renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kapı

Yurtlarından sürülmüş insanlar vardır,
Anlamanın kalın sürgülü kapısının eşiğinde

Kapalı dedi yaşlı olanlardan birisi. Tecrübeleri, zorlamanın anlamsız olduğunu öğretmişti. Geri dönerken yanına kendine ait olmayan bir şey aldı.

Aklını kullanmakla mağrur bir başkası tokmağı aradı ilk önce. Sonra eli ile menteşeleri bulmaya çalıştı. Söveleri yokladı. Böyle bir kapı olmaz dedi sonunda. Kapı olsaydı mutlaka bir emaresi olurdu.

Söylendiği gibi bir kapı varsa diğer taraftakilerden yardım alabilirim diye düşünerek kapının önüne vardı ülkenin uçlarından kopup gelen genç bir adam. Dil döktü –boyun büktü, haykırdı- tehdit etti, baktı ki olmuyor dilinde simsiyah küfürler gerisin geri döndü.

Kapının önüne gelenlerden en cevvali keskin baltasıyla saldırdı, kapıya. Kapı bana mısın demedi. Aslında var olmayan bir kapının açılmasının imkansız olduğunu anladı/karar verdi.

Herhangi biri kapının önüne oturup sabırla bekledi. Günlerce, aylarca, yıllarca bekledi. Gelip geçen yolcular kendisine kapı bekçisi adını verdiler.

Burada bir kapı yok dedi; sonradan gelenlerden birisi. Şu meczup adama bakın saçı sakalı birbirine karışmış diyerek, KAPI bekçisini delil olarak sundu etrafındakilere. Aklının zaferiyle sarhoş terk etti KAPI nın önünü.

Kapı bekçisi o kadar şey duydu ki sonunda duymaz oldu, o kadar şey gördü ki sonunda görmez oldu. Duymadan, görmeden, dokunmadan günler, geceler, aylar, yıllar geçirdi kapı bekçisi. Görürken görmez idi, görmezken görür oldu.

Gün müydü, ay mıydı, yıl mıydı bilemeden kapı bekçisi zamanlardan bir zaman içinde iki adamın geldiğini gördü. Çok kişinin gelip, çok kişinin gittiğini görmüştü. İki adam geldi; uzun bir yolculuk yaptıkları besbelli. Sürgünlüğünü bir kitabe gibi taşıyan ve Gölgesi düşmeyen.

Usulca geçtiler KAPI dan.

Kapıdan geçilince bir hana girildi. Ortada bir şömine ateş odunlarla raksediyor. Genç olanı yabancı gözlerle süzdü etrafı. Mihmandarlık yapanı bir kenara oturup bağdaş kurdu. Etrafı süzdükten sonra kaç kişi var diye saydı genç olan, 39 insan. Kimsenin kimseye bir şey sormadığı ve kimsenin kimseye bir şey söylemediği bu ortam gencin garibine gitti, daha da garibine giden şey ise, yol arkadaşının durup dururken "mülk sahibi mülküne sahip çıksın" diye söylenmesi oldu.

Han sakinleri birbirinin üzerine bağlanmış efsunlu iplikler gibi sessiz ve girift idiler. Mülk kimin, sahibi kim, han kimin, hancı kim ne sahip çıkan var, ne telaş eden. Büğüm büğüm sessizlikten daralan genç yolcu sıkıntı ile etrafı süzmeye başladı. Pencereden dışarı bakınca dışarıda korkunç bir fırtınanın hüküm sürdüğünü gördü. Hayretten gözleri dana gözü gibi kocaman oldu. Biraz önce kan ter içinde geldikleri Ağustos ayı gitmiş zemherinin en azgın günlerinden birisi gelmişti. Kar fırtınası bir kamçı gibi koca dünyayı tokatlıyor, rüzgar kalın, kalın ağaçları belinden tuttuğu gibi savuruyordu. Rengi attı genç yolcunun

- Lala dışarıda Kıyamet kopuyor diyiverdi.
- Kıyamet durdu, kar yağmaz oldu, fırtına ılık bir melteme dönüşüverdi. Kapı kapandı ötekiler gözden kayboldu, güvercinler kanat çırpa, çıpa göğün derinliklerinde kayboldu. Erzurum istikametinde yola devam ederken genç olanı hayretler içinde söylenmekte idi.
- Mülk kimin mülkü
- Mülk kimin mülkü

Güvercinler yükseldi, Kapı kapandı, Erzurum istikametinde ılık bir meltem eşliğinde iki yolcu yürürken, hayretler içinde; genç olanı.

* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *

Yurtlarından sürülmüş insanlar vardır,
Anlamanın kalın sürgülü kapısının eşiğinde

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Geçmişin tılsımı

Geçmişin tılsımını taşıyan hikayeleri hep sevmişimdir.
İçindeki sırrı ustaca saklayan bir hikaye... Anlatmaktan çok hissettirmiş...
"Öykü" olarak adlandırılsa sanki anlatımındaki büyüyü yansıtamayacak diye düşündüğüm türden bir "hikaye" olmuş.

Elinize, emeğinize sağlık.

Hüzünle titreyen kalbe ince bir âh dokunur
Kalbi kırık olanın kalbine Allah dokunur...

Kafka

Kanun önünde bir kapıcı durmaktadır. Bu kapıcıya taşradan bir adam gelir, kanundan içeri girmek ister. Ama kapıcı, kendisini şimdilik içeri koyveremeyeceğini söyler. Adam düşünüp taşınır, ileride girip giremeyeceğini sorar: 'Belki', der kapıcı 'ama şimdi giremezsin. Kapı her zamanki gibi açık durduğundan ve Kapıcı o sırada kenara çekildiğinden adam eğilir ve kapıdan içeri bakmak ister. Bunu fark eden Kapıcı gülerek der ki: 'Madem bu kadaristiyorsun, olmaz dememe aldırma, bir dene bakalım.Ancak unutma ki, ben güçlü bir kapıcıyım ve kapıcıların da yalnızca en küçüğüyüm. Ama her salon başında bir başka kapıcı vardır, biri de ötekinden güçlüdür. Daha üçüncüsünü görmeye ben bile dayanamam.' Taşralı adam böylesi güçlüklerle karşılaşacağını ummamıştır. Nihayet 'kanun kapısı herkese ve her vakit açık bulunması gerekir', diye düşünür. Ama üzerindeki kürk paltoyla Kapıcı'yı daha bir dikkatle süzüp onun iri ve sivri burnunu, uzun ve seyrek kara tatar sakalını görünce, en iyisi giriş iznini koparıncaya kadar beklemeye karar verir. Kapıcı bir tabure uzatır adama ve onu kapının yanıbaşına oturtur. Günler ve aylar boyu burada oturur adam. Pek çok kez içeri koyverilsin diye uğraşır, yalvarıp yakarmalarıyla usandırır Kapıcı'yı. Kapıcı, adamı sık sık küçük çapta sorgulamalardan geçirir; ona yeri yurdu ve daha başka konularda sorular sorar, ama büyük kişilerinki gibi bir kayıtsızlıkla sorulan sorulan sorulardır bunlar ve her sorgulamanın sonunda Kapıcı, adama henüz kendisini içeri koyveremeyeceğini yeniden açıklar. Bu yolculuğa koyulurken yanına bir sürü şey alan adam, Kapıcı'yı rüşvetle kandıracağım diye, pek değerli olmalarına bakmayarak bunların tümünü çıkarır elden.Hani Kapıcı verilenlerin hepsini alır, ama bir yandan da: Bunları alıyorum ki, bak şu yola da başvuracaktım, unuttum sanmayasın' der. Taşralı Adam yıllar yılı, neredeyse aralıksız, gözetler durur Kapıcı'yı. Öteki kapıcıları unutur da bu ilk kapıcıyı kanundan içeri girmesine tek engel gibi görür. Onu karşısına çıkaran uğursuz rastlantıya ilk yıllar yüksek sesle lanetler savurur; derken yaşlanır giderek, kendi kendine homurdanıp söylenir. Zamanla çocuklaşır ve yıllar yılı Kapıcı'ya bakıp dururken, onun paltosunun kürk yakasındaki pireleri de keşfettiğinden, pirelere bile kendisine yardım etmeleri, Kapıcı'nın gönlünü yapmaları için dil döker. Sonunda gözlerinin feri zayıflar; çevresinin gerçekten mi karanlığa gömüldüğünü, yoksa sadece gözlerinin mi kendisini yanılttığını bilemez olur. Ama buna karşılık bir parıltı fark eder karanlıkta; öylesine bir parıltı ki, bütün görkemiyle kanun kapısından dışarı vurmaktadır. Artık pek bir ömrü kalmamıştır adamın. Ölmeden önce, kapı önünde geçen bütün zaman içindeki yaşantıları kafasında toplanıp şimdiye kadar Kapıcı'ya sormadığı bir soruya dönüşür. Giderek taşlaşan vücuduyla doğrulup kalkamadığından, Kapıcı'ya el eder. Aradaki boy farkı zamanla Taşralı Adam aleyhine bir hayli değiştiğinden, adama doğru iyice eğilmek zorunda kalır. Kapıcı: 'Hala nedir öğrenmek istediğin bakalım? ' diye sorar. 'Amma da açgözlüymüşsün!' der. Adam bunun üzerine: ' Benim bildiğim herkes kanuna varmak için çaba harcar. Peki, nasıl oluyor da, bunca yıl benden başkası girmek istemedi bu kapıdan?' diye sorar. Kapıcı, adamın artık son anlarını yaşadığını görür. Onun gittikçe sağırlaşan kulaklarına sesini işittirebilmek için var gücüyle haykırır: 'Bu kapıdan senden başkası giremezdi, çünkü yalnız senin içindi kapı.
Gideyim de kapayayım artık.'
...................................................
Bir kapı hikayesi bir başkasını çağrıştırdı. Çağrışımın sahibi olan hikayeyi saatlerce düşünmek zorunda kalıp da ancak hatırlayınca konuları direkt olarak alakalı olmasa da paylaşmak zorundaydım. :)
Kafka'nın KANUN ÖNÜNDE hikayesi.
Eh söz konusu Kafka olunca elbette kahramanın içeri girebilmesi de beklenemezdi zaten.

Kapıdan Geçerken Söylenenler

Her kapı açışımda başka bir dünya var karşımda...
Açtıkça açılıyorum...
İçerdeyken doğumu, dışardayken ölümü bekliyor insan...
Herkes bekliyor, bir kapıdan geçmeyi, sonra bir başka kapıdan geçmeyi...
Kapı üstüne kapı, hayat üstüne hayat, ölüm üstüne ölüm...
Anahtar ve kilit, açmak ve kapamak, açı ve kapı...
Bir dünyanın eşiğinde insan...
Açan arafta, arafta açan...

... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...

Ömür Feda Edilen Kapılar

Haşiyesi yazıdan daha uzun ve fikri külfeti daha ağır basacak bir durumu, durumlar zincirini hikaye etmişsiniz. Bu hikayeyi okurken Filibeli Ahmed Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'indeki Aynalı Baba anlatıyor hissine kapıldım, bakır cezvede kahve ve ney eşliğinde. Beni bu derinliklere indirdiğiniz için teşekkür ederim.

Ömür feda edilen kapıların önünde ne(den) beklenir?
Kapının ardındakinin cemali?
Orada bekleten aşkın cilvesi? Derinden gelen ölüm, ardındaki saklı haber?

"Herkes, insanlığın genel iyilik halini artırmak için küçük de olsa hatta küçücük de olsa çaba sarfetmelidir." (Leo Tolstoy)

Yorumları yorumlamak.

Genel olarak yazılarıma yapılan yorumlara cevap yazmıyorum. Tabi bir soru sorulmuşsa bir açımlama getirilmişse müstesna. Eleştiri yapıldığı beğenilmeme ifadeleri yazıldığı zamanlarda da aynı tavrımı sürdüyorum. Kutsal metinler dışında müslümanlar olarak neyin üzerinde ittifak edebiliriz ki? Her olumsuz görüşe, her eleştiriye illa cevap yetiştirmek zorunda mıyız? Son sözü değil doğru sözü söyleme gayreti içindeyim / olmalıyız. Takdir ve onama yorumları ise zaten nihayetlenmiş sözlerdir. Birbirimize protokol yapmayacak isek beğeni onama yorumları yeni bir söze gerek duymazlar düşüncesindeyim.

Fakat blog sunumlarında her yorumu cevaplandırmak gibi bir beklenti de oluşuyor. Cevap yazılmayınca da ilgisizlik gibi addediliyor. Bu durumu bire bir muhatap olma imkanını edindiğimiz kimi arkadaşların ifadelerinden anlıyorum. Bir iletişim platformu / anlama platformu olan "cemaat"de yer alan herkes zaten anlatma ve anlama, hitap etme ve muhatap olma kaygısı içindedir. Bu sebepten ötürü yorumları yorumlamak hususunda görüşlerimi paylaşmak ve sitedeki tüm yazılar için yapılan tüm yorumlara hassaten teşekkür etmek istedim.

Kapılar kapılara, yorumlar yorumlara açılsın hakikat gün ışığına kavuşup gönüllere şifa olsun.

"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var"