Türkiye’de siyasî düşünce tarihi incelendiğinde, İslamcılığın önemli bir yer tuttuğu görülür. Bir kavram olarak sürekli kendine meşruiyet alanı aramış ve ciddi tartışma konusu yapılmış İslamcılığın, tarihsel bir olgu olarak üzerinde pek çok çalışma yapılmıştır. Direk ve dolaylı olarak İslamcılık ile ilgili yapılan çalışmalar uzayan bir liste halinde sıralanabilir. Bunlardan birkaçı şöyle: Tarık Zafer Tunaya’nın İslamcılık Akımı, Menderes Çınar’ın Siyasal Bir Sorun Olarak İslamcılık, Ahmet Hakan’ın Ali Bulaç ile İslamcılık Üzerine, İsmail Kara’nın Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi I-II, Sadık Albayrak’ın Türkiye’de İslamcılık-Batıcılık Mücadelesi, Yasin Aktay’ın editörlüğünü yaptığı Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce/İslamcılık. vd. pek çok eser…
Bu konuda dikkat çeken bir kitap ise, geçtiğimiz günlerde Kapı Yayınları tarafından yayınlanan Cihan Aktaş’ın Bir Hayat Tarzı Eleştirisi: İslamcılık adlı eseridir. 277 sayfalık kitap, farklı zamanlarda dergilerde yayınlanan yazılardan, konferans-sempozumlarda sunulan tebliğlerden oluşmuştur. ‘Altmışlı yıllarda gelişmeye başlayan, seksenli yıllarda belirgin olarak görünürlük kazanan İslamcılık akımının pratiğini, çoğunlukla entelektüel kadınların tecrübelerini ortaya koyan’ eser yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Daha Yavaş ve Sade Bir Hayat özlemi; İkinci bölümde, Bir Hayat Tarzı Arayışı: İslamcılık; Üçüncü bölümde, Modernlikle Geleneksellik Arasında; Dördüncü bölümde, İslam, Kadın Hakları ve Feminzm; Beşinci bölümde, Doğu’ya Özgü Bir Kadın Sorunu Var mı?; Altıncı bölümde, Beyaz Feminzmin “Ötekisi” Kadınlar: Başörtülüler; Yedinci bölüm, Başörtüsünün Soykütüğü Üzerine Düşünmek.
İslamcılığın tarihsel seyrini bir düzen içinde ele alıp günümüze kadar taşımak yerine -böyle bir çalışma birkaç ciltlik eser yayınlamayı gerektirir- özellikle seksenli yıllarda İslamcılığın serüvenini irdeleyen Cihan Aktaş çok çarpıcı sonuçlara ulaşır. Başlangıçta kurulu düzene bir itiraz, Müslüman’ı kimliğinden uzaklaştıran her türlü dayatmaya başkaldırı, Öz’e dönüş için beşeri oluşumları reddetmek üzerinden beslenen İslamcılık, kısa sürede modern yaşam tarzıyla yüz yüze geldiğinde paradoksal şekilde savrulmalara sahne olacaktır. Örneğin şu çarpıcı örnek, yirmi-otuz yıl önce İslamcı inanışın nasıl bir içe kapanışa sahne olduğunu göstermektedir: “…Mesela bir kitapta “Ancak savaş zamanı binilmesine izin vardır” diye okuduğu için, gece geç saatlerde buna zorunlu olsa da, Avrupa yakasından Asya yakasındaki evine gitmek için vapura binmeyen, ne olursa olsun otobüsle gitmenin yolunu arayan üniversite öğrencisi genç kızlara rastlayabilirdiniz.” (Önsöz, xx). Bu inanış ve pratikler o dönemlerde ‘daha yavaş ve sade bir hayat özlemi’ne dönüşüyordu ve gündelik hayattaki bütün uğraşılar “Bugün Allah için ne yaptın” sorusuyla cevap bulacak bir kontrole tabi tutuluyordu. Bir Müslüman için kendini sürekli Allah’la bir murakabe içinde tutmasından daha güzel ne olabilir ki? Ancak, burada “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusunda karşılığını bulan, Müslüman ferdin hayatında esneklik hakkı bulunmayacağını imleyerek, gündelik hayat dâhil atılacak her adımda bu tür soruların ideolojik bir forma dönüştürülerek anlam arayışına girilmesidir.
Kitabın “Bir Hayat Tarzı Arayışı: İslamcılık” adlı 2. Bölümü ile, “Modernlikle Geleneksellik Arasında” adlı 3. Bölümü son derece mühim mevzuları tartışmaktadır. Burada Aktaş’a kulak verelim: “…İslamcılığın çıkışı, İslamiyet’i hayata ilişkin önemli iddialardan yoksun, sadece ahretle ilgilenen ve Batı modernizmi karşısında dünyevi iddialar açısından geriye çekilmiş bir din olarak kabullenemeyen ve fakat Müslümanların dünyevi plandaki eksiklikleri ve yetersizlikleri üzerine sorular soran bilinçlerle ilişkiliydi.” (Sh. 53-54). “Siyaseti aristokratik değil de demokratik bir yöntemle bütün bir halk kitlesine mal etme girişimi, İslamcılığın ayırıcı vasıflarından biridir.” (sh. 57). “İslamcılık kadın konusunu yoğun olarak tartışarak, kadın cinsini dipnotlardan ana metne taşıma başarısını göstermiştir.” (sh. 65). Söz kadın cinsinden açılmışken, Aktaş’ın kitabında ele aldığı Müslüman kadının toplumsal hayattaki konumuna ilişkin değerlendirmelerin daha çok yer tutmasına değinebiliriz. Burada, ‘İslam, Kadın Hakları ve Feminizm’ başlıklı yazının (sh. 130–146) dikkatle okunmasında fayda mülahaza ediyorum. Emeti Saruhan’ın Yeni Şafak Kitap’ta (4 Nisan 2007 Sayı, 16) yaptığı söyleşide ‘yazarlığın dindar kadınlara o kadar da yakıştırılmadığı, miting meydanlarında dolaşmak yerine bir odaya çekilip yazı yazmanın pek takdir görmediği bir dönemde yazı yazdığını’ ifade eden Aktaş’ın, Türkiye’de Müslüman kadının toplumsal hayatta kendini ifade etmesi hususunda dikkat çekici çabaları olmuştur. Tesettürlü kızların okul kapılarından geri çevrildiği dönemlerde; içerden, bazı İslami çevrelerden, okuma hakları ellerinden alınan kızlar için biçilen yeni hayat tarzlarının gurur kırıcı yönlerine dikkat çeken yazar, Başörtülü kızların tırnaklarıyla kazıyarak elde ettikleri haklarını sonuna kadar korumak için mücadele bilincinin kazanılması hususunda cesaretlendirici ifadeler kullanmıştır daima.
Çeyrek yüzyıldır yazı hayatının içinde bir yazar olarak Müslüman kadının (dolayısıyla İslamcılığın) sorunlarına geniş perspektiften bakan Cihan Aktaş, Bir Hayat Tarzı Eleştirisi: İslamcılık kitabında ufuk açıcı bilgileri okurlarıyla paylaşmaktadır.
Yorumlar
İslamca bir hayatla eleştirerek...
Salı, 01/05/2007 - 10:43 — Şahin TorunCihan Aktaş'ın 'Bir Hayat Tarzı Eleştirisi:İslamcılık adlı kitabını Sevgili Vedat Bey Kardeşim,usta işi bir bakışla, neredeyse bölüm bölüm tanıtmaya çalışmış.
Ben bu hususta söyleyecek başka bir şey olmadığı kanaatindeyim.
Bununla beraber kitabın içeriğini oluşturan 'islam' , 'hayat' ve 'kadın' bağlamında Cihan Aktaş'ın ülke gündemini aşarak dünya gündemine taşacak özgünlükte bir katkı sağlamak yolunda sağlam adımlar atarak yürüdüğünün altını çizmekte de yarar görüyorum.
Bir Hayat Tarzı Eleştirisi:İslamcılık'ta öncelikle üzerinde durulması gereken ve hemen hemen hiç durulmamış bir şey'i işaret ediyor bize Cihan Aktaş.
Mesela; kitabına isim koyarken bile, birbiri ardına gelişip bütünleşen 'Daha yavaş ve daha sade bir hayat özlemi / Bir hayat tarzı arayışı: İslamcılık ve Modernlikle geleneksellik arasında' başlıklı ilk üç bölümdeki dizge ile de adeta bizi işaret etmek istediği şey'e hazırlıyor...
Önce hızlandırılmış ve kaotikleştirilmiş bir hayattan bahisle' Daha yavaş ve daha sade bir hayat'a dair evrensel bir 'özlem'i bu evreni paylaşan bir Müslüman olarak dile getirip, bir boşluğu gösteriyor; Önce bu boşluğun Müslümanca gösterilmiş özgün bir biçiminin farkına varıyoruz böylece.
Ve özlemimiz bir kat daha büyüyünce şu yada bu şekilde sarkıtılmış birer ip gibi tutunduğumuz ve her biri kendi tarzınca işleyen hayatlar korosunun karşısına 'Bir hayat tarzı arayışı' olarak 'İslam' ı yerleştiriyor.
İşte tam da bu nokta da biz; herşey yerli yerine oturmuştur ve bize has bir tarz-ı hayat bu hızlandırılmış ve karıştırılmış hayatlar korosuna karşı bir yer edinmiştir diye düşünürken çoğu zaman farkında olmadığımız yolları çatallanan bir kavşakta durduğumuzu göstermek istercesine 'Modernlik ve geleneksellik arasında' seçimimiz kolaylaştıracak alternatifleri bulabilmek için eksiklerimiz gediklerimizi hatırlatıyor, açık etmeye çalışıyor.
Daha sonra nemi yapıyor?
Önce bir özlem, sonra bir arayış ve onu takiben de bir durum haline getirmemiz gereken inacımızla örülmüş hayat tarzımızı, bütün bu karmaşıklaştırılmış, hızlandırılmış ve raydan çıkarılmış tarz-ı hayatlar vaveylasına karşı 'Bir Hayat Tarzı Eleştirisi' olarak şekillendirmemiz gerektiğini öne sürüyor...
Bunu yaprken de eksene aldığı bütün bu olumsuz hayat tarzlarına karşı ilginç ve bir o kadar da düşünüdürcü bir biçimde bütün karşıtlığı ve bütün sorgulayıcılığına rağmen ne dayatılmış bütün tezler karşısındaki kuru bir başka tez yada antitez olarak nede işte bir müslüman konuşuyor yada işte bir kadın konuşuyor tavrıyla süsleyerek; ama bütün müslümanlığı ve bütün ağırbaşlı birikimiyle işte bir müslüman kadın konuşuyor dedirtecek kadar da tecrübe, gözlem, birikim ve inanaç dolu bir söylem geliştiriyor...
İnsan onun bu söylemini takib ederken ister 3. bölümden sonraki Feminizm,Doğu, Başörtüsü,Özgürlük ve Düşünce eksenli sözlerini odağındaki Cinsiyet bağlamından ayrı düşünsün; isterse 3. bölüme kadar kii Özlem,Arayış ve durum eksenli sözlerini odağındaki İnanç/İslam bağlamından ayrı düşünsün ve 'Bir hayat tarzı eleştirisi: İslamcılık' adlı kitabın yazarının hiç tanımasın; bütün bunları kesinlikle bir kadın'ın ama yine kesinlikle Müslüman bir kadın'ın söylediğini hissedebiliyor...
Evet; dünya üzerinde gerçek miyarlarıyla bir akıl, ruh , kalp ve vicdan sahibi olan hiç kimsenin sevilesi bulupta sevemediği ve tıpkı biz gibi bütün evreni sıkıştırıp boğmak isteyen bu tarz-ı hayatlar trajedisini bir başka hayat la İslamca bir hayatla eleştirerek değiştirebiliriz ancak...
Cihan Aktaş'ta bize bunu anlatmak istiyor zaten, Ve karşımızda duran bütün bu kötü hayat tarzlarını Müslümanca bir hayatı tarz edinerek eleştirmekle başlamayı öneriyor...
Şahin Torun