renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Niçin Yazıyorsunuz?

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Mecburiyetten

Yazıyoruz, çünkü mecburuz... Kitap, Kalem, Yazı... Bunlarla ünsiyeti olan herkesin bir mecburiyeti var. Kimi sevilmek istiyor, Marquez gibi, kimiyse yeni bir dünya kurmak istiyor, bir çok büyük yazarın yaptığı gibi.

Ağır basan şık: anlamak, anlatmak, anlaşılmak...

Hayatımızın merkezinde duruyor ''anlam''.

Bir de Nobel almak için yazanlar var ki bu bahse girmiyorum.

anlam

:)) Nobel ödülü almak için yazanlar bir gün ağızlarının payını da alırlar elbet.

Amaç "anlam" ise işte onlar da en nihayetinde anlam kazanacaklardır.Anlayacak ve anlatacaklardır.Umudumuz bundan yanadır.

Niçin Yazıyorsunuz?

Hermann Hesse: "çünkü on üç yaşımdan beri bir şeyin bilincindeyim, ya yazar olacaktım ya da hiç bir şey."

Bernard Shaw: "çalışamayacak kadar yorgun olduğum için kitap yazıyorum, yazmak kesinlikle yapmaktan kaçınmanın kurnazca bir yolu"

Honore De Balzac: "zengin ve ünlü olmak için."

Jean Paul Sartre: "yazış diye bir şey vardır ortada. birtakım şeyleri söylemeyi seçti diye değil, birtakım şeyleri şu ya da bu biçimde söylemeyi seçti diye yazar olur insan. evet, düzyazıya değerini veren yazıştır."

George Orwell: "yazıyorum çünkü gözler önüne sermek istediğim bir yalan, dikkatleri üzerine çekmek istediğim bir olgu var, birinci amacım da sesimi duyurmak."

Max Frisch: "bu bir güldürme sorunu, buna koşut daha bir çok neden var. öncelikle, oyun oynama: kumda veya telle oynayan bir çocuk gibi, bir tel bulup onu bükmekten hoşlanan bir çocuk. bir başka gerekçe, "duvara şeytan resmi yapmak, böylece bir endişeyi, bir umutsuzluğu, bir sıkıntıyı uzaklaştırmak söz konusu olabilir. tarihöncesinde ressamlar korktukları hayvanın resmini duvara çizerek ondan kurtulmuşlar."

Rainer Maria Rilke: "çünkü ben yazmazsam ölürüm!"

Giorgio Manganelli: "doğrusu bilmiyorum, en ufak bir fikrim bile yok; üstelik bu soru hem tuhaf hem de altüst edici. tuhaf sorunun yanıtı da tuhaf olur, kuşkusuz: örneğin başka bir şey yapmayı bilmediğim ya da çalışmaya pek de yatkın olmadığım için yazdığım gibi."

Murathan Mungan: "doğrusunu söylemek gerekirse, ben de tam olarak bilmiyorum. çünkü çoğu kez, yazarın kendi de tam olarak bilmez bunu. dünyanın kendinden en emin yazarları bile, bu soru karşısında tutukluk çekerler; yanıtlarında her zaman bir belirsizlik, bir bulanıklık, sözün gelip dayandığı bir noktadan sonra seslerine yerleşen bir geçiştirme tonu vardır."

Friedrich Durrenmatt: "bu benim için garip bir soru: kırmızı bir balığa 'niçin yüzüyorsun?' diye sormak gibi bir şey."

Carlos Fuentes: "çünkü bu, yapmayı bildiğim ender şeylerden biridir."

Lawrance Durrel: "kendimi kollamak için. aptalca bir soruya aptalca bir cevap. evet; kendimi kollamak için."

Buket Uzuner: "çünkü yazmak, onsuz yaşanamayacak bir aşk kadar insanı sarıp, alevleriyle yakmazsa, insan yazmaz. çünkü yaşam daima her şeyden daha fazla çekici ve gereklidir. yazmak ancak hayatımızı kurtaracak bir güç olduğunu içimizde hissettiğimzde ve sonra da bunu bize kanıtladığında bir yaşam biçimine dönüşür. bu sözlerin tamamının samimi olduğunu bütün yazarlar bilirler."

Marguerite Duras: "çünkü yazmak yaşamımı dolduran, beni büyüleyen tek şey."

Graham Greene: "zorunluluktan. bir çıban çıktıysa olgunlaştığında sıkarım."

Iris Murdoch: "yazıyorum, çünkü seviyorum bu işi; çünkü büyük sanatı seviyorum, ona bir ayin düzenliyorum ve güzel sanat eserleri üretmek istiyorum. sanat büyük bir ahlaksal güçtür, ama sanat aşkı için yaratılmalıdır; "iyilik etmek" için değil."

V.S. Naipaul: "amacım hakikati, yazan benliğin bir tanımını da içeren belli bir deneyimin hakikati. yine de bir kitabın sonuna geldiğimde yaratıcı sürecin her zaman ki kadar gizemli kaldığının farkındayım."

Michel Tournier: "okunmak için. kendimi, satışa sunmak için imal edilmiş bir nesneyi, yani kitabı biçimlendiren, evinde çalışan bir zanaatçı olarak görüyorum. kitap bir yaratıdır ve bu yaratıda birinci ve ikinci dereceler yer alır. birinci derecede, bir hikaye ve kişiler yaratırım. ikinci derecede okuyucu bunu ele geçirir ve kendine mal etmek için bu yaratıyı sürdürür. her yaratının bir sevinç kaynağı olması gibi, benim için çifte bie sevinç söz konusu. yaratmanın ve okuyucumda ortak bir yaratı oluşturmanın sevinci. içimde bir ateş yakarım, bu bana sıcaklık ve aydınlık verir. aynı zamanda onu etrafa yayarım ve kitaplarımın zihinlerde ve yüreklerde oluşturduğu milyonlarca küçük titrek alevleri gözlerim."

M.B.Sezer: bazen artistlik olsun için, bazen birilerine gününü göstermek için...

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Anlama Dair

Kelime beden, anlam ruh...
Kendinin ne olduğunu ve ne olmadığını bilmek için anlamak ve anlatmak...

Bize bahşettiği tüm nimetler için Allah'a hamd olsun!

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

sevmeyi öğreniyorum

yazıyorum, susuyorum...yazıyorum, uzaklaşıyorum...yazıyorum, anlıyorum...yazıyorum, biliyorum...yazıyorum, ağlıyorum...yazıyorum, haykırıyorum...yazıyorum, yaklaşıyorum...yazıyorum, düşüyorum...yazıyorum, ölüyorum...yazıyorum, sevmeyi öğreniyorum...
esma gülten

şair kendi yalnızlığında yazar

kendi yalnızlığında/ kendi yalnızlığını yazmak
yani geliş sebebimiz bir mecaz söylemektir
diyen yazar gibi.......
ama
beyhude
insan
gerçek iç
benliğini
asla dökemez....

bir tek cevap yetmez bu soruyu yanıtlamaya?

yazıyorum çünkü yazmak insana anlam katan..konuşmanın popüler olduğu bu zamanda karşı durmak herşeye ve herkese..susmanın dile dökülmüş şeklidir yazmak..kelimelerle konuşursun ve seni anlayabilen de yalnız kelimelerin sırrına eren gönüllerdir sadece..belki de yalnızlıktır insanı yazmaya iten neden..ya da ne için yaşadığını anlama çabası..bir tek cevabı olamaz yazma nedeninin, öyle değil mi?

cevabını arıyorum

Oyumu diger olarak kullandım.Çünkü ben yazmanın biliçli bir tercihden öte de kavranmamış ve çözülmemiş bir eylem olugunu düşünüyorum. ayrıca ben niçin yazıyorum ? sorusunun cevabını bulundugumda artık yazamıyacagımı düşünüyorum.Çünkü bilmece cevabını buldugunda arayış biter. Anketleri sevmeyenlerdenim ama bu sitede istina olarak oy kulanıyorum,siteyi sahiplenmemin bir şonucu olarak.

irtibat

yazmak beni olmak istediğim kişiye yaklaştırıyor diye bir cümle kurmuşum, galiba bir mülakatta. bir de yazmakla hayatım daha iyi olmuyor ama yazdıkça hayatımın daha iyi olmak zorunda olmadığını anlıyorum demişim.
98 yılında ilk öykümü hece'de görünce bayılacak gibi olmuştum, şimdi anlıyorum ki o an için varolmak kabilinden bir şeymiş yazmak. ama yazmak mı gerçekten, yoksa bunun takdir edilmesi mi, zira ben öyküm yayınlanmadan önce de yazıyordum ama haz-his farklıydı. yayınlanması görülmesi... apayrı şeyler. zira ilk kitabımı elime aldığımda aynı şeyleri hissetmedim, biraz büyümüştüm, heyecanlarım ve kaygılarım görülmeye dair değildi artık.
okunmayı, beğenilmeyi, alkışlanmayı veya takdir edilmeyi; bütün samimiyetimle söylüyorum; önemsemiyorum. iyi şeyler yaptığımı bilmek, iyi cümleler kurduğumu bilmek, iyi romanlar yazdığımı bilmekle ilgileniyorum. çünkü başkasına gerek yok; irtibat halindeyim yazarken. adına ne derseniz, inancınıza göre. benim yazıyor olmam bir takdirdir diyorum kendime.

http://gereksizedebiyat.blogcu.com

neden yazıyorum...

yazıyorum çünkü yazmak herkesin gördüğünden farklı gizemli bir dünyaya tanıklık etmektir, işte o şen panayırı kaçıramayacak kadar meraklı bir çocuğum.

Niçin Yazıyorum?

Galiba 6 yıldır yazıyorum. Niye yazdığımı sorgulamaya başladığım günden bu yana onlarca cevap buldum. Yazı seyrimin her döneminde bir tanesine sarıldım. Bu süre zarfında önce ilkeler koydum kendime, sonra onları yine kendim çiğnedim. Önce sebepler buldum sonra reddettim.
Şimdi ise söyleyebilirim ki, verebileceğim bir kaç adet cevabım olmasına rağmen aslında cevabı bilmiyorum.

Mesafeleri Kısaltma Telaşı

Yazmak içimdeki mesafeleri kısaltma telaşıdır benim için…Ters yönde giden hikayelerimin ucunu kısa süreliğine de olsa birbirine düğümleyivermek…İçimdeki bir çok ismi tek bir isim hizasına getirme çabasıdır.Ruhuma değen dokunuşların tesirini dillendirme ihtiyacı…Belki birilerinin ruhuna dokunma arzusu.Şu dünya da aynı parmak izini taşıyan iki insan bulmak imkansızken,aynı ruh izlerine sahip insanların karşılaşıvermeleri an meselesi.Bu anı gözlemektir bekleyen biri için yazmak...Her kelime hatta harf, bir işaret…

Çok enteresan.

Anket sorusu vesilesiyle anladım ki sadece öfke duyduğumda yazıyorum.

öfke

öfke güzel şeyler yazdıran bir şeydir, realizm ve somut olan daha kesiftir; aşk ise sentimentaldir, mantığa ket vurur. Öfkeli şiirler güzeldir bu yüzden.

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Yazıyorum

Yazıyorum, ama neyi?..
Sanki geçmişim silinmiş gibi ve ben öylece kalakalmışım...
Ne beni gören var, ne de sesimi duyan; karşıma çıkanlar hep yabancı...
Eşyaların her biri bana garip geliyor artık...
Bazen kendimi unutayım diyorum biteviye, bu yaban şehri çıkarayım aklımdan...
Çiçekler eskisi gibi güzel kokmuyor, çocuklar gülmüyor artık bu şehirde...
Bir bakış arıyorum...
Çoğu zaman aradayım, gidip geliyorum iki dünya arasında...
Kitap sayfalarını çevirirkenki dalgınlığım koparıyor beni ansızın bu dünyadan...
Yüreğim sızılı, bir ayak uydurmanın kurbanı olmuş ruhlar arasında kavruluyorum...
Ne istediğini bilmeyen, kendini ve başkalarını aldatan insanların arasındayım...
Ve endişe, yiyip bitiriyor umutlarımı...
Banaysa her akşam kırıntılarını toplamak kalıyor hayatın...
Yazıyorum işte...

Ve kelimeler perde oluyor kelimelere...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Kusmak İçin Yazıyorum

Yıllar önce yaptığım radyo programında yöneltilmişti bu soru bana. O ana kadar hiç düşünmediğim bu meselenin cevabı bir anda zihnimde belirdi: kusmak için yazıyorum.
Ne anlamak, ne anlatmak, ne dünyayı değiştirebileceğime dâir inanç değil beni yazmaya iten. Farkedilmekten hoşlanan bir adam da olmadım hiç.
Sadece ve sadece bana rahatsızlık veren "şey"leri bir şekilde kendimden uzaklaştırmak için yazıyorum. Yediğim şeyler yüzünden bozulan midem nasıl ki kendini kurtarmak için içinde ne varsa dışarı atıyor ben de normal bir insan olabilmek için bana rahatsızlık veren (yaşadığım/hissettiğim/düşündüğüm) her şeyi kendimden uzaklaştırmak için yazıyorum. Henüz başarılı olabilmiş değilim o ayrı. Ama tam bir dirence yol açmasa da direnç aşıladığını söyleyebilirim.

/yaşamayabileydim yazar mıydım/

Söylemek istersen gönüldekini eline dolanan kalem olsun!

Çok zor bir soru mu? Bilemem! Aslında İnsan ne için yazdığını bilemez ancak herkesin kendi küçük dünyasında olduğu gibi acizinde yazmak için sebepleri var elbette… Hep hiç ummadığım bir kırık kalbi tamir etmek, hallolmayı bekleyen bir soruyu cevaplamak ve fikri bir çıkmaza çıkar yolu göstermek istemek için ilk yazmaya başlamıştım!… Kalemi sahneye davet etmek ve kendime mini bir mikrofon verip, ruhumun ilhamlarını paylaşabilmek ve kendime imkân tanımak için yazmayı arzu ettim. Kalbimizde taze ilhamların estiği fütüvvet kuşağının eğerine oturup, bir kalem armağan edilince üstadlardan: “Üktüb!” deyip. “İkra! Oku!” emri ile inmeye başlayan vahiy misali, haddizatında inmekte olan ilhamlar karşısında “Üktüb! Yaz!” emrini aldık ilham perisinden. Şöyle diyordu birisi: “Yaz, boşa gitmesin bunca ilham! Yaz, unutulup gitmesin, ebedî kalsın. Yaz, maziyi istikbale taşı. Yaz, kendini, kendindeki O’nu. Yaz, bildiklerini, düşündüklerini, hissettiklerini, hayallerini, ideallerini! Yaz ey kalem ki bunun için yaratıldın! Yaz ey kalem ki, zayi olmasın bunca kelam!..” Reel hayatın uçsuz bucaksız Ummanları yelken açan şu mini gönül rüzgârlarını estirerek kalem tutmak için güç veren bütün dostlara, dostkânlara, dostcanlara, dostedâlara ve dostendamlara candan sevgiler, canandan saygılar, cinandan selamlar...

Yanıtı Yanıtsızlık Olan Soru

Yusuf Er

Anketin temelini oluşturan sorunun, kendim için olmasa da, okuduğum, tanıdığım, bildiğim büyük sanatkârlar açısından net bir yanıttan çok büyük bir yanıtsızlığa gebe olduğunu düşünüyorum. Bu konuyu biraz daha düşünelim derim.

"allah'ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen, allah'ım bizler senin
falsolu kullarınız, n'olur bizden razı ol."
-M.M.

"SUsuyorum...Öyleyse varım..."

sadece yazmı-yorum...
çizi-yorum...
çeki-yorum...

O’na ulaşmak için…
O’na ulaşmak için…

adımın anılması için

Cemaatin enteresan anketlerinden biri daha...Cemaat com yazmamın en birinci sebebi. Sosyal mesaj verme arzumu gerçekleştirirken, adımın sosyal mesajımın bir yerlerinde görünmesi çok hoşuma gidiyor. Mesajlarımın ne kadar farkedildiğini bir anket de ben düzenlemeden söyleyemesem de, kendimi önemli biri gibi hissediyorum. Dolayısıyla, söylediklerimden ziyade, '' bakın bunu ne güzel ifade ediyorum, farkındamısınız? '' yazılarımın ana temasını oluşturuyor.Çocukluğumdan beri, yazanların önemli insanlar olduğu fikri sabitesi kazınmış nedense aklıma, belkide önemsizliğimin farkına varmış olmamdan ve bundan kaçma çabamdandır. Yani önemsiz biri olmaktansa yazan biri olmak, iktidara kolay yoldan ulaşmak. Olurda başarılı olursam yani etki alanı oluşturabilip '' vay be amma yazmış '' dedirtmeyi başarabilirsem, elbet bende bu etki alanının nimetlerinden faydalanmayı düşünürüm.

Daha önceleri yani çocukken çok denemiş olmama rağmen yazmada başarılı olamazdım; çünkü yazacak birşeyler bulamazdım. Ne yazayım ne yazayım derken, aklıma başkalarının yazdıklarını okumak kestirme yolu geldi. Okumaya başladım. Tabi insan okumaya başlayınca ister istemez kendini bir yerine konumluyor yazılanların, ki ben bu konumlamada kahramanları seçmekten hoşlanmadığımı söyleyemem. Asıl çocukla özdeşleşince dışarıda yaşanan hayat insana itici gelmeye başlıyor. Farketmiyorlar sizin maceradan maceraya koşan hayallerinizi ve haliyle bunca önemli hayalin sahibi bu şahsiyete hakettiği(!) ihtimamı göstermiyorlar. Tabi insan böylece daha çok kitaplara yönelip, birde kitap okumanın öneminden bahsedilen beylik laflarında gazıyla iyice bir kopuyor yaşamak denen resimli romanlardan çalınınca başarılmayan şeyden. Evet iyi bir dünya kuruyor orda kendine ve yazmayı deneyince kopyalayabileceği pekçok tuhaf ayrıntıyıda depoluyor ama bunca talanı başarmış olmasını gösteremeyince, içine dert oluyor. Gösteriş arzusuyla dopdolu pırıl pırıl bir dimağın, fırsat eşitsizliğinin, yayıncı bir yakınının olmayışının ızdırabıyla yepyeni bir dert sahibi olarak, gizli bir gururuda taşıyarak ismet özel'in '' devlet sırrı '' dediği cinsinden beğenip gizli bir önem sahibi olamayı başarıyor enazından. Sonramı? Fırsat eşitliğiyle tanışıp bunca yıllık talanı paylaşıyor mesajını da iletiyor, kendini de gösteriyor; gülhane parkında bir ceviz ağacı olmaktan kurtuluyor. Ben istesem var ya....

Birde bu işin yazıklanma, günah çıkarma tarafıda varki oraya girmeyeceğim. Herkes İsmet Özel okuyor nasılsa, o tekrarım bayar sanırım.
Selamünaleyküm

Sağır mı Oldunuz?

cemaat.com da herkes özgürce fikrini ortaya koyabildiği için yazıyorum içimden geldiği gibi yazıyorum o yüzden belkide hiç yayınlanmıyo yorumlarım ben yayınlanmasada yine de teşekkür ederim yazmak bile yetiyo selam ve dua ile rabbe emanet olun!............ DİLRİŞ

Kırıklar

Kalemimin ucundaki kırıklardan kurtulmak için.

küp

anket öyle bir sorulmuş ki, "niçin yazıyorsunuz ülen, dağılın" der gibi:))

bir yazarın sözünü hatırlıyorum(ama yazarı hatırlamıyorum); "kırk sayfa okunmadan bir sayfa yazı yazılmamalı" diye... bu söz üzerinden giderim ben hatta abartır bir kitap okumadan bir sayfa yazı yazmamaya çalışırım....

niye yazarım.. niye yazarım.. herhalde dolan küpü boşaltmak için....

"eddai"

Neden ?

Birçok neden bulabilir insan, ama tüm bunların dışında, derinlerde bir yerde içindeki "ene" yi doyurmak için yazar. Ama asla tam olarak doyuramaz ve yazma serüveni uzayıp giden bir tutkuya dönüşür...

Hüzünle titreyen kalbe ince bir âh dokunur
Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur...

yazmak mı?!..nerdeee!

Herkes yazıyor,yazabiliyor,hiç olmazsa deniyor.Ya ben?Ben boğuluyorum!Herşeye öfkeleniyorum,kızıyorum,çıldırmanın eşiğindeyken "bu defa yazacağım,haykıracağım!"diyorum. "Kalem,kalemim nerde?!"kalem burda..da ne yazacağım?!.
Bence;Güneydoğu'da,Amerika ve Ortadoğu'da terörün tek bir nedeni var:Yazamamak!
Terör ve şiddetin bitmesini istiyorsanız,hey siz yazabilenler!(sizleri kıskanıyorumm!)En az birkişiye yazmayı,yazabilmeyi,yada başı sıkışınca enazından kaleme dokunabilmeyi öğretin!(öğrenilmez bu deyip paçayı kurtarmaya çalışmayın !)(Klavye tuşları da makbuldur!)
Yazmayı öğrenemezsem büyüyünce..hayır,yaşlanınca, militan olacağım!Haberiniz ola!

yazmak ya da yazılmak

yazdığım hiçbir şeyi görmediğimden kendi kendine yazıp okumanın nasıl olduğunu iyice anlamak için yazıyorum, hala :)

Yıkmak ve oluşturmak gelgitinde yazmak!

Yazmak? Kendimden başka gözleri içeriye almadığım, kendi ellerimden başka elleri dokundurmadığım, çoğu zaman harflerin birinin kılığına girdiğim sessiz bir oda. Sessizlik ki bazen dinlendiricidir, bazen de tehlikelidir tahmin edebilirsiniz. Bazen verilebilecek en güzel cevap, bazen kalemimin gözlerinde biriken damlamaya meyyal mürekkep sancısı...Kendi dağıma yaptığım, kendi içimde "oluşturduğum" kelime cenneti/cehenneminin yolculuğu. Yazmanın temelde ‘oluşturmak’ anlamına geldiğini sanmamda yanılgı aslında. Yazmak aynı zamanda ‘yıkmak’ demektir. Oluşturmak kadar yıkmak da yazıya içkindir. İlla da her zaman insana bir şeyler katmaz, kazandırmaz yazı.Öyle zamanlar var ki verebileceğinden çok daha fazlasını talep eder senden. Vermezsen eğer, arsızlaşır, zorla alır ellerinden, benliğinden. Eksiltir çoğalttığı kadar. Parçalar bütünleştirirken dahi. Çekip alıverir ayaklarının altından dünyayı. Bir bakarsın boşluktasın, salınıyorsun, sarkaç misali.

Boşluk ürkütür çünkü bilinmeyene gebedir. Ne yön duygusu vardır orada, ne de sakınılacak bir dip ya da tırmanılacak bir zirve. Yazı seni içine çekip yutmuşsa eğer, yani tamamıyla erimişse bilincin ve benliğin harflerin kazanında, artık o noktadan itibaren çıksan da bir düşsen de. Döner dolaşır kendini yitirirsin başlangıç noktanı bulmayı umduğun yerde. Boşluk dediğin evvela kendinle yüzleştirir seni, hiç görmek istemediğin ya da belki de varlığından dahi haberdar olmadığın hallerinle. Sonra tutar daha da beterini yapar. Sızar içine damla damla, kaplar içini. Boşluk artık dışında değil, sen artık boşluğun içinde değil, boşluk senin içindedir. Uçurumun kenarında durmuş düşünürken yazacağın kelimeyle atacağın adımı, yani aslında sorarken kendi kendine yazamadığın takdirde aşağıya düşmenin nasıl da korkutucu olacağını, yazı tutar çok daha da beterini sunar sana, seçeneğin varmışçasına. Uçurumu yutarsın yazdıkça.

Boşluk risklidir çünkü bildiğin o güvenli koylara, sığ sulara benzemez zerre kadar. Attığın her adımda bu ritme alışacağın yerde, tam tersine, artar yabancılığın, artar aldığın risk. Edebiyatta ustalık mertebesi yoktur. Yazdıkça kolaylaşmaz yazı. Her hikaye ile yeniden ve yeniden uzaklaşırsın korunaklı varoluş aleminden; gece vakti yola çıkmış bir gezgin ya da zoraki sürgün gibi uzaktan özlemle bakarsın vaktiyle yaşadığın sakin kasabanın ışıklarına. Her yazı öncesi veda edersin o ölgün ışıklara. Uzaklaşırsın. Yol seni nereye götürürse. Yazı seni nereye sürüklerse. Burnunda bir sızı. Ne de olsa her yolculuk geri dönememe ihtimalini taşır bağrında.

Yaşadım ve öldüm diyebilmek için "yazmak" gerek.Biriktirmek gerek. Yaktığın gemilerin küllerinin kırıntılarını aramak gerek satırlar arasında. Hem yakmak, yıkmak hem de yeniden başlatmak adına yazmak? Cevaplarını bulduran sorulardan kaçamamacasına...

Darendevi selamlar

Yazı Labirenti

Niçin yazıyorsunuz? sorusuna bakmak bile biraz karamsarlığa itiyor beni.Bir labirentin içinde buluyorum kendimi ve sanki tek bir çıkış kapısı varmış gibi,alıyorum kalem niyetine yüreğimi,saçlarımın kulağımı örten kısmında inzivaya salıyorum hislerimi.En ucsuz bucaksız labirentin çıkmaz sokaklarına dalıyorum.

En evvela hint kumaşı hesabı dondurmak istediğim demlere takılıyorum "Evin" 'imin ellerini hissederken yüreğimde.Bitmesin tanrım,geçmesin zaman,olmasın sabah.Özlemini çektiğin evin (*)'in gözleri yüreğinde,elleri ellerinde.Ama sen yinede özlemini çekersin.Dedim ya! Labirentin çıkmaza açılan en büyük kapısı,en uzun sokağı.Labirentin duvarlarını aşmaksa günah.Yoksa o an hayatının en atletik olduğu anıdır.Siyasi sokaklara dalıyorsun sonra,başa çıkamıyorsun. Kaybettiklerinin acısını çizdiğin sokaklara dalıyosun ,kısacıktır bitiveriyor hemen,öte tarafa gideyim diyosun,yerin tam muamma.Bahçede çiçekler açtı,kazanın dibi kara diyorsun salakça..Temiz hava varmıııı temiz hava.Mutluluğun resmini çizmek istiyorum bütün duvarlara.

Usulca gözlerimi açıyorum,bütün duvarlarda hep aynı yazı.! "Çook oku, Az yaz".Ama öz olsun yazdıkların.Birden yüreğim geliyor aklıma.Avuçlarıma bakıyorum kan revan içinde.Anlıyorum yüreğimin boşaldığını.Yükünü hafifletmekmiş meğer bütün kaygısı...

(*) : sevgili
"Dünyada Hiç Kimse Kolsuz Bir İnsan Kadar, Kusursuz Bir Kucaklama Hayali Kuramaz"

Yazıyorum...

Yazıyorum,
ardımdan beni hayırla andıracak birşeyler bırakmak için
ve insanları buna şahit tutmak için.

niçin mi?

esselamunaleykum

Anketlere muhatab olunca insan bi 'tıkla' cevabını tam olarak verdiğini düşünemiyor ve nedenlerini/niçinlerini yazma/açıklama ihtiyacı hissediyor doğrusu.
Bu ankette tam böyle birşey işte.
Öncelikle her insan ''yazar'' doğar bence. Kimi farkında olarak yaşar, kimi olmayarak .
Herşeyi yazılır insanın eksiksiz, atlanmadan, sırasıyla ve daima...
Yazılır diyiyorum çünkü kalemimiz 'YAZICI'ların elindedir!.
Peki kalemi biz elimize alınca ne olur?
yazar mı yazan mı oluruz?
Bunun kararını kim veriyor?
'An'daki duygularınızı kelimelerle ifade ederken 'yazar '; duygularınızı paylaşma yoluna gittiğinizde de yazar mı oluyorsunuz?
Şu da gerçek ki her eli kalem tutanın yazar olamayacağı gibi; yazar olmakta 'ben oldum' demekle olunacak bir iş değil!
Peki niçin yazıyoruz;
Anlamak ve anlatmak için; yaşanılan duygu yoğunluğunu ya da yoğunsuzluğunu sessizce aktarmak için; kimselere diyemezken acılarımızı o 'AN' kaleme sarılıp kağıda anlatmak için; yıllar yıllar sonrada sesimizi duymak için.
Anladığımızı anlatmak içindir kimbilir.

kaygı

kategorize edelim..

1. gerçekten söyleyecek şeyi olanlar
bilgi sahibi zat ı muhteremlerin grubudur.bilgiyi legal hale getirebilmek için yazarlar.yazınca somutlaşır kendi gerçekleri.evet ego içerir pek çoğu nadiren egodan bağımsız yazanlar vardir ve nadidedir.

2. iyi-kötü çevirmenleri
içinde bulunduğu durum hal vs yi ters düz etme mantığına sahip olanlardır.her ikisi de anarşist tabiatlıdır.ego içerir.pek azı egodan bağımsızdır.ve evet nadidedir.

3. kaygılı olanlar
düzen içinde yer edinme ve anlaşılma kaygısı taşıyanlardır.diğerlerine nispeten daha avamidirler.kapıyı yarı açık bırakıp ağlayanların dahil olduğu kısımdır.çok büyük oranda ego onayı isterler.nadir olan nadideler burada yok denecek kadar azdır.

4. taklitçiler
herkesin az biraz dahil olduğu gruptur.burada taklit kişileri değil dünyanın kendisini taklittir.minimalize estetik değerleriyle yetinemeyip bunu taklit yoluyla tamamlama isteğinin hakim olduğu kişilerdir.mükemmeliyetçi de diyebiliriz.bu kısmın egoları da had safadadır.

5. bu gruba ben giriyorum.
gerçekten söyleyecek şeyi olup söyleyeceklerini iyi kötü çevirmenliğiyle kendi aradığını bulabilecek kadar dağınık hale getirip yüce bir kaygıyla taklit edenler grubudur:))

edit: alkış sevenler derneğinin küçük çaplı bir kamu oyu yoklaması sonucu yapılan bu sınıflandırma işleminin gerçek hayatla bir bağlantısı yoktur ve sizi temin ederim tamamen hayal ürünüdür.

Rabbin Nurundan Kalem Şakka!

Rasulüllah şöyle buyurdu: "Allahu teala levh-i mahfuzu ve kalemi yaratınca kaleme baktı kalem yarıldı Allahu teala kaleme kıyamete kadar olacakları levha yaz buyurdu. Kalem: ya rabbi hangi şeyle başlayayım deyince; Mevla teala"Bismillahirrahmanirrahim"ile başla buyurdu. Kalem yediyüz sene boyunca yazdı. Mevla teala: İzzetim ve celalime yemin olsun ki Ümmeti-i Muhammed(s.a.v)'den hangi erkek ve kadın bir kere besmeleyi söylerse onun defterine yediyüz senelik sevab yazarım" buyurdu.

Yazmak "Ben De Varım" demektir.

İçimize sığmayan, oradan taşan bişeyler var hepimizde..Başkalarının da anlaması gerektiğine inanıyoruz.Bazen de aynı fikirde olanların olup olmadığını öğrenmek için çabalıyoruz.

Vede eleştirilmek için tabiki.Eleştirilmek iyi de olsa kötü de olsa hoştur.Fikirlerinin dikkate alındığının bir göstergesidir.Başka dünyalardaki başka insanların zihninde elektriksel sinyaller halinde çınladığımızın ve tepkimelere yol açtığımızın kanıtıdır.

Var olduğumuzu hissetmemizin bir yoludur yazmak.Bilinci olan insan yazmadan duramaz.