renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kontrol

Kontrol

Günlük hayatta sıkça kullandığımız bu kelime aynı zamanda matematik tabanlı bir teori ismi. Kontrol edilebilir yahut edilemez sistemlere dair bir şeyler söylüyor bazı insanlar. İnsanın içindeki 'tahakküm' yani tam anlamıyla hükmetme duygusunun iç ve dış düzlemde karşılık bulması sonucu ortaya çıkan bir kelime bu. Öyle ki şu yazıyı yazarken bile burada bir kontrol var. Harflerin kontrolü. Onları kontrol eder görünüyorum. Ancak kontrol denen şey her zaman mümkün mü?

Analitik yaklaşımda herhangi bir nesnenin anlaşılması onun parçalanmasına bağlıdır denebilir. Analiz kelimesi bunu ifade eder. Bir şey ne kadar parçalanabiliyorsa o kadar anlaşılır olacaktır bu anlamda. Bu ise beraberinde kontrolü getiriyor. Şöyle ki, herhangi bir şeye dair vukufiyetimiz, onun bizce yüksek derecede anlaşılır olması, onu kontrol edebiliyoruz anlamına gelecektir. Bir düşünce de olabilir bu, bir duygu da. Yahut bir insan da olabilir, bir cansız varlık da. Burada önemli olan parçalanabilirliğin kontrol edilebilirlikle eş-düzlemde olduğudur. Sayısallaştırmak kavramı burada gün yüzüne çıkıyor. Dijital bir dünyanın elemanı olmak, o dünya içinde kontrole tabi olmakla aynı şeydir. Bu bir kabullenişten ve boyun eğişten başka bir şey değildir aslında. Bir şey kontrol edilebilir ise bu durumda o bir kontrolcünün emri altında olacaktır. İktidar kavramının şekillenişi de bu şekilde farklı bir boyut kazanmaktadır.

Kelimeler yazıya dökülmeden veya söylenmeden önce bizim kontrolümüzdedir, ancak sonrasında durum değişir. Biz herhangi bir şeyi ifade ettiğimizde o bizim hakimiyetimiz sınırları dışına çıkarak kendine bir varlık alanı bulmuş olur. Burada kontrol-dışılık devreye girmektedir bir bakıma. Biz bir şeyi sözlü yahut yazılı ifade ederek aslında o şeyi parçalamış oluruz. Bu parçalanma 'anlam'a ulaşmak için gereklidir. Eğer bir şeyi parçalamadan anlamak isteseydik, onu bütün olarak idrak edebilme yetisine sahip olmamız gerekirdi ki, bu durumda herhangi bir kontrol-dışılık söz konusu olmadan bunu yapmış olurduk. Ancak bu, zihinsel fonksiyonlarımız göz önüne alındığında mümkün görünmemektedir.

İnsan da bir kelimedir. Varolmak ifadelendirilmekten başka bir şey değildir. Bu, bize aynı zamanda bir kontrol-dışılığın görüntüsünü vermektedir. İnsan çoğu kez kontrolle kontrol-dışılık arasında gidip gelen bir sarkaç gibidir. İç dünyasına hükmetmesi onu muktedir kılar, ama bu dış dünyada karşılık bulmadığı sürece tam bir iktidar anlamına gelmez elbette. Bizi anlamlı kılan şey karşılıklarımız olduğuna göre, kontrolü elde tutmak ve kontrolü kaybetmek arasındaki gel-gitler hayat yap-boz'umuzu tamamlamak adına tanımladığımız, ortaya koyduğumuz, hatta paylaştığımız şeylerdir.

Doğal veya yapay bir sistem, kontrol edilebilir ve edilemez elemanlarıyla bir bütündür. Sistemi sistem yapan şey olası tüm durumların varlığı ve gerçeklenebilir olmasıdır. Sınırların dışına çıkmak kontrol-dışı olmakla aynı anlama gelirse buna bağlı olarak denilebilir ki, insan bir noktada bu sınırları zorlamaya, hatta bu sınırların ardına geçmeye eğilimli bir varlıktır. İçimizdeki kontrol-dışı olma durumu, tamamiyle kontrol etme, daha doğru bir kavramın gölgesinde 'iktidar'a sahip olma anlamı taşıdığından, bizi bulunduğumuz sistemin nasıl bir parçası olduğumuzu da belirleyen bir faktördür.

Sormamız gereken sorular şunlar olmalı kanımca: Sınırlarımız nedir? Sınırların neresindeyiz, neresinde olmalıyız? Bu sorulara verdiğimiz cevaplar aynı zamanda kontrol kavramına bakışımızı da belirleyecektir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kontrolcük ve Mutlak Kontrol / Cüz'i ve Külli Kontrol

Vikipedi'de Fraktal için şöyle bir tanımlama geçer:

"Fraktal parçalanmış ya da kırılmış anlamına gelen Latince fractus kelimesinden gelmiştir. İlk olarak 1975'de Polonya asıllı matematikçi Benoit Mandelbrot tarafından ortaya atıldığı varsayılır. Kendi kendini tekrar eden ama sonsuza kadar küçülen sekilleri, kendine benzer bir cisimde cismi oluşturan parçalar ya da bileşenler cismin bütününü inceler. Düzensiz ayrıntılar ya da desenler giderek küçülen ölçeklerde yinelenir ve tümüyle soyut nesnelerde sonsuza kadar sürebilir; tam tersi de her parçanın her bir parçası büyütüldüğünde, gene cismin bütününe benzemesi olayıdır. Doğada görebilen örnekler örneğin bir kar tanesi ya da bazı bitkilerin yapısıdır." (http://tr.wikipedia.org/wiki/Fraktal)

Kısaca benim anladığım ifadeyle söylemek gerekirse fraktal, bütünün bilmem kaç kez bölünse de görünüş olarak aynısıdır. Bütünü bölmenin aynıya götüreceği için gereksizliğini
vurgulamak istiyorum... Çünkü her şey aslında fraktaldır...
Anlama / kavrama noktasında dedüksiyon iyi bir metod olarak ortaya çıkar, bunu reddeden endüksiyon ise manasızlaşır...
Dedüksiyon tümden gelim... Bütüncül yaklaşma endüksiyon da parçadan bütüne, özelden genele yaklaşma...
İlim bir noktadır, cahiller onu çoğalttı...
Yani tek olanı çok etmeyi bu çokluğu da parça pinçik etme yolu ile yapan sözde bilginler yani Hz. Ali'ye göre cahiller yaptı...
Şimdi bu kadar karışık bilgiyi bir arada vermeme sebep olan şeye gelince, Tiyanşan'ın kontrol ile ilişkin yazdıklarını okuduğumda parçalamanın öğrenme, anlama ve kontrol için gerekli olduğu söylemlerini çıkardım...
Yani endüksiyon yöntemini desteklediğini...
Bütün parçalara ayrılmalı ki anlayabileceğimiz seviyeye gelsin de çıkartılıyor sözlerinden...
Oysa biz bütünü anlamak için parçalara ayırdığımızda karşımızda fraktallar oluşsa da bütünün aynısı olamayacaklar... Çünkü bütünde bir bütünlük var fraktallarda bir bölünmüşlük var... Biz bütünü değil parçacıkları anlayacağız ve bu hiç bir zaman bizi bütüne götürmeyecek ancak bizi bütün yolunda oyalayacak...
Anlamak, bilmek, öğrenmek, istemek ve bunun için yöntemler ortaya koymak insanlığının bir gereği elbet... Fakat tehlikeli bir noktada insan, kontrol etmek istediklerinin sınırını zorlayabilir, insanın kontrolü değil kontrolcükleri vardır... Çünkü insan cüz'i bir kontrol mekanizmasına sahip... Ama Yaratan onu eser kıldığı için özünde ilahi temeller olduğu için insan doyumsuz anlama çabasına girebilir... Anlamak sınırlı bir varlık olan insanın aklının sınırlarını zorlayabilir ve külliliğe bu noktada soyunmak isteyebilir...
Bu nokta tehlikeli bir noktadır, hem akıl hem iman açısından....
Bu Hallac'ın "Ene-l Hak" mevzusu değildir...
Bu kontrol etmek istemenin doyumsuzluğa götürüp sonunda iflasa uğramasıdır...

Parçalanışlar

Fiziksel gerçekliği daha derinden tanımlamak adına "Kaos Teorisi" bünyesinde geliştirilen kavramlardan biri de fraktal şüphesiz. Bu, en geniş çerçevede "dinamik sistemler" olarak biçimlendirilen yapıların temel kavramlarından biridir ve 4 boyutlu uzay-zamanın fiziksel nesnelerine ait ara boyutları ifade eder. Doğada bunun çok sayıda örneği var. Pütürlü yapısıyla bir kıyı, bir eğrelti otu ya da bir ağaç fraktal olabilir, ancak bunlar matematiksel olarak tanımlanan fraktal kavramı ile ( yani ideal anlamda ) tam olarak uyuşmazlar. Çünkü fraktal yapılar nihayetinde birer matematiksel modeldirler. Modeller fiziksel sistemleri anlamak üzre oluşturulur ve doğada tam manasıyla olmasa da yakın karşılıklar bulurlar. Bu şekilde o fiziksel yapıyı bir nebze olsun anlamamız mümkün olur, ince hesaplarla anlamı daha ileri de taşıyabiliriz sonuçta.

Kontrol kavramı ise tüm bu gerçeklerle örtüşüyor. Esasen yine bir matematiksel kavram olarak da yorumlanabiliyor, bunu yazıda da ifade ettim. İlmin bir nokta olması ve zaman içinde çoğalması yani noktalara ayrılması anlamın oluşumu ile birebir bağlantılı bir durumdur. Ancak bu oluşumla birlikte yitirilen bir şeyler de vardır. Bütüncül bir yaklaşım kesin manada en doğru yaklaşımdır. Parçadan bütüne ulaşmak bizce istenen bir şeydir, çünkü bu şekilde parçaları birleştirmek söz konusudur. Parçaların birleşimi ile de zaman içinde anlam adına oluşan parçaların tekrar bir araya getirilmesi mümkündür. Yani burada bir öze dönüş göze çarpıyor. Açık bir biçimde kontrol de parçadan bütüne ulaşma sürecinde kendini gösteriyor.

Dağılmışlık kontrolsüzlüğün bir özelliği olarak karşımıza çıkar. Kontrolsüzlükse anlamdan sapmadır. Dolayısıyla asıl anlama ulaşmak istiyorsak gidiş yönümüz parçadan bütüne doğru olmalıdır, yani tümevarım. Maksat hakikate ulaşmak ve doğruyu açığa çıkarmak. Parçalandıkça ortaya çıkan anlamlardan ( ki anlamsızlık gibi görünen şeyler de bir anlam taşır ) parçaları birleştirdikçe ortaya çıkan anlamlara doğru yol almak ümidiyle...

Selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

'' kontrolsüz güç

güç değildir '' bir pirelli reklamı. Şimdi şöyle mi oluyor: kontrol de (dahi), güce ulaşma arzumuzun gerçekleştirilebilinmesinin kaçınılmaz aracıdır mı? Daha çok güce ulaşmak için daha çok kontrol, daha çok kontrol için daha çok güç sarfiyatı ( kaybı ) gibi oldu bu iş sanki; hani '' değişmeyen tek şey değişimdir '' paradoks ( kısır döngü ) önermesi gibi.

Belki de sorularımızın yanıtlarını paradokslardan kurtarmak olmalıdır amacımız; gücü-iktidarı dolayısıyla kontrolü aramak değildir de olabilir. Mesela, herşey kontrol altındadır ve kaos dışarıda değil bizzat kendimizizdir. Yolun açık olduğu bir durumda, yolu göremeyenin kendimiz oluşu ve bunun farkında olamayışımızın sıkıntısının, bizi hayal kurmaya sevkedip paradokslara dolayısıyla farkına varamamanın eş anlamlısı '' belirsizliğe '' saplaması gibi mi acaba?

Belki de ne, ya tümdengelim ne de ya tümevarım değil; ikisi de seçeneği olabilir ama soru bu değil, bu soruya cevap arama yöntemi. Soru '' kimim? '' yani sınırlarım, haddim, çerçevem...

Belki de, herzaman en belirgin olan cevaplardır da biz doğru soruyu soramadığımızdan ( ki bunun sebepleri başlı başına doğru soruyu sorduracak kabule gidiyordur; hayal olan kontrol aryışına değil... ) farkına varamıyoruz ve belirsizliğe mahkum olup boyutlarımızı kaybediyoruz, sarhoş gibi. Ya da, cevabı kabullenmek istemiyoruz ve '' acaba bir çıkış olabilir mi ? '' kumarını oynamayı heyecan verici bulup ham duygu heyecanın bağımlısı olup çıkıveriyoruz tam da sarhoş gibi.

Belki de henüz hiçbir şeyi olması gerektiği gibi bilmiyoruzdur, ama öğrenmeye açık olmamız gerektiğini kabullenir teslim olursak, öğrenmeye dolayısıyla daha çok anlamaya ve tüm bunların olabilmesi için PAYLAŞMAYA ulaşabilip; kontrol-güç paradoksundan belirsizliğinden kısır döngüsünden çıkabilip, beraberce yürünebilecek bir doğru yol sahibi olabiliriz mi?

Cemaat kom müdavimlerine saygılarımı sevgilerimi iletir, daha çok paylaşmanın alanlarını oluşturabilme çabalarına takdirlerimi sunarım canı gönülden, ismine uyan bir kardeşliğin oluşması duasıyla...

Selamünaleyküm

Resimde Görünmeyen

Kontrol-Güç-Kaos çerçevesinde açılan bu pencereden biraz daha bakmak istiyorum...

Belirsizliklerden kurtulmak insanın kendisinden kurtulmakla eşdeğer. Bu ise gerçekten bir öze dönüş hareketini gerektiriyor. Çünkü doğumumuzla birlikte bir oluş ve bozuluş sürecinin içine giriyoruz ve buna karşı koymazsak kontrolü elden kaybediyoruz. Belirsizlikler zaten varoluşumuzdan itibaren bizi bekliyor, burada önemli olan olabildiğince kapılmamak onlara. Aksi halde gücümüz gidiyor, zayıf düşüyoruz ve yeniliyoruz. Yenilgiler her zaman büyüyüp bir zafere ulaştırmaz insanı, ulaştıramaz. Fıtratından uzaklaştıkça insan şu yaşadığı dünyada daha kaybolmuş, daha çaresiz, daha yalnız demektir. Peki tüm bunları çözümü yok mu? Elbette var. Allah (cc) bizi öyle donanımlı yaratmış ki, karşılaştığımız güçlüklerin, belirsizliklerin ve çalkanışların üstesinden gelebilecek kudretteyiz. Kendimizi küçük görmemeliyiz bu noktada, ama bu bizi Yaratıcı'nın karşısında büyüklenmeye, mutlak kontrolün nefsimizde olduğu yanılgısına düşürmemeli. Bu noktada bir denge gerekiyor, sağlam bir yapı kurmakla ancak bizi çeken girdabın içinden kurtulmak mümkün olabilir.

Perdeler var ve perdelerin gerisinde olanlar... Çoğu zaman hesaba katmadığımız şey perdelerin gerisinde olan şeyler oluyor. Hesabımızı buna göre yapamayışımız bizi yetersiz kılıyor bu anlamda. Yetersizliğimiz ise hakikate ulaşmak yolunda bizi tökezletiyor, yolumuzdan geri bırakıyor. Kontrol-Güç bağlamında insanoğlu varoluşundan itibaren paylaşmanın yerine rekabeti ve mücadeleyi tercih ediyor. Bu bir anlamda olması gereken bir durum, bir varoluş şartı, rekabetin ve mücadelenin olmaması zaten hayatı anlamsız ve boş kılardı, bu olmalı, ancak hayatı tamamen bu kavramların esirinde görmek ne derece doğru olabilir, bunu sorgulamak ihtiyacındadır insan. Anlamamız gereken şey yaşadığımız müddetçe ulaşmamız gereken bir hakikat olduğu ve ona ulaşmamız için gayret sarfetmemiz gerektiğidir. Evet, bu doğrudan doğruya bir anlama çabasıdır, bizi tanımlayan bir şeydir aynı zamanda.

Paradokslardan kurtulmak adına doğru bir algı ve bilinç düzeyine ulaşıp hayatı bu şekilde inşa etmek, ancak her durumda haddimizi bilmek, asıl gücün ve kontrolün Hak katında olduğu bilmek şartıyla yola düşmemiz icap ediyor. Aksi halde hakikate uzak kalırız ve belirsizlik anaforunda dönüp duran ve bir çıkış yolu bulamayan insanlar zümresine girmiş oluruz. Şunu unutmamak gerekiyor ki, hayatın akışında türbülanslar eksik olmayacaktır, önemli olan bunlardan en az biçimde etkilenmek suretiyle kendimizi Hakk'ın razı olacağı biçime getirmek olacaktır.

Değerli açılımlarınız için teşekkürü bir borç bilirim, selam ve muhabbetlerimle...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

kontrol

Eğitimde Gestalt Ekolü'nün benimsediği bir teori var: Bütün, parçaların toplamından daha fazla bir şeydir. Parçadan bütüne (tümevarım) varma yaklaşımı, ağaca takılı kalıp ormanı anlamaya çalışmaya benziyor. Bu metodla bir ağaçla ilgili her malumata vakıf olabiliriz; ama bu ormanı anlamaya kafi değil. Üstelik, ormanı gözardı etmemize neden olur.

Yaptığım bilimsel bir etimoloji değil belki ama: kont, bir soyluluk unvanı; rol ise yapmacık davranış demek olduğuna göre; acizliği kendinden menkul adem oğlunun kontrol ettiğini, tahakkümde bulunduğunu sandığı şey aslında bir rol değil mi? Kontrol yetkisini kendinde gören insan aynı zamanda kendini kont (soylu, müstekbir) ilan etmiş olmaz mı?

Kaosun Gölgesinde

Anlamak babında kontrolü cüz'i yani parçalı ya da kısmi ve külli yani tam ya da mutlak olarak iki şekilde incelemek doğru bir yaklaşımdır. Sınırlarımızı tayin etmesi açısından da önemli bu yaklaşım. Çünkü insan mutlak bir varlık değildir. Dolayısıyla kontrolü de sınırlı olacaktır. Ancak bu içimizdeki sınırsızlığın kaynağı nedir? Cevap aradığımızda bunun ilahi bir kaynakla bağlantılı olduğu gerçeği yadsınamaz. İrade anlamında da keza benzer bir ayrım yapılmıştır, yapılmalıdır da.

Fraktal meselesi ise içinden çıkılması zor olan bir mesele. Parçaların bütüne dair bilgiyi içermesi aynı zamanda hologram düşüncesini de beraberinde getiriyor. Holografik yapıya göre bütünün herhangi bir parçası bütüne ait tüm bilgiyi içermektedir. Dolayısıyla bu düşünce fraktal yapılarla da özdeşleşmektedir. Evrenin ve insan beyninin holografik yapıda olduğuna dair teoriler mevcuttur.

Burada temel ayrım tümevarım ve tümdengelim metotlarının işleyişinde yatmakta aslında. Bütünün parçalanarak anlaşılması ile bütün olarak anlaşılması bu anlamda aynı kapılara çıkar diye düşünüyorum. Benzer bir ayrım mikro ve makro kozmosta vardır zaten. Daha doğrusunu söylemek gerekirse olması gereken bir şeydir bu. Birbirine zıt görünseler de bu iki anlayışın birleştiği bir alan en azından fikri anlamda olmalıdır diye düşünüyorum.

Söz konusu olan kaotik sistemlerdir. Hayat böyle bir şey. Kontrol edilemez yapılar içerse de sistemin varlığı böylesi bir durumu gerektirmektedir. Bize düşen anlamaya çalışmak, takip ettiğimiz yollar farklı olsa da aynı sonuçlara varacağımızı düşünüyorum.

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Sınır, Ne Kadar Sınır?

Evet, sınırlarımızın neresindeyiz? Buna verecek cevabımız varsa kontrolümüzü de sağlam tutuyoruzdur. Ama insanoğlu her zaman kontrollü müdür? Biz değil miyiz ki ' Allah'ım, sen irademizde sabit kıl' diye dua eden?
Sabit ola... Kontrol vidaları kopmaya...

Sınırlardan Maksat

Maksat hakikate ulaşmak, doğruyu anlamak. Buna çabalayan insanlar gördükçe etrafımda yalnız olmadığımı anlıyorum. Bu beni mutlu ediyor. Gerçekten düşünen, bir şeyleri anlamak için kafa yoran insanların varlığı, hele de şu bulunduğumuz zaman diliminde bunu yaşıyor olmak güzel. "Bu" kelimesini çok kullanıyorum, farkındayım, kontrol etmem gerekecek.

Parçalanmanın anlamı üzerine konuşmak. Parçalandıkça ortaya çıkan anlamların varlığı. Anlamsızlık çirkinliğe, anlam ise güzelliğe karşılık geliyor. Normalde olması gereken bu. Ancak ben anlamsızlık gibi görünen şeylerin de anlam olduğuna inananlardanım. Dolayısıyla mutlak anlamda çirkin diye bir şey yok. Biz bu surette anlama ulaşabilecek varlıklarız. Bütünü anlamak birden olabilecek bir şey değil. Herhangi bir kaotik sisteme de baktığımızda bunu görebiliriz aslında. Bütün olarak anlayamayışımız kontrol edememizle alakalı bir durum. Eğer hükmedebilseydik anlayabilirdik, ama bu bizim için sınırlandırılmıştır. Bunu anlamak da güzel.

Konu üzerine daha farklı açılımlar da yapılabilir kanaatindeyim. Maksadımız doğruya ulaşmaksa, hakikati tanımaksa bunu yapmalıyız.

Selamlarımla...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...