bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, o sevimsiz bakışından bile
ben burada doğdum, ankarada, bin yıllık bozkırın tam da ortasında
dedemin havuç tarlaları var ve çanakkalede savaşan babasını anlatarak
“ya hak, ya hayyül kayyum” diyerek sallıyor çapasını, namaza gidiyor
ezan okununca düğmesine basılmış gibi şapkasını ters çevirip
kara davut, hayatüs sahabe, delailül hayrat okuyarak, zekatını kıtı kıtına
öşürünü, zekatını, sadakasını kıtı kıtına, vergisini tam tamına dedem
bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, başaramayacaksın bunu
enver, talat, cemal, yakup cemil, ismet ve diğerleri başaramadıysa nasıl
sen de başaramayacaksın sayın başkan, sevgilimin elini tutup
elini tutup sevgilime başörtüler alacağım, yasinler okuyacağım dara düşünce
yasinler okuyacağım, sen bilmezsin inşirah okuyacağım, istihare yapacağım
sonra arkadaşlarla bir araya gelip sezai bey, ismet özel, nuri pakdil falan
sonra arkadaşlarla bir araya gelip tehlikeli uyruklarımızla belki “allah” diyeceğiz
bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, apoletlerinden nefret etmeyeceğim
koşa koşa gittiğin amerikadan ama, nefret nefret nefret edeceğim her zaman
bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, sevgilimin elini tutup
elini tutup sevgilimle sinemalara, kitapçılara, balıkçılara gideceğim
içmeyeceğim, zihnim açık olacak, dişlerimi sıkacağım, türkçe konuşacağım
sahi sen en çok, zihnimin açık, dilimin türkçe olmasından korkuyorsun değil mi
bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, benim param yok
kalanlara peruk taksınlar diyerek kızımı bilmem nereye
sekreterimle, metresimle, basın danışmanımla kırıştıramam
motosikletim yok, egemen değilim, bağışlamaz beni halk
ah, sahi, biz halkız sayın başkan, tâbi olanız, silah altına alınanız
bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, oy vermeyeceğim
aile planlamasına inanmayacağım, ucuz prezervatif dağıtmana dil uzatacağım
dil uzatacağım senden ölümüne korkan, gölgesinden korkan o yavşaklara
kızacağım sayın başkan, tıpkı senin şimdi bana kızdığın gibi işte bunu okudukça
bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, vazgeçmeyeceğim sevgilimden
vazgeçmeyeceğim dedemin anlattığı ali, hamza, muhammed, isa, musa ve yusuf
Yorumlar
Kaleminize sağlık.
Paz, 29/04/2007 - 18:49 — Ayşenur DemirelKaleminize sağlık.Evet ben de Ankara'da doğdum.Ve hiçbir başkan bu ülkeden nefret etmeme sebep olamadı.Ama diyorum affınıza sığınarak hitap ettiğiniz kişi hani tamamen haketseydi söylediklerinizi,beynimde yankısı daha mı fazla olurdu ne?
Tabii ben yanlış anlamış da olabilirim.Başkandan kastınızı:)
Selam ve dua ile...
ben ise nefret edeceğim,
Paz, 29/04/2007 - 19:16 — fatih çodurben ise nefret edeceğim, büyük bir nefretle nefret edeceğim...
sevmemektense nefret edeceğim..
.
Kutlu Bir Nefretin ilk Duası'ndan.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile
Sizden nefret ediyorum!
gözlerimi kulaklarımı birkaç dilenciye bağışladım
artık ben sizi ne görmek ne de duymak istiyorum
Mevlâ’nın bana bu hakkı tevdi edip etmediğini düşünmeden
tam bir düşüncesizlikle anlayacağınız ve büyük bir iştahla
iştah kadar büyük bir iştahla sizden nefret ediyorum!
Yüzünüzü sahte gözyaşlarınızla boyadığınız için.
Hakikatin rengini
bir de böyle kendi darradarlarınızla belirlemeye kalkışacak kadar
aşağılık olabildiğiniz için
hiç de estetik olmayan çokça neşterlenmiş büyük burunlarınızla
caka sattığınız önünüze çıkan her sokakta
önünüze çıkan her şeyi kendi mülkünüz saydığınız için
sizden nefret ediyorum!
Aile kurumunu alt üst etmeye çalışırken büyük bir hızla
kendi evlilik dışı ilişkilerinizin mahrem yönlerini
“bel”li ve bol kıkırdamalı tümcelerle aşikâr etmekten ar etmediğiniz için
sizin yerinize ar tutuyor kalbim
sevgili karanlık inleri oldukça feza, kırlarında fare ölüleri
enkırmen abiler; hem abiler hem ablalar
gülü şen olmayanlar; ette reha arayanlar
sizden nefret ediyorum!
Sevgili yüce patronlar
piposuz gezmeyen, bıyıktan utanan, sakala küfreden
top-on sevgilileri
sizden nefret ediyorum
sevgili bir takım takımsız insanları karşınıza alıp
kendinizi “devletin yargı organlarıyla” karıştırmanız hasebiyle
yargısız infazı önce kendileri yapan
bir takım maval nevinden ezgilerinden başka bir şeyleri olmayan
ablalar! ve abiler! sizden nefret ediyorum
Çoğunuzdan çekiniyorum ileri düzeyde.
İleri düzeyde uzak durmak istesem de “yaşamlarınızdan”
içinde bulunduğum şerait sizi anlamaya zorluyor beni...
İstanbul’da dolaşırken denizin şerhâ şerhâ yarıldığı bir vakitte
bir kayık köprünün aksi yönde bambaşka bir denize doğru yol alıyorken
hemen arkamdaki ağacın sadrından yükselerek
-belki saçma bir söylem benimki, belki aptalca bir kurgu-
kulağımın içine kıyamet zilleri gibi dolan iniltiler sizden
sizden nefret ediyorum, kutlu bir nefret benimki
çok kutlu bir nefretle kutsadı Tanrı beni, kutlu ama meyyus değil!
Senden nefret ediyorum ey katil yüzyıl, ey “katil rüzgâr”
sevdiğim kadar nefret ediyorum henüz gelmediğim otuz yaşını
bir mukaddes şairin;
kırk yaşını yahut üçün beşin yedinin…
Hürmetli Papyonlar!
gözlerim olağandışı bir ivecenlikle içe çöküyor
damağının tadını kaçırdınız. Bir başka şekil aldı uzuvlarım!
bu şekli beğenmediğimden değil
bu şekli çokça bozguna uğrattığınızdan
diyorum: anlayabilmek için biraz çaba harcasaydınız
diyorum: ağzımdaki dilimle tat almıyordum ben…
Anlasaydınız diyorum:
soğurmaya çalıştığınız kendi yuvanızdan başkası değildi
sevgili kelebek çehreli köstebekler
sizden nefret ediyorum, oleyyyy!
…
kimden nefret edeceğimi hem; hem kimi niye seveceğimi
duvarlardan öğrendim ben; duvarlar bana her şeyi çok iyi
anlatıyorlar; yüzümü onlara döktüğüm zamanlar duvarlar
beni içine alıyorlar; çok iyi arkadaşız onlarla her nedense
kedime bi öğün süt vermedim kaçtı gitti
aklıma sahip çıkmadım kedilere özendi
nankör değil duvarlar o denli kafamdan oncadır darbe aldılar
izleri hâlâ aynı yerde duruyor; hepsi hâlâ aynı yerde duruyor
aynı yerde duruyorlar kurşunî; bazılarını içine alsa da toprak
kile toza çamura karışsalar da duruyorlar aynı yerde dün gibi
duvarlar bana öğreteli beri duvar olmadıklarını
artık yeni duvarlar dünyanın ipini ele alalı beri
duvarlarla verip kafa kafaya kalmışsa az biraz
beraber nefret ediyoruz kendine taç takanlardan
beraber seviyoruz olursa tacından geçenleri de
…
Sizden nefret ediyorum
sizden nefret ediyor güller ve lâleler de
onları yanlış vazolara lâyık bulmanız
yanlış yakalara saçlara takmanız sebebiyle
muhakkak süsler de öyle; süsler nâzenindir, kırılgandır
ulu orta savrulmayacak kadar, nârindir o isimler gibi
-yemin gibi; ikisinin bir oluşu gibi kesin-
VALLAHÎ sizin bilmen kimin mitine öykünüp
de evlâtlarınıza taktığınız isimler gibi yeni…
yeni köye bile eski âdet gerektir
ki
eski isimlerini sildiğiniz köylerimin örneğin içini de boşalttınız.
sonradan gaz borularıyla döşediniz.
değiştiniz siz benim elleri nasırlı üretken insanlarımı
nasıl hazıra konmacı ve tembel bi anlayışın kör bize
oldukça insaf dışı ve enfes kelimesinden fersah fersah uzak bir ferasetin,
ifrat u tefritle boyalı yapmacık, robotik ve ruhî melekeleri körüklenmiş
bi ton ten böceğinin üzerine çöreklenmiş olduğu
tahtadan ve demirden bozma yapma; - evet
değil yapma – yapma bozma bedenlerine?.. bedensiz giydiğiniz
bol paçalı maçalı bütün gömlek, pantolon, ceket, kravatlarınızı alıp gidiniz diyemiyorum buradan alıp gidebileceğiniz
o kadar çok “keyfiyet ve kıyafet” varken, böyle gitmeniz buradan
biliyor musunuz sizden ne kadar nefret edersem edeyim yine de içime sinmiyor hani ne kadar mesnetsiz öngörü ve savlarla destekleseniz de
kendi meşrebinize en uygun olduğu hükmüne çoktan vardığınız
damarlardan yaşamlarınızın arka bahçelerine toprak ve el altından
türlü sular taşıyarak evlerinizin içindeki saksılarda
müebbet hüküm giydirdiğiniz şu çiçekleri anca böyle yetiştirebildiğiniz
gerçekliğine(!) bizi inandırmaya çalışırken gösterdiğiniz
çabanın onda birini bizlerin sevgisini anlamlandırmaya harcamadığınızı düşününce
“hep kahır, hep kahır! bıktım be!” diyesim gelmiyor da değil Cem abi gibi gür
bir sesle gür bir sesim olmasa da elimde beni cihana duyuracak megafon
“ hep kahır mı? Hep kahır mı? Ama niye? ” diye sormaktan alabildiğim zaman kendimi belki de tam manasiyle adamış sayabilirim ancak ve ancak
ezel ebed “külli nefsin zaikatul mevt”in kapısına atabilirim kancamı
boynum bükük, “ba'sü bâdel mevt” in için duâ edebilirim ellerimi bi kez daha,
bi kez daha açıp göğe-her yere-bildiğin gibi değil, yerinmeden
bir koz daha verilebiliriz diye yarın, şimdi açıp çok geç olmadan
senin benim insanımı hani değiştirmek istemek gibi bir değişim için değil
bizatihi senin insanlığına tekrardan kavuşabilmen için ediyorum
bu, son nefretim ilk duâsıdır:
“Allahümme erinel hakka hakan
verzuknâ ittibâ'ahu ve erinel bâtıla bâtılan
verzuknâ ictinâbehu bi-hurmeti Seyyidil-beşer”
Yâ Rabbî! Doğruyu bize doğru olarak göster ve ona uymağı bize nasip et
ve yanlış, bozuk olan şeylerin yanlış olduklarını bize göster ve onlardan sakınmamızı nasip et!
İnsanların en üstünü hürmetine bu duâmızı kabûl buyur!
“Amin”
fç.
.
vâr olasın, İsmail Kılıçarslan ağabeyi...
kalemin de var olsun hep, böyle...
.
Duakarız...
Pzt, 30/04/2007 - 00:22 — melih salihAllah razı olsun! Yüreğin taa içlerinden gelip de yüreklere dokunmaması mümkün mü yazılanların.
Benim de yüreğim mengenelerle sıkıştırılıyor adeta.Ben de olanlara, yapılanlara, yaşananlara nefret duyuyorum her yeni gün yeni baştan.
Sıkıştırılmış olsam da dört bir yanımdan kıskıvrak yine de ümidi elden bırakmıyorum.Bir gün diyorum bir gün benim de yüreğim kanatlanacak ve uçacak özgürce semaya...
Dilimden dökülüyor birden "Ey kalpleri evirip çeviren Allahım, kalbimizi hayır üzere sabit kıl!"
Duakarız...Bize de bu yakışır zaten ama tevvekkül içinde...
elinize sağlık
Paz, 29/04/2007 - 19:18 — ebuzer seferDişlerimi sıkarak okudum. ne denir ki başka. yüreğinize sağlık.
maşallah!
Paz, 29/04/2007 - 19:45 — alper gencerismail abi,
şu fetret günlerine, içimde ateşe verilen yeşilliklere,
bu is kokusuna, kirlenmiş kararmış yüzlere,
tuttun, bir avuç suyu dayadın da dudaklarıma
hem yıkadın yüzümü, hem dindirdin susuzluğumu!
Allah razı olsun!
madem öyle; biz de hep var olacağız!
Paz, 29/04/2007 - 23:23 — RecepKılınçarslanher fırsatta faşizmin farklı türleriyle karşımıza geçip şov yapanlara; kalplerinde birazcık insani duygu falan varsa, şiirden aşktan ve de hüzünden biraz nasiplenmişlerse karşılarına geçip gözlerine bakarak, okumak isterdim bu şiiri.
ama anlamazlardı herhalde; eğer anlasalardı, tarihe dönüp baktıklarında iyi ve doğru olan şeylerin tarihte de de var olduğunu bilirler, ellerindeki fırsatları "tarih tekerrürden ibarettir" cümlesini tersine çevirecek şekilde, iyi ve güzel şeylere çevirirlerdi.
yaşamaktan, sevmekten, sevilmekten; belki de nefret edilmekten pay alırlardı kendilerine.
ama ne gam; tarih tekerrürden ibaretse madem; onlar orada olduğu müddetçe bizlerde şiirlerimizle buralarda, karşılarında olacağız.
var olasın ismail ağabey!
--
bu ülkeden nefret etmeyeceğim sayın başkan, apoletlerinden nefret etmeyeceğim
koşa koşa gittiğin amerikadan ama, nefret nefret nefret edeceğim her zaman
Sevgi bitirecek tüm korkuları
Paz, 29/04/2007 - 22:07 — Vedat Aydınİnançla ve bilgelikle ifade edilmiş, okuyanın yüreğine işleyen satırlarınız için teşekkürler İsmail Kılıçarslan. Kurşundan lehimleri beynimize akıtanlar sevginin ne olduğunu bilmiyorlar. Bizim medeniyetimiz sevgi medeniyetidir. Sevgi bitirecek tüm korkuları... En çok, kendi gölgesinden korkarak ıslık çalanlar anlamıyor bunu...
Beyinsizliklerinden
Pzt, 30/04/2007 - 00:42 — Sule DemirtasBeyinsizliklerinden insanların, insanların iman edememelerinden, insanların eksik iman etmelerinden, insanların imansız olmalarından, insanların iman mehfumundan yoksun olmalarından, düşünememelerinden insanların, düşünemediği için yok olmalarından, düşünme denen şeyi düşünmeye çalıştıkları anda yitirmelerinden, sonunda düşüne düşüne düşünememelerinden...Düşmelerinden... Zavallıca, sendelemeden, ahmakça, ayakları bile takılmadan düşmelerinden...Bir hiç uğruna, sanal şeyler uğruna, Rabbi için tek adım atmamış ayakların, kendi putlarına tapmak için koşuşturmalarına, düşman askeri görseler karşılarında, -iman eksikliğinden- donlarına yapacak kadar yürekleri olmayanların, sanki tapusu elindeymiş gibi vatanın, kakalaya kakalaya saçmalıklarını mersin'den çağlayan'a gelişine....Midem bulanarak gülüyorum...
Acıyorum en çok. Bu ifadeyi bilirim. En çok bu ifadeyle bakarlar ya başörtülü yüzüne.Ama Ben onların hiçbir şeyinden korkmuyorum, onlar benim başörtümden korkuyorlar. Ama Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Onlar tuzak kurdukça ben güçleniyorum. Düşmanın semirirse, sen de güçlenirsin. Bu Allah'ın kanunudur. Doğa'nın değil.
Vatan sevgisi imandandır. Bu hadis hürmetine o imanın işaret ettiği hangi vatansa o vatanı seviyorum. Bu vatan beni, arkadaşlarımı devamlı atıyor, itiyor, küçümsüyor. Ben yüzümü Rabbime dönüyorum. "Nereye dönersen dön O'nun vechi oradadır..."
Bu ülkeden nefret etmiyorum, etmeyeceğim. Ben beyinsizlerden nefret ediyorum ve edeceğim...
peygamberine ilahi söyleyen çocukların gözlerinde vatan bölücülüğü görmek, her şeyin önüne ve sonuna sofra bezi gibi başörtüsü sermek sizce nedir?
Kafirler bir millettir.
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
Sahi ben korktuğunuz kadar var mıyım?
Pzt, 30/04/2007 - 02:34 — melike belkısSebebini anlamadığım gülünç bir korkuyla sokağa fırlayan ve uğruna ölebileceğim sevgili bayrağımı hangi dava için elden ele taşıdıklarını bilip bilmediklerinden dahi şüphe ettiğim ülkem insanını izlerken aynaya bakan bir insanın şaşkınlığını taşıyorum. "Ayna ayna, söyle bana benden daha çok ülkemi sevebilecek var mı" diye sormuyorum ; çünkü aynanın yalancılığından şüphem yok artık. Aynaya değil kendime soruyorum:
Sahi, ben korktuğunuz kadar var mıyım?
Yüreklerinizdeki korkuyla benim gücümü hangi terazide tartsak denk gelir?
Evet inatçıyım, evet mağrurum, evet başım dik geçiyorum yuhalandığım bu şizofren danalarla dolu arenayı...
Ama siz karanlıksever yarasalar, siz ne zaman keşfettiniz? Benim içimde yeryüzünü, ülkemi, şehrimi, sokağımı, evimi sonsuza dek gündüz kılabilecek dev bir güneşi büyüttüğümü?
Dedelerinin isimlerini....
Pzt, 30/04/2007 - 10:43 — medine doganVe kiz cocuklarina tokalarini sayar gibi saydiracagiz dedelerinin isimlerini. "Hz Isa dedem, Hz Musa dedem,Hz Suleyman dedem,Hz Muhammed( s.av) dedem...."
Vatan Sevgisi İmandandır.
Pzt, 30/04/2007 - 11:22 — Emine EşgünoğluMerhaba;
Şule Hanım vatan sevgisi imandandır.Bu sözün pek çoğumuz hadis olduğunu biliyoruz.Fakat bu sözün hadis olduğu doğru değildir.Bunu sizin vesilenizle düzeltmek gerektiğini düşünüyorum.
Saygılar...
Sayın arkadaşım
Çar, 02/05/2007 - 17:53 — Sule Demirtas7 Hadis imamımın ittifak ettikleri hadisler kitabında gereken hadisi bulacaksınız. Su an sehir dısında oldugum icin size sahife veremeyecegim. Ancak uydurma hadislerle anlam guclendirecek degiliz Allah'ın izni ile. Demiyoruz ki biz "yangını allahu ekber demek sondurur" demiyoruz ki "kadının kocasına tapmasını emrederdim". Vatan sevgisi imandandır diyoruz. Kalbimle celismiyor kitaplarla da....
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
hadis doğrudur efendim :))
Çar, 02/05/2007 - 18:04 — leyla turanVatan sevgisi imandandır hadisi doğrudur. Ancak bir noktaya değinmekte fayda var. Burda sözedilen vatan kavramının neyi ifade ettiği. Şimdi nerde okuduğumu hatırlamıyorum ama, Hz. Peygamberin bu dünyayı gurbet olarak gördüğü ve asıl vatanın ahiret olduğuna vurgu yapıldığına dair bir yorum da okumuştum. Onu da belirtmek istedim sadece :)) Aynı yoruma İbrahim Paşalı nında değindiğini hatırlıyorum...
selametle...
Mevzu olduğunu söyleyenler de var
Çar, 02/05/2007 - 18:47 — murat tuzcu''Es-Sagani ve diğer muhaddislerde uydurma olduğunu beyan ederler. Rivayet, mana olarak ta doğru bir manaya sahib değildir. Çünkü vatan sevgisi nefis ve mal mülk sevgisi gibi doğuştan gelmektedir, yani içgüdüseldir. Dolayısıyla bunlara olan sevgiden dolayı kişi övülmez, hele hele imanın gereklerinden hiçte değildir. Özellikle insanlar bu sevgide ortaktırlar, bunda mümin ile kafir arasında bir fark yoktur’’
(Zayıf ve Uydurma Hadisler ve Bunların Ümmetteki Kötü Etkisi - Muhaddis Muhammed Nasiruddin El-Albani)
(Hazırlayan : Abdurrahman Kutluay / Tashih : Abdulkadir Gürsever)
--------------------------------------------------------------------------------
Uydurma Olduğunda İttifak Edilen Hadisler: Aliyyü'l-Kari
Abdulfettah Ebu Gudde; Çeviren: Halil İbrahim Kutlay
İnkılab Yayınları; Kuran ve Hadis;
İstanbul, 2006,
Aliyyü'l-Kari'nin kitabı ben de yok. kitabı alıp okuyan varsa bizleri aydınlatsın lütfen.
ne sevgisi ne sevgisi?
Per, 03/05/2007 - 03:19 — Meryem AkgünMerhaba insanlar,yine ben,kisa da olsa yazayim diyorum.Konuya konuk olamadim"aslinda"zira takip edemedim.Lakin Vatan sevgisi imandandir bu gözüme takildi:) insan sevgisi imandandir desek? bu hadis degilmidir..iman etmedikce cennete giremessiniz,birbirinizi sevmedikce iman etmis olmassiniz..Vatan sevgisi nasil oluyo acep? kuru bir sevda ile mi?Vatanini seversin,niye sevmiyesin olacak is degil..Fakat bu sevginin hakkini veriyormusun,veriyormuyuz?Vatan ugruna ne yapiyoruz???Almanyada Müslüman olan almanlar var,yahut Fransa da müslüman olan fransizlar,ingilterede müslüman olan ingilizler.Simdi bu Müslümanlar"Vatanlarini sevmez iseler,hangi iman katagorisin de olacaklar?(üfff ne kadar soru sormusum)Saygilar..
Sancı
Pzt, 30/04/2007 - 21:24 — deniz sahraGöğümde yükselen bu ses kaosu da ne? Hangi harabeliğe saklanmıştır anlam? Fikir edilmemişliğin yığını bu gürültü, nereye sürükler bizi? Yetim kalan soruların cevapsızlığı değil, manasına ihanet eden sözcükler. İçi boş kelimeler cesedidir şimdi dünya. Sloganların at koşusudur sahnede. Gürültü ne de cezbeder akılları. Hakikat işgale uğramış bir şehir. Yıkılıyor birer birer surları. Savrulan sözcüklerin gölgesinde karanlığa düşüyor gerçek. Oynanan sayılar, kurallar değil; ruhumun yaşam alanı.
Şimdi öyle bir nefesle seslen ki bana dağılsın bu gürültü. Bir çöl sabahından bahset. Yorgun düşmüş bir yüreğin, bitmeyen ümidinden. Kana bulanmış bir Taif dönüşü, sevinci getiren üzüm tanelerinden. Baharın gelişini müjdeleyen zambaklardan. Ve mavinin en çok göğe yakıştığından, sonra bir de denize. Anlat ki, göreyim yeryüzündeki ayetleri. Yılgınlıklarımı toplayayım birer birer. Köprüler kurayım karabasanlardan kaçmak için. Gökkuşağına dokunamaz hiçbir leke. Ve ırmaklara ve buluta ve toprağa. Bozulmamışlığına inanacağım şeyler söyle bana. İnsan yanlarımı besleyen şeyler. Anlamlarına gasp edilmemiş cümleler. Korkuyorum, kalbim körelecek diye. Hudeybiye dönüşü bir yanılgı olsun yaşadığım.
***
Suskunluklar kesilmiş payıma, ceza olarak. Dilim vazifeden azledilmiş. Bu tahammülsüzlük, varlığımı nereye koyar benim? Saçlarımı örten kuşların kanatlarının kırılması bundan mı? Bundan mı geniş coğrafyalarda bombalar düşer evlerimize? Kalemlerimi çalan hırsızların öfkesi bundan mı? Yersizliğe mahkûm edilişim? Algı alanlarının dışında tutuluşum? Tahammülsüzlük, varlığımı nereye koyar benim? Ve ben! Varlığımı var edene borçluyum umudumu.
Şimdi bak şehirleri yakan güneşin veda eden ışıklarına. Yüksek tepelere çıkıp bak kırlara. Ağlayan hurma kütüğünün hemcinsleri ağaçlar, meyveye durmuş. Bir işaretle ikiye bölünen ay, aynı beyazlıkla konuk olur pencerelerimize. Güvercinler unuttu mu sanırsın, peki ya örümcekler? Çakıl taşları O’nda(sav) tesbih eder de, şimdi susar mı? Yarılan Kızıl Deniz vazgeçmedi itaatinden. Davut’taki demir, Süleyman’daki rüzgâr, İbrahim’deki ateş, Yunus’taki balık ve deniz ve hatta gece aşkına bak ve gör. Nasıl da ilan ederler hakikati. Varlığının kardeşleridir kâinat. Bu şarkının notalarına ekle kendini.
***
Coğrafyaları saran işgal ruhumun neresinde? Hangi kötü düşünceler atfedildi niyetlerime? Sorgulanmadan cevaplarım yazıldı. İftiranın hapsindedir renklerim, şekillerim. Yeni anlamlar biçildi hepsine, çığırtkanların elinde. Kabuğundan kovulmuş bir kaplumbağanın hüznüdür yaşadığım.
Değil mi ki yeistir en büyük düşmanımız. Şimdi umut, Yesrib'in olsun. Ateşin kavurduğu ayaklarını sür bu şehre. Geç sana atfedilen isimlerden. Hareketlerin bileyişin olsun körelen anlamları. Unutmayasın diye. Yanılmayasın diye. Sakin ama vakur olsun yürüyüşün. Adil ve merhametli.
Unutma yağmur tanelerinin nereden döküldüğünü. Hırkanı çıkararak karşıla onları. Dokunsun kalbine doğunun ve batının Rabbi. O'nun yanındadır değer, niyet, anlam, hak. Bir fetih suresinin serinliğine sığın şimdi. Basireti yakalamak adına. Umudu sobelemek adına. Değil mi ki yeistir en büyük düşmanımız. bu karamsarlığa şifa niyetine sür umudu.
Bahçendeki çiçekleri kokla. Hasta olan komşuna git bir çorba sıcaklığında. Pencerene konan ayı seyret Marmaranın ışıltısında. Yavrularını besleyen anne kediye ver içtiğin sütün yarısını. Ellerinle diktiğin ayyıldızlı bayrağı çıkar ve gülümseyerek bak O'na. İnancının yanında olsun umudun.
Gör, bak ve duy. Zamanı var edenin tik-taklarını...Gerisi sadece bir oyalanma.
Sadece merak ettim kimse alınmasın!
Salı, 01/05/2007 - 12:58 — Hacer Nazan T.Politika mı, şiir mi, düz yazı mı?
Konunun içeriği manalı, fakat bütüne bir bitmemişlik hakim değil mi?
Bu yazının devamı var mı?
İçerik manalı olsa da şekilde sorun var desem şekil ehli olmuş olur muyum?
Yazı, fırından çıkan sıcak ekmek gibi önce tatlı gelip sonra midemize oturan cinsten mi?
Yazı yazarın adına değil de başka bir adla yazılmış olsa yayınlamaya değer bulunur mu?
Yazar "gak" dese "cik" dese muhteşem bir yazı, yayınlamaya değer bir yazı olur mu?
Estetiksizliğin de bir estetiği var mıdır?
evet evet işte bu
Salı, 01/05/2007 - 14:40 — ismail kılıçarslanBir şiir olarak yazmadım yukarıdaki parçayı. Dolayısıyla, burada yayınlanması da dahil, Hakan Arslanbenzer'in cevabı bu meselede doyurucu ve tamı tamına yerli yerindedir.
Ben bu aralar, işte böyle şeyler de yazıyorum. Öfkeden, kızgınlıktan, bedbahtlıktan yazıyorum. Şairlikten değil. Ayrıca, Hacer Hanım, "bu yazıdaki imza başka birinin olsaydı" falan filan diyerek cemaat'teki arkadaşlarımı da "töhmet altında" bırakmayın lütfen. Yazı, şiir, metin, öfke... Yukarıdaki parçayı nasıl isimlendirirseniz isimlendirin (ki Arslanbenzer "hitap" demiş ve pek de güzel demiş) ben, bizzat, kendim, şahsen girdim buraya bunu. Editöryal hakları olan bir üyeyim çünkü. Bilinsin isterim.
Son olarak, işte bu sabah, cep telefonuma, belki yukarıdaki parçanın devamı olarak da okunabilecek şekilde şunları yazdım. Aşk ile buyurunuz:
HALK ŞİİRİ
kara halkımız, karaşın halkımız, üzgün
meydanlara inmeyen, inmeyen minibüslerden, başka türlüsünü bilmeyen
asansörde miraç, devlet dairesinde bilal, askerde hamza
halkımız: kurtarılmayı bekleyen, durmadan çoğalan, durmadan
bugün günlerden başbakan, tarihlerden cumhuriyet
güneş gözlüğü, yanık kremi, turkcellde indirimi olmayan
halkımız haklı değil, cahil, tembel, yavşak halkımız
oy vermese, şevişmese, doğmasa, yaşamasa halkımız
kara halkımız, karaşın halkımız, nonestetik
köyden gelip lahmacun yiyerek heryeri dolduran
parkları, plajları, belediye tesislerini, sigorta hastanelerini
halkımız: komisyoncu, ganyancı, sayısalcı halkımız
iğrenç, pis, sümüklü halkımız
kavga eden, pes eden, ezen, oğlunu askere kına yakıp
kızını on sekizinde köylüsüne veren halkımız
aptal salak deli manyak halkımız
ipe çekilip kurşuna dizilip aydınlanmayan öküz halkımız
çağdaş türk kadınına iç geçiren, rakıyı düğünlerde içen
dans bilmeyen, ankaralı turgut dinleyen kara halkımız
karaşın
halk
şiir
darbe
amenna
...
Çar, 02/05/2007 - 03:16 — Hacer Nazan T.Hepimiz ermeni değiliz ama hepimiz gerginiz,
Yüzümdeki gerginlik yazısından göz yaşlarım sızarken yüreğimin mazgallarına, en son yarim okudu bir o anlamadı beni bir o anlamalıydı beni , bu bana sanal derbenin!!! darbe olmayıp ben de varım olmaktan başka bir şey olmadığını anlatamamak kadar çok dokundu.
Gerginiz çünkü istenen gerilmemiz.
Sürüye uymayan sürmelilerden olmak gerilmek, germemek gerek.
Ah bundan nasiplenmek , bize nasip var mıdır?
Hem ne alaka gergin olmamız bize ne yazdırırsa yazdırsın yazar diyor ya “yazar çöpe attıklarıyla yazardır.”
Ve duygusallık bir kenarda dursun, soru soruyorum kimseyi töhmet altına almıyorum, bu sorunun evet yada hayır gibi bir cevabı pek ala olabilir.
Bir örnek de vermek isterim Turgut Uyar bir çok şiirini şiir kitabına almıyor, fakat derleme yapanlar kitabına onun almadıklarını da şiir diye alıyor.
Bu isme iltifat mıdır yoksa yazarın her yazdığı şiir deneme hitap ( yeni bir tür olsa gerek) vs. kıymetli bir şey midir yayınlansın ?
Duygu sağnağı
Salı, 01/05/2007 - 17:17 — Şadan ErcanBu yazıda niçin estetik arandığını da anlamış değilim. Yazı tam anlamıyla bir duygu sağnağı. İsimle cisimle alakası yok. Bu yazıyı herhangi bir üye de göndermiş olsaydı bizim nazarımızda durum değişmezdi ve yine yayımlanırdı.
Bu arada yeri gelmişken bir hususa da dikkat çekmek istiyorum. Zaman zaman bazı arkadaşlarımız tarafından cemaat.com için edebiyat sitesi nitelemesi yapıldı yorumlarda. Bu sitenin bir edebiyat sitesi olmadığını vurgulamaya gerek var mı bilemiyorum. Edebiyat sitesi değiliz, olmak niyetinde de değiliz. Edebiyat, kültür-sanat sadece bir cüz'üdür cemaat.com'un.
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
Arslanbenzer sanırım
Salı, 01/05/2007 - 15:22 — Hacer Nazan T.Arslanbenzer sanırım “şiir”, “estetik” kelimesi yan yana gelince ya da konu içinde bulununca biraz aceleci yaklaşıp soruların birbirinden bağımsız sorulmadığını göremiyor.
Ve takdir edersiniz ki, bir şeyler konuşurken, tartışılırken, sorulurken sen önce kendine bak demek, der gibi yapmak uygun bir söylem olmaz.
Ki üstelik benim şiirlerimde estetik var diye bir söylemde de bulunmadım.
Anlattığınız şeylerden gafil de değiliz, yine de teşekkür ederiz.
Sorularım birbirinden bağımsız değildir, bunu düşünüp cımbızlama yapmadan cevap verilmelidir, burası her hangi bir internet sitesi değildir, yazarı kim olursa olsun fırından çıkan şeylerin çıktığı gibi anında büyük bir yarımlıkla yazılmaması önce bir dinlenmesi sakinleşmesi sonra ortaya sunulması taraftarıyım. Yani bu yazıyı her hangi biri yazsa şuan burada bulunma ihtimali konusunda şüpheliyim.
Az önce yorumumda belirtmedim, şimdi belirteyim mesela şiirlerini beğendiğim şairlerden Charles Baudelaire ve İsmet Özel’i örnek vereyim bu adamlar velev ki “gak” deseler ben derim ki “gak “ diyorlar şiir değil bu bir çeşit karga sesi.Ya da yazılan şiir değilse bir kategoriye sığdırılamayan bir ses çıkarıyor derim belki anlamadığım!!! dilden .
Böyle bir durumda birileri çıkar ve belki de en büyük edebiyat!!! yalanını söylerler, ilerde anlaşılacak bu. O ilerisi köşe başı mı bayım? Neresi ve ne zaman?
İsmail Kılıçarslan ile bir takıntım yok entel dantel vs camianın tuhaf!!! görüşleri ( yazının konu içeriğine değildir söylemim) beni bazen grip ediyor sanırım biraz hapşurdum o kadar : )
Not: Bu politikaysa bende politik bir söylemi değiştirerek sormak isterim:
Yazar ceketini koysa yayınlarlarlar mı?
ya iyi de niye ya, niye ben ya
Salı, 01/05/2007 - 17:44 — ismail kılıçarslanAblacım, kardeşim, bacım, hanımefendi...
Evet, ben bu siteye ceketimi koysam yayınlarlar. Hatta, değil bu siteye, Türkiye'deki edebiyat dergilerinin %95'ine ceketimi koysam yayınlarlar. Çünkü ben, eee ama kusura bakma artık bacım, "Türk şiiri"ne dahil bir şeyim, sense değilsin.
Sitenin sahibi "İsmail değil, başka biri de yazsa yayınlardım" diyor, sen hala konuşuyorsun. Entel dantel deyip hakaretin padişahını yapıyorsun; ama eminim ki şimdi benim bu yazdıklarımdan elli bin tane hakaret bulacaksın.
Ablacım, buna ihtimal vermesem de, anlayabileceğin şekilde anlatayım: "Pazar gün o mitingi izlerken duygulandım, hislerim kabardı, yüreğim darlandı, ilham geldi, gazoz olanından tabii, ben de oturup yukarıdaki, adı her ne haltsa artık, o dizeleri yazdım. Sonra da, 'yahu bunu ben bir de insanlarla paylaşayım bari' dedim." Offf ya. İzah ederken yoruluyorum.
Entel dantelim ben ablacım. İşe yaramazın tekiyim. Burnu büyük, bir ayağı yerde bir ayağı gökte biriyim. Ama, tepemin tası attığında da işte böyle birdendire Ankaralı derin köklerime dönüp balatayı sıyırıyorum. Yapman benim güzel ablam. Alman ahımı.
Sahi, siz güzel memleketimizin hangi köyündensiniz?
Selam, saygı, hörmet, muhabbet yahu.
Not: Görkem Userin gene haklı çıktı. Kısaca ve netçe "yazma buralarda, buralar adamı bozar" dediydi. Ben de elimi eteğimi çekmiştim. Hay benim kafama...
anlamı kelimeye zorlamak
Çar, 02/05/2007 - 17:32 — güray süngüSevgili Üstadım, bu ülkede herkes çok akıllıdır, çok okumuştur, sanatın da manatın da her türlüsünü bilir ama bilmez çoğu, 'işe yarar bir kelime versinler bana, unutayım dilimi' deyişini. Söz muhatabını buldu.
Çekilelim...
http://gereksizedebiyat.blogcu.com
"......."
Salı, 01/05/2007 - 15:07 — Pınar DenizHay Allah razı olsun Nazan kardeş dedim ilk okuduğumda bu yorumu ama sonra düşündüm de...
Altında "politika" yazması sebebiyle edebi açıdan eleştirebileceğimiz bir yazı değil. ( bu güzel birşey benimkilerde de ruh hali yazıyor mesela bu yüzden onlar da muaftır edebi eleştiriden. Yeri gelmişken edebi açıdan korkunç olan ve pek çok imla hatası içeren yazıların altında "deneme" yazıyor oluşu benim "ruh hali"mi bozuyor giderek. Bu, konusuna bakılarak mı yoksa "deneme bir-ki"den çağrışımla mı yapılıyor bilmiyorum. Ben , "bir daha sakın deneme! "olarak alıyorum bunu) Bu yazarın edebi olan bir yazısını da eleştirebileceğimi sanmıyorum şahsım adına ama bu yazıda kulağa garip gelen şeyler var ve gerçekten yarım kalmış hatta yarım yayımlanmış gibi görünüyor. Tabi bu yazının yazarı bir şair olduğu için beklentileri yükseltmiş de olabilirim.
(Sadece kendi adıma konuşuyorum)
Salı, 01/05/2007 - 19:34 — Pınar Deniz(Sadece kendi adıma konuşuyorum)
Belki ismail beyin başında patlamış, şiire dair, editörlere dair (sadece bu sitenin editörleri değil) bir rahatsızlık var burada. Belki bir şiirin altında ve şiirle ilgili bir tartışmanın ortasında olması daha makul olurdu.Benim eleştirilerim ise editörleri bir yandan da mutlu etmeli çünkü önem veriyorum bu siteye ve burada nelerin hangi isimle yayımlandığına.
Şunu da söylemek gerek hiçbirimiz zorla birşeyler göndermiyoruz buraya ve göndererek değerlendirecek gurubun ehliyetini de kabul etmiş sayılıyoruz ama verdiğimiz değer oranında hassasiyet de bekliyoruz doğal olarak. Bu sitede edebiyatla şu veya bu şekilde ilgilenen çok fazla üye var ve edebi bir iddia taşıyan ( ki bunu metnin altındaki sınıflandırmadan anlıyoruz ve bu yüzden önemsiyorum bunu) her metin eleştiriye hazır olmalı. Ben buna hazır olmadığımı farkettiğim için bir şiirimi gönderdikten bir kaç saat sonra geri çektim mesela.Herneyse ne kadar düzeyli de olsa burası bir blog sonuçta edebiyat dergisi değil ben de bu yüzden buradayım. Selamlar herkese...
Hangi hasrete çığlık atılıyor.!
Salı, 01/05/2007 - 17:29 — yusa ırmakBir sözü kime, ne şekilde, ne zaman, nasıl, hangi makamda ve ne niyetle söylüyorsunuz? “Düşündüğünüz, söylediğiniz, söylediğinizi sandığınız, söylemek istediğiniz ile karşınızdakinin; düşündüğü, duyduğu, duyduğunu sandığı, duymak istediği ve anladığı arasında fark olabilir. Dolayısıyla iki kişinin anlaşmalarına engel 9 ihtimal vardır.” demişler. Bilmem anlatabildim mi? Yanlış anlamamak kadar, yanlış anlaşılmaya fırsat ve meydan vermemek de sorumluluktur. Bu sorumluluğunuzu yapacağınız kanaatindeyim... baki selamlar..
Zaten yüzümde darp izi var
Salı, 01/05/2007 - 18:10 — Sakine AkçaBen yazıyı çok samimi bulmuş ve muhtevaya kilitlenmiştim oysa...Altında ne yazar deneme mi, politika mı her neyse bakmamıştım bile...Hele içinde inşirah geçen cümle...O benim olsun ...Yoruma gerek görmeme sebebim de bu filmi çok önceden seyretmiş olmamdı. Makamımı bilirsiniz, bıkmışım , usanmışım...
Ama yazının samimiyetini anladım elbet. Hatta çok daha derin bir kök yazısının içeride bulunduğunu bile gördüm. Eh görüyoruz...Makamımız arş-ı alaya yükselecek neredeyse...
Şöyle bir günde böyle bir tartışmayı hiç şık bulmadım doğrusu...Yoksa başımıza gelenler ellerimizin marifeti olmasın?
Yüzümüzde darp izi var. Bize kim çarptı diye bakmak varken...Yapmayın ne olur.
Eğer mayanız baldansa hiç bir yerde bozulmazsınız. Hiç yazmaktan kaçılır mı?
Bugün mübarek işci bayramı, küsmeyin barışın şairler...
Ha isterseniz bir de şairler günü ilan edelim ne dersiniz, piyasa canlansın için...
Allah yâr ve yardımcınız olsun.
Tercümân-ı Ahvâl
Salı, 01/05/2007 - 18:30 — Fatih M. TiyanşanŞairler hallerimizin tercümânıdırlar elbet, dillerine gelen şiir olsun olmasın belli bir ifade kalıbı bulmuşsa ve bir şey(ler) anlatıyorsa, mesela yüreklere su serpiyorsa, mesela kendimizi buluyorsak o cümlelerin içinde, sevincimizin, hüznümüzün ve öfkemizin kelimeleştiğini, anlamlaştığını ve bir haykırış olarak yükseldiğini görüyorsak bu, bizim için önemlidir, önemli olmalıdır. Nasıl olduğundan ziyade ne olduğu önemlidir bir şeyin.
İnsan beden ve ruhdan mürekkepse şiir de üslûp ve anlamdan mürekkeptir denebilir. Asıl mesele ruhtur, yani anlamdır, ortaya konuş biçimi ise daha sonra gelir. Bu tıpkı bir insanı dışıyla mı içiyle mi değerlendireceğimize benziyor. Bizim için bir değer arzeden şey, kabukdan ziyade özse bu durumda kelimelerin nasıl geldiğine değil de niçin ve ne olarak geldiğine bakmak daha anlamlıdır kanaatindeyim. Madem anlam aradığımız bir şeydir, madem biz insanız, madem bir şeyler ifade etmek ve bunu başkalarıyla paylaşmak istiyoruz, o halde biraz da sonuca bakmalı derim. Bir metni okuduğumuzda bize heyecan veriyorsa, içimizde kayıp anlamları bulmamıza vesile oluyorsa ne âlâ.
Farketmek ve anlamak duasıyla...
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
367 şartmış
Salı, 01/05/2007 - 19:04 — Elif Meriçben nefret edip etmeme konusunda kararsızım, ama bildiğim bir şey varsa o da Anayasa Mahkemesinin kararının hukukçularca tartışılmaya devam edileceği kesindir. Karar açıklandı, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci tur oylamasında 367'nin sağlanması gerekliymiş ve sağlanamadığından ....
İstenen oldu, bakalım bundan sonrasında ne olacak?
"bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında,
canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını... " cemal süreya
*sakalım*
Salı, 01/05/2007 - 21:36 — U.Ali BirkardeşlerHey! Sen! Ne diye bakıyorsun mutlak karanlık, o yosun tutmuş gözlerinle? Beyhude çaban!Sakalımı kesemez bakışın!Ben de biliyorum, uzadıkça sürgüne gönderiyor beni sakalım. Yine de, hiç sevinme! Ben bu sürgünde sakalın destanını da yazarım.
Destanın...
Salı, 01/05/2007 - 23:17 — Emine ŞekerBöyle bir sürgünde arkanda dualar olacak. Cebinde mürekkebi hiç bitmeyen kalemin.Destanının kutsal kalemi.
esma gülten
Hadi nefret etmeyelim de...
Salı, 01/05/2007 - 22:11 — sare yazmazSayın Kılıçarslan,
evet nefret etmeyelim ama daha nereye kadar geçmişimizle övünerek, o geçmişi hayat tarzımıza yansıtma zorluğu çektiğimiz bu topraklardan sevgiyle sözedebileceğiz?
Bu yazı bana Hz. Muhammed ve ashabının Medine'ye yapmış oldukları hicreti hatırlattı. Eğer aslolan toprağı terketmemek ondan nefret etmemek idiyse onlar neden gittiler, neden kendileri için öyle kutsallık arzeden bir vatanı arkalarında bırakıp gittiler? Bilmiyorum bu soruların sizin yazdıklarınızla ne ilişkisi var ama...
Artık zorlanıyorum buralarda yaşarken, bu ülkeyi sevebilmek için benim daha fazla argümana ihtiyacım var. Dedelerimin vermiş olduğu mücadele, Osmanlı'nın şanlı tarihi, İstanbul'un içi boş tarihi camileri yetmiyor artık... Ya da var da ben mi göremiyorum sevilecek, tüm dünyaya örneklik teşkil edecek yanlarını ülkemin...
Yinede nefret edemeyiz....
Salı, 01/05/2007 - 23:50 — medine doganAma Mekke'ye geri donuldu degil mi?Yureklerden silinmedi...Efendimiz Sevr cikarken donup donuk Mekke 'ye bakmis....nefret etmek ayri,mecburen terk etmek ayri....Ve Muslumanlar Medine'nin tum ictenlikli kucaklamarina ragmen,oraya gittiklerin de hasretlikte hasta oldular.Hz Bilal, Hz Ebubekir....Ustelik bizim ulasacagimiz bir Medinemiz de yok.
Aylarca yillarca vatan hasretligi cekeriz.Turkiyeye gelecegimiz zaman cocuklar gibi heyecanlaniriz.Ilk darbemizi sinir kapilarinda havaalaninda yeriz.kiriliriz, inciniriz...ama biraz uzaklasinca hepsini unuturuz...
Bu yaziyi ilk okudugumda icim umit doldu.herseye ragmen vatanimizdan nefret etmemek...emegini acisini cektigimiz hersey daha cok bizimdir.bunu bile dusunursek sevmemiz icin yeterl idiye dusunurum.
selam ederim.
cesur kalem...
Salı, 01/05/2007 - 23:56 — Elif MeriçPerihan Mağden'in bu yazısı okunmalı kanaatimce...
http://www.medyagazete.com/detay.asp?id=14546
Yine hezeyanlar.
Çar, 02/05/2007 - 18:02 — Sule DemirtasSevgili arkadaslarım.
Uzun suredir cok kritik mevzular dısında yorum yazmıyorum zira yorum yazmayı itecek gucu kendimde bulmuyorum. Ancak bu yazı, icinde duyarlılıkları olan her musluman gibi, sancılarıma ve yaralarıma dokundu. Dokunmaması anormal olurdu. Cıkıp hakkında abuk subuk yorumlar yazmak abesle istigal olurdu. Cunku sezar'ın hakkı sezar'ındı. Yazı guzel degil cok iyiydi. İlk cumlesinden son cumlesine kadar akarak okunan ama harbiden iyi bir yazıydı...
Ya sonrasında gelen yorumlar. Vay bana vayhlar bana, su vermez caylar bana. Bir adam yazdıgı yazıları kendi kişiliği ile nasıl bu kadar gölgeler kardeşim ya. Hadi biz çömeziz, yazamıyoruz, sindirememeşiz de eleştrileri, üzülüyoruz sıkılıyoruz uffluyoruz ama sen kendine "şair" diyebilmişken, bir insanın kendisine dahi "şair" diyebildiği o en yüksek edebiyat irtifasındayken(!) nasıl bu kadar hazımsız olabiliyorsun arkadaşım ya. Bu yazıyı yazabilmiş, bu tedrisattan geçebilmiş adama demezler mi, bu ne perhis bu ne lahana turşusu. Hep kaprislerimiz çekilsin, hep ayyuklara çıkılsın istiyor nefsimiz ama, bize "orada dur bakalım" diyenlerede, yazımı herkes yayınlar, ben şairim demeye de edebiyatın edebi gerekir kardeşim ya.
Herkes bir yere gittiğinde, geldiğinde de O'dur. Bunu kendimde anladım, başkalarında da görüyorum. İsmail Kılıçarslan'ın perdesi yine kendisi oluyor gördüğüm kadarıyla. Arkadaşlarının verdiği ayar, buralarda çarkı döndürmüyor yine...
Bence sadece yazı yazın, yorumlara da selamet dileyin. Sizin icin en hayırlısı bu gözüküyor
selametle
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
merak etmeyin, gidiyorum zaten
Çar, 02/05/2007 - 22:09 — ismail kılıçarslanŞule Hanım,
Bozuk Türkçesi ile bana hakaretler savuran (ki bu ne yazık ki ilk defa gelmiyor başıma) insanlara bir şey demeyecek misiniz? Adalet anlayışınız bu mu? Hanımefendi bana "entel dantel" deyip Kuran kursu hocası edasıyla ders vermeye falan çabalayacak, siz bağcıyı dövmeye çalışacaksınız. Haydaaaa.
Bir kez daha söylüyorum işte. Şairim. Taş gibi, buz gibi şairim. Şiirlerimi de bu ülkedeki her edebiyat dergisi yayınlar. Bunun enaniyet falan olduğunu düşünmüyorum. "Marangozum" diyen adama enaniyet suçlaması yapmak kadar komik sizin bu çıkarsamanız.
Burak Cem,
Ben "gelecekte adı anılacak bilmem neler" sınıfına dahil olmak için değil; şair olduğum için şiir yazıyorum. Enaniyet menaniyet gibi meselelere girip komik olmanın alemi yok. Sen endişe etmeye falan devam et. Şemsiye yap hatta.
Ve bütün Cemaat ehli,
Artık yazdıklarımla daha fazla canınızı sıkmaya niyetim yok.
Bu vesileyle, söylemek istediklerimi son kez ve yüksek sesle söylemek istiyorum.
Türkiye İslamcılarında genel hastalık olan "haddini bilmeme" durumu, söz konusu sanal alan olunca iyice ayyuka çıkıyor işte. Cemaat de ne yazık ki bundan payını alıyor.
Lisede okul servisinde sabahın köründe arkadaşlarım horul horul uyurken; ben Kafka, Şeriati, İkbal, Akif okuyordum. Yedi İklim'de, "belki buradaki abilerden bir şey öğrenirim" diyerek çok küllük döktüm. Emek verdim yaptığım işe. Kalkıp birilerinin, hele Türkçe mürkçe bilmeyen, okumayan etmeyen insanların "aha da yakaladık, şu kerize haddini bildirelim, şuna bir edep öğretelim" tavırları, kusura bakın artık, midemi bulandırıyor.
"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu" denilmiş malum.
Edepsizim, tehlikeliyim, insandan kalkan şiirler yazıyorum, argo kullanıyorum, küfür ediyorum. Cemaat'in ortalama "sterilizasyon"una uygun biri değilim anlaşılan.
İşte burada adını koyuyorum. Bana edep dersi vermeye falan çalışan arkadaşların, bana haddimi bildirmeye çalışan arkadaşların durumu "yahu kanal 7 niye şarkı yayınlıyor" derken kendi radyosunda tarkan çalan sakallı taksicinin durumuna benziyor.
Offf. Sıkıldım. Hatta, lafı gereksiz yere uzattım.
Bunlar, kesin olarak cemaate yazdığım son cümleler. Cemaate bol steril günler dilerim. Hacer Nazan Toy'la, Emre Şimsek'le, Şule Demirtaş'la, Burak Cem'le falan mutluluklar herkese.
Yusuf Armağan, Şadan Ercan, Selim Şevkioğlu, İskender, Rüştü, Medine Abla, Tekin, Ali Görkem, Tiyanşan, Faruk, Alper... İsmini burada anamadığım diğer dostlar. Hakkınızı helal edin.
Erbakan'ı "hoca", Fethulah Gülen'i "mehdi", Tayyip'i "başbakan", Engin Noyan'ı "düşünür" zannedip bana ayar vermeye çalışan arkadaşlar. Size de helaldir hakkım.
"Çapaklı olana aşina olmayan" bu beyaz İslamcılık beni kasıyor artık. Geriyor. Hasta ediyor. Sanki hayatında hiç Tarkan dinlememiş gibi yapan, hiç küfür etmemiş, hiç büyüklük taslamamış, dedikodu yapmamış, kazaya namaz bırakmamış gibi yapan bu ikiyüzlülük midemi bulandırıyor.
Hayrolsun. Selam olsun.
hooop nereye?
Çar, 02/05/2007 - 22:42 — Ayşegül GençBen de sizin için değmez diyerek ortadan kaybolan yazarlardan şairlerden bıktım!
Gidiyorum işte diye sitem edenlerden!
Taşlar her zaman atılır!
Bindörtyüz sene önce atıldığı gibi! En sevgili o an vazgeçseydi her şeyden ne olacaktı!
Vazgeçmeyeceksiniz!
Madem bu dilden konuşmak daha iyi (haddim olmayarak ya da ne bal gibi de haddim olarak) diyorum “gitmek yok”
Giden bırakan terk eden adamlara gıcığım zaten!
Yazısında bu ülkeden nefret etmeyeceğim diyen; “ vazgeçmeyeceğim sevgilimden
vazgeçmeyeceğim dedemin anlattığı ali, hamza, muhammed, isa, musa ve Yusuf”
Bunları söyleyen birine tam da haddim olarak “nereye?” diye sorarım. Yok öyle!
Alev alatlının kitabında şöyle bişey vardı ; Osmanlı imparatorluğuna karşı düşmanca tavırları ile tanınan Ernest Renan’ın şu sözleri ; “bir devleti kurtaran manevi bir uyanıştır. Bu milli ve romantik bir edebiyat demektir. Türkiye’de böyle bir edebiyat yoktur ve olamaz. Türk edebiyatçıları hangi intikam duygularını çoğaltacaklardır? Türkiye’de öyle bir şey yoktur. Türk edebiyatı sükûnet ve tasvir edebiyatıdır.”
İşte tam da bu söz sizin yukarıdaki bloğunuzdaki gibi yazıların yokluğundan bahsetmiyor mu? Elalemin ermeni yazarları “kim bu kavmi yok edecekmiş hayret ederim” gibisinden coşkulu ara ara isyankar yazılar yazıp kendi kendilerini nasıl da yüceltiyor?
Tekrarlıyorum nereye? Herkes beğenildiği ortamlarda mı yazacak?
Neyse ben “bayan ağır baş” olarak çekilmeliyim köşeme şimdi… buyurun cemaat başka lafım yok!
Bana oradan iki kokoreç! mazisi kötü olsa da tadı iyidir:)
"eddai"
Seni Seviyoruz Kılıçarslan
Çar, 02/05/2007 - 22:56 — Şadan Ercango home dostum
git güle güle
mekanı tebdil eyle
hoşgeldin dostum
welcome back
diyeceğiz yine
-Irgatbaşı-
İstifan KABUL EDİLMEDİ kardeş.
prose-poem!
Çar, 02/05/2007 - 23:15 — Mustafa Burak SezerAli Görkem Userin, gidiyorum, Yedi İklim'de, Bir Nokta'da ve Kitaplık'ta yazmaya devam edeceğim, buralar adamı bozar demişti, İsmail Kılıçarslan'ın dediği gibi. AGU bir kayboldu, İsmail abi de kayboldu. Tamam dedim bunlar kanka. Gelmezler artık. Tabi İsmail Kılıçarslan tam hop yeşil sahalara geri döndü dedim, cümbürlop damladılar. Sağlık olsun, şöhrete kavuşmanın bir yolu da şöhretlere çatmaktır sanıyor millet sanıyorum, ama öyle değil. Denendi görüldü tarihte. Tarihten ders almak lazım.
Yukarıdaki bir politika yazısı değildir. Yukarıdaki isyan yüklü, politik bir prose-poem'dir. Yani nesir şiirdir. İlle alt alta, üst üste dizeceksin bir form koyacaksın al sana şiir muhabbeti olmuyor yani. Nesir şiir deyince, hadi kardeşim bizim bildiğimiz nesir-şiir daha başka bir şeydir diyenler çıkacaktır tabi. Fakat bu bir nesir-şiirdir, zira yazı değildir, kurallı cümlelerinin yanında, devrik cümleleri ve kesilen, bitmeyen cümleleri vardır. Şiirin karekteristiklerini taşıyor.
İsmail Kılıçarslan'ı seçimlerden sonra yine bekliyoruz. (sanırım millet iyice gerildi, nereye çatacağını bilemiyor!)
muhabbetle
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Bir Şair
Çar, 02/05/2007 - 23:00 — Edip Ozan Karaoğlu2002 ya da 2003 yılı olmalı. Fatih'te Ağaç Kafe isimli bir mekanda bir şair ile tanışıyorum. Şairliğini sevdiğim ama yanında olmaktan, konuşmaktan hiç haz etmediğim başka bir şair ile birlikte..
Kitabını imzalıyor. Soyadımı yanlış yazmasını umursamıyorum. Peygamberler Tarihi ya da Siyer gibi bir projesi olduğundan bahsediyor. Bir şairin elinden çıkacak böyle bir çalışma beni heyecanlandırıyor. Gülümseyen bir yüzü ve naif bakışları var şairin. Alışık olduğum şair kasıntısından eser yok. Bir kez daha yüzyüze gelmiyoruz o günden sonra. Ne zaman şiirden söz açılsa adını anıyorum. Bakın diyorum böyle bir adam var.
Yıllar sonra üyesi olduğum bir web sayfasında görüyorum adını. Hah diyorum nihayet şiirden anlayan biri geldi. Artık çok kötü şiirler görmek zorunda kalmayacağım.
Derken bütün büyüyü bozan yorumlar okumaya başlıyorum. Önceleri içinde olmadığım konularda tasvip etmediğim şekilde konuşan bu "şair"e karşı gönül kırıklığı ile baksam da sevmeyi ve takip etmeyi bırakmıyorum. Sonra bir gün karşı karşıya geliyoruz bir mesele yüzünden. Tanıdığım şairden neredeyse hiç iz kalmamış. Sanki bir başkası olmuş. Nerede o naif, güleryüzlü adam nerede yorumlarını buruşuk yüzlerle okutan diğeri?
Öyle ki o'nun yüzünden üyesi olduğum platformu da terk ediyorum. Artık ortalarda olmadığını düşündüğüm bir vakitte tekrar dönüyorum ve hemen ertesinde adı yine bu platformda görünüyor. Sanki beni bekliyormuş gibi. Yine o avamca sataşmalar, yine aşağılamalar, yine herkesi suçlayıp kendini haklı görmeler. Kendini beğenmişlik..
Velhasıl-ı kelam ben yıllar önce tanıştığım "portakal, turta bir de kirpi"nin şairini seviyorum. Ve lakin şurada şu cümleleri kuran ismail kılıçarslan'ı sevmiyorum. Keşke diyorum keşke şurada olmasaydı da beni heyecanlandıran projesini bitirmek için uğraşıyor olsaydı.
İğne sevgili kılıçarslan, iğneyi kendine batır. Biz çuvaldıza yıllar öncesinden razıyız..
insafa davet
Çar, 02/05/2007 - 23:21 — Tuba OkuyanBurda ne oluyor?öncelikle çok şaşırdım.bu uslup ne kazandırdı ki cuntacılara onları taklit hevesine kapıldık.gördügüm kadarıyla enerji fazlanız var beyler bayanlar.ismail bey bu yapılanlar eleştiri özgürlüğünü aşmış durumda.lütfen kendimize gelelim yoksa bu sitede eleştirecek adam dahi bulamıyacaksınız.insan kolay kazanılmıyor?tanımadan saldırmak hastalıgı çok şikiyetçi oldugunuz ülke kaderine sizi de ortak yapmaz mı?Tanımanıza yardım edeyim haddim olmayarak.O bu ülkenin ustalarının emanetçisi,müslümanlar iyi şeyler yapabilirinin cevabıdır.hakında konuşacak çok şey var.ama ben şimdilik bu kadar hevesli varsa anlatanda bulunur.insafa çagırıyorum iyi niyetize sıgınarak.
Aşırı tevazu = kibir
Çar, 02/05/2007 - 23:51 — leyla turanRabbim bizi kibirden koru, özelliklede aşırı tevazu şeklinde kendini göstereninden. Haddini bilmek yerini bilmektir. İnsan kendinden aşağıda olanlarıda kendinden yukarıda olanlarıda bilmelidir. Ben insanın duracağı yeri bilmesini kibir olarak algılamıyorum. Tam aksi gereksiz bir tevazu bence çok tehlikeli...
İsmail Kılıçarslanı zaten bilen biliyor... Sen kendini savunma, hayatın ve yaptıkların seni savunacaktır diyor ya sokrates.... Fazla söze gerek yok sanırım.
Bence çok güzel bir yazıydı. Bazen hiçbir noktalama işaretine hiç bir yazım kuralına aldırış etmeden yazmak lazım... Doğaçlama :)) İnsan öfkeliyken, sancı çekerken doğaçlama davranır doğaçlama yazar. Ben böyle algıladım... kaleminize sağlık :)))
gitmek yakışmaz
Per, 03/05/2007 - 00:36 — Ümit Demirİsmail Kılıçarslan'ın adını/kendini bilmezken Haber7'deki sunumuyla tanıdım ve sevdim. bu yazı için gidecekse bu yazıya haksızlık olur. yok başka sebebleri varsa Ayşegül Genç güzel bir ikna yazısı yazmış. bence de gitmek yakışmaz yürekli olanlara... hayatta her şey/herkes istediğimiz gibi olmuyor ama ne okulda, ne askerde, ne işte umumiyetle son raddeye kadar sabrediyoruz.
gitme demeyi sevmiyorum İsmail Kılıçarslan! dedirtmezsin inşaAllah...
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Köpüklü Enaniyet! İtina ile Fışkırtın…
Çar, 02/05/2007 - 18:03 — Burak CEMMerhaba,
Benim anlamadığım/anlamak istemediğim bir husus var: Neden bu tarz enaniyet odaklı söze mecbur kalır insan? Yahu, insaf! Müslüman tevazu yapması gereken yerde, öyle bir kabarıyor ki, mübarek hindilere taş çıkartabilecek kerteye geliyor. Tamam, şair/yazar olabilirsiniz de, bu sizi imtiyazlı gruba mı sokar? Kaç gömlek üstün olursunuz..! Unutulmamalı ki, gün gelir, kaç kat gömleğiniz olursa olsun, eskir; oduncu gömleğinden bile beter olur..! Söylemlerden biri : Ceket koysa yayınlanır. Gerçi, bu söylem başka bir söylem üzerine söylenmiş bir ifade. Evet ceketimi bile koysam yayınlanır sadedinde bir cevap. Türk şiirine dahil olabilir insan ama gelecekte ismi anılan türk şairlerine dahil olamayabilir insan. Sözü söylerken de, bin tartmalı değil midir? Karşındakine “sen değilsin” deniliyor. Sen dahilsen, bunun şükrünü eda etmen gerekmez mi, böbürlenmek yerine. Şimdiyi değil de, geleceği biraz tahayyül etmek elzem değil midir? 50 sene, 100 sene sonra isminin nerelerde olduğunu düşünemez mi insanoğlu? Acaba, “ah ulan, bir şair vardı, adı xx yyyyy idi. Ne güzel yazardı, sağlam adamdı” diyen birkaç dost meclisinde mi kalır isim, yoksa “xxx yyyy” kendinden sonra gelen birçok kişiyi etkiledi, arkada büyük bir kültürel/düşünsel miras bıraktı. Şiirleri, düşünceleri hala dilden dile” mi denecek? Nimetin şükrünü eda etmek yerine, nimeti heba edecek davranışa girişmek? Kabiliyeti sana veren Allah değil mi! Kafana bir darbe alırsın, ortada ne şairlik, ne mütefekkirlik kalır! Aklını oynatırsın hafizanallah! diye sorgulamalı insan kendini, kendimizi sorgulamalıyız.
Neyse, yazdıkça sözlerimin ipleri kopabilir endişesiyle, başta nefsime söylediğim bu sözleri noktalıyorum.
Selamlarımla..
Düşünüşler, düşüşlerden evvel olmalı...
Bizler...
Çar, 02/05/2007 - 23:21 — Handegül Terken...Bizler kendimize tahammülümüz bile olmadığı için kaybetmeye mahkum!
Bizler kolay terk etmeye alışmış, hafiften bir esinti olunca kabuğumuzda saklanmayı seven, tırsak ve tembel!
Bizler içimizdeki iyileri besleyemeyen,beslediklerimizi kolay idam eden,arkasından en çok göz yaşı döken!
Bizler çok laf söyleyip az iş beceren!
Yazık bize...
Ama emin olun ki Onlar bizim gibi kapalı( sandıkları) odalarda iğdiş etmiyorlar birbirlerini.
Eğer ki güzel ise ortadaki iş alkışlıyorlar.
Ve ceket kime ait olursa olsun yakabilyorlar eğer ki çürümüşse...
Ama acıtmadan , acıtsa da abartmadan...
Tevazu, enaniyet karmaşasına lüzum bırakmadan...
Yazık bize...
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Benim düşlerim,
Geceleri, birileri tarafından kurtarılmış bölgelerde, günün içselliği ile gezmek değil. Duvarlara yazılmış, tükenmiş ya da tükenmek üzre umutlarla, anti-pati duyduğum fikirleri kahretmek, çatık kaşlarla dinlemek, hiç değil…
Hacı Bayram’ da hala çamur var. Çünkü burası 1970’lerin Eylül çaresizliğini yaşamaya devam eden, kıraathanelere ve emanet alma konusunda kendinden emin, emanetçilere sahip bir mekan.
Oradaki çoğu insanın duyduğu zaman anlamadığı, entel ağzıyla “GLOBALLEŞME” denilen hain illet, sınırlara dayanmakla yetinmiş.
Sanki silahı belinde, hamasi öykülerde yiten bir grup insan görüyorum buralarda ya da bazı yanılsamalarla var olduğunu düşündürüyor beynimdeki bir grup isyankar hücre.
Duvarlardaki kahrolsun yazılarını okudukça kahroluyorum.
Kahretmek yiğitlik olsaydı, ben anamı kendimden uzaklarda kahreden, bir esrik zaman yiğidi olurdum.
KORKARIM AKLIMA GELEN, BAŞIMA ÇOKTAN GELMİŞTİ!
------------------------------------------------------------------------------------------------------
neyse O'nların arasına dönmeliyim.
Orada sulh var ve ortada sadece emek kaygısı var...
Esselam
"Harâret ve su benim yatağım ve yastığımdır.
Yanmak ve boğulmak, işte benim ayinim..."
imansızmışım da haberim yok:)
Per, 03/05/2007 - 01:33 — Zahit Torunya ben müselman bilirim kendimi lakin vatanım bura değil.sahi yoksa ben imansız mıyım?
İsmail Kılıçarslan'a gitme demeyeceğim!
Per, 03/05/2007 - 03:29 — Selim SevkiogluBurada mesele İsmail Kılıçarslan'ın karakteri değil. Seversin ya da sevmezsin, bu ayrı mevzu. Ancak kendini ülkesinde ispat etmiş bir şaire özellikle net gibi bir ortamda ve yazdığı bir şiir hususnda dengi olmayan birileri (dengi olanlar üzerine almasın) bunları söylerse eğer o da buna ancak bir süre tahammül eder. Etmiştir de zaten. Bu seferki tepkisi biraz abartılı görünüyor.. sanırım daha önceki ara verme nedenleriyle (birikmişlik) alakalı bir durum bu.
Şimdi gidiyormuş. Gitme mi diyeceğim. Hayır! yapmayın diyeceğim.
Özetle; İsmail'in ve İsmail'in pozisyonunda olanların fikirlerine uslubuyla karşı çıkın.. eleştirin ama dengi değilseniz eğer şiiri hakkında bunları söylemeye cesaret de edemeyin. Şiirini beğenmeyebilirsiniz. Buna elbet hakkınız var. Bunu ifade de edebilirsiniz fakat 'acaba başkası gönderseydi bu şiir yayınlanır mıydı' gibi şeyler dolaylı yoldan yapılmış birer itham, hakaret ve aşağılama hükmündedir. Siz bunun farkında olmayabilirsiniz. Ve ayrıca, İsmail'in böyle bir ortamda yazıyor olmasını daha başlıbaşına bir tevazu göstergesi olarak kabul etmek gerekmez mi!? Bunun ötesini dillendirmek niyet okumaya girmez mi!?
Ziyan Bildirimi
Per, 03/05/2007 - 11:43 — Ahmet Selim ÖzgürBirisi bir yazı ekledi, laf nerelere geldi...
Cümbür "cemaat" ziyan edecek bir hayli vakte sahibiz sanırım. Ve asıl sorun, bir yere yama olmaya çalışma gayreti. İlla ki İsmailci olmak yahut İsmail'e karşı olmak zorunda mısınız? Aynı adamın farklı eylemlerini farklı değerlendirmelere tâbi tutma yetisine sahip olmak neden bu kadar güç, cidden anlamıyorum.
Akl-ı selim sahibi, tutarlı yazan bir tane adam görsem alnından öpecek, küllüğünü dökecek, ceketini edebiyat dergilerinde yayımlayacağım.
Tevazu göstergesi?! Bu ceketle mi! Allahaşkına, bırakın artık bu orta direk yaşamı. İsteyen yazar, isteyen yazmaz. İsteyen gider, isteyen gitmez.
Kılıçarslan'ın bir sözüne katılıyorum, o da mevcut ikiyüzlülük. Yapıp, edip, diğer "yapan ve eden"leri küçümser tavırlara bürünmek yani. Bu her zaman var oldu, var olacak.
Bunun dışında Görken Userin'in tavsiyelerine daha çok riayet etmesini salık veriyorum. Kıymetini bilecekleri yerlerden ayrılmasın, Türk şiiri buna dahil.
"Türk şiiri!"...
Dünya Dünya
Per, 03/05/2007 - 12:06 — Ahmet Selim ÖzgürBu arada Kılıçarslan'ın duygusallığına şaşırdığımı da itiraf etmeliyim. "Bir hanımabla yazdığı şeyi sorguladı, herkes ona alkış tutmadı" diye göç ettiği duygusu kalıyor dimağımda. Dimdik durup "Sizin takdirinizdir, ben çalışmalarıma dilediğimce devam edeceğim." demek, gösterilebilecek en şık tavırdı. Zira ortada bu kadar önemsenecek bir durum yoktu. Bu da benim dipnotum olsun, gelecek nesillere...
Hele o "Kıymetimi anlamadınız, ben Türk şiirine dâhil bir şeyim, zaten sizinle dertleşmeye çalışanda kabahat!" söylemleri... :)
Sizden nefret bile edelim ama izin verin, size acımayalım. Şair.
Dünya gün geçtikçe daha da ilginç bir yere dönüşüyor... :)
Ahmet Selim Özgür kimdir?
Per, 03/05/2007 - 13:05 — Selim SevkiogluHerşeyi söyle ama beni İsmailcilik yapmakla suçlama. İsmailcilik! bunu yapacak en son kişi ben olabilirim ve bunu asla kabul edip, sindiremem.
Nereden nereye...
Per, 03/05/2007 - 17:48 — Ahmet Selim ÖzgürSizi İsmailcilik yapmakla suçlayan kim? Bu arada "İsmailcilik" tabiri, bir şeyin/kimsenin/görüşün/olayın ne idüğünü bilmeyip ona gözü kapalı tutunma ve o mevzuun kayıtsız şartsız şakşakçısı olma anlamında kullanılan bir sıfattır. Siz bu musunuz? Zannetmiyorum.
Ben sizin tevazuya dair söyleminizle ilgili bir kelam ettim, dikkatli okuyun, konu açıldığından beri konuşan tek kimse siz misiniz? Bu tavrınızla eleştirilerime dâhil olmaya çalıştığınızı mı düşünmeliyim? Lütfen uzağımda durun ve uzağınızda duruyor olmama saygı duyun.
Durumu bir kez daha -ve son kez- irad ediyorum:
Şair olmayan, edebiyattan zırnık anlamayan birileri gelip "hitap" olarak yazılmış bir metni allem ediyor, üstüne bir de kallem ediyor. Olmadık tartışmalara mahal veriyor. Sonra temcit pilavları yanına çıkarılan garnitürler eşliğinde bir hela önü muhabbeti yapılıyor.
Üstüne; şair bunlara alınıyor! Daha önce birkaç kez yaptığı üzere, yine terk-i diyar eyleyeceği haberini verip ahalisine küsüyor!
Akl-ı selim bir kimse olarak, bunların komik ve acıklı olduğunu beyan ediyorum. Hiçbir şey değilsem de, buna sahibim. Hiçkimseye değilse de, şaire şaşırıyorum. Sözüm dönüp dolansa da ahali içinde, bilhassa onadır.
Dahası, hafiye merakı ve boş vakit sahibi olma yılgınlığı ile arşivlerde bulunabilir.
Yahut biraz susun da, Puşkin'i dinleyelim...
Sayın Kardeşim İsmail
Per, 03/05/2007 - 17:50 — Sule DemirtasBu sitenin yazarlarından birisiyim ben ve Başka hiç bir yerde yazmıyorum. Yazın diyorlar yazmıyorum. Benim için yazmak bir tutku değil, bir ihtiyaç. İhtiyac hissettiğimde yazıyorum. Ve yazıyorum.
Yorumlarımın muhatabı olan kişiler edebi olarak, yazın olarak değer verdiğim kişilerdir. Siz kendini şair olarak adlandırıyorsunuz ben de iyi bir yazanım. Yazıdan ve şiirden ve sinemadan anlayanım. Herkesin yazısına elinde klavye yorum döşeyecek lise çağları çoktan geçti. Universite'den atıldım, itildim evliyim ve çocukluyum.
Dediğim gibi şehir dışındayım ve otel imkanında internetim kısıtlı. Bu yüzden yemin ederim ki bahsi geçen şahısla yorumlarım arasında paraleliğim olduğunu dün akşam yeşim arkadaşım söyledi. Okumamıştım bile. Okusaydım da bir şey ifade etmezdi. Herkese tuşlayamam vaktimi, herkese vakit ayıramam beynimle.
İşte bu yüzden her zaman aynı konuma düştüğün sen, içinde seni çekemeyenlerin ve ben niye öyle yazamıyorumların gölgesinde kalem oynatan edebiyat'ın o hasis güruhuyla, beni aynı kefeye koyarak, aynı cümle içinde kullanarak kritik bir hata ettiniz. Yoksa beni nice zamandır yorum yazmaya teşvik eden yine sizin yazınızdı.
Hep gelişin, gidişin, aralarındaki metaforların...Bu sefer sahiden gidiyorumların aksine çok iyi yazıyorsunuz dedim ama bunu hazmedin dedim, böyle olursa bir 15 20 yıl sonra ismail kılıçarslan diye bir şair varmış deriz yoksa işimiz zor demeye getirdim. İlk girdiğim yorum yazının methiyesi ve bende meydana getirdikleri üzerine bir akıntıydı, sahi buna kulak kesilmediniz de yine ve hala acele ile ivedik metrosuna mı atladınız...
Uzun lafın kısası çok iyi bir yazar, bol enaniyet, yanında kapris, yazıyorum, çekiyorum, gidiyorumlu bir ik. bu mudur...budur...
ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim
gidiyorum bu, ah ismail kılıçarslan
Per, 03/05/2007 - 19:49 — ömer gamyükükendisini tanımam, ne kadar büyük şairdir bilemem ama yorumları okuyunca yazma isteği hissettim. huyum kurusun kitapları sondan başa doğru okumaya başlamam gibi yorumları da aşağıdan yukarıya doğru okuyordum ki gözüme şu cümle ilişti. bir yorumcu kendisini savunurken şu cümleyi kullanmıştı: "Özetle; İsmail'in ve İsmail'in pozisyonunda olanların fikirlerine uslubuyla karşı çıkın.. eleştirin ama dengi değilseniz eğer şiiri hakkında bunları söylemeye cesaret de edemeyin." küçük hafzalamın bu cümleden anladığı, eğer ismail kadar şair değilsen ismail' e laf etme idi. bu sözü not alıp yukarı doğru çıkmaya devam ediyorum. ne olmuş neden olmuş merakı içimi tırmalıyor. işin ucuna doğru yaklaştıkça heyecan verici hale geliyordu ki sonunda ismail kılıçarslan'ın yazısına denk geldim. hangi dergiye şiir gönderse yayınlanır biri olmadığından olsa gerek çok büyük şairim demeyen ismet özel'in şu dizesi yazının sonunda aklıma geldi kuruldu. "acı duymak ruhun fiyakasıdır". çünkü neymiş herkes uyurken kitap okumak , birşey öğrenirim diye küllük dökmek bu işin cefasıymış. şimdi gelelim yukardaki cümlenin bağlantı noktasına. ismail kılıçarslan diyorki "Erbakan'ı "hoca", Fethulah Gülen'i "mehdi", Tayyip'i "başbakan", Engin Noyan'ı "düşünür" zannedip bana ayar vermeye çalışan arkadaşlar.Size de helaldir hakkım.
" arasından cımbızlama yapmak istemediğim için bütün saydığı isimleri alıyorum ve şunu soruyorum: ismail kılıçarslan'ın şiirine laf edebilmek için en az onun kadar şair olmak gerekirken, bu isimlere laf atarken, bu insanlar kadar -bazılarını istisna tutuyorum- sevilip sayılmak, büyük işlere imza atmak, bu ülkeye hizmet etmiş olmak gerekmez mi? yoksa ben bir sazanım da bu adamları birşey zannedip ismail kılıçarslan'a ayar vermeye çalışan zavallılardan biri de ben mi oldum? yoksa en azından kendisinden helallik aldığım için sazanlığıma rağmen kendimi şanslı mı hissetmeliyim?
sapare aude
Cımbız..
Cts, 05/05/2007 - 15:29 — Selim Sevkioglu'Yazı, fırından çıkan sıcak ekmek gibi önce tatlı gelip sonra midemize oturan cinsten mi?
Yazı yazarın adına değil de başka bir adla yazılmış olsa yayınlamaya değer bulunur mu?
Yazar "gak" dese "cik" dese muhteşem bir yazı, yayınlamaya değer bir yazı olur mu?
Estetiksizliğin de bir estetiği var mıdır?'
Sözlerime konu olan satırlar bunlardır. Sanırım kaçırdınız. Tabi konuya sonradan vakıf oldunuz/olamadınız ve ne İ. Kılçaslan'ın şairliğinden ne de bu satırları yazan arkadaştan haberiniz yok. Eleştirim buna.. fikirleri ve karakteri hakkında değil.