renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bize Dair Bir Çözümleme: "Karpuz Kestim Yiyen Yok"

Bir hazinemiz var. Bizi anlatan, bizi duyuran hazinemiz… Bütünüyle söz varlığımız okunmayı, işlenmeyi bekliyor. Kilimdeki her nakış duyguların izleri, simgeleri idi. Bu topraklarda acı, sevinç, hasret nakış nakış sabır ile dokundu. Eskimeyen, solmayan yeniye ulaşmak için köklere ulaşmak için bir imkan arayışı.

“Karpuz Kestim Yiyen Yok” kitabının müellifi şair Şaban Abak, kitapta yer alan yazıların gayesi hakkında şu bilgileri veriyor: “Bu yazılar esasen, Müslüman gibi düşünme, insanı, dünyayı ve hayatı Müslüman gibi tasavvur ediş ve tanımlayış biçiminin ne idüğüne dair, kültürel unsurlara nasıl yansıyıp onları hangi yönde biçimlendirdiğine dair bir denemeler toplamıdır. Türküler üzerinden yazılmış, türküleri vücuda getiren halkı tanıyıp anlamaya ve onun duyuş ve düşünüşüne tesir eden unsurları şairce bir yöntemle; sezgisel bulguculuk yöntemiyle işaret etmeye çalışan denemeler… Türkü sözlerinin bir şiir olarak şekillenmesine etki eden kültürel unsurların görülebilmesi ve türkü gerçeğinin anlaşılabilmesi için, hem sözlerin hem de inanç, duyuş, düşünüş, tasavvur ve muhayyile gibi söz konusu kültür unsurlarının tahlil edilmesi gerektiğini söylüyoruz.”

Kitapta yer alan yazılar 1995 yılından başlayarak Yalnız Ardıç, Yedi İklim, Kaşgar, Kılavuz ve Genç Türkiye gibi çeşitli kültür, sanat, edebiyat dergilerinde yayımlanmış.

Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde yer alan on yazı “ Uçmak’a Açılan Kanatlı Kapı” başlığı altında; ikinci bölümde yer alan on dört yazı “Türküler Yoldaşım” başlığı altında tertip edilmiş.

“Ayın Kollarında İncecik Yıldız” isimli yazıda kültürümüzde ‘kapı’ simgesi üzerinde durulmuş. Görkemli taç kapılar, kanatlı kapılar, kapı tokmakları, ilim kapısı, iki kapılı han, kapı çalmanın adabı, kapı eşiği…‘Kapı’nın kültürümüzdeki anlam zenginliği ve çağrışımları üzerine düşünceler, tespitler yer alıyor bu yazıda.

“Allah Devlete Zeval Vermesin” sözünü çevremizde sıkça duyarız. Yazar bu sözü yazısına başlık olarak seçmiş. Yazıda ‘zeval’ kelimesi öncelikle açıklanmış. Ayrıca güneş simgesinin kullanımı hakkında tarihimizden örnekler verilmiş. Günümüze de ışık tutan bir yazı bu.

“Ekmek Medeniyettir” yazısında buğday, değirmen ve ekmek arasındaki bağ vurgulanmış. Ekmeğe güzelleme diye de okunabilir. Dünya hayatına dair çözümlemeler ‘değirmen’ imgesi ile anlatılmış: “Değirmen kültürümüzde bir remz; çoğunlukla da dünyaya ve dünyanın hallerine işaret edici bir remiz olarak kullanılagelmiştir. Dünyanın bir gurbet oluşunun ve sılaya dönme hazırlığını hatırlatışın remzidir.” Ekin kavramının dilimiz ve kültürümüzdeki karşılığı örneklerle verilmiş.

“Batrak’tan Bayrağa, Allah’tan Hilal’e” yazısında bayrak kelimesinin kökeni, tarihimizdeki, kültürümüzdeki yeri ve karşılığı üzerine bilgi verilmiş.

Medeniyetimizin önemli göstergelerinden olan çeşmeler üzerine yazılmış bir yazı: “Çeşmeler, Eski Kızlar, Eski Aşklar”.

Ak-kara kelimelerinin dilimizdeki anlam çeşitliliği bir bütünlük içinde sunulmuş: “Kar Beyaz da Olsa, Kış Karadır”.

Ramazan ayının güzelliğini, yüceliğini duyuran bir yazı: “Ramazan Harcı Görmek”. Kız kulesine oruç penceresinden bir bakış…Yazının giriş cümlesi: “Bugün hayatımızda eksikliğini hissettiğimiz şeylerin başında “dinî neş’e” duygusu geliyor.”

Ramazan ayından kaynağını alan diğer yazı: “Ramazan’ın Habercisi Olarak Hilal”. Bu yazıda özellikle hilal kavramı hakkında bilgi veriliyor.

“Gülün Türküleri” yazısı, gül türkülerini içermektedir. “Gül” mazmunu şiirimizde, türkülerimizde sıkça işlenmiştir. Güllü türkülerden bir demet sunulmuş bu yazıda. Güle hasret ile kurulmuş cümleler.

Ve güldeki güzelliğe dair bir yazı: “Gül Alıp Satmanın Zamanı Değil”.

Elif’in serencamı “Elif Dedim, Be Dedim” yazısında anlatılıyor. Türkülerde okuma-yazma kültürü ve aşk acısının yazılamazlığı üzerine.

Yaşanan sıkıntılara, büyük acılara dair türkülerimiz de vardır. “Kan Damlar Kar Üstüne” yazısında yaşanan acılar ve hüzün işlenir. “Ne mutlu bizlere ki sevinç ve mutluluğumuz, neşemiz ve oyunumuz bile acılarımızdan beslenmekte, onların sabır ve tevekkülle damıtılmasından doğmaktadır. Sır buradadır; bir toplum için mutlu olmak, yaşanan büyük acıları unutmamakla mümkündür. ‘Acıyı bal eylemek’ tam da bu olsa gerek.”

Kitaba da isim olan yazı: “Karpuz Kestim Yiyen Yok.” Türküden bir bölüm: “Karpuz kestim, yiyen yok/Halin nedir diyen yok/(Aman) Ayrılık gömleğini/Senden başka giyen yok”. Karpuz kesen kişi, paylaşmaya, dostluğa çağırıyor. Lakin çevresinde derdini paylaşacak, haldaş olacak kimse yok. Yazar bu durumu şöyle açıklıyor: “Bir kesen olduğu halde, onu yiyecek kimsenin bulunmadığı söyleniyor. Çünkü karpuz, tek kişilik bir meyve değil!” Bencilliği, yalnızlığı aşmak ancak ‘paylaşmak’ ile mümkündür. Dost kazanmak isteyenlere de bir işaret var bu türküde. Yazıda altını çizdiğim satırlar var. Şöyle ki: “Türkü diyorsam, bu, biraz da dilimin buna yatkın oluşundandır. Üstü ölüm külüyle örtülmüş ve kültürümüzün çok tali unsurlarından bile bir diriliş özü, hatta capcanlı hücreler bulunduğunu söylemek isteyişimden.”

Seher vakti ile gelen iyilikler, güzellikler bir Kırşehir sürmelisi eşliğinde anlatılıyor. Adı: “Seherde Açılan Kapı”.

Bir türkünün arka planı, çözümlemesi yapılmış “Nal Delen Gül Dikeni” yazısında.

Türkü sözlerinde ölüme dair konular sıkça işlenir. “Beşikte Bala Sarhoş” yazısında fani oluşumuz hatırlatılır. Ölüm daima gündemdedir: “Tabut denen ağaç ata/ Binmemeye çaren mi var?”

Türküler sınır taşlarını, tel örgüleri aşar. Uzaklar, türkü ile yakındır. “Nasıl Methedeyim Sevdiğim Seni”, “Bağdat Ellerinden Gelen Turnalar” ve “Bakır Çalığı” isimli yazılarda sınırlar ötesine, “imparatorluk coğrafyasına” içli türküler ile bir yolculuk vardır. Bağdat, Basra, Yemen… Gidip de dönmeyenlere yakılmış türküler, tarihte yaşadığımız yıkımlara, acılara, yenilgilere tanıklık eder. “Düşmanlar, büyük ülkemizi suni sınırlarla parçalara ayırmış olabilirler, ama türkülerimizi yenemezler; onların coğrafyası hep ‘cihan devleti’ genişliğinde kalacaktır !”

Yozgat sürmelisi diye bilinen bir türküden kaynağını alan yazı: “Sürme Karanlığı”. Yazı türküden alınan mısralar ile başlıyor: “Dersini almış da ediyor ezber/Sürmeli gözleri sürmeyi neyler”.

Ve bayramlarımızı konu alan türküler… Bayram günlerinin aydınlığı, sevinci vardır türkülerde: “Buna bayram günü derler/ Dostla düşman bir olur”. Bir de bayram günlerinde sevdiklerinden uzakta olmanın ıstırabını, hüznünü duyuran türküler vardır: “Bayram gelmiş, neyime/ Kan damlar yüreğime, aman aman garibem!”. Türküler eşliğinde bir bayram yazısı: “Bayram O Bayram Ola !”

Bize dair bilgiye, somut verilere ulaşmanın yolu kültür, sanat ürünlerimiz üzerinde yoğunlaşmaktan geçer. Yıllar geçse de değişmeyen iyilikler, güzellikler vardır. Köklere, öze varmak için bir uğrak yeri türkülerimiz. Derin milletin hislerine tercüman olan türkülerin tahlili hususunda da örnek bir çalışma bu eser.

Editörlüğünü ve kapak tasarımını şair Cevdet Karal’ın yaptığı, “Türkülerimiz ve simgelerimiz hakkında ezber bozan yorumlar” alt başlığı ile Kaknüs Yayınları’ndan çıkan “Karpuz Kestim Yiyen Yok” kitabı bize dair bir çözümleme denemesi. Özellikle türküler eşliğinde kültür ve medeniyet yolculuğu.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Toprağımızın içinden akan türküler.. yazılar..

Lisede türkülerle pek aram yoktu. Şimdi nedenini hatırlayamıyorum bir türlü bunun. Ama türkülerden habersiz oluşumdandı sanırım, türkülerden uzak oluşum. Yani dinlemedikçe dinlemiyor insan işte... Onu öz olarak taşısan bile, uzak olunca artık, kısa yakınlaşmalar da pek etkili olmayabiliyor demek ki. Bir de zaten ÖSS sınavı derdi falan filan derken zaman akıp gidiyor lisede. Müzikle pek yakın olamadım. Gerçi o bakımdan şimdi de müzikle çok yakın değilim. Çünkü fazla tesiri oluyor üzerimde. Fazla etkisinde kalmamam gerekiyor; uzak duruyorum. Bazen dayanamayıp mesafeyi koparsam da, uzağım genelde. Şiiri başka hiçbir sanat ürününe değişmem elbette. Şiir başka bir şey. Başka, büyük, daha büyük bir şey. Ama müzik de bazen ona yaklaşabiliyor bende. Eliot ya da Paz veya Heidegger demiş sanırım, bir şiir etki olarak doruk noktada müzik olarak olur, gibi. Ben biraz değiştirdim sözü ama, müziğin etkisini şiirin en son noktasında görüyordu o. Tabi belki, müziğine ve şiirine göre de bir ayrım yapmıştır, kendi içinde. Müzikteki kopmama durumu, akışkanlık durumu ayrı bir bağlantıda tutabiliyor insanı. İnsanın üzerine siniyor müzik. Bir de hüzünlü bir şeyse. Sana dokunarak akıp gidiyor. Gerçi şiir bende müziği kuşatır ama, yine de bazı müzikler bazen ayrı bir etki oluşturabiliyor, böyle diyeyim. İşte türküler.. üniversiteye gelince farkettim aslında türkülere ihtiyacım olduğunu. Herkesin beğenebileceği bir türkünün mutlaka olduğunu. Hiç türkü sevmeyen birinin bile beğenebileceği türküler vardır bence, artık. Arasın bulur. İyi de olur. Türk'üz türkü çığırırız yani... Toprağımızın içinden akan sözler, sesler onlar, bizden kopuk değil hiç. Biz ne kadar koptuysak veya, onlar da o kadar kopmuş. Bizi şimdiye getiren mayanın içinde var olmuşlar... İsyana kaçanı da vardır belki, neşe de rabıtayı koparanı da; ama her sanatta zaten müspet dışı şeyler olabiliyor. İnsan ürünü sonuçta. Beşer ürünü. Türkülerimizi korumamız lâzım. Uçup gitmemeleri için. Gitmezler de hani, yine de korumamız lâzım. Dağıtılmamaları, bozulmamaları, yine kendi yataklarından öyle serin sıcak sessiz akmaları için. "Dinî bir neşe, dinî bir hüzün" hâline denk düşebilen, ayrıca insani hâllerimize denk düşebilen türküler... Sevda, gurbet, sıla, daüüssıla, malihülya... türküleri. Aşk, vatan ve toprak türküleri. Derinliğiyle coğrafyaları kuşatan türküler. Toprağın içinden kuşatan.

Ne güzel türküler var ya. Eskiden okuyanlar da aynı güzelmiş... Gürültüsüz, yerinden okumuşlar. Okumuşlar, müzik olmuş, ama nasıl denir, üstadın bir şiirin başlığı hani "sessiz müzik" sanki.

"Ben bir şarkı ben türküyüm ben Meryem'in yanağındaki tüyüm".. böyle türküler işte.

Şaban Abak'ın kitabını duyunca heyecanlanmıştım bayağı. İlk fırsatta edineceğim. Heyecanla okuyacağım. Şimdiden okuyorum hatta. :)

Bir yorum da okuduktan sonra yazarım belki.

okumak gibisi var mı?

selamdan sonra,

kitaptaki birkaç yazısı kaşgar'da okumuştum... kitabı okuyup telezzüz eylemek:) de dört ay önceye nasipmiş...
Şaban Abak, gerçekten nefis bir eser kotarmış...
acep diyorum kitabın devamı gelir mi?

kitap iki bölümdü, ikinci bölümde türküler üzerinde durulmuş, daha el değmemiş nice güzel kokulu türkümüz var... onları da okusak fena olmaz...
____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...