Çocukluğumun sakin baharlarını özledim birden . Sessizliğin ortasında dizkapaklarımı kırmış kollarımı kavuşturmuş anneme sarılır gibi seyrettiğim alemden şefkat dökülüyormuş gibi ne uçsuzum ne bucaksız . Aşktan perişan olmama uzun bir zaman var daha bu manzaranın ufak bir detayıyım . Parmak uçlarıma rüzgar değiyor gözlerim sığ aklım bir detayın hışmına uğramamış kalbim ürkek nerede nasıl olduğumu bilmeden varolmanın uslu evladıyım. Ne isyanım var ne sebebim akıyorum döküleceğim yere kadar . Süsülü cümleler kurmadan kavak tozlarının dökülüşünü seyrediyorum sükunet bir nimet daha bilmiyorum o zaman . Doyasıya seyret çocuk bu son görüşün baharı bu son dokunuşun merhamete.
Zamanın garip oyunlarına çomak olmak için daha epeyce gün dönecek . Isıracak biliyorum akrep erken kalkmam lazım gelecek birazdan , dur kalkma o duvar kenarı yurdun bilmiyorsun daha; baban ekmek getiriyor annen salça sürüyor üstüne otur zira bahar aynı bahar olmayacak bir daha.
Kimseye verecek cevabım yok benim işte ; her yerinde masumiyetin ıslak bezi , almış ateşini , bakışlarım aklımın hararetine yenik değil daha bu kabusa uyumama çok var. Madem ki uyanığım madem ki bu duvar kenarında bu ıssızlığı tadıyorum Allah var taş ta yapar amenna , ne karınca ezerim ne neden taş yaptığını sorarım kitaplara duvar kenarında ben varım ALLAH VAR TAŞ TA YAPAR AMENNA.
Öyle yorulacağım ki aklımı ödünç verdiğim silahlara mermi olmak için yığılacağım önlerine ama bir kudretim var şimdilik önden askılı libasımla bu duvar saltanıtında . Küçüklükten korkmayan bir hoyratlıkla zamanın yalancı tanığıyım , ol deyince olacakmış gibi , bir avuç kumla bir deryayı alacakmış , üfleyip cılız yüreğime alemi bir nefeste gececekmiş gibiyim . Seyyahım bu duvar kenarında kimseler görmüyor kimseler bilmiyor yolculuğumu. Vicdanım savaşlara gidip bir acı kahve içmemiş , hiç bir barışın da hatrı yok . Çakallar yok kuzular yok .
Her türlü yokun bir imajı olduğunu bileceğim ne gam . Hakikat dizlerimin kırıldığı yerde basit bir geometri hesabı . Daha fazla kır bacaklarını zira yoruldun . Bu bahar bin yıl öncesinin baharı olsaydı hala uçuyordun , ürkekliğine kardeş güvercinle . Bu saadeti eşyanın anlamı çalacak birazdan. Eşyaya hükmeden çocuk henüz eşya hükmetmeden zerrelerine , bahar hala bir iklimken senin genzinde çek yansın kalbin , zira buz devridir müstakbel yeni çağ. Doğrulunca başlayacak sen bu duvar kenarından , kalkınca elbet büyüyeceksin soruların büyüyecek cevapların büyüyecek var olmanın hangi soruya hangi cevabı vereceğine bağlı olduğunu bilerek vahşileşeceksin . Kal orda gözlerine kurban olasım geliyor içten bir tebessümle baktığın gün batımına dokunmak için bir ömrü feda edebilir bilgeler ki bana o duvar kenarının mukkades olduğunu öğrettiler.
Ben olmadan var olduğun son lahzadır bu baharın bir parçası olduğun iklimin kendisi olduğun varlığının bilincine şuursuzca vardığın en büyük coğrafyandır o duvar kenarı dizlerini kır karıncayı ezme zira ALLAH TAŞ YAPAR.
Yorumlar
Şiir tadındaki yazınız
Cum, 11/05/2007 - 09:46 — zeynep kuşZEYNEP KUŞ
Şiir tadındaki yazınız, şair ülkesinin güzellikleriyle bezeli. Mekanikleşmenin hızla yayıldığı dünyamızda, insana yeniden benini tanıma, kendi gerçekliğinin farkına varma ve eşyanın ötesine geçip, insani duyguların hakikatle bezenerek zuhur etmesi noktasında özgün bir anlatım. Maziden beslenerek, günümüze içini döken satırlarınızın hissettirdiği güzel duygular için teşekkürler...