renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Asansördeki ‘Biz’ler...

Yalnızlık

1. Asansördeki Yalnızlık

Apartmanın önündeki sokak lambasının, ilk katın giriş bölümlerini aydınlatması hasebiyle, apartmana girdiğinde ışığı yakmak aklına gelmez ve düğmenin yanından yürüyüp asansöre doğru yaklaşırsın. İç taraflara doğru yürüdükçe kararan ortam seni geriye, ışık düğmesine yöneltir. Bu arada kendi hafızana da söylenerek ışığı yakarsın. Asansörün başına gelirsin; yukarıdadır. Çağırma tuşuna basar ve beklersin. Asansörün numaratörüne kendinin de pek kaşıyamadığın bir tarafından çıkan bir dikkatle bakarsın. Bu bekleyiş anında genelde saate bakarsın. Nihayetinde asansör gelmiştir, seni üst katlara doğru çekip taşımak için. İçerisi ya ter, -parfümle karışık- ya sigara izmariti ya da –kapıcının temizlik saatleri ise- deterjan kokuyordur. Bu önermelerin hangisiyle karşılaşırsan karşılaş sana garip gelmez, üçü de alışıldıklar içerisindedir. Asansöre girerken elin bir meleke ile numaraya dokunur ve kapı kapanır. Genellikle asansörlerde ayna bulunur. Asansörün normal bir şekilde dairene doğru çıktığını tetkik ettikten sonra, hemen kendini bu denli kendinle hissedişine koşut bir refleksle aynaya dönersin. İlk birkaç saniyede; bütün gün dışarıda hangi kılıkta dolaştığına bakarsın aynada. Sonra, iyice kendinin önünde, kendileşince bütün gün yapıp-ettiklerini hızla hatırlayıp unutma anını geçiştirmenin akabinde; o anda hiçbir şey düşünmeyişinin ne kadar çok kafa yorduğunu hissedersin. Bu kutsal anı başka hangi ortamlarda yaşadığını sorgularsın, başka bir yer aklına gelmez o anda. Bu kısa an da geçtikten sonra; yaptığın espri ile bütün sınıfın gülüşü gelir aklına, insanların her birinin yüzündeki onayla karışık tebessümü tek tek anımsarsın. Espri yaptığın ortamda –her neresi ise- senin ayrıca ilgilendiğin, mühimsediğin birisi varsa, onun yüzü takılıp kalır hafızanda; her kat arasındaki kirişlere mütebessim bakarken aslında onun gülümseyişini görürsün. Ya da gün içinde, kaldırımda yürürken önünde yaşanan bir kaza, bir kavga gelir gözünün önüne, kaşların çatık anımsarsın, hangi adamın haklı olduğuna karar verirsin. Asansör durur ve tekrar; kendinin dışındaki herhangi biri olup dışarı adımını atarken elin ya kapının ziline ya da cebindeki anahtara gider...

Evden çıkıp asansöre binişin de buna benzerdir. Bu sefer yaşadıklarını değil de yaşamayı umduklarını düşünür, aynada bütün gün nasıl bir kılıkta gezdiğine değil de nasıl bir kılıkla gezeceğine bakarsın. Ama yine girerken kendin olur, çıkarken başkalılaşırsın.

2. Asansörün Hakimi Olmak

Apartmanın önüne gelirsin. İçeride, asansörün önünde bekleyen birinin olduğunu görünce cebinden anahtarı çıkarma işlemini biraz yavaşlatır ve ona beklentili gözlerle bir bakış yuvarlarsın. O da daha önceden seni görmesinin yardımı ile bu bakışı da aldıktan sonra kapıya yönelir ve kilidi açar. Ağzından belli belirsiz bir selam ve teşekkür döküldükten sonra, bu tanımadığın insanla aynı amacı gütmenin dışında bir ortak yan bulamadığın için asansörle ilgili bir şeyler mırıldanırsın/mırıldanır. (Kapıyı yine açık bırakmışlar, bu asansör yine mi arızalanmış?..) Nihayet asansör gelir. Bir, “önden siz buyurun” faslı atlatıldıktan sonra; içeri girersiniz ve numaraya basarsınız. Artık o andan itibaren en önemli hamle aynanın önünü yani asansörün en dibini kapmaktır. Çünkü sen eğer asansörün kapı tarafında isen; yüzün kapıya dönük veya kapıya yandır. Arkadaki kişi ise kapıya yani sana dönüktür. Bu daracık mekanda, bu hiç tanımadığın insanla yakınca duruşunuzun tek sebebinin; yukarıya yorulmadan çıkmak olması size bir an anlamsız gelir. Hareketlerinizi kendiniz de tanıyamazsınız. Çünkü bu daracık mekanda yapılan en ufak hareket bile hem kendinin hem de bu insanın gözüne fazlasıyla çarpar. Nefes alışlar bile sanki bir hoparlörden çıkıyormuş gibi yüksek çıkar. Bunun yanında kokular veya elini bir yerlere koymalar bile garipsenilecek derecede ortadadır. Elini cebine sokmak o anda anlamsız gelir. Hatta baktığın, bakışlarını yönelttiğin yerler bile kontrolündedir. O anda bir sohbet açmak için ne zaman vardır ne de içinde istek. Bu bitmesini hem istediğiniz hem de istemediğiniz sessizlik sürüp gider. Yabancının ineceği kat gelmiştir. Asansör durur ve içinde kabına sığmaz bir mutlulukla yabancıya yol verirsin. Yabancı iner ve bu asansörü hiç sevmediğin kadar çok sevdiğini hissedersin o anda. Kapı tekrar kapanır ve asansörün tek hakimi olmanın zevkini çıkararak içeride istediğin şekilde davranırsın. İster aynaya bakarsın, ister kontrol panelindeki düğmeleri kurcalarsın istersen bir şarkı mırıldanırsın. Bu arada yine kendin olmuşsundur. Asansör durur ve tekrardan bir başkası olarak asansörden iner ve dairene yönelirsin.

3. Davetsiz Misafir

Evden çıkıp ayakkabılarının bağını bağlamadan önce asansörün çağırma tuşuna basarsın. Ayağını merdivene dayayıp bağcıkları bağlarsın. Asansör gelir ve kapıyı açarsın; içeride birilerinin olduğunu görünce keyfin kaçar. “Aşağıya mı?” diye anlamsız bir soru çıkar ağzından. Evet cevabını almana rağmen bir meleke ile elin zemin kat tuşuna gider. Asansör inmeye başlar. İçerideki kişiler yarım kalan sohbetlerine seni hesaba katmadan devam etmeye çalışırlar. Fakat bu daracık mekanda bunun pek mümkün olmadığını anlayınca susmayı yeğlerler. Kendini bir davetsiz misafir gibi hissedersin. Canın aynaya bakıp, dışarıya çıkmadan son bir kez üstünü başını müşahede etmek ister. Ama aynaya dönmek, sana, arkanda, milyonlarca kişi varmış gibi hissettiren iki kişiye dönmek demektir. Asansör durur, kapı açılır ve kapıdan hemen çıkıp oradan uzaklaşmanın tadını çıkarırsın.

4. Tabana Kuvvet

Apartmanın kapısından girersin. Asansörün kapısında “arızalıdır” yazısını okursun. İçinde sansürsüz söylenmeler ile merdivenlere doğru yürürsün...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

İyi gözlem güzel tahlil

:)) Keyifle okudum. İyi gözlem güzel tahlil… Genelde asansöre ihtiyaç duymadığımdan, asansördeki hallerimiz üzerine yazılmış bir yazı bana bir hayli ilginç geldi. Fakat yaptığınız tahlilleri - asansörü nadiren kullanıyor olsam da- azbuçuk kendimde de hissettim. Böyle nadir hislerimi bana tercüme edebilmiş bir yazı, okuyuşumdaki keyfimi daha da artırdı. Yakın bir zamanda asansörle işim olursa burada okuduklarımı hatırlayacağımı zannediyorum. :)
Bu yazı diğer yazınıza ulaşmama vesile oldu. Her iki yazınızda da fark ettiğim ortak nokta ‘dar mekân’ tercihi idi. Belki de ‘dar mekân’ insanın kendiyle (kendi benliğiyle) ya da yekdiğeri/leriyle (yekdiğerinin benliğiyle) sıkışmasına, bu da ‘hâl/ler/deki’ çeşitliliğin artmasına, şaşırtıcı bir aleniliğe, tez fark edilebilirliğe dönüşmesine sebep oluyor. (bu cümleyi zor kurdum :S) Geniş mekanlarda insan hallerinin tahlili bu kadar aleni, çeşitli vs olmuyor. En azından nefes alıp verişlerimiz fark edilemiyor di mi? :)
İçinde insan tahlillerini bulduğum yazılar hoşuma gider. Bundan sonraki yazınızı ilk iki yazınızın referansıyla okuyacağım. Doğrusu merak ediyorum: şehirlerarası yolculukta dinlenme tesisinin lavobasına hızla üşüşen insanların halleri mi, akşam iş dönüşü mahalle bakkalına doluşup siparişlerinin alınmasını bekleyenlerin halleri mi ( ya da aklıma getiremediğim başka dar mekânlardan biri) gelecek yazınıza konu olacak :)
İyi gözlemler…

elma

teşekkür ederim. yalnız siz de hiç fena gözlem yapmıyorsunuz.
"Belki de ‘dar mekân’ insanın kendiyle (kendi benliğiyle) ya da yekdiğeri/leriyle (yekdiğerinin benliğiyle) sıkışmasına, bu da ‘hâl/ler/deki’ çeşitliliğin artmasına, şaşırtıcı bir aleniliğe, tez fark edilebilirliğe dönüşmesine sebep oluyor." bu cümle bütün yazıya bedel doğrusu:)
tekrar teşekkürler...
selamlar...