Bütün teşkilatı dört eş kareden oluşuyordu. Etrafına muazzam bir ilginin belirtileri olarak çiçekler serpilmişti, yamacına yamacına oturulsun diye telli duvaklı örülmüştü saçları. Güneş arada bir uğrayıp ani kararlarına boyun eğdirse de eskimeyen gözleri ile hayatı dikte ediyordu. Karşı konulamaz bir edası vardı, taki caddeye karışıp seyrinden uzaklaşana değin.
Dört eş zamanlı bombaydı, beni hayata bağlayan gözlerinden aldığım kuş sesleri kadar bağlama sesleri de kuşatırdı bedenimizi. Birbirine ölesiye bağlı eşlikler kaldı mı bilmiyoruz; ama bu dört eş birbirinden hiç ayrılmadı, ayrılmayacak.
Yağmur öldüresiye hırpalıyor ağaçları şimdi. Gözlerimiz bırakın uzağı, elimizin tuttuğu yerin bile farkında değil. Ta ki o gözlerden düştüm düşeli birşeyler oluyor bana, bize. Göremiyorum kaptanın seyir defterini artık, hissedemiyorum her zaman ilk köşeden döndüğümü gözden bir an önce kaybolmak için. Sahi ben öyle yapıyorum değil mi ? Bir ses beni ancak bu kadar itebilir ölümün dehlizlerine... Çıkıyorum, işte ayaklarım, işte yol, işte ruhum asılı yağmurda; bırakın terini atsın, bırakın ter içinde kalsın yağmurda.
Dört eş zamanlı, anlaşıyoruz yavaş yavaş. Ben bakmaya, sen anlatmaya, öteki dinlemeye; anlaşıyoruz. Aramızdan hala kan sızıyor ter niyetine, anlaşıyoruz dedim ya sakin olmak lazım. Bana bakan bir kaç sokağı taşıyor odama.Dumura uğramayacağım, kalacağım yerimde kimselere ses vermeden, sadece dört kare bağlar beni hayata.
Unuttum sanma ilk köşelerini gidişlerin. Ne ağırdır sen bilmezsin yükünü taşımak dönüşlerin. Kırılmış kolum, kırılmış sesim yaban bahçelerde nadan. Ben hep sussam ya, hep konuşmak hep yaman.
Biz pencerelerden vurduk demi, hayatın bir köşesinde hep bizi izleyen pencereler. Bazen dört değil ondört olur, bazen körelir ruhumuzla birlikte. Bağlamamı yasladığım pencereler, kırıp geçtiğim pencereler, bakıp yaktığım pencereler, ölüp gömüldüğüm pencereler; açılmamış ya boşa her bir kare her bir çukur deyip üstüne basmadığım pencereler...
Sen bilmezsin kemiğin kırılma seslerinin kurşunun renginde bulduğu muhabbet kuşunu ya da boğazın serin suları ile boğazın sıcak kanı arasındaki muhteşem isim benzerliğini. Arkamda kaldığın zamanlarda yükümün hafiflemediğini ve bir kez daha bütün gitmelere lanetimi. Erbaa...
Yanaklarından şimdi zamanı çalacağım, bir sabah namazına kalkar gibi saatler çalacağım uykularından adımı.
Bu vakitler akşamdır, gidilir sıdk ile ve dönülmez bir yoldur ki dinle, şarkısı bile var! Aklına hep ziyan vurur arkasında kaldıkça pencerelerin. Silmek için mi sanıyorsun gözyaşlarını perdeler; oysa sen daha kebair nedir diye sormadın bana!
Dört eş zamanlı bombadır bütün gözler. İlk veya son köşeden dönerken içinde beslediği o büyük umutları sular gözyaşları ile... Belki kırılganlığının resmini bu yüzden çektirmez fotoğrafçılar; çünkü onların da vardır umudu, köşebaşlarında bekleyen yürekleri... Anlar adamın halinden. Bir gün gerçekten suların durduğu o yere gidelim. Küresel ısınmayalım biz, karesel ısınalım biraz da. Korkmayalım, korkma emi!
Bir insan hep giderse hep de ölümü anar, bir yol arkadaşı gibi...
Son yorumlar
9 sa. 6 dk. önce
9 sa. 15 dk. önce
12 sa. 53 dk. önce
18 sa. 55 dk. önce
1 gün 6 sa. önce
1 gün 9 sa. önce
1 gün 12 sa. önce
1 gün 14 sa. önce
1 gün 16 sa. önce
1 gün 17 sa. önce