AİHM kendisine yakışanı yapmıştır. Avrupa'nın insan hakları mahkemesi Avrupa'nın haklarını koruyacak tabi. Kararın siyasi olması beni pek enterese etmiyor doğrusu. Yapılan iş ile ismin kulağa gelişi arasında büyük bir uyum söz konusu ayrıca. Bizim köydeki eşekler demek isterdim zira köyümüz yok. Her neyse, bütün köylerdeki eşekler aynı tür sesler çıkarmaz mı! AAAİİİİİ, AHİİİİİ, AİHM, AİHM. İsmi ile müsemma olmak iyi bir şey. Sonra yanlışa düşüyor insan. Şimdi her şey yerli yerine oturmuştur. Avrupa insanı kapitalist ve sekülerdi, mahkemesi de buna uygun bir karar verdi. Bizimkilerin orada ne işi vardı sorusuna " denize düşen yılana sarıldı " dan başka bir şey söylemek istemiyorum.
Gözümüz aydın ola. Artık yalnızca Allah'tan isteyip O'na sarılmak ve saye yönelmekten başka yolumuz kalmadı. Kardeşlerimi bu hallere düşüren Avrupa'dan medet ummak ar gelirdi nitekim. Utanacak biri varsa, kardeşlerimizi bu tür sıkıntılara düşürenler utansın demekten başkasını da yakıştıramayız kendimize doğrusu.
On bir Eylül saldırılarının akabinde Müslümanlara ve Müslüman coğrafyalara yönelik vuku bulan uygulamalar, Fransa'da âni cereyan eden türban yasağı vs olup bitenleri bizlere göstermek için yetip artmıştı bile. Müşriklerin kendi elleriyle yaptığı putları yine kendi elleri ile yemeleri Ebu Cehil'den beri sünnetleri olmuştur nitekim. Yeyin efendim, dizinize gözünüze dursun. Bir gün boğazınıza takılacak nasıl olsa. Demokrasiymiş.. Peh. Kurt ile kuzunun hikayesinde olandan başkasını görmedik bu güne kadar biz. Avrupa'nın kurtları daha merhametli, daha özgürlükçüymüş. Kurtun merhametine güven olur mu hiç. Karnı acıkana kadardır kuzuyla dostluğu. Uzağındayız diyedir göze hoş görünmeye çalışışı. Hikayesinde geçtiği şekliyle " kafaya koydum.. seni yicem. Bahane arıyorum" dediği gibi, vakti gelince bulur bir bahane ısırmak için. Aynen 'kamusal (y)alan' teranesinde olduğu gibi.
Hiç kimse kusura bakmasın efendim. Böyle bir kararın alınmasına binaen ileri sürülen gerekçeler hakkında en azından şu an için (sıcağı sıcağına) tek kelime edecek halim yok. Bütün gerekçeleri saçma ve kuralları ayaklarımın altındadır. Ancak slogan atıp, dalga geçebilirim küçük adamların yaptığı alçak icraatlarla. Engizisyon zombileri, devam edin tarihinize yakışanı yapmaya ki bildiğimizi bilip, gördüğümüzü görsün herkes.
Yorumlar
ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur
Cum, 02/07/2004 - 18:59 — Jerfi QAZAQİçinizde yukarıdaki dizeyi bilen var mıdır bilmem ama doğrusu benim için çok şey ifade ediyor.
Lady Godiva hatırladığım kadarıyla Avrupa' da bir ülkenin kralının karısı. Kral halktan yüksek vergi toplayarak onlara zulmediyor. İyi kalpli Lady Godiva halk için artık dayanılmaz bir hal alan bu duruma müdahale etmek istiyor. Ve krala müracaat ediyor. Kraldan vergileri düşürmesini istiyor. Kral düşünüyor ve vergileri tek bir koşulun gerçekleşmesi halinde düşürebileceğini söylüyor. O da Lady Godiva' nın ülkenin sokaklarında bir ata binerek çırılçıplak dolaşması. İyi kalpli Lady Godiva halka haber uçuruyor ve durumu açıklıyor. Halkta bu fedakarlığa karşı ortak aklın ürünü bir çözüm üretiyor. Halk o gün evlerinden dışarıya çıkmamaya, kapılarını pencerelerini sıkı sıkıya kapatıp gözlerinin kazaen bile olsa dışarıya kaymasına müsaade etmemecesine eve kapanmaya karar veriyor. Derken gün geliyor ve çatıyor. Fedakar ve mübarek leydimiz işe koyuluyor. At hazırlanıyor. Lady soyunuyor. Ata biniyor ve başlıyor sokak sokak dolaşmaya. Ama sokaklarda hiç bir kimse yok. Herkes evinde Lady Godiva' nın kutsal görevini (çünkü onlara göre artık vergilendirilmemiş kazanç kutsaldır.) tamamlamasını bekliyor evinde sabırsızlıkla. Fakat o da ne! Bir kişi hariç. Vatandaşın biri şeytana uyup bakıveriyor Lady Godiva' nın vücuduna. Ve işte efsane tamamlanıyor. İhtiraslarına dayanamayan kahramanımız Lady Godiva' nın vücuduyla gözgöze geldiğinde birdenbire kör oluyor. Ya işte böyle bu efsane.
Şimdi QAZAQ durup dururken bunları neden anlattı.
Şunun için;
Kralın şeytanca tuzağını oyun bozan tavırla çözen bir Lady Godiva ve halk var karşımızda. Lady' ye önerilen şeytanın bir önerisi. Ama lady bu tuzağı halkıyla elele vererek çözmeye çalışıyor. Çünkü bu onların son çaresi. Halktan ihanet eden tek bir kişi de davranışının bedelini bu uğurda gözlerini kaybederek ödüyor. Bizde de çözüm için kendi başlarına bırakılan leydilerimiz kendilerine sunulan ve tek alternatif olarak gösterilen çözüm rolünü hiç de oyunu bozma çabasına girmeksizin oynamaya başlıyorlar yirmisekiz şubatın hemen arkasından. Çünkü onlara kamusal alanda hayat hakkı tanınmıyor. Onlar da kamusal alanda bulunmanın elzem oluşundan hareketle üstleniveriyorlar bu rolü. Başlıyorlar Avrupa sokaklarında dolaşmaya. Fakat bizim leydilerimizi Lady Godiva' dan ayıran fark, bu gezintiyi, namus kavramını terketmeyi akıllarından bile geçirmeden, hatta bunun mücadelesi adına o sokaklarda mücadelesinin peşinde oldukları giysileriyle dolaşmayı üzerlerine bir borç bilerek yapmaları. Lady Godiva halkıyla birarada çözümü üretiyor. Bizim leydilerimiz ise kanaat önderlerinin kendilerine gösterdikleri yolu, ortak müslüman aklının gösterdiği yolun ne olabileceğini düşünmeksizin koyuluveriyorlar yola. AİHM koridorlarında bu bütünlüğü yakalamaksızın yapılan gezinti Lady Godiva' nın yoldan geçişine hiç mi hiç benzemiyor. Çünkü Godiva' nın başka bir seçeneği yok. Çünkü Godiva' nın geçtiği yol bizatihi halkının her zaman geçtiği yol. Çünkü Godiva geçecekkken herkes onun geçişini kolaylaştırmak için bir çözüm üretiyor. Bunun karşılığında onu dikizleme sevdasına düşen eleman da kör oluveriyor. Oysa bizimkilerin başka bir seçeneği var. Bizimkiler hepimizin hergün geçtiği ya da geçmek zorunda olduğu ve geçmesi gerekirken geçmediği yolu kullanmayı akıllarından bile geçirmiyorlar. Böylesi bir geçiş denemesi belki de müslümanların ortak çözüm yolu bulmalarına yol açabilecek ama olmuyor işte. Ve neticede İsmet Babanın "ne Godiva geçer yoldan, ne bir kimse kör olur" dizesi yerine cuk diye oturuveriyor işte.
Ben şahsım adına bu tür çözüm arayışlarının, modernleşme sürecinin müslüman kadunamıza (Boşnakça da kadınlarımız demekmiş) tek çözüm yoluymuş gibi gösterdiğini ifade edebiliriz. Aslında biz çözüm yolu için Kur' an içerinde ne kadar arayış içerisine girdik ki? Dücane Cündioğlu' nun Yeni Şafak gazetesinde kaleme aldığı köşe yazılarını topladığı PHILO SOPHIA LOREN adlı kitabının 61. ve 62. sayfasında bu durumu şu şekilde özetliyor;
" ...müslüman kadının modernleşme karşısındaki direnci zayıfladıkça, hiç kuşku yok ki sadece müslümanlığı değil, kadınlığı da buharlaşmakta; yani nasıl ki modern kadın erkekleşiyorsa / erkekleştiyse, müslüman kadın da erkekleşmekte; dolayısı ile kendi özüne yabancılaşmak suretiyle daha az kadın, daha az annei, daha az eş olma yolunda ilerlemektedir.... Bugün bazı kadınlarımız arasında özgürlüğün anlamı daha az kadın, daha az anne, daha az eş olmakla eşdeğerdir. Çünkü evin yerini sokak, mutfağın yerini büro, anneliğin yerini sekreterlik, mahremiyetin yerini teşhir aldıkça kadının erkekleşmesi kaçınılmazdır..."
(Peki kadunamız neden erkekleşmektedirler. Yoksa ortada erkek namına birşey kalmamış mıdır? Galiba öyle...)
Ben bizim Lady Godiva' larımızın eylem alanları olarak evlerini seçmeleri, çözüm arayışlarına yeniden evlerinden başlamalarını, yeniden eve dönerek yirmisekizşubatçıların hiç de hesap etmedikleri bir davranış biçimiyle onların oyunlarını evlerini merkez alarak bozmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu ihtilal ve bu üzerimize sürülen tanklar ile onların muratları müslüman kadınların modernleşme süreçlerine katkıda(!) bulunmak, müslümanların biran önce intikam alma duygularına kapılarak Allah' ın hesabını adeta hiçe sayarcasına mahkeme kapılarına dayanmalarını, buralarda yaşayacakları yeni yirmisekizşubatların karşısında dillerinin tutulmaları değil miydi acaba?
Düşünsenize; binlerce başörtülü müslüman hanım -başörtüleri yerine- tüm dünyevi kaygılarını bir kenara fırlatarak, kendilerini komik ve ucube bir duruma düşüren peruk, bere, fötr, şapka, atkı, v.s. ye tamah etmeksizin, kendilerine tek çözüm yolunu gösterenlere "Rabbim beni terketmedi" ayetini haykırarak yönünü Allah' a dönmeleri halinde Allahuvealem neler yaşanır ve ne oyunlar bozulurdu değil mi?
Eğer böyle davranmış olsaydık,
Godiva bütün namusu, hürriyeti ve asaletiyle hem yoldan geçerdi hem de ona dikine dikine bakmak şöyle dursun, şöyle yan bakanlarda aniden kör oluverirlerdi.
Ha bi de şu var;
"Avrupa Avrupa duy sesimizi..." diye stadyunlarda bağıranların çığlıklarıyla, AİHM başvurma arasında bir benzerlik var mıdır acaba?
Teşekkürler Hakan ALBAYRAK tüm telkinlere rağmen AİHM ne başvurmadığın için...
...
Cts, 03/07/2004 - 19:19 — E.Fatih BilgeBu karara çok sevindim. QAZAQ da demiş gerçi ama, Hakan Albayrak aklıma geldi birden. Efendim onaylanan hapis cezanız için AİHM'ye başvuracak mısınız, eğer AİHM'ye başvurursanız cezanız karar açıklanıncaya kadar ertelenir demişlerdi. Hakan Albayrak, biz karşısında olduğumuz bir medeniyetin kurumuna neden başvuralım, bu bizim duruşumuzla bir tezat oluşturmaz mı diyerek reddetmişti.
AİHM dediğiniz adı üstünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'dir. Avrupa yani. Kendilerine göre bir insan hakları vardır. Avrupa toplumunun geneli hristiyandır. Merak ettiğim nokta ise şu: Bu AİHM Türkiye ile ilgili kararlarını verirken hangi aidiyet kalıbını kullanıyor. Türkiye'nin Avrupalılık mı? Yoksa Doğululuk mu? Avrupa'da ki insan hakları dediğimiz şey ne kadar evrensel bir de bunu sorgulamak gerekiyor. Frantz Fanon değil miydi Avrupa'yı terk edin bir an evvel diyen!
Avrupa'da bir Türk fobisinin olduğunu düşünüyorum. Kararlar bu yüzden tek taraflı oluyor. İnsan hakkı dediğimiz şeyin ise tek taraflı olması düşündürücü.
AB'nin Türkiye'yi AB'ye 50 yılı aşkın bir süredir almaması da manidar değil mi? Her ne kadar cumhuriyet kurulurken Osmanlı İmparatorluğu ötekileştirilmiş ise de Batı'da Türk kavramının Osmanlı'yı canlandırması, hristiyanlık dinine karşı bir İslam dini. Gerek etnik gerekse dinsel nedenler AB'ye üyelik için engel teşkil eden unsurlar. Zaten AB'de hristiyan birliği olmadığını ispatlama yönünde Helsinki zirvesi kararını almıştı. AB ilk defa aidiyet formunu sorguladı o zirvede. Yani AB olarak biz neyiz?
Şu anda insanların bir zihinsel sürece girip insan hakları ve özgürlükleri düşünmesi gerekiyor. İnsan hakları ve özgürlükler Avrupa'da olduğu gibi mi? Avrupa'nın haricinde bir insan hakları ve özgürlük kavramı yok mu? Özgürlük kavramından ortaya çıkan insan hakları doğrudan doğruya insanın kişiliğine bağlı, dokunulamaz ve devredilemez haklardır. Bu bize bir şeyler anlatıyor sanırım. Özgürlük kavramı bütün dinleri ilgilendiren bir konudur. Yani bugün İslam dini için özgürlük yarın hristiyanlık için bir özgürlük sorunudur. Ortada söz konusu olan birey olduğu için bu konu ne AİHM'nin vereceği kararla kesin bir sonuca ulaşır ne de başka bir kurumun. Çünkü birey doğuştan hürdür ve bir takım haklara sahiptir.
Bir köşe yazısı başlığına eleştiri..
Pzt, 05/07/2004 - 10:02 — Selim SevkiogluDünkü gazetelerdeki köşe yazılarına göz atarken şöyle bir başlık ile karşılaştım " Başörtülü rahibeler öğretmenlik ve hemşirelik yaptığı sürece AİHM kararına saygı duymuyorum ". Altını, genel bir niteleme ile güzel bir şekilde doldurmuş olsa bile yine de can sıkıcı bir başlık ve tenakuz barındıran bir mantık yapısına sahip olduğunu düşünüyorum bu başlığın.
İçimizde böyle saçma sapan düşünceler içerisinde olanların sayısının bir hayli fazla olduğunu biliyor musunuz. Bilmiyorsanız şayet sizin için de endişelenmem gerekecek. Bu durumu fark etmiş olsaydınız şayet huzursuz olmanız gerekirdi. Huzursuz olmak da fark etmiş olmanızı. Şayet farketmenizi gerektirecek bir huzursuzluğa kavuşmamışsanız bu güne kadar, bu sizin de böyle düşünüyor ya da makul görüyor olmanızdan kaynaklanıyor olabilir.
Ve böyle düşünenlerin bir kısımı malesef köşe yazarlığı yapmaktalar. O kişilerin başka yazılarında da benzeri tenakuz ve zayıflıklara sıkça rastlamak mümkün.
" Rahibelerin ruhban okullarına girmesini de yasaklarsanız şayet size saygı duyacağım. Eşitlik olmuş olacak böylece. Zulmü paylaştırdığınız müddetçe dilediğiniz kadar anırmaya devam edebilirsiniz " demek gibi bir şey bu. Eşit uygulamalarda bulunuzca adalet yerini bulacak mı? Adalet; zulümün herkese eşit miktarda zerk edilmesine mi bağlı yani. Peh! Pes doğrusu. Bu karar yürüklükte kaldığı müddetçe zenci gibi hissedekmiş kendisini. Bu karardan geri dönülünce yüzümüz ağaracak mı? Ne söylenir Allah aşkına bu mantık kurgusuna karşı.
Bazen benzer başka örneklerle de karşılaşıyoruz. Müslümanların haklarının kısıtlanmasına karşın, başkalarının da haklarının kısıtlanmasını talep ediyorlar mesela.. Vicdanın iki kere sızlaması gerekirken için rahat mı edecek o zaman. Dükkanını soyan hırsıza " neden kendi komşuninkini de soymadın " demek kadar bayağı bir şey değil mi bu.
" Siz Hristiyan olduğunuz için böyle yapıyorsunuz " demeye getiriyor belki. Yine de asla yakışık almaz. Zulmü kendilerinden olana da uygulayınca eşitlik olmaz ve böyle bir karara asla saygı duyulmaz. Benim dükkanımı soyduğu için hırsızın akrabalarına da sataşamam ben. Onlar seküler ve bu sebeple işlerine nasıl gelirse öyle yapıyor olabilirler. Müslüman ise fikir ve amelin de olduğu gibi her hususta bütünlüğe sahip olan insandır. İçinde İncil'in olmadığı bir dindarlık bu günün Hristiyanlarına mahsus olabilir ancak.
Neden hep erkişiler konuşuyor?
Pzt, 05/07/2004 - 23:19 — Mesut ErkanYazıyı yazan da yorumlayan da erkişiler. Konu öncelikle olarak bayanlarla ilgili. AİHM'nin kararı hakkında birşey söylemeyecek olanların bile QAZAK'ın kadınlara çizdiği hedefle ilgili olarak söyleyebilecekleri bir şeyler olmalı diye düşünüyorum. Hatta niçin şimdiye kadar kimsenin sesi çıkmadı daha da merak ediyorum. Yoksa bu sitedeki bayanlar da böyle mi düşünüyor ?
hanım kişi de konuştu
Per, 08/07/2004 - 21:14 — Elif Kırmızıhem öyle bir konuştu ki..
öyle uzun bir yorum yazdım ki, blog yapamayınca makale yapıp gönderdim..
okuyun bakalım ne diyeceksiniz er kişiler..
=YAŞAMANI GEREKLİ KILAN; YARATILMANA SEBEP OLAN ŞEYLERDİR!=
=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=
bu bir
Pzt, 12/07/2004 - 00:07 — Elif KırmızıÖncelikle verdiği karar dolayısıyla AİHMi kınıyorum. Kendinden bekleneni yapmıştır diyemiyorum çünkü herkes için durum böyle değil. Bu kararıyla itibarını yitirmiş ve uyguladığı çifte standardı kendi elleriyle açık açık ifşa etmiştir. Zira Avrupa üniversitelerinde böyle bir şey söz konusu değilken yine Avrupalıların özgürlük mahkemesi böyle bir yasağın meşru ve haklı olduğu kararını beyan etmekte. Bu AİHMin kendi tutarlılığı, güvenilirliği ve itibarı için bence bir rezalettir.
Gelelim "kendinden bekleneni yaptı" konusuna... yasak mağduru onca bayan AİHMin böyle bir karar vereceğini tahmin etseydi eminim dava açmazlardı. Burada biraz güven biraz çaresizlik biraz da haklı olmaktan doğan inat söz konusu. Bu arkadaşlar sanırım Avrupalıların o koca hukuk kitaplarında yazan özgürlük haklarına ve kendi üniversitelerinin hiçbirinde böyle bir yasak olmayışına güvenerek yine onların mahkemelerine başvurdular. Çaresizlik vardı çünkü okuma istekleri haksız bir nedenle engelleniyordu ve Türkiyedeki yasal arayışları aleyhlerine sonuçlanıyordu. Ve -ne yazık ki- Türk adalet(!)ini bağlayan, onun üstünde bir merciiye başvurmak istediler. Ve bunu yaparken kendilerinde haklı ve mağdur olmanın verdiği inat da vardı. Ben çoklamıyorum. Fakat bu konuda -bir arkadaşımızın da alıntılandığı üzre- Hakan Albayrak'a katılıyorum..
Bu hanımların yapmak istediği, "yasal zeminde hakkını arayabildiği yere kadar aramak"tır. Durumu böyle okursak, onları daha iyi anlarız. Ve şuan o son yer maalesef AİHMdir. Bu AİHMe verilen bir destek, Müslümanların da onu meşrulaştırıp, kararlarına değer vermesi anlamına gelmesin. Çünkü bu çaresizlikten ve "son kapıya kadar gitme kararlılığı"ndan kaynaklanan bir durum.
Ama tekrar belirteyim, Hakan Albayrakla aynı fikirdeyim. Ve şuan "keşke hiçbir arkadaşımız gitmeseydi" diyorum. Karşı tarafın eline çok büyük bir koz vermiş olduk ellerimizle (bilmeyerek).. Yasal açıdan emsal teşkil etmiş olduk bizden sonrakilere de.. mesele Türkiyede kalırdı. Zamanla da inşallah aşılırdı..
Ancak şimdi Türk hukuk sistemini bağlayıcı bir mahkemenin böyle bir kararı, aşılma sürecini iyice ilerilere atmış oldu, diye düşünüyorum.
Ayrıca derslerimizde de öğrendiğimiz gibi, bir ülkenin özgürlüğü, iç işlerindeki serbestliğiyle doğru orantılıdır. Yani iç sorunlarında başka ülkelerden yardım umması pek hayra alamet değildir.
=YAŞAMANI GEREKLİ KILAN; YARATILMANA SEBEP OLAN ŞEYLERDİR!=
=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=
bu da iki... ben sıramı savdım...konuşun bakalım...
Pzt, 12/07/2004 - 00:10 — Elif KırmızıAvrupada dolananları destekliyorum. Tesettürlü kadınların sokaklarda dolaşmasının %100 taraftarıyım. Özellikle Antalyada, İzmirde, Pragda, Pariste, Münihte, Washingtonda... Her yerde... İslamda selamla - kadın kıyafeti arasında ortak noktalar olduğunu düşünüyorum zira. Ve ayrıca kastım aynı zamanda sosyal alanda bulunmalarına, bir şeyler yapmalarınadır. Kadınları eve kapattığınız ana kurmaya yahut değiştirmeye çalıştığınız toplumsal düzen (adı, mekanı, zamanı ne olursa olsun) çürük temelli başlar.. Neden bilemiyorum ama erkekler bunu pek anlamıyorlar.
Yeni bir düzen ha! 28 Şubattan sonra okullarından atılan, depresyona giren, doktorlara gidip, prozaclar kullanan bacı(!)larımız..
Bakın size ne anlatacağım.. Ben lise sondayken okulumuza yasak mikrobu yeni nüksetmişti. Son dönemdeydik. Bir gün Cuma törenine inmedik ve bütün sorumluluğu üzerimize aldık. Fakat okulun en iyi sınıfıydık. Bize ceza verilmedi ve hiçbir suçu olmayan okumak için para biriktiren hocamız okuldan atıldı. Bunun vicdan azabı ne demektir bilir misiniz... Her şeye direnip, dik ve güçlü durmaya çalışan benim için bu son damlaydı.Yeter diyerek kendimi kaybettim. Başımı sıraya ve duvarlara vuruyordum. Bu bir sinir kriziydi. (Çok şükür iç dengem sağlamdır. O günkü boşalmadan sonra doktorluk ilaçlık bir durumum olmadı.)
Ve Dücane beyin o "komik durum" olarak nitelendirdiği duruma da düştüm. Başörtümün üzerine şapka niyetine peruk taktım. Anlamayacağınızı bilerek nedenini söyleyeyim. O lanet (o zamanlar benim için öyleydi) bahçede başım açık durduğumda, binalardan, ağaçlardan ve gökyüzünden utandım. Siz gökyüzünden utanmak ne demektir bilir misiniz? Utandınız mı hiç?! Bir emrini çiğnediğime inandığım için Yaratanımdan utandım da ondan.. Anlayamazsınız fakat anlayışlı olmak ve saygı duymak farklı bir şeydir. Oturduğu yerden komik görünüyorsunuz demek ne kolaydır. Yazıklar olsun!!
Ve ben kızların taktığı peruk, şapka vb şeylere laf eden tüm erkeklerden iğreniyorum. Bunu da açıkça yazayım. Artık Dücane bey de dahil.
Kızların onları takarkenki görüntüleri üzerine bir bakış açısı kuramazsınız. Ki görüntü bence komik değil, içler acısı, yürek kanatıcıdır. Dücane bey komik olarak görür, ben böyle görürüm bu tür tercihleri.. İşte aramızdaki fark da burada ortaya çıkar.. Ve bu yüzden o kelimeden sonra verdiği tüm akıllar boşta kalacaktır. Kelimeye takılmıyorum yanlış anlaşılmasın.. Paragrafın ilk cümlesinde söylediğim üzre bakış açısına takılıyorum.
Ve anlattığım anılarımla yapmaya çalıştığım duygu sömürüsü değildir.. Onları böyle bir şeyle kirletecek, kullanacak bir yapıda değilim. Ben, anlayışsızlıklarını, okuyan tüm erkeklerin yüzüne mümkün olduğunca sert vurmak istiyorum. Zira yaptıkları anlayışsızlıktır.
Kızlar okumak istiyorlar. Dücane bey akıl vermeyi çok seven bir insan olsa gerek. Fakat vakıaya hakim olarak yapamadığından bu değerlendirmeyi, teklifleri karşılık ve kabul bulmayacaktır. 2004 yılı dünya yapısına, düzene baktığınızda hele de Türkiye gibi orta düzey ülkelerde yüksek öğrenim aşırı cazip hale getirilmiştir. Ve kadınlar da haklı olarak ilim talep etmektedirler.
Ve siz, Türk eğitim sisteminde yetişen, okuma azminde olan kızları; gel evinde otur, komik duruma düşme diyerek bundan vazgeçiremezsiniz!!
Örneğin ailesi tarafından 5 yaşından beri doktor olma telkini alan bir kıza, tıpı kazanmışken bunu söylememeniz hiçbir işe yaramaz. Toplumsal neyi değiştirmek isterseniz isteyin buna kadınları eğitmekten başlamaya mecbursunuz.. Bakınız bir dönemlerin köyden gelen kız filmlerine.. İğrenç, pis, cahil kadınlar kıyafetlerinden sıyrılarak ne güzel insanlar oluyorlar.. Değişimler kadınlardan başlamaya mecburdur. Toplumlar kadınların elindedir çünkü, annelik vasfı kendilerine aittir. Önce tüm Müslüman kadınlara sağlam ve kaliteli bir dini eğitim vermelisiniz. Bunu ne haftada 1 derslik (tabirimi mazur görün) dandik din kültürü derslerinizle sağlayabilirsiniz, ne de yaz tatilindeki elif-ba hocalarıyla. Güvendiğiniz ve bilgisine inandıklarınız hariç. Ve cemaatlere teşvik etmek de hatadır. Zira bu İslamın değil sadece o cemaatin işine yarar.
Okuldakilere "çok komiksin, bırak o okulu, evine geç" diyeceğimize (çünkü bu işe yaramaz,o yaşta, o kararı veren insana ancak saygı duyulur), önce bu eğitimin nasıl verilebileceğini düşünmeliyiz. Sağlam bir dini eğitimi alan birey, yeri geldiğinde, okulunu son sınıfının, son döneminde de bırakır.. Merak buyurmayın..
Gelelim eve girmeye. Ben şuan üniversite öğrencisiyim. Örtümle (ekstra bir şey kullanmadan) okuyorum. Nasıl, nerede olduğu, bölümü vs. konusunda bilgi vermeyeceğim. Fakat ben, böyle bir imkanım olduğunu öğrenmeden önce okumamaya karar vermiştim. Benim kıyafetime saygı duymayan devletten alacağım kağıt için kişiliğimden vazgeçemem ve Rabbimin emrini çiğnemem dedim. Bazı arkadaşlarsa, bizler de okumazsak, tamamen tecrit edileceğiz diye düşünmekteler ve ben onlara da katılıyorum. Devlet hastanelerindeki örtülü örtüsüz ayrımına hiç tanık oldunuz mu siz?! Bir kadın, sırf bu yüzden öldü, duydunuz mu?! Bizler tamamen çekilirsek bütün devlet daireleri bu halde olacaktır diyorlar.. Onlar da buna izin vermek istemiyorlar.
Peki erkekler nerede? Ben bunları düşünürken, biz bunları çekerken, okuldaki erkekler bahçede top peşinde koşuyorlardı. Kendi dönemim mezunlarından üniversiteye girenlerin %90ı kız.
Söyleyin, Müslüman bayanlar, Müslüman erkeklerin neyine güvenip, okullarından çekilsin, eve girsinler?!!
Bugün dünyaya baktığınızda Müslümanların özgürlüğünün simgesi iki şey: biri Filistin, diğeri başörtüsü. Bu benim görüşüm. Buna bu önemi veren kaç erkek var!! Böyle bir azim mi var.. Başbakan bu konuya halkın sahip çıkmadığını söylüyor.. Yerinde bir tesbit.(ama O daha çok meslek liselilerin ailesine sitem ediyor.) Öyle bir ülke ki, kadınlarının %60ı başörtülü (ne o, yüzdeye inanamadınız mı? Onları pek görmüyorsunuz, evlerindeler de ondandır!!..) ama meydanlarda kimse yok. 13 milyonluk İstanbulun 13te 1i bir gün meydana inse, 1 milyon insan.. Bu yasak ne kadar sürebilir söyleyin...
Ortak akılmış.. Nerede imiş o ortak akıl..Ancak akıl verilir zaten. Böyle bir platform oldu da biz mi duymadık: "başörtü yasağına karşı uygulanacak ortak eylem planı..." ?? Hangi ortak akıl?!
Şunu herkes bilsin; şuan ve gelecek zamanda (inşallah kısa bir dilim olur) kadınları bu konuda ASLA ortak hareket ettiremezsiniz.
Zira şartlar düşünüldüğünde iki taraf da güçlü gerekçelere sahip. Tek çıkış yolu yasağın kaldırılması.
Bunun da iki yolu var: ya yukardan devlet eliyle kaldırılır, yahut halkın zorlamasıyla kaldırılır. Bu tür yasaklar hiçbir zaman ebedi olmamıştır. Başörtü yasağı Hz. Musa zamanında da olmuş ve kadınlar tepki olarak saçlarını sıfıra vurmuştur. Kadınlarımızın topluca daha yoğun tepki vermesi kuşkusuz gerekirdi fakat "şuan"da bence durumun ara çözümlerle akışına bırakılması daha uygundur. Zira Türk toplumu değişmektedir ve konjonktür şuan bunu gerektirmekte. Ve bu bir pes etme değildir. Biz bu arayı iyi değerlendirerek gelen nesillere sahip çıkmalı, onları en iyi şekilde yetiştirmeliyiz.
İşte burada Müslüman kadınlara çok iş düşmektedir. Diploma, yetiştirilecek yeni nesillerin yanında bir şey değildir. Önce kendimizi sonra yeni nesilleri çok iyi yetiştirmeliyiz. Etiket sevdalısı olmak bize yakışmaz. Geçimi eşi tarafından zaten sağlanacaktır.
Bir keresinde, "şuan pek bir şey yapamıyormuş gibi isek de, hepimiz birer potansiyel (yahut kinetik :) )ana-babayız" demiştim.
Topluma aklı başında, kaliteli Müslüman bireyler sunarsak nesillerle birlikte durumlar da değişecektir. Önemli ve öncelikli olan nicelik değil niteliktir. Dünyada kaç milyon Müslüman Arap, ve bilmem kaç bin İsrailli var. Durum bu kadar açıktır..
Şimdilik burada kalalım.. yeri gelirse devam ederiz. Zira benim parmaklarım, sizin gözleriniz yoruldu..
ÖNEMLİ NOT: cemaatin devamlı yazı ve yorumlarıyla katılımcısı olan kendimden başka sdfkpln'ı tanıyorum sadece.. Dolayısıyla cemaatte zaten bi kaç tane bayan var.. nerde bu hanımlar diyenlerin bilgisine.. Peki nerde bunca hanım?!! Kim bilir, belki evlerindelerdir...
=YAŞAMANI GEREKLİ KILAN; YARATILMANA SEBEP OLAN ŞEYLERDİR!=
=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=
Bir de buradan bakalım
Çar, 14/07/2004 - 18:10 — Şadan Ercan"Kızlar okumak istiyorlar" eyvallah saygı duyarım, ilim talep etmek erkek/kadın için çok değerli bir haktır. Ancak "ilim" sadece kolejlerde, üniversitelerde mi verilmektedir? Elbette değil. Üstelik bir çok ilmi de bu eğitim kurumlarında elde etmeniz zaten mümkün değildir.
"Müslüman kadınlara sağlam ve kaliteli bir dini eğitim vermelisiniz." diyorsunuz eyvallah. Ama cümlenin devamında "...Ve cemaatlere teşvik etmek de hatadır. Zira bu İslamın değil sadece o cemaatin işine yarar." Bu cümleler bana Anayasa Hukuku profesörü Ergun Özbudun'unun
"Türkiye'nin laiklik anlayışı kendine özgüdür, islami eğitimi cemaat örgütlerinin eline bırakırsanız bunlar ülkeyi gerilere götürür, bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı elzemdir ve laikliğe aykırı değildir" biçimindeki değerlendirmesini hatırlattı. Bu nedenle bu paralele düşmenize de ayrıca üzüldüm.
Dücane Cündioğlu'nun komik yakıştırmasına karşı tavrınıza saygı duyuyor ve destekliyorum. Dediğiniz gibi bu komik değil "içler acısı" bir durumdur. Burada empatinin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor.
"Söyleyin, Müslüman bayanlar, Müslüman erkeklerin neyine güvenip, okullarından çekilsin, eve girsinler?!!" cümlesindeki değerlendirme tıpkı Cündioğlu'nun yakıştırmasına benziyor ! Bu şekilde değerlendirme yapmaya, müslüman erkekleri bu tarz itham etmeye kimsenin hakkı yok. Nasıl ki benzeri genellemeleri müslüman kadınlar için yapma hakkı yoksa. İşi gelin-kaynana kavgasına dökmekten başka hiçbir amaca hizmet etmeyecek olan bu tip kısır değerlendirmelerin hiçkimseye faydası olmaz.
Arkadaşların ev eksenli/merkezli bir çalışmadan bahsediyor olmasının küçümsenmesini de anlamak mümkün değil. Kadınlar evine dönsün derken, "kadınlara eve gömelim" gibi bir anlayış olduğu düşünülüyorsa hata ediliyor demektir. Evler kadınların mezarlığı değildir ama bir takım kadınlar bunu niçin böyle görmek ister anlamak mümkün değil. Modern dünyanın postmodern kadınları(!)nın çocuk doğurmayı, çocuk yetiştirmeyi, ev kadını olmayı "banal" bulmalarını anlamak mümkün oluyor da bizim kadınlarımızın bir kısmının özellikle de çalışan müslüman kadınlar arasında yayılan bir eğilim olarak bu bakış açısını anlamlandırmakta zorlanıyorum.
"İnsan! Seni savunuyorum; sana karşı!"
....
Pzt, 19/07/2004 - 21:16 — Sedef KaplanSen ağaçlardan, binalardan, gökyüzünden utanmışsın ben kendimden utanıyorum...
Bu konuda yazı yazmaya hakkım olmadığını düşünüyorum, kaldı ki yazsam sende hakkın yok dersin.
Bir gün hakkım olduğunda yazarım.