İslami hassasiyetleri olan ve bunu hayatına fiilen yansıtabilmiş bir cemaatiz bizler.
Her alanda bir olmaktır söylemimiz ki bunun bir misalini de siyasi alanda vermişiz bugüne dek...
Altmışlar Rahmetli Menderes, yetmişler Demirel, seksenler Rahmetli Özal ve son zamanlarda da Erdoğan'ın ardı sıra gitmekteyiz.
Başbakan olarak seçtiğimiz insan bizim insanımızdı. Alnı bizim gibi günde beş vakit secdeye gider, hanımı annelerimiz kızları kardeşlerimiz gibi tesettürlü idi.
Yanlış yapmazdı O. Erbakan'ın talebesiydi ama biz hocayı amansız ve vefasızca yerden yere vururken O'na toz konduramazdık. Hem namazını eksiksiz kılana biatı emrediyordu dinimiz ve bizler dini sebep göstererek susuyorduk İslama vurulan darbelere...
Dine rağmen din için çabalıyor görünen bir topluluk mu olduk ?
Başımızın üstünden geçerek giden füzeler din kardeşlerimize yürek acısı oluyordu ama biz susuyorduk çünkü oy vermiştik büyük şeytana baş üstüne diyen hükümete...
Kıbrıs artık kumar ve zina yuvası olmuştu. Bizler bunu sebep göstererek elden çıkarıyorduk ceddimizin kanlarıyla sulanmış adayı. Lakin gerçek sebebimizi bir biz biliyorduk ; seçimde kendisine rey verdiğimiz hükümet böyle istiyordu.
İçlerinden bir kişiliksiz çıkıyor ve milli görüş mensubu olduğu yıllarından utandığını söylüyordu akp nin kuruluş yıl dönümünde ama biz susuyorduk çünkü hoca out akp in idi...
Cami çıkışlarındaki, meydanlardaki protestolar artık üç-beş kişi ile ve sessizce yapılıyordu. Yüzümüz yoktu meydanlara inmeye zira biz oy vermiştik bu hükümete ve yaptıklarına ses çıkaramazdık.
Kimimiz siyaset küfürdür deyip diğer müslüman kardeşlerini kolayca aforoz edebiliyordu ama birkaç yıl sonra akp çatısı altına gireceklerini bilmiyorlardı.
Ve şimdi de İmam-Hatip Liseleri ...
Üç nokta ile nihayet veriyorum bu yazıya hep aynı yere varıyor cümlelerin sonu.
Yine susacak ve hükümet iyi ediyor diyecek çoğumuz.
Söz verdi hükümet bu işi çözecek... Tıpkı geçen yıl bu zamanlar geçtiğimiz öğretim yılına yetiştireceğine dair söz verdiği gibi...
ve son söz...
Altmışlar Rahmetli Menderes,yetmişler Demirel, seksenler Rahmetli Özal ve son zamanlarda da RAHMETLİ Erdoğan'ın ardı sıra gitmekteyiz.
Yorumlar
ötekine binean konuşmak ya da tez oluşumuz gerçeğini es ge
Per, 03/06/2004 - 01:24 — Yusuf ArmağanÖncelikle metni okuduğumda benzer şeyleri rahatlıkla ifade edebilecek durumda olduğumu itiraf etmeliyim. Bu ifadeleri kullanmıyor oluşum iktidarda olanların yüklendiklerini varsaydığım misyonlarına hürmetendir. Bu varsayımın neler olduğunu arkadaşımız eksik bıraksa da bir ölçüde ifade etmiş. Aynı şeyleri burada tekrar etmenin kuru gürültü oluşturmaktan öteye geçmeyeceğini iyi biliyorum. Durum tespitini böylece ortaya koyduktan sonra şu soruları aklıma getirmiyor değilim;
Ben bu adamları desteklerken -ki elhamdülillah parmağıma en azından son seçimlerde herhangi bir kara damga yemedim:) Ben derken ki kastım yukarıdaki cümleleri kurmuş olmamdandır- neleri ön kabul olarak aldım da şimdi yanılgı içerisindeyim?
Ölçü olarak neyi kabul ediyordum o tarihlerde? Şimdi ölçüm ne? Ölçü değişmez ise eğer bu şaşkınlığımı nasıl izah edebilirim kendime?
Şu anda yaşamış olduğum sürpriz neden?
Neden ağızlar bir karış açık halde yukarıdaki gibi bir yazı kaleme alınabiliyor?
Peki ama neden ben bu işin "maya"sının böyle olduğunu kabul edemiyorum?
Neden Menderes' den, Özal' dan, nazire yapılarak sırıtkan bir şekilde rahmetli sıfatını atfettiğimiz Erdoğan' dan bahsederken "özellikle" başka isimleri gözden kaçırmaya gayret sarfediyor"uz"? Başkalarının da aynı düzeyde olmadıklarını kim iddia edebilir? Yani Erdoğan "başkaları"nın safına bugün dahil olduğunda herhangi bir sorunu kalmamış mı olacak? Ya da başkaları da şu anki uygulamalara benzer davranışlar gösterdiğinde -ki ben daha önceki tarihlerde gösterdiğini düşünüyorum- vardır bir hikmeti, hikmetinden sual olunmaz mı diyeceğiz? Biz o davranışları ölçüye vurduğumuzda karşılaştığımız sorunlarını tıpkı bugünkü Erdoğan taraftarlarının savunucularının savunu tezlerine benzer savunular almayacak mıyız? Geçmişte "başkaları"nın politik söylemlerini şu ankine benzer şekilde Özal üzerine kurduklarını ve bugün onu ulaşılmaz yerlere kendi elleriyle yerleştirdiklerini görmedik mi?
***
Bazı şeyleri dillendirmek için ötekine ihtiyaç duyuyor oluşumuzu kendi merkezimizden bir sapma olarak görüyorum. Ben bir tek şeyi düşünüyorum; Kur' an ın yaşanabilirliğinin ispatı misyonuna sahip Peygamber bugün çarşıda pazarda dolaşan biri gibi yer alsaydı aramızda, böyle bir yazı mı yazardı yoksa yazının kaleme alınışına sebeb teşkil eden kişi gibi mi davranırdı? Ben iki hali de Peygamber' e konduramıyorum doğrusu.
Biz başkasının bize tanıyacağını ümit ettiğimiz özgürlük alanları hayalleri ile hiçbir şey elde edemeyiz. Biz özgürlüklerimizi Allah' dan talep etmeliyiz. Aksi halde Malcolm X in ifadesi ile; "Onların bize tanıyacağı her özgürlük boynumuzdaki zincirin 3 metreden 5 metreye çıkmasından başka birşey olmayacaktır."
Bırakalım bu boş lakırdıları da yeryüzünde asıl bulunuş sebebimiz doğrultusunda Rabbimize yönelelim.
Ben susmuyorum, hükümetin iyi ya da kötü yaptığı da umurumda değil ve ben bahsettiklerinin ardısıra gitmeyeceğim ve sizin davet etmeye çalıştığınız kişilerin de ardı sıra gitmeyeceğim.
Çünkü ben bambaşka bir zeminden konuşuyorum.
Vesselam...
Oku! merkezli buluşma
Olay budur...
Per, 03/06/2004 - 01:41 — E.Fatih BilgeŞundan yani...
Per, 03/06/2004 - 01:44 — E.Fatih BilgeNerden çıktı bu demeyin. Aklıma geldi. Feci bir ironi oluştu zihnimde. Tabi FD'nin de payı büyük.
Zemin faktörü
Per, 03/06/2004 - 03:38 — Selim SevkiogluDurduğunuz ziminden bakınca böyle görünüyor.. sizi ve yaptığınız eleştirileri çok iyi anlıyorum ama sadece bu kadar.
Haklı eleştirilerde de bulunmanıza rağmen, karar kıldığınız yere dayanarak ortaya koyduğunuz tavır ve bu güne dek sürdürdüğünüz tek meşrepli söylemin sıhhatsiz oluşundan ötürü başka bir zeminden bahsetmek ve sizi de oraya davet etmek istiyorum..
Bu zemin neresidir? Temaşa edenlerin, tek yere endekslenmediği için gözlerinin açık kaldığı ve büyük tabloyu daha iyi görerek, beklentilerini ona göre ayarladıkları, bu sebeple hayal kırıklığına uğramadıkları varılması zor ve güzel bir yerdir.
Hemen tüm yükü bir liderin omuzlarına yığmak yada kendisi birr olmayan Politik arenada birlik oluşmasını beklemek ve her şeyin orada düzeleceği kanaatine sahip olmak, bu yerden bakanların nezdinde bir vehim olmanın ötesine geçememiştir.
Buradan bakanlar; Gerek Erbakan, gerek Erdoğan, gerekse İslami hassasiyet sahibi diğer Politik ve cemaat liderlerine karşı ihtiyat ve her türlü aşırılıktan vareste kılınmış bir ölçü ile yaklaşırlar. Lider isimleri üzerine bina edilen bir İslami mücadele ve söylemden mümkün olduğunca sakınırlar. Ve bu zeminden; x şahsı ve ötekiler mahreçli zihniyetlerin kimseye fayda getirmediğini aleni bir şekilde görüp kabul ederler.
Efendim " ben bunları hak edecek ne söyledim ki.. sadece Erdoğan'ın yanlışlarını eleştirdim " diyebilirsiniz. Evet haklı gibi görünüyorsunuz. Ama ben Erdoğan'ı sorgulamanıza yada eleştirmenize karşı çıkıyor değilim zaten.. Bir de benim penceremden bakmayı denerseniz, maksadın üzüm yemekten ziyade bağcıyı dövmek olduğunu da göreceksiniz. Lütfedip buyurursanız farklı bir zeminden bakarak beraberce eleştirebiliriz. Yok ben zeminimden memnunum diyorsanız şayet.. biribirine yakınmış gibi görülen bu uzaklıktan (bu konu için söylüyorum) biribirimizi anlayamayacağımızı.. anlayamayacağımız için de bir yere varamayacağımız nâmutenahi bir yolda yürüyüp terlemekten ictinap ettiğimi ifade etmem gerekir.
Son sözüm şudur ki; Bir yanlışın eleştiriliyor olması, yanlış bir yerden eleştiriliyor olmasının oluşturacağı yanlışlığı görmemize engel olmamalıdır.
Saygılarımla..
unutulan bir soru işareti üzerine
Per, 03/06/2004 - 18:43 — Jerfi QAZAQBir Ignliiz Uvnsertsinede ypalin arsaitramya groe, kleimleirn hrfalreiin hnagi sridaa yzalidkilrai omneli dgeliims. Oenlmi oaln brinci ve snonucnu hrfain yrenide omlsaimyis. Ardakai hfraliren srisai kriaisk oslada ouknyuorums. Cnuku kleimlrei hraf hraf dgeil bri btuun oalark oykuorumusz.
BAKIN, NASIL DA DUZGUN OKUDUNUZ. ILGINC DEGIL MI ?
Yukarıdaki metin biraz evvel mail adresime düştüğünde hevesli' nin yazısı ile oluşturulabilecek ilginç bir bütünlük üzerine bir şeyler yazmalı diye düşünüverdim.
Kelimelerin harf sıralarında başta ve sonda yer alan harflerle oynanmaksızın yapılacak değişikliklerin kelimeleri okuyuşumuzda hiçbir farklılık meydana getirmediği anlatılmaya çalışılıyor. Hevesli' nin metninde de benzer bir yapı olduğunu düşünüyorum. Hevesli yukarıda yer alan serzenişlerden bahsetmemiş olsa idi bile kendi konumunu ifşa etme gerçeğinden asla uzaklaşmamış olacaktı. Çünkü bu satırlarda gizlenen ve yazı ne olursa olsun bize tombul tombul gülümseyen biri var:) Allah kendisine selamet versin.
Yazıya başlarken başlıkta unutulan bir soru işareti aslında birçok şeyi de özetleyiveriyor. Bir soru cümlesi zannediyorsunuz değil mi? Oysa ünlem var başlık satırında. Yani kurduğu cümle bir soru mahiyetinde olsa verilecek cevabı olması gerekecekti. Ya kandırıldığını itiraf edecekti ya da kandırılmadığını savunacaktı. Hevesli açısından kandırıldığını itiraf etmek , konuştuğu zemin yani "kurtarılmış makam", "kandırılmak" kavramı ile asla birarada olamayacağından kocaman bir çelişki oluşturacağından -asla kandırılamayacaklarından- asla mümkün değildir. O halde bu yazı bir soruya cevap aramak niteliği taşımamaktadır. Aksini düşünelim. Kandırılmadığı sonucuna varmak da mümkün değil bence. Çünkü eğer böyle bir yazı kandırılmadığına dair bir sonuçla biterse, yazının bir komediden ibaret olacağı sonucu da doğacaktır. En iyisi ne soru soralım ne de cevap verelim. Peki ne yapalım? Soru soruyormuş gibi yapalım.
Şimdi sen ne söylüyorsun kardeş?
Yani biz bu sayfalarda hayatın kalbine dair yazılar varken seninle mi meşgul olalım? Bir "ecel" kavramını insanlar tartışmasın mı? İşlevsel okullar gümbürtüye mi gitsin? İnsanların bunaltılarını konuşarak bu bunaltılarının Allah' ın izniyle hayra doğru yelken açmalarını engelleyelim mi senin yazını tartışarak? Ne demek istiyorsun? Yoksa bu sayfalarda tartışmaya çalıştığımız meseleler, konular, açılımlar senin zorla gündeme getirmeye çalıştığın "şey" den çok mu önemsiz? Bu soruların cevabını doğrusu merak etmiyor değilim. Ama asla cevap beklemeyeceğim.
Ve yazıya dair bazı sorular soracağım;
Erdoğan kelimesinin geçtiği bütün cümlelerin yerine biz tombul tombul gülümseyen, muhterem insanın adını koyuversek yazının içeriğinde sence bir değişiklik olur mu? Ya da buna katlanabilir misin? Diyelim ki Erdoğan bu yazını okudu ve o muhterem insanın eteklerine yapışıverdi birden sorun bitecek mi? Ya da Erdoğan yarın ölüverdi FD nin dediği gibi sırıtan bir RAHMETLİ ifadesini diğerleri için kullandığın şekle dönüştürürken nasıl bir halet-i ruhiye içinde olacaksın?
Allah hepimize nizam, selamet, refah değil felah:), saadet ve fazilet versin.
ÖNDER
Per, 03/06/2004 - 20:02 — Mahmud ZahidSelim Abi'ye teşekkürler.
Bir abi olarak üzerine düşeni yapıyor ve uyarmak görevini ifa ediyor yanlış yaptığımı düşündüğü noktalarda.
Bir başkası da çıkıp yok ünlem var yok seninle mi meşgul olalım gibi ukalaca ifadeler savuruyor.
Ecel kavramını tartşmak istersen gider ilgili blogda yorum girer cemaat.com un da ecel.com olarak değiştirilmesini isteyebilirsin mesela ki zaten hükümetin tasarıyı dondurma kararı imam hatip okullarının da eceli olmuştur bu böyle biline...
iki yıl evvel onbeş geçen sene ise başbakanın söz vermesi üzerine kırkbin öğrenci alan okullarımıza bu sene hangi veli çocuğunu gönderir.
Öyle yada böyle; ortada hayal kırıklığına uğramış binlerce imam hatip öğrencisi var. Bunun telafisi nasıl olur biz bunu da tartışmalıyız...
ve son söz . aşağıda okuyacağınız metin ÖNDER(İmam Hatip Liseleri Mezunları Mensupları Derneğin) in son gelişmeler hakkında yorumudur.Bakın imam hatipliler ne düşünüyor ;
"Hükümetin büyük bir kararlılıkla hazırladığı YÖK yasa tasarısı Cumhurbaşkanından geri döndükten sonra hükümetin bu yasayı rafa kaldırması ülkemiz ve milletimiz açısından telafisi mümkün olmayan yaralar açmıştır,
Sayın Başbakanımızın söyledikleri ile yaptıkları arasında tenakuz oluşmaktadır,
Ya hiç adım atılmamalı ya da atılan adımdan geri dönülmemeli idi. Bu dönüş AK Parti iktidarının çöküşünün başlangıcıdır,
Ak Parti de Millet iradesini unutmaya başlamıştır. Bundan önceki siyasi partiler halkın taleplerine cevap vermedikleri için halktan dersini almışlardır,
Demokrasilerde İktidar yolu halktan geçmektedir, AK Parti bunu unutmaya başlamıştır,
Avrupa Birliği yolunda ilerleyen Türkiye açısından bu geri adım Dünyanın ülkemiz hakkındaki düzelmeye başlayan bakış açısını yeniden zedeleyecektir,
Halk, Ak Parti iktidarına ne kadar sevinmişse, umut bağlamışsa aynı ölçüde üzülmüş ve umutları sönmüştür,
Yapılan bu büyük hatadan bir an önce geri dönülmesini talep ediyoruz."
ÖNDER
www.onder.org.tr
her insan kendi çağından sorumludur
ünlem (!) ya da soru işeretine (?) işaretine takılıp kalmak
Per, 03/06/2004 - 23:31 — Yusuf ArmağanHevesli' nin bloguna gönderilen yorumlar yine cemaatin mantalitesi ile yüklü ve düşünüldüğünde olumlu çıkarımlara yol açabilecek düzeyde doğrusu.
Doğrusu benim, F.Bilge' un, Selim Sevkioglu' nun, QAZAQ' ın ve kiriscim' in yorumları aslında farklı üsluplarıyla aynı noktaya vurgu yaparak bakılması gereken en genel açıyı ve en sağlıklı zemini hatırlatmaya çalışır nitelikte. Yani mesele şu; tespitler doğru ama yanlış yerden söyleniyor. Müslümanların "hami"si varsayımındaki bir cemaatin dilini kullanarak yapılmış yanlışın bu yorumların akabinde düzeltilmesi gerekirdi aslında. Ama bunun yerine yapılan şey ne? Bir ünlem, bir soru işaretine takılmak. Oysa ki QAZAQ, nickinin kabalığına -:)))- rağmen oldukça kibar bir üslupla bazı sorular yöneltmiş. Ancak hevesli bu soruları düşünmek için bir fırsat bilmek yerine yok cemaatin adını ecel.com yap, yok oraya git de yorum yaz gibi anlamakta güçlük çektiğim sığ bir bakışla harcayıp gitmiş.
Bir başka şey daha var tabi. Aynı şeyi ifadeye çalışan kişilerden birini takdir edip diğerini yererek yeni bir tartışmayı alevlendirmek gündemde kalabilmek için seçilmiş başka bir yol mu acaba?
Hevesli' nin blogunun içerisinde yer alan şeyleri buradaki birçok kimse düşünüyordur kuşkusuz. Eğer o kimseler sorgulama niyetiyle bir yazı kaleme almış olsalardı daha geniş bir bakış açısı, daha hakkı ve sabrı tavsiye edici olurlardı diye düşünüyorum. Yorumlarda bunu gösteriyor şüphesiz.
Oku! merkezli buluşma
Her insan kendi çağından sorumludur...
Cts, 05/06/2004 - 23:15 — E.Fatih BilgeBaşbakanın oy peşinde olduğunu veliler anlamamışlar mı? Bir insan neden iktidar olmak ister hiç düşündünüz mü? Yada neden vaadde bulunur? Allah'ın elçisi/elçileri hiç bu dünyada makam mevki vaadinde bulunmuş mudur?
Neden siyaseti tartışıp duruyoruz ki? Yada birilerini. Kutsal kitabın ilk emri neden OKU!
yoldan çıkmayın...
Cts, 05/06/2004 - 17:00 — Kadir Onderakp liler savunan adamın değerini bilemediler kim erdoğanın başkanlık için birşeyleri satmadığını iddia edebilirki. adam seçimlerden önce amerika-türkiye mekik dokudu...
...
Cts, 05/06/2004 - 23:09 — E.Fatih BilgeBlogda ele alınan kişiler, Menderes, Demirel, Özal ve Erdoğan arasında Demirel'i hariç tutarsak liberal olduklarını görürüz. Hayat felsefesi olarak liberalizmi benimsemişlerdir. Demirel ise konjoktüre bağlı olarak zaman liberalizm zaman zaman sosyalizm zaman zaman ise kendi doktrinini benimsemiştir. Türk siyasi hayatına bakacak olursak bu kitle hareketleri konjoktürel olarak devam etmiştir. Yani Erbakan'da bir dönem %21 aldığında belirli bir kitleyi arkasında sürüklemiştir.
Ahmet Kekeç, 'Derin Roman' adlı kitabında özet olarak değinmiş aslında, tavsiye ediyorum kitabı.
Olaya hevesli kendi zemininden bakıyor ve baktığı zemine göre doğru. Diğer arkadaşlar ise kendi zeminlerinden bakıyorlar ve onlarda doğrular. Aslında doğruluk veya yanlışlık noktasında da konunun irdelenmesi farkındalık açısından olumsuz olabilir.
Ben oy veren birisi değilim ve vermedim de. İleride ne olur bilemem. Ancak RTE'nin YÖK yasa tasarısındaki tutumunda eleştirilerim mevcut. İlk olarak siyasi zemin bunu kaldırmayacak bir düzlemde iken neden böyle bir gerilime mahal verdiği noktasındadır. Yani Türkiye'de henüz kamusal alanın tam açılımı mevcut değilken neden İHL meselesini ısıtıp önümüze sürdü anlamadım. Bu siyasal analiz açısından "oy avcılığı" olarak adlandırılır. RTE'nin buna ihtiyacının olmaması gerekir.
Yaklaşım olarak dış politikada ise Kıbrıs ve Irak meselesinde yapabileceklerinin en iyisini yaptılar. Çünkü 'Erbakan' napardı diye bir soru yöneltesim geliyor.
Bakınız 1996-1997 yılları arasında Sayın Erbakan başbakan iken yapılan İsrail ile stratejik ortaklık anlaşmalarına. Tankların bakım ve modernizasyonu, uçakların bakım ve modernizasyonu, İsrail patentli uçak üretimi, AWACS roketleri falan. Yani başbakan olarak altında imza var. Sonra Hoca çıkıp diyor ki stratejik açıdan önemli. Bakınız Erbakan'da Anti-İsrail söylemlerle geliyor ve yaptığı aynı.
Yapılmalı mı yapılmamalı mı bunu tartışmak istemiyorum. Realist dış politika ile idealist dış politikanın mevzusudur o.
Ancak eleştiri yaparken de, lütfen mantıksal çerçevede analiz yapalım.
AKP'li bir takım insanların "Hoca" yoruldu yaşlandı gitsin evinde dinlensin gibi bazı ironik eğilimler ne kadar yanlışsa, SP'lilerinde bugün AKP'nin icraatlerine yersiz eleştirileri de yanlıştır.
Adam Erbakan'ın öğrencisiymiş, ben değiştim demiştir. Değiştim diyorsa değişmiştir. Bunu daha fazla kurcalamanın polemik konusu yapmanın gereği yok. Milli Görüş gömleğini sırtımdan çıkardım demiştir, olay budur. Yorumlar yapılırken de lütfen bu düzlemden yapılsın. Yani RTE, ülke yönetimi için liberal politikaları/ muhafazakar demokratlığı benimsemiştir. Haklıdır da. Siyasal İslam ile ülke yönetiminin olamayacağını kavramıştır. Yani Mehmet Metiner'le aynı görüştedir. Mutedil olmak zorundadır. Rijit olmaktan kim fayda görmüş ki!
Son söz...
Onlar Menderes'in, Demirel'in, Özal'ın ve Erdoğan'ın ardı sıra gitmekteler. Oysa ben o dizide değilim. Farklı bir düzlemdeyim ve oradan okuyorum hayatı.
sadece 7
Salı, 08/06/2004 - 03:16 — Elif Kırmızıgeç katılıyorum..
baştan aktılsaydım daha iyi olurmuş..
görememişim bu bloğu..
neyse...
öncelikle yorumlarda satma eyleminden bahsedilmiş..
rica ederim..
yani ben burada kimsenin avukatlığını yapacak değilim..
yapmak istemiyorum da..
F.Bilge gibi ben de oy vermedim..
vermeyi düşünmüyorum da..
ama bu insan için, bugün bunu diyen şahıslar birkaç yıl önce sevgi gösterilerinde bulunuyorlardı..
dualarla anıyorlardı..
nedir yani..
iş otoriteye karşı çıkmakta mıdır?
yapılan siyasettir...
ayrı bakış açılarında, ayrı fikirlerde yapılacak şey, ayrılmak ve kendi söylemlerini halka açarak destek taleb etmek değil midir?
bu normaldir...
lütfen kızmayın..
bazen hazımsızlık gibi geliyor..
bir insan yıllarını siyasete vermiştir...
kendine ait fikirleri ve söylemleri vardır..
ve bunları halka açarak destek ister...
sonra aynı cemaate üye ve o cemaat için çalışmış başkaları çıkar..
farklı fikirleri ve istekleri vardır..
yönetime talip olurlar..
fakat aynı çatı altında olmaz...
sonra fikir, söylem ayrımı yaşanır..
ve halk ayrılanlara destek verir..
bu desteğin sebepleri ayrıdır fakat..
erdoğan ve ekibi farklı kartlar oynamıştır...
konjönktür ondan yanadır...
menderesten kalan bir yara vardır halkın vicdanında...
ve dolayısıyla dayanamaz artık hapislere, mağduriyete..
inat eder..
ve bıkmıştır aynı yüzlerden...
ve erdoğan kozmopolit istanbuldaki hizmetlerini tüm türkiyeye yapmış gibidir..
zira herkes memleketinde bedava reklamını yapar...(reklam kelimesi olumsuz algılanmasın)
ve söylemlerde realist liberal bir politika izlenir..
dinle temellendirilmez..
ve bunlar gibi yazabileceğim fakat asıl konu bu olmadığından girmediğim başka sebeplerden geniş tabanlardan destek görür...
satılmış, sattı, satar demek hiç hoş değil bence..
neyse...
fakat bir de şu konu var ki..
bu durumun muhafazakar tebaaya olumsuz bir sonucu olmuştur...
meydanlar boştur artık..
insanlar oy verdikleri parti yapmadıkça mitinglere katılmazlar..
çünkü kendilerini artık oraya yazmışlardır..
tepkileri varsa bile göstermezler..
mesela bence akp en yakın zamanda en büyük hatayı, başbakanı ve üst düzeyi israili kınarken , filistine destek mitingi, gösterisi yapmayışıdır..
ben mesela bulunduğum yerde mgvnin düzenlediği "ırakta işgale hayır" mitingine katıldığımda gördüm ki tam manasıyla bir avuçuz...
ben yurda astığım ilana kimin düzenlediğini yazmadım mesela..
"kimin yaptığı değil, ne yapıldığı önemli diyenlere..." diye bir not düştüm sonuna..
kaç kişi gittik peki?
7.. sadece 7.
bu da oldukça olumsuz bir durum...
daha çoook yazardım ama okumaktan bıkılabilir...
burada keseyim...
=YAŞAMANI GEREKLİ KILAN; YARATILMANA SEBEP OLAN ŞEYLERDİR!=
=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=