
Bağlantılar... Dışımızda olan herşeyin içimizde muhakkak bir karşılığı var...
Pantolonumdaki kırışıklarla zihnimdeki karışıklar örtüşmekteler...
Tıpkı duvardaki çatlağın kafamdakiyle ünsiyeti gibi...
Hayat kırışa kırışa gözlerimin önünde karışıp gidiyor hayata. Kırışmaların bini bir para...
Garip hal, hani bu sevdayı kırışacaktık?..
Ölüm, evet ölüm, tüm kırışıkların düzelticisi, hayatın ütüsü ölüm...
Çatlaktan sızan, içimi sızlatan düşünceler, tanıdık bir girdabın içinde boğulmak istercesine haz denilen o ucubeye varmamı istiyor...
Noktaları noktaların içine giriyorken görmek yavan olmamalı bu kadar... Neyim ben böyle?..
Muazzam bir örtünün yamalı kısmının küçük bir kırışığı mı yoksa?..
Varlıkla yokluk karışığı, çokluk bulaşığı, çember üstünde gezen aşkbaz...
Biri diyor ki sanki: "Oynamaya geldin bu dünyaya, hadi oyna, ama kuralına göre..."
Zaman oynasın zamanla... Kendine söyle, oynasın kendi kendine...
Kural var, kural yok; ama bir kuran var, kuran ve kurduran...
***
Öyle ya, sınırları belirlemezsen, sınırların içinde kalmak zorunluluğun da kalmaz. Sınırları belirlersen, sınırların dışına çıkmak ya da sınırların içerisinde kalmak arasında bir tercih yapabilirsin. Üçüncü ihtimal ise sınırların üzerinde olmaktır. Ancak her halukarda bu tercihler sınırlı, ne yapmalı?..
Ya değer? Değer mi acaba, değer probleminin çözümü de bir değer mi? Kime mi değer?..
Aralarında bağlantı olmayan herhangi iki şey olmadığına göre ve ben bir şey olduğuma göre kiminle bağlantılıyım? Bir şeyin var olması, bağlantıların gerekliliğine bağlı olarak başka bir şeyin var olmasını gerektiriyorsa kimin varolmasını gerektiriyorum ben? Son derece, ama basit değil...
Kabuğu bilmeden özü bilmek de ne oluyor? Anlam dediğin değer örtüsü, kaldır at ve bak ne var ardında bilmek istediğin şeyin...
Vazgeçemediğim şey, yalnızca hayat değil ya da ölüm, varlığın anlamlandırılması için belirsizliğin şart oluşu gerçeği...
***
Üst taraf yeterince kırışık, alt taraf yeterince karışık, ortaya karışık...
Yorumlar
Var mı Ölümden Kaçış?!
Çar, 25/04/2007 - 10:10 — yusa ırmakHiçbir kimsenin ölümden kaçıp kurtulma imkânı yoktur. "...Şöyle de: 'Evlerinizde kalmış olsaydınız bile, öldürülmesi takdir edilmiş olanlar, öldürülüp düşecekleri yerlere kendiliklerinden çıkıp giderlerdi..." (3/Âl-i İmrân, 154) "Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; burçlarda, sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile!” (4/Nisâ, 78)
Ruh, dünya hayatına bir imtihan devresi geçirmek üzere doğum yoluyla gelen insan oğluna anne karnında dört aylık cenin döneminde üflenir ve böylece dünya hayatı başlamış olur. Kâinat için esas olan hayattır. Varlıklar, varlık sahasına çıkmadan önce ölü idiler. Nitekim, Kur'an'da "Allah'a karşı nasıl küfr içinde olursunuz ki, siz ölüydünüz, size hayat verdi; sonra sizi öldürür, sonra da diriltir." (2/Bakara, 18) buyurulmaktadır. Ölüm yok oluş değildir efendiler. Varlıkların özleri Allah'ın ilminde olmaları açısından, yokluk söz konusu olamaz. Aksi halde, dünya hayatının gerçek hayat ve bu hayattan göçmeyi de yok olma kabul etmek gerekir; biz inanıyoruz ki, ölüm yok oluş değil; sadece bir hicrettir, fânî/ölümlü dünyadan ebedî hayata göç etmektir... İnşallah ölüm insanın bu kırışıklığını düzeltmeye yetecektir. Sağ ol var ol ölümü bir kez daha hatırlattığın için...
Çokluk her yanımda.
Çar, 25/04/2007 - 13:44 — deniz sahra“Çokluk her yanımda. Çokluk kadar çoğalıyor bağlantılar. Her varlık ve olay kadar. Öze ulaşmak ne kadar da zorlaşıyor. Üste miyim,altta mı? Dışta mıyım, içte mi? Yerimi kaybediyorum çoklukta. Bağlantılarım bir külfet.
“Kimin var olmasını gerektiriyorum ben?”: Beni var kılan. Varlığı var kılan. Kuran ve Kurduran.Sıkı tutmalı şimdi bu bağlantıyı. Çokluk azalıyor birden.Tekleşiyor. Vahdet. Varlık kabuğuna atılmış iplerin diğer ucu Aynı Yere çıkıyor. Harfler yığını olmaktan kurtuluyor kainat. Cümleler kuruluyor. Her mektubun altında aynı imza. Okumak sonu olmayan bir serüven. Belirsizlik bu serüvenin bitmemesi olsa gerek. Amaç imzanın sahibine varmak.
Ve ölüm. Kabuğundan sıyrılmış hakikat çarpar gözlere.”
Yazınızı okuyunca bende bu çağrışımları yaptı. Yazdıklarınıza ne kadar denk düştü bilemem. Ama bana güzel şeyler anımsattı. Selametle…
Denge
Çar, 25/04/2007 - 19:46 — Ayşenur DemirelYazınızı okuyunca beğenmekle beraber bir sürü soru yankılandı beynimde.Severim böyle yazıları.Güzel olmakla yetinmez düşündürür de aynı zamanda.Açıkçası zihnimde bazı dengeler yıkıldı.Zira Piaget'e göre,zihnin dengesini kaybetmesi bedensel denge kayıplığı gibidir.Dengemizi kaybettiğimizde nasıl ki düşeriz ve tekrar ayağa kalkmaya başlarız zihin de aynıdır.İlla ki o dengeyi takrar kurmanın bir yolunu arar.Ve nihayetinde bu denge kesinlikle takrar kurulur.Bu herhangi bir olgu,olay,kişi,nesne v.b. her şey için geçerlidir.Biz bir şeyin doğruluğuna inanarak denge kurarız.Fakat farklı bir şeyle karşılaşınca ya da ilk defa edinilen bir bilgi karşısında beynin denge kurma süreci başlar.Ta ki bu denge kuruluncaya kadar.Ve öğrenme de bu şekillde olagelir.
Yazınızla bildiğim şeylerle alakalı dengem sarsıldı açıkçası.Ya da şöyle diyelim.Zihnim şidetle bir denge kurma ihtiyacı hissetti yeni olan bir bilgi karşısında.Mesela;bağlantılar,sınırlar,var olmak,yok olmak,kırışıklıklar ve belirsizlikler.Şimdi sözleriniz üzerinden tekrar zihnimde bu kavramalara ait bir denge kurmaya çalışıyorum.Bu süreç de çok hoşuma gitti doğrusu.Öğrenmek güzeldir.Hele de anlamlıysa...
Bu arada şu cümleniz de ayrıca çok güzeldi.Değinmeden geçemeyeceğim."Ölüm, evet ölüm, tüm kırışıkların düzelticisi, hayatın ütüsü ölüm"
Bu sözünüzün zihnimde ki yankısı ise şöyle oldu.Zaten var olan bir dengeyi iyice sağlamlaştırdı.Ve zihnim bu konuda kendisine yan buldu.Kendine yan bulan bilgiler ise zihinde kalma konusunda en güçlü olanlardır.Onlar silinmez.Onların dengesi bozulmaz hatta.
Teşekkürler hatırlattıklarınız ve düşündürdükleriniz için.Selam ve dua ile.
sevgili Tiyansan bakiyorum
Per, 26/04/2007 - 01:54 — zeyneb Ferdasevgili Tiyansan
bakiyorum bir yazi daha yazdiniz. ayni temellere dokunduruyorsunuz yine kelimeleri.
soru isaretleri mi demek gerek yoksa cok sesli harfler mi bu satir
arasindakiler icin bilemiyorum.
üst üste heyecanla okudugum yazilariniz icin kisa bir seyler söylemek isterim.
'kirisik ve karisik gözlerle karistirmak ve kiristirmak..'
sorunumuz bildiklerimize iman edemeyesimizde. sevgi mevzuunda da böyleyiz biz karsimizdakinin sevgisine ya da kendi sevgimize iman etmiyoruz. en ufak bir aksaklik karsisinda hüsran doluyoruz.
hani biz biliyoruz ve hersey tamam ya, iste o bildiklerimizle karsilasinca öyle bir seyin varligindan hic haberimiz yokmuscasina korkmamiz da bundan. bildigimiz o seye iman etmemis olmamizdandir.
kelimelerle aram sizin ki gibi iyi olmadigindan karisik anlatacak olabilirim.
buna ragmen anlatmak istedigimi anlayacaginizi düsünüyorum.
yillarca bize bir masal anlatilsa icinde rapunzel ya da prensese dönüsen bir kurbaga olsa.
yillar sonra aynen masalda anlatildigi gibi rapunzelle ya da kurbagayla karsilassak tavrimiz ne olurdu?
cevap kolay, bir türlü inanamadigimizi destekleyen türden bir dizi cümle...
cünkü inanmamistik ki dinlerken...
ölüm ve bizi ona götüren unsurlar hakkinda da masal gibi cok anlatiyor cok biliyoruz. biz 'sadece' bilmeler sayesinde eksigiz.
bilmek inanmak icin vardir halbuki,
bunu atliyoruz farketmeden.
sizin gecenki yazinizda da bu yazinizda da ayni pencere var.
ölüm var ama biz ölüme iman etmemisiz onu sadece bilenlerdeniz. eger iman etsek
hayatimizdaki karisikliklar ve bahsettiginiz kisirikliklar ütülenir dediginiz gibi.
eger vaktinde bir iman söz konusu olursa bir adim öndeyiz demektir. o zaman
adimiz mecnun da olur veli de.
diger yazinizla ilgili olarak
sizin söylediklerinizi anlayisimiz, nerde oldugumuz sorusuna yanitimiz ancak bulundugumuz noktadan bakisimiza baglidir. bize bulundugumuz noktayi 'görebilecek' bir genislik saglayacak olan iman etmektir, hadislerde bildirildigi üzere ölümü cokca anmakta özel bir durum söz konusu. kirisiklari giderecek türden.
bilmek malesef inanmak anlamina gelmiyor.
dolayisiyla bilgilerine inanan onlara iman eden biri icin mevzulara hapsolmak yoktur. özgür olanlar özgür düsünür öylece görürler.
parcalayarak bakacak olsak ya da bütüne bakacak olsak görecegimiz aynidir.
nasil mi iman edecegiz, bu soru biraz da özneldir. sir olmadigindan eminim ama Bilemiyorum.
labirenti her iki yazisinizin yorumu icin de iyi bir örnek olarak görüyorum.
felsefi kategorisinde ele alinmis bir konu akli gidikliyor.
bizler sanirim 'Varlıkla yokluk karışığı, çokluk bulaşığı, çember üstünde gezen aşkbaz'lariz.
selam ve saygilarimla
...
stanza
Per, 26/04/2007 - 02:12 — Mustafa Burak SezerIII
ölüm ağzından çelik şimşekler çıkaran bir canavar-
kadar ürkütür korkakları
fakat Allah'ın ölümden güçlü olduğunu unuttular
ölüm 1-0 yendi kahramanları...
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
yanlış anlaşılma
Per, 26/04/2007 - 02:20 — Ayşenur DemirelBenim yorumum mu yanlış anlaşılmış,ben mi yanlış ifade etmişim,yoksa Zeynep arkadaşımızın yorumunu ben mi yanlış anladım da yazdıklarını alınganlık yapıp üstüme aldım bilemiyorum.Yanlış anlaşılmışsam şayet affola.
Selam ve dua ile...
Anlam Kırışıklarını Düzeltmek Adına
Per, 26/04/2007 - 02:58 — Fatih M. TiyanşanBaşka ölümler çeker bizi
Ve bazen başkaları
Ölümü çeker bizim için.
(İsmet Özel - Üç Frenk Havası'ndan)
...
Ölüm nedir? İşte bir soruyla anlamlanıyor hayat. Ölüm, kulağımızda çınlayan bir ses oluyor ötelerden, üç boyutlu dünyamızın biricik sır küpü ölüm...
Ölümden kaçmak mı? İnsan kendinden kaçabilir mi, ölümden kaçsın. Yaşarken kırıştırdıklarımız nasıl düzelecek yoksa?..
Bağlantılar kuruyoruz, çünkü anlamaya çalışıyoruz olan biteni, çünkü olan biten şeyler bağlıyor bizi kendilerine, çünkü bizler bağlıyız olan bitene, olan biten biziz...
Var olmasını gerektirdiğim kişi, var olmamı gerektiren kişi... Ve kişiler böylece tamamlıyorlar varlık yap-bozunu birer birer...
Çok denilen şey tek'in yansımaları, noktadan çıkan noktalardır adına çok dediğimiz, nokta tek...
Yaratılış bir düşüş ve varlık da bir ayağa kalkıştan başka nedir ki? Sınırlarımız anlamlarımızın çerçeveleri sadece, kendi anlam bulutumuz bizi çepeçevre sarmış, yağmur yağdıkça anlıyoruz, ağladıkça...
Ve kendimizi anlamak için kendimize bir güzergâh: İnanmak, bilmek ve sevmek... Bunlardan sırayla geçen insan anlamı neden bulmasın ki?
Ölüm, hayatın anlamı; her şey, zıddının anlamı...
Aşk mı? İşte o nokta.
...
Anlam sen değilsin, ama anlam sendedir.
(İsmet Özel)
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...