında yazdığı yorumlarda pek yontulamamış bir dil hakim, kaba bir dil bu. Bu tespit, yukardaki genel tespitin bir kanıtı aynı zamanda. Birileri topa vuruyor diye heyecan yapmaya gerek yok. Bırakın vuranlar heyecanlasın. Hele hele de bize ait olmayan bir heyecanı bize ait duygularla süsleyip servis etmek iyice bozar ağzımızın tadını.

Özetle, futbolmuş, topmuş boş işler bunlar. Kimseyi kırmaya, üzmeğe değmez bunlar için.

“ah şu yalnızlık/ kemik gibi/ ne yana dönsen batar” -ACZ

Üslup kişiden kişiye değişebilirdi

Yusuf Er'e yazıyı okumadığını samimice söylediği için teşekkür ederim. Yalnız belli ki yorumları da pek okumamış, çünkü Ali Düz'den bahsediyor Yusuf Er, kabalıktan bahsediyor; fakat kabalığın doğuşunu nerdeyse tamamen futbolun dayatmacılığına yoruyor. Sonra da Ali Düz biraz kaba diyor, Ali Düz kiminle kaba ama; neden, nasıl kaba? Direkt futbol kabadır, kabartır deyip, sonra da Ali kaba demek, pek etik olmamış. Neyse. Futbolun kaba bir dil dayatması mevzuuna gelince, yazıda da belirttiğim gibi, bir olgu; kültür içinde etkin bir yer kaplıyorsa, ister istemez kültürün diline kendi ibarelerini yerleştirecektir, kültürün dilini etkileyecektir.
Ama bunlar biraz da bünye meselesi. Bir şeyi güzel de kulllanabilirsin kötü de. Hayır da olabilir bizim ummadıklarımızda şer de yani. Mustafa Kutlu da spor yazıları yazıyor, ama üslubu kaba mı? Hadi kaba deyin de, o zaman üslubun incesini sizde görelim? Değil mi yani? Demek ki, kişiden kişiye değişiyor futbol konuşmanın biçimi, ben bunu bizzat görüyorum yakın çevremde bile. Futbolun bana bir kabalık dayattığı yok, olsa olsa insanların olur. Normalde gayet kibar biriyimdir, ama normalde, birine bir şey sormaya çekinirim neredeyse...
Ama alakasız şeylerden bahsedene, meramı başka olana da ona göre cevap vermek lâzım bazen. Haksız mıyım, sussa mıydım?

Bu arada yok mu abi şu cemaat'te futbolsever mücahid?:) Tek kişiye 11 kişi maç yapıyorum ve hakem de onlardan, yani 1'e 12 olmuş. Yok ama benim hakemim Selim Sevkioğlu. O zaman oyuna denge geliyor. Zaten ben de rakip sahada tek kale top oynuyorum yani. Hem kaleci hem oyuncuyum. :)

Israrla Cevap Bekliyorum!

sayın Ali Düz
tekrar yazma gereği duydum.
Yusuf Kaplan'ın futbol hakkında yazdıklarını sizden okumak istiyoruz.
yazarların ismini verip futbol hakkında yazdıklarını es geçmek olmaz.
şunlar şunlar da yazmış biz niye yazmayalım diyorsunuz.
ama onlar ne yazmışlar siz ne yazmışsınız.
yazdıklarınız ayrı olduğu halde onlara yaslanmak kibarlık mıdır.
kibar biri olduğunuzu ısrarla söylüyorsunuz.
soru soruyorum.
sorumu tekrar ediyorum.
sayın yazarlar ne yazmışta onlardan destek alır mahiyette bahsediyorsunuz.
lütfen cevap verin.
bekliyorum efendim...

diğer yazdıklarınıza gelince.
anlaşılan küçük dağlar size küçük gelmiş.
ne yapalım.
öyleyse bütün dağları alabilirsiniz.
sormaktan ve istemekten çekinmeyin lütfen.
sorun isteyin ve alın...

''Mustafa Kutlu da spor yazıları yazıyor, ama üslubu kaba mı? Hadi kaba deyin de, o zaman üslubun incesini sizde görelim?''
sayın Ali bey
Mustafa Kutlu'nun spor yazılarıyla sizin yazdıklarınızın benzerliği mi var.
siz kabalığımdan girdiniz müslümanlığımdan çıktınız.
sizin yazdıklarınıza katılmayanlara hakaret eden sizsiniz.
ve sonra da kibar olduğunuzu haykıranda siz.
yorumlarınız futbol yazısı değil Ali bey.
yorumlarınız kaba kuyudan alınmış acı suyun resmi.

ve cevap bekleyen sorum.
cevabınız varsa söyleyin Ali bey.
yoksa nasıl olsa büyük dağları da aldınız.

selamun aleyküm

Birazdan Norveç maçı var ama biz neyle uğraşıyoruz :)

Birazdan Norveç maçı var; ilk ders bitti ikincisine girmedim çıktım geldim, biraz kitap okur sonra maçı izlerim diye düşünüyordum maça kadar aradaki zamanda; ama şu artık anlayışsızlığın tavan yaptığı muhabbete son vermek üzere bir yorum daha yazmam gerektiğini farkettim.

Aslında Norveç maçı 21.00'de. Bir yazı da bu maça hasredebiliriz. :) Yok yok tamam cemaat'ten kovulmayayım sonra. Baksanıza...

Bu yazıya ilgi gösterenlerin genelde bağlamı takip etmeden konuşan, ayrım çizgilerine değer atfetmeden konuşan kişiler olmasına ve çıkan tartışmanın da bu basit dikkatsizlik, acelecilik, hazır slogancılık üzerinden yürümesine üzüldüm. Yukarıdaki yorumlarda da yazdım, bir şeyi önce kendi bağlamını ve çerçevesini gözeterek okuma/anlama çabası içinde olmalıyız. O şeyin içinde barındırdığı işaretleri takip ederek, onu yazanın gittiği yerleri, geldiği yerleri keşfetmeliyiz; eğer "anlamak" gibi bir derdimiz varsa. Nerdeee...

Adam gol atmek derdinde hep, oysa her ileri çıktığında defansında bir sürü açık veriyor.
Tartışma şartlarını bilmiyor, usandırıyor insanı. Yazılanları önce doğru düzgün okumuyor. Az önce Hakan Arslanbenzer'in bir yorumunu okudum, o yorumdan bir parça alıntılayayım meselâ: "...fakat muhaverenin yani karşılıklı konuşmanın, frenkçe tabirle diyalogun da bazı şartları ve sınırları olduğu ortadadır. mesela muhaverenin mihveri ancak karşılıklı rızayla değiştirilebilir. bir taraf bir şey konuşuyor ama başka taraflar konuşulana değil de konuşana yahut da başlığa bakıp alakasız şeyler söylüyorsa buna karşılıklı konuşma denemez."

Evet, ne güzel demiş Hakan abi, konuşmak için önce bir yere konmak lâzım. Sürekli zıplayıp duran adamla ne konuşacaksın ki. O kendiyle konuşuyor.

murat marili, benden Yusuf Kaplan'ın futbol hakkında ne söylediğini yazmamı istiyor. Israrla. E-posta bile göndermiş. Umran Dergisi'nin futbol sayısını bir arkadaşımdan alıp, derginin futbolla ilgili kısmını fotokopi çektirmiştim, en az 1 ay kadar önce. Yusuf Kaplan'ın yazdıklarına da genel olarak bakmıştım, ama yazısının tamamını okumadım, çünkü fotokopileri bir kenara koyup, bu konuya başka bir zaman fırsat olursa eğilirsem o zaman okurum diye düşünüyordum; murat marili ısrarla yaz yaz hadi yaz yaz bakalım biliyor musun dercesine haykırınca da yazıyı elime alıp okumadım. Niye okuyayım ki! Zaten en başta konu bu değil ki; sanki ben, murat marili'nin o sığ yaklaşımıyla demek istediği gibi, futbol üzerinden üzerimize boca edilen saçmalıkları tasvip ediyorum; sanki ben modern dünyanın, dünya sisteminin, kapitalizmin damarlarını besleyen araçların futbol kanalındaki uygulamalarından bihaberim. Sanki ben futbol kutsal bir oyundur, hiçbir şeyi tartışılmaz, ne paganizmi maganizmi ne kapitalizmi kardeşim ne kit-lesi ne reklamı ne feneriumu ne tv.si mankeni.. bunlar uydurma, abartı, vehim, kompo diyorum. Sanki ben daha neler... Yusuf Kaplan'ın yazdıklarından sadece göz ucuyla okuduklarımı bile yazsam, kendi fikirlerimi de ekleyip, belki murat marili'yi şaşırtırdım. 'Aaa bunları da mı yazmış vay be, teşekkür ederim' filan derdi belki...

Ama ben konunun ayıraç koyduğum noktalarını yorumlarda bile yazıyorum, ama okuyan kim.. mal bulmuş mağribi gibi atılıyor adam sadece. Böyle böyle şeyler var diyorum hatta bunlara pek çok başka şey de eklenebilir diyorum; ama yine de bu konuyu anlatırken Ümit Demir beyin yaptığı gibi direkt fanatizm manatizm, kitle-sömürü, Almeyda muhabbetine dalmamalı, eski yazı ezbere muhabbetler-kopya ilişkisinde olmamalı; mevzûun olumlu, bize bakan yanlarını da görmeli diyorum. Ve siz neden bahsediyorsunuz ben ne yazmışım diyorum; Mustafa Kutlu'nun spor yazılarına kızmayan adam, benim spor yazıma 'cemaatte böyle yazılarda mı!' feveranıyla yaklaşıyor. Ya da konuyu başka yerlere kaydırıyor; konu içinde, yazı içinde kalarak önce bir fikrini düzgün belli et, konuşabiliyorsan orada konuş önce. Değil mi?

Adını andığım yazarlara yaslanmışım. Ya abi senin Türkçen yok mu? "Okuduklarımız- Anladıklarımız" kısmı yok muydu senin Türkçe kitaplarının?! Ben konunun öneminden, o yazarların da futbol konusuna önem atfedip yazı yazdıklarından bahsediyorum, sen de onlar ne yazdı sen ne yazıyorsun diyorsun.(Ben sanki daha neler...) Daha okuduğunu anlayamıyorsun. Bunu gör diye bekliyorum, saçmaladığını farket, artık konuyu abartıp kendini iyice yere düşürme diye bekliyorum, ama yok sen hâlâ aynı mavalı okuyorsun. Yazsana yazsana deyip bağırıyorsun, konuyu sürekli bağlamından koparıyor, sürekli slogan hâlinde yazıyorsun. Daha önce İsmet Özel ve Polis filmi bağlamında (ama senin bağlamsızlığında) yazdıklarını da biliyorum. Gülünç şeyler. Yersiz gülünç.

Kibar biri olduğumu ısrarla (ne kadar ısrar ettiysem gerçi) söylüyorum ki, sen de artık konuyu kibarca ve haksızlık etmeden konuşasın, en başta yukarıda yazılanlara haksızlık etmeyesin. Yazıyı göresin önce. Kendi aşırılığının, daha önceden gelen aşırılığının farkına varasın. Baydın ama yani!!! Adam gibi konuşmayı öğrenesin! Adamı sinirlendirmeyesin diye! Benim Yusuf Kaplan'la alakalı sorduğum soruyu saçma yerlere çekmeyesin diye!

"Ben ben ben" meselesiymiş.. yuh artık yani iki kere yuh. İki kere Türkçe iki kere yuh! Bu saçma iddialarınıza cevap vermeyeceğim artık. Lütfen ama, yazıyı ve yorumları sakince okumayı bilmelisiniz önce, ama iki kişi de murat marili de Ümit Demir de daha önceden bana uyuzu olan adamlar. Sanki bu yazı bahane olmuş onlara, gerçi bahane olmuş da ne olmuş, haksızlık devam ediyor...

Bu yorumu bile yazdığım için pişmanım, konuyu lütfen uzatmayın murat marili ve Ümit Demir, beni cevap vermek zorunda bırakmayın. Benim zamanımı boşa harcamayın, bu yorumlara giden zaman için üzülüyorum. Benim Türkiyemi benim maçımı, ben ben ben murat bey, ben yerine Türkiye koyabilirsiniz. :) (ben-Türkiye eşitiği hakkında kaynak, İsmet Özel'in şiirlerindeki ben kelimesine yaptığı yorum)...

Gidin Norveç'e kızın. Adamlar AB'yi bile reddediyor. Bize benziyorlar yani, bana pardon bene, ama zaten AB'nin üzerindeler gelişmişlik olarak. Gidin kızın ne bileyim, Türkiye'nin karşısına çıktılar...

Benim tahminim Norveç'i 2-1'le geçeriz. Hayırlısı bakalım.

Çok Şaşırdım...

''Yusuf Kaplan'ın yazdıklarından sadece göz ucuyla okuduklarımı bile yazsam, kendi fikirlerimi de ekleyip, belki murat marili'yi şaşırtırdım. 'Aaa bunları da mı yazmış vay be, teşekkür ederim' filan derdi belki...''
sadece bu cümleniz kim olduğunuzu haykırıyor.
''...vay be...'' ...

sevgili Ali kardeşim

ya güzel kardeşim ben sana niye uyuz olayım. ben fikrimi söylüyorum sadece laf sana ya da başkasına değiyor hepsi bu! daha önce de olmuştu. ben fikrimi izah etmeye çalıştım insanların gibisi beni kovası oldu kimi zuladan emanet gösterdi falan filan... yoktur kimseyle bir derdim. elimizden geldiğince bildiğimiz doğru ise -belki üslubumuz yanlıştır ama- doğrusu budur demeye çalışıyoruz.

hani sen mehmed akifin kızgınlığından dem vurmuştun. benimkini de madem -layık değiliz ama- ömer faruk'un (ra) haline benzet. hani "lailaheillallah diyen cennetlik" müjdesini vermeye giden sahabeye vurmuş, ağlatmış.

sen futbolu değil mesela fast food alışkanlığının gerçekliğinden, entelektüel müslümanlara adaptesinden dem vursaydın elimde copi-paste yapacak bir yazı olmasaydı özellikle yazardım tenkid için. vicdanım almıyor çünkü. zararları boyunu aşan şeylerin medhedilmesine dayanamıyorum, elimde değil yerimde duramıyorum.

sıradan bir maç için sokağa çıkanları, "her zaman her yerde en büyük filan" diye şuursuz bağıran kafası/gönlü boş gençleri, nafakasını bahis oyunlarına verip de yunanlıyı zengin eden emekli, memuru görünce kızıyorum, içim içime sığmıyor.

budur benim derdim. milletim adına üzülüyorum, tüm dünya insanları adına üzülüyorum. selim şevkioğlu niye gitti onca yolu katedip bilmediği diyarlara! o ülkeleri kim bu hâle getirdi! lütfen bir hesap çıkarsın bize, nijer'e bu sene toplam ne kadar dolarlık kurban eti yardımı yapılmış. bir de bir futbolcu için transer ücretini mukayese edelim. uefa mı yoksa bm'mi daha zengin! neden yoruluyor benim müslümanım ta oralara kadar! tamam sevabtır, Allah razı olsun! ona bir şey dediğimiz yok ama havuz problemi gibi bu olay. bir yerden doluyor on yerden boşalıyor! bataklığı kurutalım diyorum. bataklığı biz gül bahçesine çevirelim diyorum.

sonra şu milli kelimesi, milli sevinç! bu cemaatteki ablalarına, bacılarına sor Allah aşkına; süreyya ayhan'ın milli formasını (!) giyip bizi milli sevince boğmak mı isterler yoksa şu anki milli kıyafetli hallerinden memnunlar mı? yani bir şeyleri kullanırken içleri boşaltılan anlamlarını bir de biz tüketmeyelim. milli olan islami olmalıdır diyorum. ben demiyorum özür diliyorum, peygamber diyor. iki millet var diyor dünyada; küfr ve islam! ismet özel de diyor bunu; "ümmet ve millet kelimesi aynı kapıya çıkar"

maçı seyretmedim bu defa. mutad toplantımız vardı ona gittim. yollardaki sevinci gördük ama maç sonucu. kime neye sevineceğini bilmeyen insanlar... gepegenç! üzüldüm... kınamadım... kalpler neyle mutmain olur unutmuş insanlar...

velhasıl Ali kardeşim kini olanın dini olmaz demiş peygamber(sav). ne sana ne bana karşı emanet gösteresi olanlara karşı yoktur bir kinimiz Allaha şükr! insan olmanın ilk dersi demiş bir Allah dostu "incitmemektir" son dersi ise "incinmemek"! incitti isem özür dilerim. ama istersen yemin de ederim benim seninle ya da bir başkasıyla işim yok, sadece bu düzene karşı öfkem var o da Allah için! incinmedim de kimseden inşaAllah!

Allaha emanet kalasınız
muhabbetle,

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Ali DÜZ üstüne dümdüz gidilmiş.

Selamlarımla...

1: Ali DÜZ üstüne dümdüz gidilmiş. Bu kadar tartışmayı ve yoğunlaşmayı gerektirmeyecek cümleler kurmuş oysa. Altı üstü bir futbol maçının naklini yapmış, o kadar.

2: Aslında yazının giriş bölümü hariç cidden bir futbol maçı naklinden başka birşey değil. Herhangi bir özelliği olmadığını düşünüyorum bende. Yani Ali kardeşimize olan tüm sevgi ve saygıma rağmen bu böyle.

Yani üzüldüm açıkçası çok esaslı cümleler kuran Ali'ye böyle bir konuda yüklenilmesine. Hiç cümle kurmasaydı keşke Ali. Cevap vermeseydi. Çünkü UMRAN Dergisi veya Yusuf Hocanın futbol yazılarının bu başlık altında sürekli gündeme getirilmesi haksızlık. Sanki Ali DÜZ, böyle bir blogu cemaate girdiği için futbol üzerine bu mahallede kurulan onca cümlenin aksine cümle kuruyor ve sanki fanatik stadyumcu ve maç sonrası taksimcileri gibi kafası basmıyor. Hayır, bu başlık altında yapılan birçok itham haksız.

3: Uzatmanın anlamı yok. Bahse konu olan maçı izlemedim. Dünkü maçı da izlemedim. Fakat Ali'nin bu maçı izlemiş ve buraya aktarmış olması onu Nijer'li çocuklarla karşı karşıya getirmeye yetmeyecek kadar küçük bir olaydır, bunu biliyorum. Ne kadar zorlarsak zorlayalım, bu böyle.

4: Balıklama daldım sanırım, özür dilerim. Daha da önemlisi helallik dilerim. Aslında cümlelerinizden anladığıma göre, sizlerde yoruldunuz. Devam etmenin anlamı yok. Çünkü bu tartışmadan birşey çıkacağa benzemiyor :)

Vesselam

Noktayı Koydum

ortada bir yazı var.
ve yazının içeriğine eleştiriler.
yazana değil içeriğine.
sen misin eleştiren.
onca hakaret üstüme boca edildi.
yani düpedüz ve dümdüz.
hakk yerini bulur inşallah.
bir topun ucunda kimsenin müslümanlığı ve şahsiyeti hedef alınmaz.
hakk yerini bulur inşallah.
bir daha mı?
asla.

Ortaya Bol Limonlu

Camus`yle birlikte anılan ve sık sık gönderme yapılan konulardan biri de kaleciliğidir. Bir süre Cezayir Üniversitesi genç takım kaleciliği yapmıştır ve maç raporlarına göre tutkuyla oynayan cesur bir kalecidir. Bir seferinde arkadaşı Charles Poncet "tiyatroyu mu yoksa futbolu mu" tercih edeceğini sorduğunda, "Tereddütsüz futbol" cevabını vermiştir. Tüberküloza yakalanınca futbolu bırakmak zorunda kalmıştır. 1950`li yıllarda bir spor dergisine futbol hakkında bir yazı yazması rica edilince şöyle demiştir:

"Ahlak ve insanın yükümlülükleri hakkında güvenebileceğim ne biliyorsam onu futbola borçluyum."

Kaynak:Vikipedi