Hızla gelişen çağımızda teknolojinin sunmuş olduğu yeniliklerden faydalanarak daha rahat, daha lüks yaşayabilmek için çılgınca bir değişim yarışına girildi.
Evet, teknoloji inanılmaz harikalar sunuyordu insanlığa. karşılığında duyguları, ruhları esir alarak...
Çağa ayak uydurmak, gelişmiş ülkeler statüsüne girebilmek için neleri yitirdik güzellik adına? İlk önce iki katlı, bahçeli, kimisi kapı tokmaklı tevazu ve içtenliğin sembolu olan ahşap evler yokedildi. Oysa ki, ahşap evler, maharetli oyma ustalarının işlediği derin çizgileriyle, camlarının geniş pervazlarına itinayla dizilen nergis, kasımpatı ve sardunya çiçekleriyle eskinin asaletini dimdik ayakta tutma gayretiydi.
Çocukluğumuzun arka bahçesini süsleyen kiraz ağacından, yaz öğlelerine sarkan, gölge ülkesi salkım söğütten ve eskinin asleti ahşap evlerden ayrılmak, sandığımızdan daha kolay geldi bize. Yerlerine kona gösterişli, süslü, maddeci düşüncenin ruhsuz yapıları apartmanlar, unutturdu bu güzellikleri. Yükselen her apartmanla, kesilen her salkım söğütle, eksilen, alçalan bir yanımız oldu.
Ve radyo...
Kara sihirli bir kutuydu o. İnsanlar büyük bir muhabbetle yaklaşırlardı ona. Çünkü bir dost gibi görür, aileden biri gibi sayardılar onu. Üzerindeki el işlemeli örtüyü kaldırarak düğmesini çevirir, bir anda evi saran efsunlu bir melodiyle duygulanırlardı.
"Duydum ki unutmuşsun, gözlerimin rengini / Yazık olmuş o gözlerden sana akan yaşlara..." O an iki damla yaş birikirdi gözpınarlarında. Henüz gözpınarları kurumamıştı...
Sonra televizyon girdi hayata. Sihirli kara kutunun büyüsü bir anda bozuluverdi. Riyasız ve çıkarsız duygular kayboldu. Merhametsiz, sevgisiz, duygusuz bir dünya kuruldu belleklere.
Zaman hızla akıp gitti. Beraberinde ne kadar güzellik varsa hepsini önüne katarak bilinmez bir zamana doğru...
Her gün yeni bir şeyler kalktı tedavülden; ahşap evler, salkım söğütler, metal kuruşlar, çıkarsız sevgiler, dostluklar...
Eksilerin artıları eksilttiği bir anda yürekler sustu. Yürekler hissedemez konuşamaz oldu. Sessizlik ürpertti, korkuttu herkesi. Titreyen cehrelerde bir soru belirdi:
"Tedavülden kalkan ahşap evler, metal kuruşlar, çıkarsız sevgiler mi? Yoksa yüreğimiz mi?
Yorumlar
cevap:yüreğimiz...
Çar, 25/04/2007 - 16:09 — Ayşenur DemirelBu yazının altına uzun şeyler yazmak vardı ya...Ama işte bazen güzel kısa bir söz anlatıyor her şeyi:
Silah icat oldu./Mertlik bozuldu.
Tedavülden kalkanlar da kalbimizi bozdu ilkin.Ve dolayısıyla her şeyimizi...
Selam ve dua ile...
Teşekkürler
Çar, 02/05/2007 - 11:57 — zeynep kuşAyşenur hanım, içten ve samimi yorumunuz için teşekkürler.