renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Top..!

Çocukluğumun hatırı sayılır kısmı top peşinde geçti. Okul dağılıp da çantayı önlüğü atınca eve.. yallah top peşine. Önce plastik toplara, sonra bildiğiniz meşin kaplı olanlarına teptik. Oyun için hafta içi boş olan mahalle sahasından ziyade sokak aralarını tercih ederdik. Şimdiki gibi araç trafiği yoğun değil tabi. Araba plakalarının harf kısmında ikili hanelere geçeli çok olmamış daha. Zonguldak için altmış yediden ötesi yok.. uzunca bir süre olmayacak da. Otomobil kadar at arabası var dersem sokakların durumunu anlarsınız sanırım. Geçse geçse günde on, on beş tane araba. Anlayacağınız sokaklar biz çocuklar için oyun sahası daha. Ortasına iki taş koyan zaptederdi yolu. Gelen araba yer bulursa yandan geçecek, bulamazsa taşları kaldırmamızı bekleyecek. Bu ahvalde top oynamasın da ne yapsın çocuk.
İyi de oynardım.. tek başıma bir takım ettiğim olurdu. Bu nedenle bazen komşu mahallelerden çağırılırdım. Bir sürü güçlünün arasından en zayıf ve en garip takımların tekliflerine icabet ederdim ama. Gücüm güç katsın, zayıfı omuzlayıp ayağa kaldırsın isterdim.
Oynamasını çok severdim lakin bir oyun başlamaya görsün, oyunla birlikte sinir harbinin kapısı açılıverirdi. Bir bağırıştır kulakları tırmalar. Mızıkan mızıkana, işte bu durumu hiç sevemezdim.
Kurallar belli değil miydi ya! Else el, golse goldü!
Bu yüzden kendi takım arkadaşlarımın şimşeklerini üzerime çektiğim dahi oldu. Gol nizami mi.. isterse bizim kaleye girsin, ne ki; kimseye laf dinletemezdim. Çocukluk işte. İlla bir mızıkçılık yapacak. Maçın yarısı oyunla diğer yarısı ise itiraz ve tartışmayla geçerdi. Elle oynasa yaptığını söylemez.. yakalansa, demin seninkine de çarpmıştı deyip çıkar işin içinden. En büyük itirazlar kale direklerinin olmayışı yüzünden yaşanırdı. Direk bulsan ağımız yok! Kural dinlemediği gibi adaleti de gözetmez çocuk. Şayet kalecinin bacak arasından geçmezse kendi kalesine girene avut, rakip kale taşının bir metre dışından gidene gol denirdi. Bazıları hep kendi lehine yontmak isterdi durumu.. keser gibi olurdu.. Şayet biraz da edepsizse hiç baş edemezsin. Hakaretin, çirkefliğin bini bir para olur artık. Şöyle adaleti sağlayacak bir hakem de yok ya! çelmeler, güme giden penaltılar, dirsekler gırla gider. İstersen çıkar sesini. Edepsizin insafı neye müsaade ederse o. Gol dediyse gol, el dediyse el.
Yahu az önce aynısını sen yaptın, o zaman öyleydi de şimdi niye böyle?
Öyle işte, işine gelirse!
İtirazı biraz demlesen kolunu sıvayıp üzerine yürüyecek, mahallenin kavga için tetikte bekleyen serserileri de kenarda hazır.
En kötüsü de, işine öyle geldiği için böylelerini destekleyen başkalarının da bulunması olurdu. Söz konusu futbol olduğunda, o takımda olduğu için bu galibiyetten pay alacakların çoğu çirkeflik edenin ya yanında durur ya da sükut ederdi. Hepsini görür ama bir şey demezdim. Sinirimi bacak kaslarıma kuvvet yapar, bileklerime kıvraklık eder de en güzel golümü atarak alırdım intikamımı. Pek bir ufak tefek ve kıvrak olduğum için çelme takmak için uzanan bacakların üzerinden sıçrar, çarpıp düşürmek için abanan bedenlerden teğet geçerek sıvışır, kaleciye göstere göstere atardım golümü. Oyunun kurallarını değiştirseler de kazanan genelde biz olurduk. Yine de başımı kaldırıp da yaşamazdım golün ve galibiyetin sevincini. Süre dolmasına rağmen önce bunun üzerine çıkarılan münakaşa ile maç uzatmaya çalışılacak.. bu da sonuç vermezse maçın sayılmayacağı ya da yenisinin oynanması gerektiği gibi yollara sapılacaktır daha. Sebep dediğin şey eski köye yeni âdet nevinden işte. Hiçbir şey bulamazsa, sakatlık yüzünden eksik oyuncuyla maçı tamamlamış olmanız dahi buna gerekçe gösterilebilir.

Bir de yeni başlayan maçlara özel mızıkmalar vardı. Minik kale maçlarda kaleci olmazdı mesela. Kale önünde bekleyen olsa bile topu elle tutması yasaktı. Bilinçdışı bir refleksle bu kuralı ihlal edenler olurdu bazen. Penaltı deyince, onun kaleci olduğu ileri sürülürdü hemen.
Yahu minik kalede kaleci olmaz.. hem o kaleciyse, az önce bizim kalenin önünde ne işi vardı diye itiraz edince, bunun baştan konuşulmadığı ileri sürülürdü aceleyle.
Aslına bakarsanız baştan konuşulan şeyler hususunda da durum pek değişmez ya çirkefle baş da edilmezdi. Yeni kural konmuştu bile. Oynamasan olmaz. Sokakta başka çocuk yok. Çocuk dediğin top da oynayacak, misket de. Oyuna katmayıp, dışlasan başka dert zaten. Kendisini haksızlığa uğramış biri olarak gördüğü için bir de bakmışsın ki yanına birkaç tane daha bulup çete kurup karşınıza çıkmış. Oyunlarınıza almadığınız için önce suçlanır sonra da intikam alınmaya çalışılırsınız böylelerinden. Misketiniz çalınır, yolunuz kesilip harçlığınıza el konur. Ana kuzusu olmakla aşağılanmanız dahi vakidir. Korkak, büyüyüp gelişememiş biri olursunuz nezdinde. Kendi serseriliğini, size attığı çamurla sıvayıp görünmez kılmaya kalkar aslında. Böyleleri ne yapsa meşrudur kendi nezdinde. Olmasa da bir sebep bulup, uydurur işte.

Söz toptan ve topa dair mızıkmalardan açıldı ancak değinmeden edemeyeceğim. Dediğim gibi bunlar ilkokul çağı ve top oynamaya dair olan mızıkmalardı. Bir de daha evvelki çağa özel olanlar vardı.. ve onların içinde laftan sözden anlamayan çocuklar. Evine gitsen oyuncağıyla oynatmaz. Size gelse, tüm oyuncaklara sahip çıktığı gibi bir de toplayıp evine götürmeye kalkanlar. Oynamak için kendi oyuncaklarından birini alsan basar yaygarayı. Her şey onun istediği gibi olacaktır. İstediği yapıldığında da durum değişmeyecektir aslında. Ne istediğini bildiği de yoktur ya!. bu ahlakları yüzünden hiçbir şey oynayamazsın onlarla.
Ne askercilik ne de kovboyculuk.
Asker olunca kılıç ya da tüfek yerine tuttuğu sopayı sokar gözünüze. Gözünü kaybeden sen, yaygarayı basan ise kendisi olur.

Hele bir de yardım için annesini çağırması yok mudur.. en katlanılamayanı da budur.

Çocukluğa ve mızıkmaya dair anlatacak çok şey var ancak meramım için bu kadarı kâfi gelsin. Çocuğa çocuktur der geçersin ya.. büyüğüne ne diyeceksin. Anlayacağınız o günden bu güne sokaklar değişti.. araçların sayısı değişti ancak bazı şeyler hiç değişmedi.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Benim Esem sporlarım vardı şimdi onlar nerede?

Okula giderken epa topuklu(*), mahallede esemsporlar giydiğimiz, lastikli donlarla dolaştığımız dönemlere geri götürdün beni. Bir tarafında tepe, bir tarafında dere, bir yanında yaşlı bir ceviz ağacı... topu topu 250-300 m2'lik boş bir arsada, dereye kaçmasın diye sönük plastik toplarla mahalle maçları yaptığımız günler... Hey gidi günler...

.......................
(*) 82-83 lerde çok modaydı. Ayakkabının altında en az 4 parmak yükseklikte plastik bir dolgu topuktu epa topuk.

Toplu Kale

Toplanıp toplu kaleye giderken bizim topla değil topun bizimle oynadığı o yılları anımsayınca gülümseyiverdim işte. Kim derdi ki kırk artı dört ayaklılar, gün gelecek içi 'heva' dolu meşin yuvarlığı iki kazık arasından geçirme uğraşı sonucu bu beyhude işi endüstriyel sektöre dönüştürecek.
Bak şu topa!
Nasıl da salvolanıyor kürenin tam ortasında.
Kalemine, yüreğine sağlık dost...

Oyunun tadı kaçtı!

Mızıkçılar her yerde, her oyunda, her zamanda aynıymış demek ki... Oyunun en güzel anında ortaya çıkan mızıkçılık yüzünden herkesin keyfi kaçardı. Ya oyun yarıda kalırdı ya da oyun oyun olmaktan çıkar bir sinir harbi şeklinde zevk vermeyen bir şeye dönüşürdü. Şimdilerde aklıma bir soru takılıyor hani bu mızıkçıları, yavuz hırsızları hep idare ettiğimiz için, aman tadımız kaçmasın diye uğradığımız haksızlıklara göz yumup ses çıkarmadığımız için bizim hiç mi suçumuz yok? Belki zayıftık, belki o mızıkçılar kadar güçlü değildik ama sahi yapacak hiç bir şeyimiz yok muydu?? Sahi var mıydı??
Off bu oyunun tadı kaçtı! Size iyi eğlenceler ben oynamıyorum. Eve gidip, soruların çengeline takılıp sarkaç gibi salınmaya başlayan aklımı takıldığı yerden çıkarmaya uğraşacağım..

Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimiz bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyici ve çok merhametlisin."

çocukluğa dair ne okusam

çocukluğa dair ne okusam aklıma sadece şu diyaloğun tatlılığı gelir

-ayşegül hadi eveee!
-anne biraz daha oynayayım.....

diyalogun devamı pek iç açıcı değildir:)) -bak gelirsem oraya! diye başlayıp terlik fırlatmayla son bulur:))

selim beyin yüreğine sağlık

"eddai"

cocuk ve dunya....

hic toptan anlamazsamda yazinin maksadini anladim zannerdersem.bence dunya yine ayni degisen hic birsey olmamis.ezenler ve ezilenler....paylasamayi bilmeyenler,benciler,simariklar,garibanlar,ac gozluler,hirslilar......

selam ederim.......

Son kertede hususen siyasi

Son kertede hususen siyasi arenada cereyan eden fiilerdeki hukuk tanımazlık ve ilkesizlik ne istediğini bilmez edepsiz çocukları aklıma getirmişti. Kinaye yapayım dedim fakat görünen o ki, tekavüt olmanın vakti gelmiş. Zor bir türdür. Kararında yapılırsa tadından yenmez.. beceremezsen eline yüzüne bulaştırırsın böyle. Yorumlardan anlaşıldığı üzre kıvamı tutturamadığımız ortada. Müdahale ve dolayısıyla faul yoktur. Topu ayağıma dolaştırıp kendim düştüm.

İlgi ve paylaşımlarını esirgemeyen herkese teşekkürler.

kıvamda sorun yok..

Bence yazınız gayet kıvamında ve anlaşılır olmuş. hatta o kadarki yazıyı okurken, golü saymayan mızıkçıları, kenarda bekleyen serserileri, oynayacak başka biri olmadığı için eli mahkum çocukları gayet güzel hayal edebildim. Ancak kinayeyi çocukluk ve çocukluktaki oyunlar gibi lezzetine doyulmaz bir konu üzerinden yapınca insanlar da doğal olarak kaşıklarını esas meramınız olan konuya daldırıp acı yemektense, bu lezzetli konuya daldırıp tatlı yemeyi tercih ediyorlar. Mesele sadece damak zevkiyle alakalı yoksa maksat gayet anlaşılır olmuş. Kaleminize sağlık

Ey Rabbimiz! Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimiz bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Ey Rabbimiz! Şüphesiz sen çok esirgeyici ve çok merhametlisin."

Siyaset Oyunu

Tam da kıvamında olmuş bence Selim Hocam. Son satıra geldiğimde yüzümde kocaman bir tebessüm oluştu. Evet evet son günlerde siyasi arenada yaşanılan bu çocuk oyununu andıran hadiseler ancak bu kadar güzel bir benzetmeyle açıklanabilirdi. Mahallenin zengin şımarık çocuğu misali kendini tek hak/söz sahibi sanan bir takım vekiller birbirlerini ittirip kaktırmaya da başladı ya, oyun iyice traji-komik bir hâle doğru ilerliyor ..
Ellerinize sağlık
Selâm ile ..

-filistanbul-

Sn. Kuzu

Hatice Hanım, soyisim de tam oturmuş yerine. Kurtla kuzu.. yine bildik kiyaye.

Kızım sana söylerim gelinim sen anla

Selim bey sakın tekavüt falan olmayın. Meramınız çok açık. Yalnız tat kızın dilinden anası anlar. Arkadaşlar kinaye olduğunu fark etmemiş olabilirler. Ancak fark edenler gene hayıflanma faslındadırlar. Çünkü gelin kendisine anlatılmak isteneni anlamadı bir türlü. Veya anlamamak işine geldi. Daha biz başkaları kuralları oynadıkça boşuna topun peşinde koşarız. Çünkü sanıyorduk ki beraber oynuyorduk. Yanılıyoruz her daim. Ve defalarca keler deliğinden ısırtan müslümanlar oluyoruz. Nereye gidiyoruz dersiniz? Allah sonumuzu hayr eylesin.

Yok yok! ben beceremedim.

Yok yok! ben beceremedim. İlk iki yorumdan sonra durumu anlayınca son satırı sonradan ekledim.

Mesaj alınmıştır

Belki gündeme dair cümleler başında olsaydı metnin, kinayeleri yakalamak ve yorumlamak daha kolay olurdu ama uçan kuşu siyasete yorduğumuz bir dönemde mesajınızın alınmaması imkansız. Son günlerde öyle battık ki siyasi konulara bence görmek istemedik bu yazının siyasi yönünü, çocukluğumuzu hatırlamak istedik. Bu kadar insanı çocukluğunun hasretlerine anılarına götürdünüz, böyle gergin bir dönemde bu da çok güzel birşey olmalı.

Top ve çiçek..

Ben de çoktan usanıp oyunu terk ettim sizin gibi. Bahçemde çiçek yetiştiriyorum şimdi. Gelin görün ki; top iki de bir bahçeye kaçıp çiçekleri eziyor.

''top''

Arabanın altına kaçan top, çocuğun üzüntüsüne gebedir.

Tekerlekten sekiyor ama..

Tekerlekten sekip mahalleye ve mahalleliye zarar vermese bir de.. bizim çocuklar oldum olası topu sevmez yoksa. Bu nedenle sevmediği adamlara böyle hitap eder ya!

Kızların manileri manidar

Bir de kızlar cephesi vardı, evcilik, sek sek oynayan, en çok ta ip atlayan. İp atlamakla kalmayıp maniler de söyleyen.

"arabiiii... arabiiii.. dönme dolabi
kızlar giyer naylon çorabi
erkekler içer rakı şarabi..."

Maniler de çok manidarmış değil mi :(

Hamiş(*): Ben şahsen mızıkçılardan değildim, mızıkçıları da sevmezdim. Bu nedenle politikaya girmedim herhalde. Girseydim de tutunamazdım herhal. Üstelik belim de kalındı, kıvrak değildim.

.......
(*)Hamiş: Not, dipnot, marginal note, ps (post scriptum)

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

maniler...

Ask olsun arkadaslar,üstüme sanki siyasetin kirini hissettim.:) saka bir yana insan bazen hayatin kirlenmisliginde kacip cocuklugun masumiyetine siginmasi korunakli bir sey olsa gerek.
benim en sevdigim arap kizlari ile birlikte okudugum icin,
Yagmur yagiyor
seller akiyor
Arap kizi camdan bakiyor.
Hala bir arap kizi gordugumde bunu onlara soyler ve bunu kendiler icin soyledigimizi anlatirim.itiraz edenler var tabi.bazilarida türk kizi diye ceviriyor:)
Herseye ragmen cocukluktan bir parca masumiyeti kalanlar iyi insanlarlardir diye dusunuyorum.
selam ederim....

Oyunu yarım kalan çocuklar

Bence de son derece isabetli bitirmişsiniz yazınızı Selim Bey.Artık oyunun tadı gerçekten kaçtı.Siyasetin mızıkan çocukları çok fazla olmakla beraber,benim aklıma hep,meclise başörtüsüyle giren ilk milletvekiline," dışarı! dışarı! "şeklinde tempo tutan bir grup çocuk geliyor.Onları onbeş dakikalığına da olsa böyle görmek çok eğlenceliydi.
Ayrıca kim demiş kızlar sadece bez bebeklerle oynar diye.Mesela benim çocukluğumda "saplambaç" diye bir oyun oynardık.Böyle bir şeyi hatırlayan var mı çok merak ediyorum.İki adet oyuncu ve iki adet onluk çiviyle çamurlu bir zeminde oynanır:)Rakiplerden biri,diğerini çizdiği çizgilerin içine hapsetmeye çalışır.Bu yüzden bayılırım rekabete.Lakin ben de oyunu yarım kalan ve eve dönmek zorunda kalan çocuklardanım ne yazık ki.Selamlar. . .

yeni öğreniyorum ben bu oyunu!

Top, oyun ve çocukluk…
Öncelikle belirtmeliyim ki bizim mahallenin çocukları zevkle oynardık S.SETENAY ÖZEK’İN adına ‘saplambaç’ dediği _ki böyle bir ismi olduğunu ilk defa öğreniyorum _ oyunu.Birinin elinde çiviyi gördük mü ben de varım deyip oyundaki yerimizi alırdık.
Saplambaç , saklambaç,yedi kule,yakan top,olmadı istop,evcilikler,yerden yüksek ,yeri gelir tek kale maçlar,file niyetine bir ağaçtan diğerine bağlanan iple oynanan voleybol …
Ve herhalukarda mızıkçılar, oyuna hakimiyet kurup kendi lehine oyunun gidişatını bozanlar , yenileceğini anlayıp da bahaneli –bahanesiz oyunu terk edenler ve en olmaz dediğimiz anda oyuna abla veya abilerinden başlayıp annesini dahi müdahil edenler .
….‘DIŞARI’, ‘367’ , ‘AZINLIĞIN ÇOĞA TAHAKKÜMÜ’ ,‘9 ‘a 2 KABUL’,’MAHKEME HEYETİ’,’MİLLETVEKİLİ’,’MECLİS’’SEÇİM’, ’OY’,’OYLAMA’,’YOKLAMA’,’ADAYIM’,’GİDECEK’,’KİM GELECEK’,’BARAJ’,’OLMADI BİRLEŞ’…
Daha fazla argüman ekleyerek ister tek başınıza anlamlı bir cümle oluşturun , ister arkadaşlarınızla beraber gruplar halinde doğabilecek sonuçlar hakkında yorum yapın!
Son günlerin en popüler oyunu! Bu.
Bu arada bu oyun yeni değilmiş büyüklerimden öğrendim.

Anılar depreşti harbiden

Anılar depreşti harbiden de. :) Birazını tutup çekeceğim şimdi.

Abi futbol başka ya. Yani çocukken bir de özellikle zevkli bir şey futbol. Şimdi o kadar sarmaz meselâ, ama ortaokluldayken hatırlıyorum, bir günümü o gün yapacağım üç maça göre düzenlerdim. Onu bi taraf bırak, hiç unutmuyorum sınıf maçı yapıyoruz, 8. sınıflar arası turnuva 8-b ile 8-a maçı, 8-b biziz. Sedatlarla yapıyoruz yani maçı. Neyse maç başladı abi, iyi güzel sedatlar zaten hep dişimize göreydi yenilsek bile bayağı hırpaladık adamları yani, yendiğimiz de çok oluyordu 8-c öyle değildi ama yüzde doksan yenilirdik 8-c ye. 8-a yla maçtayız, ramazan ayındayız bir de abi iftar vakti geldi hoca ezanı okudu maç bitmedi hâlâ ama nasıl da koşuyoruz yani susuzluk musuzluk diye bir şey yok. Merak ediyorum acaba kim ilk önce ezanın okunduğunu hatırlatacak filan, kimse hatırlatmadı herkes de biliyor :) Penaltılarda yendik 8-a yı. 1.5 saat falan geçmişti iftar eve geldiğimde, bizimkiler çay içiyor.

Tuhaftık ya. Ateş gibi ortalıkta koşuşturuyoruz, top peşinde. 5 dakikalık tenefüs için okulda taa 5. kattan aşağı iner takımı kurar maça başlar öğretmenler ziline kadar hatta nöbetçi hocanın sopayla etrafımızı kuşatır gibi gelmesine kadar oynardık. Metin hoca hariç tabi. Direkt dalıyordu adam hiç acıma yok. Su gibi ter içinde gel sonra derse gir, sınava gir, bir de kopya çek sınavda oohh tamam oldu. :)

Mahalle maçları ayrı bir karizma oluyordu, kızlar bile izlemeye gelecek yani bazen :) Onurları çok feci yenerdik ama harbiden 5-1 6-1 6-2 adamlar çuval olurdu, Ramazanları yenemiyorduk ama yaşça da zaten birer yaş büyüktüler çoğunlukla. Günde üç maç, hepsi de nerden baksan 2 saati bulurdu bazen. Belli bir kemik kadro her maça gelirdi, 4-5 kişi, banko yani. Sahada değil de evin önünde oynamalar var bir de, bizim bitişik binadaki o yaşlı ve kötü kadının çığlıkları ııığğğyy. Annem bile kızıyordu bazen. "Yaşlı kadını kızdırıyorsunuz oğlum gidin okulun orada oynayın, gelini var alt katta bebeği uyuyor sesiniz oraya gidiyor hemen". Anne, bebeklerini büyütsünler o zaman çabucak, defansa adam lâzım. Kimse defansta durmazdı, en uyuz olduğum şey valla, Yavuz duruyordu defansta çok en sevdiğim arkadaşım da mahalleden odur zaten.

Galatasaray var bir de abi, Avrupa'da şov yapıyoruz, ertesi gün mahallede o gazla emreyim haciyim ümitim cimcom monakoyu yeniyor biz onurları yeniyoruz, cimbom milanı yeniyor biz onurları yeniyoruz, bir de 8-a yı. Direkten dönen toplara hastayım, uzaktan öyle sol ayağının üstüyle vuruyor ya bazen haci top kavis alıyor, sert bir kavis şak içeri!

Manyak anılarım vardı da hepsi aklıma gelmiyor. Zaten şimdi pek vaka anlatmadım. Vakalara geçsem çok uzar, kalsın. Çamurlu zeminde maçlarımız ve ev faslı, betonda dizi yırtılmalar ve ev faslı (ve çıkıp bir daha maç aynı günde :) vay bee.

Hem Ramazan hem top tutkusu

Hem Ramazan hem top tutkusu olmuyor Aliciğim. İnsanın beyni/kafası bulanıyor. Orucu unutup da kaç kez kana kana su içtiğimi hatırlayamıyorum .
Anamın ‘oğlum! unutup da bir şey yiyip içtiğinde orucun bozulmaz’ deyişi imdadıma yetişirdi o zaman. Unuttuğuma sevinirdim ama. Eee sıcak kırk derece civarı.. iftar saat yirmi bire doğru anca. Hakikaten bu top bizi bozuyor. Yuvarlak bir şey zaten.

Galatasaray’a gelecek olursak. Ben eskiden Fenerbahçe’yi tutardım. Abim öyle öğretmişti. Sonra uzun yıllar süren beynelmilel başarısızlık hasretimizi takım ruhu ve muhteşem oyunuyla Galatasaray giderdi. Baktım Fenerliler kıskancından çatlıyor.. başarıyı tebrik edip paylaşacaklarına tefrika çıkarıyorlar. Bir de haftada bir gün oyun, yedi gün kritiği. Bu tutku bizi bozar deyip terk ettim Fenerbahçeyi. Hatta şimdi onca transfere rağmen oluşturamadıkları takım ruhu (birliktelik) yüzünden yenildiklerinde seviniyorum. İhtiyarlamasaydım :P oynamaya devam ederdim ama.

Herkez Evine,Tavuklar Pinine.

Çocukluğumuzdan eski günlerimizden bahsederken hey gidi günler hey ne güzel günlerdi diye özlem duyuyoruz.Geçen telefonda kuzenimle konuşuyoruz.İnsanın kuzeni hem arkadaşı hem kuzeni
olunca dahada bir güzel oluyor,promosyonlu gibi.Bazen eski günleri
mizi hatırlıyorum ne güzel günlerdi diyor.Çok arıyoruz o günleri.Hemen ayak üstü şöyle yapmıştık böyle yapmıştık diye başlıyoruz.
Setanayın söylediği oyuna biz bokuç diyorduk galiba.Birde dombili vardı.Önce üstüste dizilen taşları belli bir mesafeden topu atıp
vuruyosun sonra düşürdüğün taşları tekrar dizmeye çalışıyorsun karşı grupta topla bizi vurup engellemeye çalışıyor.Eğer taşları dizmeyi başarabilirsen DOMBİLİ diye bağırıp seviniyorsun.
Şadan beyin söylediği spor ayakkabılardan abim yurtdışında
oturan halamlardan getirtmişti.Erkeklerin rüyalarını süsleyen bir ayakkabıydı galiba.Ayağına küçük geliyodu galiba ama çaktırmadan giyiyordu yinede.
Çamurdan tencere,tabakta yapardık biz.Saklambacı akşamları oynamak daha da bir zevkliydi.
Mahallemizin erkek gibi kadınlarından olan rahmetli zekiye ablamız vardı.Aynı zamanda akrabamız olur kendisi,yediğimiz içtiğimiz bir cinsinden öyle derler ya biz bir gün zekiye ablanın tavukları vardı ve kümesindeki bütün yumurtaları alıp onların arka bahçesinde duvara atıp kırdık.Bunu nasıl yaptık hala aklım almıyor.O ki zekiye abla bahçesine kaçan topları baltayla,bıçakla kesen.Çocukların arkasından koca koca taşları fırlatan tabi biz bunları bile bile bu suçu işledik.Akşam olay duyuldu.Korkudan akşam erkenden uyudum.Annemler de beni evde yalnız bırakıp zekiye ablalara gitmişler.Ben uyanır uyanmaz balkona koştum sıkıysa zekiye ablalara git bakalım.Ağlayarak balkondan anne diye çağırıyorum ama tabi beni duymuyorlar sokaktan geçenler birden balkonun etrafında toplandılar mahalle ayağa kalktı yani sonra annemler geldi.Böylece bu olay kapandı akrabalıktan dolayı yırttım galiba.Yoksa zekiye ablanın elinden zor kurtulurduk benim sayemde diyerleride ucuz atlattı.
Akşam geç saatlere kadar oynardık annelerimiz gelir herkez evine tavuklar pinine diyerek bizleri eve götürürlerdi.Bununla götürmeyi başaramadılar mı teröristler geliyor hadi çabuk olun dedikleri zaman ben ürperir ve korkardım çünkü teröristi canavar ve hayvan gibi bir şey olarak gözümde canlandırırdım.Keşke terörist benim çocukluğumdaki canavar olsaydı en azından o canvardı ve canavar gibi davranabirdi fakat şimdi canavarlaşan insanlar daha tehlikeli oluyor.

Saygılar...