Kişisel ayrımların en fazla yaşandığı bir zamandayız. Kamplara bölünmek, saflara ayrılmak ve soyut alanları parsellemek bakımından bu kadar bereketli bir dönemi belki de bu coğrafyanın insanları olarak ilk kez yoğun bir şekilde şimdi yaşıyoruz.
Edebiyatın içinde gizli de olsa birleştiricilik fiili yatmakta. İnsanları birbirine yaklaştıran, mesafe olarak uzak ama gönül olarak yakın insanların ortak noktası olan edebiyat, ortaya çıkan ürünlerin benimsenilmesi bakımından da doğru adımların atıldığı bir işleve sahiptir. Bir şiiri okurken her şeyi bir kenara bırakıp yalnızca şiirin iklimine girmek ve o eserden bir haz almak en doğru olanı. Ya da bir hikâyenin cümlelerinden edebi bir tad almak beklenen bir sonuçtur aslında. Bir edebiyat dergisini yalnızca edebiyat dergisi olduğu için takip etmek, edebiyat adına doğal bir harekettir.
Hâl böyleyken bu kadar ortak paydası olan bir alanda bile bölünmenin ve ayrılmanın yaşanmasının sebebini düşünmek gerek. Aslında bu sebepleri dışarıda aramak da yanlış. Yani bu zor yükü okuyucunun sırtına yüklemek, işin kolay yanı. Her şeyin kendi küçük evreninde deverân ettiği edebiyat çevrelerimizde bunların bir sorumlusu varsa, bu sorumlu elbette edebiyatçının kendisidir.
Solcu şair-İslamcı şair
Bir fikri benimsemek ve o minvalde hareket etmek herkesin doğal bir hakkıdır. Ama üzerinde şair-yazar gibi önemli ve etkili bir ağırlık bulunan kişinin durduğu yeri iyi gözlemlemesi gerekir. Savunduğu fikrin ardında durmak, o düşünceyi savunmak edebiyatçının da ortaya koyacağı bir tavırdır. Bir şaire islamcı şair dememiz için şairin o yaşam tarzını benimsemiş olması ve yaptığı çalışmalarla bunu pekiştirmesi gerekir. İslamcı şairler safında yer alıp da yazdıkları ahlaksızlıkların ardında durmak, yaşantı olarak her türlü keyfiliğin peşinden koşmak, ezan okunurken yaptığı geyik muhabbetini bile kesmeden muhabbetin hararetini yükseltmek elbette kişiyi islamcı şair yapmaz. Böyle bir sınıflandırmanın doğruluğu ya da yanlışlığı da ayrı bir konu ama kişi bulunduğu yer olarak yapılan adlandırmaya yakışmayan bir durum sergiliyorsa, ortaya çıkmalı ve kendisini tekzip etmelidir. İslamcı olmak, aynı zamanda bir yaşam tarzını da benimsemek ve bu yaşam tarzına yakışan bir hayat yaşamaktan geçer. Ben aslında… diye başlayan red cümleleri kısa yoldan sıvışmanın en ucuzudur. Taraf olmak insani bir gerekliliktir. Bu ayrımlardan da kim ne derse desin kaçmak mümkün değildir. Çünkü bu sınıflandırmalar ister istemez yapılmakta ve şair kendini bir grubun içinde bulmaktadır. Öyleyse şair, bulunduğu yere göre hareket etmeli ya da bulunduğu yeri terk etmelidir.
Durum solcu şairler için de aynıdır. Yalnızca bulunduğu yer itibariyle solcu olarak adlandırılan kişinin yaşantı ve ideoloji olarak boş bir hayat yaşaması kişiyi kendi ideolojisinde gün gelir ki boğabilir. Solcu şair kavramıyla birlikte anılan; içki, gece hayatı, şiirde ve düz yazıda sınır tanımayan müstehcenlik, otel odalarının loş köşeleri, bol içkili şiir dinletileri, şiir dinletilerinden sonra sabaha kadar süren meşk saatleri; solcu şair dendiğinde ilk akla gelen Nazım Hikmet’in kemiklerini sızlatmaya yetecektir. Aynı durum islamcı şair dendiğinde Mehmet Akif’in ruhu için de geçerlidir.
İsminin önünde yer alan dünya görüşü adına en küçük bir fiiliyat dahi gerçekleştirememiş, birkaç cümle dahi kurmamış kişilerin bulundukları yerlerde ne kadar rahat oldukları da ayrı bir hazım meselesidir.
Şiirin gündemi sıcak
Şairi şair tanıyor ama muhabbet ortamının ne kadar hoş sohbet olduğu da tartışılır bir konu. Son zamanların şiir adına yapılan tartışmalarına bakıldığında şiirin ne kadar sıcak bir gündemi olduğunu anlamak mümkün. Kısa bir süre içinde şiir adına yapılan tartışma konuları: “ Ahmet Turan Alkan’ın şiir üzerine düşüncelerini söylemesi, Mehmet Niyazi’nin Ahmet Turan Alkan’ı destekleyen yazısı, Hilmi Yavuz’un şiir üzerine konuşacak kişinin öncelikle bir şair olması gerektiğini söylediği yazısı, İhsan Deniz’in Hilmi Yavuz destekli Ahmet Turan Alkan’ı hedef alan yazıları, şiir geceleri üzerine hem de aynı geceye katılan kişilerin söylediği sığ ve mesnetsiz yazılar, İsmet Özel’in, internet sitesinde yeni bir şiirinin yayınlanması, İsmet Özel’in şiiri üzerine Ali Erkan Kavaklı’nın hiçbir anlama gelmeyen ve sadece heceli yazmamaları, milliyetçi çizgiye uzak durmaları (ki bunu okuduğu şairleri sıralarken anlıyoruz; Yavuz Bülent Bakiler, Abdurrahim Karakoç, Arif Nihat Asya) anlaşılmaz(!) şiirler yazmaları yüzünden hem İsmet Özel’i hem de Sezai Karakoç’u karalayan yazısı, ( bu arada Sezai Karakoç’u ve İsmet Özel’i hiçe sayan bir yazı yazmak da cesaret işi ama buna da ne cesareti denir bilmiyorum); dergisinde yazdığı ve yayınladığı şiirlere hiç bakmadan Hakan Arslanbenzer’in İslamcı şair terimini konu ne olursa olsun gönül rahatlığı içinde teleffuz etmesi, Sühan dergisinin şiirsizlik özel sayıları hazırlaması, Haydar Ergülen’in reklâmcı şair olur mu? tartışmasını tekrar gündeme taşıması, Baki Ayhan T.’nin kendisini merkeze aldığı “soylu yenilikçi şiir” adıyla yayınladığı poetikası, dağıtılan ve tartışılan şiir ödülleri, aldığı şiir ödülünü küçümseyen ve ne yaptığını bilmeden konuşmasını sürdüren akl-ı evvellerin sayısının artması, kendi dergilerinde kendi kendilerini tatmin etmeye devam eden, şiir yazarların dar alanda paslaşarak işten çok laf üretmeleri, bir sonraki yıl dağılacak şiir ödüllerinin daha bugünden belli olması, dağıtılan şiir ödülleri, törenlere katılıp kabul edilip de beğenilmeyen şiir ödülleri, şiir ödülleri…
Her şeye rağmen şiir devam ediyor çünkü hayat devam ediyor.
Yorumlar
İslamcı Şairlik Makamı
Çar, 11/04/2007 - 09:53 — Pınar DenizEvet, her alanda olduğu gibi şiirde de bu ayrımdan kaçmak mümkün değil belki ama şairlikte çizgiler yazarlıkta olduğu kadar net değildir diye düşünüyorum. Şiir, özü itibariyle bu dünyaya ait değildir ve hiçbir sınırlamanın içine tam olarak sığmayacak, hiçbir tanımın içini tamamıyla dolduramayacaktır.
Açıkçası kendisine “islamcı şair” diyen çok şair olduğunu da düşünmüyorum Türkiye’de. Bunun, çoğunlukla, kendilerini şairi sınıflandırma makamında gören -ya da en azından böyle bir zorunluluk hisseden- ve bunu yaparken de bu sınıflandırmanın tüm kriterlerini kendi tekelinde görme cür’eti taşıyan bir zümreye ait olduğunu sanıyorum. Talip olmadığı bir etiketi sırtında taşımak zorunda değil hiçkimse.. İslamcı olmak ya da görünmek müslüman bir şair için kötü bir şey midir, bu da tartışılabilir ama şairi sınıflandırmak bizi şiiri de sınıflandırabileceğimiz yanılgısına götürmemeli... Evet şiir yazan müslümanlar vardır, islamcı hayat görüşünü savunan şairler vardır ama yine de “islamcı şair” ya da “islamcı şiir” tanımlamaları şaire tanıdıksa da şiire yabancıdır…
Karpuzcu Şair
Çar, 11/04/2007 - 16:04 — rıdvan cihat(karpuzcu şair olur, hem karpuz satar hem karpuz yer hem de karpuzu yazar ama kalkıp yazın ortasında üzümü yazması hem üzümcüleri hem de karpuzları üzer. o karpuzcu şairdir.)
müslüman: islamın 5 şartını yerine getiren kişi... bu kişi şiir yazarsa müslüman şair olur. (müminle karıştırmamak gerek)
solcu: sağcı olmayan kişi... bu kişi şiir yazarsa sol görüşlü bir şair olur.
geleceğim nokta şu: şiir denilen o şey ne ise onu yazan kişinin ilk kaynağı kendisidir. şiir yazmayı, bir mefkureyi insanlara taşımak için kullanabilir. böyle davrandığı takdirde üzerine yapıştırılan etiketi taşımaya katlanmalıdır. o mefkureyi benimseyen diğer şairlerin ve insanların beğenisini kazanır.
bazı şairler ise şiiri salt sanat kaygısıyla yazarlar. ama ne yaparlarsa yapsınlar kaynakları yine kendileridir. dinleri, memleketleri, ırkları, poetik görüşleri... bu şairler ise zaman zaman sapmalar gösterirler. belli bir okur kitlesi yoktur.
ama ne olursa olsun bir şairden bahsedilirken mutlaka bileşik isim kullanılacaktır. islamcı cahit, solcu nazım, milli şair akif, erotist cemal, ironist osman, genç alper, romantik attila, sürgün özkan, garip orhan, divan şairi fuzuli, eşcinsel iskender, kadın gülten...
Şiirin Şiarı
Çar, 11/04/2007 - 17:44 — Sadri GencŞiirin kendine has merdivenleri vardır. Bu merdivenler bir şekilde aşıldıktan sonra ortaya çıkan şey sahibini şekillendirmeye başlar. Aslından ortaya çıkan şey sakindir durduğu yerde durur. Herhangi bir kalabalığın ağzında, her hangi bir toplantı salonunda, her hangi bir kürsüde okunduktan sonra şairi de mimler okuyanı da... Şiirin kendisinindir yollar, yazılmadan önce herşey ondan sorulur. Kendi kuralları, duruşu ve oluşturduğu zemin ile... Hiç bir şiir ben zannetmiyorum ki kendisini bir ideolojiye akraba zannetsin. Dilin mahiyetini yıllarca okuduk, hala okumaktayız; ben henüz duymadım.
Bu sadece şiirde mi böyledir? İnsanlar daha geniş kitlelere ulaşmak için mümkün olan her ne hacet varsa onu kullanırlar. Bunu kullanan insanlar bilinçli bir şekilde etkileşim içindedir. Dilin şekillendirdiği bütün yapılar insanı ve insanlığı etkiler böylece...
Hala arabesk şiirler okuyor ve pencerenin önünden gitmiyor delikanlılar. Kimileri de henüz duydukları şaşalı şiirlere kapılıp gidiyor. Şiir kendi yolundadır, insan kendi yolunda.... Kullanmasını bilene ilaçtır.
...mavinin derinlikleriydi gökyüzünde unuttuğumuz...
Müslüman Şairin Asaleti
Per, 12/04/2007 - 00:35 — Mustafa Burak SezerAbicim bu "islamcı şair" kavramına gıcık oluyorum. kim sokmuş bu islamcılığı terminolojiye bilmiyorum; inşallah mubarek bir zat değildir, hakkında iyi şeyler beslemiyorum doğrusu.
Hristiyan şair, Yahudi şair, Budist, Zerdüşt, Hindu, Konfuçyen, Taoist, Ateist ne bileyim vesair ve tabi Müslüman şair demek güzel de, İslamcı Şair denilince benim kulaklarım tırmalanıyor.
Yukarda geçti, hoşuma gitti "karpuzcu şair" cümlesi, yada tır şöförü şair, teknik direktör şair, sinamacı şair, tiyatrocu şair, popçu şair, kulak burun boğaz uzmanı şair de, "İslamcı şair" ne abicim!? Onun da mı "cı"cısı çıktı?
Rasim Özderen diyor ya, ne sağcıyız, ne solcu, biz Müslümanız diye. Heh ondan deyiverin be kardeşim.
Yani bana bu İslamcı Şair kavramı daha çok karşı tarafın bizi kendi kalıplarında, kendi klişe zarflarında görmek istemesini ve unnatural olarak bizimde bunu höt diyerekten alıp tüketmemizi ima ettiriyor. (nasıl bir cümle olduysa bende pek anlayamadım)
Ama bizim yakışıklı, cazibeli bir nitelememiz var, hazır, oldukça kadim ve şaşaalı: "Müslüman Şair". Asaleti yeter.
Yani solcu şair, sağcı şair olabilir. Tamam, ama bunlar başka şeyler. Var arkadaşımızda olabilir, laflarız falan da, Müslüman şair başka be kardeşim.
Muhabbetle
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
İslamcı,... şair ve dil/konu bölünmeleriyle alakalı sorular
Per, 12/04/2007 - 22:01 — Ali DüzHakan Arslanbenzer'in yorumunu okuyunca, bir iki şey takıldı kafama. Sormak istedim.
İslamcı, solcu... şair olmaz diyoruz; yani bu düşünce, dilin ve şiirin mantığı açısından doğru. Yani ben bu konuda düşündüklerimden ve okuduklarımdan kavradığım kadarıyla bunu doğru bulabiliyorum. Yalnız aklıma bir iki şey takılıyor.
Şair kelimesinden önce islamcı, solcu, sosyalist gibi sıfatlar kullanmamamız gerektiği; Türkçe'yle, dilin kullanımında gruplaşmalara gidilip gidilmemesiyle, şairlerin aynı dinin hizasındaki dili kullanmalarıyla, farklı siyasetleri olan şairlerin birbirlerinden etkilenmeleriyle(siyasi hareketlerin belirleyici olduğu dönemler de bile) -etkilenme de sonuçta dilin gücüyle, dilin kullanım ustalığıyla alakalı elbet-, farklı dünya görüşünden şairlerin de dostluklarına arkadaşlıklarına ortak tavırlar takındıklarına şahit olabilmemizle açıklanıyor. Bunu bu bağlamlarda mı düşünmeliyiz sadece?
Bir de meselâ, şair kelimesinden önce olsun başka kelimelerden önce olsun, sıfat kullanmaya neden ihtiyaç duyar insan? Birisi için "güzel şair", "büyük şair" veya "büyük insan" demek niçin gerekir? Şunlar için sanırım, ya böyle diyenler böyle dedikleri için işledikleri konuya daha bir açıklık kazandırıyorlar, yani bu şairlerin büyük olarak ya da insanların büyük olarak tanıtılmasının şiir açısından insanlık açısından getirdiği faydalar var; ya da böyle sıfatlar yakıştırmakla bahsettikleri kişilere yalakalık yapıyorlar, o kişilere dikkat çekince yalakalık yapan, kendine de dikkat çekmiş oluyor bir şekilde, bir maddi kazanç ya da hazcı/nefsi bir kazanç gündeme geliyor. Yoksa bir insan iyiyse iyidir büyükse büyüktür zaten. Söylemeye ne gerek var. İyiliğin büyüklüğün tanıtımı olur mu? Hâlden geçen şeyler değil mi bunlar? 'Elma'dan bahsetmeden elmanın kırmızılığından bahsetmek gibi bir şey oluyor.
Şair kelimesinden önce bir sıfat kullanmamalıyız. Tamam ama bir de meselâ, devrimci edebiyat, muhalif edebiyat, anarşist edebiyat... deyince, bu edebiyatları yapanlara da devrimci şair, muhalif şair, anarşist şair... demiş olmaz mıyız? Yani burada devrimci şair ile islamcı şairi, sosyalist şairi ayrı şeyler olarak mı düşünmeliyiz?
Türkçe'nin ideolojilere bölünmesiyle alakalı olarak, sanırım şu an Türkçe'de az miktarda da olsa böyle bir bölünme var? Ama temsil edici, güçlü bir şiir yazamıyorlar meselâ bu bölünenler. Geçen yıl okulda bir konferansı dinlemek için edebiyat fakültesine gitmiştim, hocalar aralarında konuşurken, biri, bir arkadaşının Türk Dili dergisine şiir gönderdiğini fakat derginin yönetmeninin şiirdeki aşk kelimesini sevi olarak değiştirdiğini söylüyordu, biraz yakınarak. Böyle şeyler de var galiba, tabi bunları yapanlar daha dar kafalı malzemeci, ve "gerçek ele geçmez şiir"le alakası olmayan adamlar. Bu tavırlar iyi şairlere doğru yaygınlaşırsa kötü tabi. Dilin kullanımı açısından olmasa da işlenen konular açısından da biraz ayrışma var sanırım edebiyatta. Meselâ Varlık'ta cinsellikten bahseden şiir ve hikâyelere bayağı rastlıyoruz: Dergiyi düzenli olarak takip etmemek benim hatam, ama aldığımda böyle şeylerin genelde yazıldığını görüyordum. Tabularla dolu da her yer, onlar yıkacak güya. 86'lı cinsel sorunlarını şiirleştiren bilmemne adındaki bir kız bir şiir yıllığına girmiş de, geçen ondan bahseden bir şeyle karşılaşmıştım. Cinsellikten bahsetmesini yadırgayamıyız birinin, ama konuyu yerine oturtursa yani değil mi?, milli mücadele gibi cinsellik mücadelesi şiirleri yazıyorlar sanki. Böyle şairlerin(sadece cinsellikçileri kasttemiyorum) dili kullanmalarında ideolojileri etkili değil mi? Her kelimenin çağdaşçasını, uygarcasını, laikçesini kullanıyorlar. Yani Türk şiirinde şu an, işlenen konular ve dilin kullanımı açısından eskide hiç olmadığı kadar bir bölünme, yozlaşma var diyebilir miyiz acaba?
Yazdıklarım soru değeri kazanabildi mi; bilmiyorum. Pek karışık şeyler değil sanırım aslında ama, Hakan abi bir izah yaparsa bu konularda, bu ufuk açıcı olur kanaatindeyim.
İyi şairler(bir örnek aşağıda) böyle şeylere, daraltan şeylere takılmazlar zaten, onları okuyanlar da. Geriye takılmazlar ileriye takılırlar.
Eren Safi'nin anlattığı gibi yani:
"Bir yer buldum bir yer biliyorum
Çağdan döndürmeyecek çağı döndürmeyecek
Diyelim ki Türkiye diye bir ülke
Diyelim ki Türkiye diye bir millet
Diyelim ki Türkiye diye bir dil"
"Ben doğunun ve ben ki batının
Dili milleti şairi
Sen Avrupa!"
selamlar
Cum, 13/04/2007 - 20:40 — Ayşegül Gençblogların altına yazılmış bu yorumların faydalı olduğunu düşünüyorum. nitekim düşünceler başka düşünceleri tetikliyor ve güzel bir paylaşım ortaya çıkıyor.hakan bey'e teşekkür etmek lazım güzel izahları için.
bana göre en iyi şair dergi editörünün ne tür şiirden hoşlandığını kestirebilen şairdir. böylece her dergiye yolladığı şiirin yayınlanma olasılığı artacaktır. bir şiiri bir şiirini tutmayan şairler bu minval üzredir herhalde:)))
"eddai"
Nabza göre şerbet şiirler, şairler
Cts, 14/04/2007 - 00:39 — ahmed berkaygünümüz şiirinde bir sabit fikir bulmak gerçekten güç. şiirinin yayınlanmasını isteyenler gönderdikleri dergiye göre şiir yazar oldular. bunu canlı bir şekilde görüyoruz. böyle bir süreçte de sağdan, soldan bahsetmek de güç hale geliyor.
kimliksizlik bu olsa gerek. biz şairi yazdığı şiirden tanıyamazsak nasıl tanıyabileceğiz ki?
şairin tanınma gibi bir derdi, tanımlanma gibi bir sorunu yoksa o zaman başka.
örneğin aynı şairin dergahta yayınlanan şiiri ile heveste yanınlanan şiiri birbirinin tam zıddını işaret ediyorsa varın onun izahını da şaire bırakın.
Arayış; bekleyiş
Cts, 14/04/2007 - 13:48 — Tuba OkuyanYazınınızı okurken bunca yıldır, kalem oynatan biri olarak; kararsızlıgımın cevabını buldum. Yıılar önce paylaşmaktan kendimi alamadıgım, gerçek hayatta yayılanan yazıdışında herhangi bir dergiye yazı göndermedim. Bu durumu ister dogru yer arayışı: ister cesaretsizlik olarak adlandıralım, ama içide umut barrındıran bir bekleyiş oldugunu fark ettirdiniz. Teşekürler.
editör, meditör, dedektör
Cts, 14/04/2007 - 17:26 — rıdvan cihathakan arslanbenzer'in yorumları güzel. ufak ufak aparatifler, dedikoducuklar filan. editör yani o şiir yemekhanesinin arka odasında çalışan kimi zaman sağlık bakanlığı denetiminden ak çıkamayan, kimi zaman yemeğin tuzunu kaçıran garip adamlar. hani ne yapsalar müşteriyi menun edemezler. tuzlu şiir pişirirler birilerinde şeker hastalığı vardır. onlara düşmanlık beslediğimiz kadar sevmeliyiz de aynı zamanda.
evet editörlere yağ çekmek konusu-kendimden bilirim- biraz karışıktır. bazen çok yağ çekersin yayımlamazlar. bazen hiç tanışmadığın bir editörün, şiirini yayımladığını görürsün.
o hassas dedektörlerin amacı tabi ki dergilerini hatırı sayılır bir konuma etirmektir. bunu ise bazı sabit isimlerle yapmak zorundalar. o sabit isimleri besleyip büyüterek. bazen hoşgörülü olurlar hatta kötü bir şiirini bile yayımlarlar o ismin. yani salt güzel şiir- şiir gibi şiir- olduğu için değil, umut beslediği şahsın temadi etmesi için yayımlarlar. bu bir bakıma doğrudur. o sebepten editörleri anlayışla karşılamak gerek. fakat sırf şiiri şiir olduğu için yayımlayan editörler yok mudur? vardır elbet. onalrın amacı ve bunu niye yaptıklarını bilmiyorum. beni aşıyor.
gerçekten de bir dergide mutat kalmak ile çeşitli dergilerde görünmek mevzuu çok ağır... öyle ağır ki bunu ancak şiir kaldırır...
Şiirden yana...
Paz, 15/04/2007 - 03:13 — Neslihan DuranDoğrusunu söylemek gerekirse bloglar alemi bazı konuların etraflıca tartışılması açısından serbest kürsü özelliği taşıyabiliyor bazen ve meraklı okuyucuya dergilerden daha süratli bir şekilde ulaşmasını da anlamlı buluyorum. Zirâ sayın Hakan Arslanbenzeri'n peş peşe gelen tesbit ve izahatlerine ulaşmak için haftalar boyunca beklememize gerek kalmıyor.
Gelelim asıl konumuza sıradan bir okuyucu olarak, edebiyat kimden yana dendiği zaman, içimdeki ses onu taşımasını ve okuyabilmesini bilenden yana diyor. Şiirdir asl olan, müslüman duruşumla pek ala bir Nazım Hikmet şiirinden de etkilenip duygulanabiliyorum. Mefhumu muhalifinden bakarsak hayat görüşünü kendime yakın hissettiğim ya da bildiğim bir şairin şiiri beni hiç cezb etmeye biliyor. Tabiki altını çiziyorum sıradan bir okuyucu olarak.
İllaki şiir ve şair konusunda bir sınıflandırmaya gidilecekse bu sınıflandırmaların muğlak olması okuyucu için elzem görünüyor bence. Ne demiş eskiler "efradını cami, ağyarını mani".
Sevgiler
Ölü Şiir, Statik Dergicilik
Paz, 15/04/2007 - 04:08 — Mustafa Burak Sezer"günümüz şiirinde bir sabit fikir bulmak gerçekten güç. şiirinin yayınlanmasını isteyenler gönderdikleri dergiye göre şiir yazar oldular. bunu canlı bir şekilde görüyoruz. böyle bir süreçte de sağdan, soldan bahsetmek de güç hale geliyor.
kimliksizlik bu olsa gerek. biz şairi yazdığı şiirden tanıyamazsak nasıl tanıyabileceğiz ki?
şairin tanınma gibi bir derdi, tanımlanma gibi bir sorunu yoksa o zaman başka.
örneğin aynı şairin dergahta yayınlanan şiiri ile heveste yanınlanan şiiri birbirinin tam zıddını işaret ediyorsa varın onun izahını da şaire bırakın."
Ahmed Berkay böyle demiş haklı olduğu paydalar var; fakat dergiye göre şiir yazmak bahsine katılmıyorum. Yani burada katılmamaktan kastım böyle olmaması, şairin, editörün poetika anlayışına göre şiir çiziktirmemesi gerektiğidir. Mesala Ayşegül Genç, "bana göre en iyi şair dergi editörünün ne tür şiirden hoşlandığını kestirebilen şairdir. böylece her dergiye yolladığı şiirin yayınlanma olasılığı artacaktır. bir şiiri bir şiirini tutmayan şairler bu minval üzredir herhalde:)))" diyor. Haklı da.
Bence şair editöre, ya da dergiye göre şiir yazmak yerine, yazdığı şiirin türüne göre, ya da şerbetine göre diyelim, o şiiri kaldırabilecek bir dergiyi seçiyor. Şiir yayınlayanların malumudur, bir ya da birkaç dergide şiir yayınlamaya başlıyorsunuz, tabi zamanla mimesisler, özentiler ve kendi üslup oluşumunuz filan başlıyor şiirde, bu zaman zarfında çalıştığınız derginin de iskeleti yavaş yavaş beliriyor gözünüzde. Bazen herkesin yazdığı gibi yazıyorsunuz, bu türleri statik dergiler yayınlıyor sık sık, ve bazen avantgard birşeyler deniyorsunuz, özellikle Müslüman şair sıfatını yüklenmiş birisi bunu yapıyorsa, bir şok etkisi yaratabiliyor bu statik ve gelenekçi dergilerde. Ne bileyim mesala erotik birşeyler katıyorsunuz şiire, ama Cemal Süreya gibi değil, farklı birşey, bu da işine gelmiyor birçok derginin. Yada uçuk kaçık, absürt birşeyler denediğiniz oluyor (nitekim büyük şair değilsiniz henüz, dolayısıyla sürekli yeni şeyler denemek zorundasınız, çünkü aradığınızı bulamadınız!) bu sefer dergi yada editorya "bu ne kardeşim, şiir mi, nesir mi, şiirimsi mi, piyes mi, sayıklama mı? vesair gibi sorular sorup, şiiriniz onların poetik anlayışına ya da dünya görüşüne uymadığı için kapıdan çevriliyor nazikçe. Mesala muhafazakâr dergiler ya da gelenekçi dergiler, yeniliğe, farklılığa ve özellikle aykırı bir dile kapalı dergilerdir, benim şu an ki şahsi kanaatim bu uzaktan. Mesala şiir kritiği yapan, ya da üstad adı altında statik gelenekçi dergilerde her ay olmasa bile kırık şiirler yayınlayan şair abilerimiz, şiirde yeni biten kardeşlerine ön ayak olma, yol gösterme, eleştiri vesair şeyler konusunda hiçte kıllarını kıpırdatacağa benzemiyorlar. Bunu ya hakikaten şiir bilmedikleri için yapıyorlar, ya da hakikaten şiir yordu onları. Ya da başka sebebleri var. Hayat zor, felsefe -insan karnını doyuramadan potansiyelindeki kabiliyeti izhar edemez- der, ya da buna benzer birşey diyor.
Ama şimdi ölü bir şiir var. Tat vermeyen, damağa yapışmayan şiirler yayınlıyor dergiler. Ya da böyle şiirler yazıldığı için dergilerin zevk anlayışı değişti! Lafı uzatmadan şunu demek istiyorum, bence (herkesin benceleri var) farklı editör ya da farklı dergi için farklı şiir yazan büyük şair değil, ucuz şair ya da ucuz imge avcısıdır, ve fakat iyi şair olma yolunda, ya da farklı birşeyler yapma yolunda değişik şeyler deneyen bir şairin, yazdığı farklı şiirlerin türüne göre, hangi dergide yayınlanabileceğine dair bir ön-sezisi, bir şiir anlayışı, damak zevki gelişmişse bu adam büyük şair olma yolunda ya da hadi iyi şair olma yolunda birşeyler yapıyor diyebiliriz belki.
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
(sayın noter)
Paz, 15/04/2007 - 21:18 — rıdvan cihatacizane cevaplarımızdan ibarettir
1. iftira etmedim çünkü yapılan yorumda, bir ölünün arkasından konuşulmuştur. ölenin arkasından ''8. sınıf şair'' gibi bir ifade, ölen hayatta olsaydı rencide olacağı bir ifadedir. ne kadar kamuya açık olsa da ölü artık 'okuyamayacaktır', cevap veremeyecektir. gıybettir. 'gerçek' ölünün eti yenmiştir.
2. muhatap yaptığı yorumda rumuzumu rıdvan cahit olarak belirterek ayrıca rumuzumu dil sapmasına uğramıştır. tabi bu kısım benle ilgili olduğu için orasına karışmıyorum. edebi sanatları kullanmakta serbestiyet olduğuna inanıyorum.
3. fıkıh alimleri alenen ahlaksızlığın konuşulmasını ve ilgililerin uyarılmasını caiz görmüşlerdir. peki bahsi(örtülü olarak geçen fakat şiir okurunun anlayabileceği) geçen şairler diğer tarafla ilişki içinde olarak ahlaksızlık mı etmişlerdir? bu tür bir ahlaksızlık ne tür bir ahlaksızlıktır? insanlığı sukut ettirecek daha değişik ahlaksızlıklar olduğunu söylemişti fakihler. o vakit yine muhatabın misal verdiği ismet özel saf değiştirerek ahlaksızlık mı etmiştir?
(sayın noter,
iş bu yorumun bir nüshasının muhataba tebliğini, onaylı bir nüshasının tarafıma iadesini, bir nüshasını kasanızda saklanmasını rica ederim...)
özür
Çar, 25/04/2007 - 19:47 — rıdvan cihato derece bilgisizmişim ki bunu bile bilmiyordum... gerçekten anladım... bundan sonra bilgisiz bilgisiz bilgiszm akımını kurarak hayatımı idame ettireceğim.. hani sokrat'tan intihal saymayın... hakan bey, ciddi ciddi özür dilerim... sizin de parmaklarınıza yazık ettim... toyluğumuza verin... yazdıklarınız harfi harfine kabulümdür... aslında bilgi, sizsiniz... selametle...
Halktan yana olması gerektiğini düşünüyorum!
Çar, 18/04/2007 - 12:54 — Emir AlpBeni oldukça rahatsız eden tanımlamalardan birisidir yazınızda söz ettiğiniz. Bir şaire, edibe kulp takılması kadar rahatsız edici bir durum düşünülemez edebiyat adına. İnsanı, topluma istenilen şekilde sunma arzusunun neticesidir diye düşünüyorum bu durumu.
Edebiyat halktan yana olmalı, edibin(özellikle yazar tabirini kullanmıyorum), şairin eserlerinde ne söylediklerini halk çözümlemeli. Halk gözüne sağcı, solcu,dinci, islamcı gibi tanımlamalarla sokulmamalı bu insanlar. Basın dünyasının tanımladığı şekliyle edebiyatçıları tanıyıp da " a o solcu/ sağcı ben onu okumam/sevmem" tarzı yaklaşımları sergileyen insanlar türemekte ve adının önüne konulan sıfattan dolayı o kişilerin fikirlerinin dimağlara ulaşmasına engel olunmaktadır.
Şiirsellik, Duygusallık Erkekliği Öldürüyor...
Cum, 12/09/2008 - 12:55 — Şadan ErcanBugün Yolcu Dergisi`i geçti elime (Temmuz-Ağustos 2008 sayısı). Bülent Akyürek röportajı dikkatimi çekti. Daha da dikkatimi çeken aşağıdaki sözleri oldu:
"Romanın, edebiyatın edilgen şiirselliğinden haz almamaya başlamıştım. Artık şiirsellik ve duygusallık bana insani gelmiyor. Kafiyenin, şiirselliğin, duygusallığın erkekliği öldürdüğünü gördüm. Tehlike bu kadarla kalmıyor, kulluğu da öldürüyor. Kendinizi dünyadan alacaklı sandığınız an “Haksızlığa uğradım, ben daha iyisine layıktım…” hissiyle, kendinize acır, zalimleşir ve hırsınızdan gözyaşı dökmeye başlarsınız. Duygusallık, şiirsellik bizi zalimleştirir. Sözüm ona süslü bir tavus kuşu gibi övgü beklerken birileri sesinizi yada tüylerinizi beğenmemiştir. İnsan bu yıkımı daha çok kendine yaslanarak atlatmaya çalışır. “Benim benden başka dostum yok, herkes üstüme geliyor…’’ gibi laflarla ayağa kalkmaya çalışırken daha çok yalnızlaşırsınız."
"dünyanın doğusu işgal altındayken kadın gibi evde oturup roman yazamam!"
"emin ol ki yirmi deterjan markası bilmeyen erkek kalmadı."
"dünyaya ahmedinecat’ın karısı olarak gelmek ve ona milyonlarca çocuk doğurmak isterdim!"
diyebilen bir yazar için şaşırtıcı olmayan değerlendirmeler. Ama hoşuma gitmedi desem yalan olur.
"Tedip: Edep merkezli eğitim"