ölüm/
Yere çakılmış sağlam bir kazığı andıran'-l' harfinin sağına ve soluna yapışmış gibi duran gözleri yuvasından fırlamış 'o' ve 'u' harfleri belki de oluşturacakları kelimenin anlamını pekiştirmek için bu görüntüyü veriyor: bir tedirginlik, bir şaşkınlık... Kelimenin ötesindeyse , anlam olarak, ölüm kişilerde kendisine yöneltilen bakışların taşıdığı derinliğin ölçüsüne göre bir değer kazanıyor. Kimileri adının anılmasından bile rahatsızlık duyarken kimileri de ölümü bilinci yapıyor; bir ömür akılda tutmak için özel çaba sarfediyor. Birileri mezarlıkların bulunduğu yerlerden bile geçmemek için istikamet değiştirken, diğerleri bayram-seyran mezarlığa koşuyor. Bir yanda kahkahalar çemberinde 'carpe diem!' bayrağı açılırken diğer yanda gözyaşları göndere çekiliyor 'İnna Lillah...'' eşliğinde. Hayat böyle devam ediyor; birileri ve diğerleri aynı hızla ölümlerine hicret ediyor. Hal ne olursa olsun, ölüm istisna teşkil etmiyor.
ali imran, 185/
'Küllü nefsin zaikatül mevt.' Kimi zaman Hidayet Rehberi'nin sayfalarında; okurken, kimi zamansa yeşil örtünün üzerinde; son görevi yerine getirirken karşımıza çıkan bu ezeli/ebedi gerçek acılarımıza merhem olup, kalbimize huzur veriyor. İster ölüme yaklaşan, ister ölüyü uğurlayan/selamlayan olalım... Nereden bakarsak bakalım, bu gerçek değişmiyor.
parça-bütün/
'...diğerlerinin ölümü de bizim bir parçamızdır'. Bu, belki de ölümün mutlak oluşundan ve herkesin ölümü(nü) kendi içinde(n) ayrılmaz bir bütün olarak taşımasından kaynaklanıyor.
petröl/
İnsan varlığındaki toprağın derinliğinde yatan siyah cevher (ölüm), yatağından fışkırışıyla; sahibini ya tükenmez zenginlikler sarayına taşıyacak ya da derinliğini sonsuz acıdan alan kör bir kuyunun içine yuvarlayacak.
yalnız, yıldızlar/
'İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelere ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem, ve başkalarına kapalı birer dünyadır. Bir yıldız sönünce ondan uzaktakiler bir şey duymaz. Hayatın ve ölümün ehemmiyeti hep nisbi ve izafidir. Bizim için ölüm, yani kendi dünyamızın ölümü kainatın en mühim hadisesidir.'
Peki, başka yaşamlara ya da ölümlere kayıtsız kalarak neden daha da yalnızlaştırıyor insan kendisini? Neden, kendi kıyametine dek sürecek bir yalnızlığa, sürgüne gönüllü yazdırıyor adını?
perdeler/
Kanser, kalp yetmezliği, boğulma, trafik kazası, elektrik çarpması...
Savaşlar ve afetler...
Ölüm gerçeği üzerinde ince bir tülden perdeler.
O demde ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail'e "hoşgeldin!" diyebilmekte hüner (NFK)
beklenen/
Karanlık 'We die only one death: the one we did not expect' cümlesinin üzerini çizip pırıl pırıl bir cümle yazıyorum: 'Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz'
morg/
Ölüm hakkında söylenmiş öyle sözler de var ki bugün artık bir hayat belirtisi taşımadıklarından morga kaldırdık onları:
'Bazen ölümü hayattan bıktığımız için kabulleniriz.' gibi.
ebediyet/
'İstediği kadar hekim olsun, ölümle anlaşsın, ebedi olmak ancak Allah'a mahsustur.'
peki, niçin?/
'Bir daha ölmemek için ölünür.'
sona yaklaşırken... /
Gökleri ve yeri yaratan Rabbim, dünya ve ahirette benim velim Sensin! Benim ruhumu müslüman olarak al ve beni iyiler arasına kat! (Yusuf,101)
Son yorumlar
8 sa. 1 dk. önce
8 sa. 10 dk. önce
11 sa. 49 dk. önce
17 sa. 50 dk. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 11 sa. önce
1 gün 13 sa. önce
1 gün 15 sa. önce
1 gün 16 sa. önce