renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Anons : Sistem Çöküyor !...


Toplumunun ve vicdanının sesine kulak vermekten aciz elit tabaka Anıtkabir’i ziyaret ededursun,
“19 mayıs gençliği" bir 19 mayıs günü hazırlıyordu küfürlü pankartlarını ve keskin bıçaklarını…
Sporcusunun zeki,çevik ve aynı zamanda ahlaklısını seven sistem, taraftarın ne idüğünü atlamış mıydı yoksa bir asır boyunca insaf,izan,vicdan gibi kelimeleri irticaya dahil ederek?!...
Daha tevafuk ne demek bilmeyen gençler ibret-i alem bir tevafuğa misal olacaklarını nerden bilsinlerdi ki mübarek 19 mayıs gecesi...
Aslında bu insanlar , hiç farkında olmadan ,sistemin içinde kulaç atmayan çalışırken “aslında kurumlar laik olur,insan laik olmaz” diye düşünme ve bunu söyleme hatasına sapan sistemin başbakanına “öyle bir oluruz kiiiiii…” diyorlardı..”seyret de gör bak insan nasıl laik olabiliyormuş başbakan!...”

Kayboluyordu ışıltısı yalancı güneşin istanbul'da usul usul..
…ve kayboluyordu ışıltısı döner bıçağının ali sami yen'de usul usul..

Büyüyordu yani rakip takımın taraftarına kin..
Doluyordu yani döner bıçağıyla , o kini engelleyemeyen anlatılmamış masum imanın dolduramadığı kın..

Sonra anons etti görevli...bilmem kaçıncı defa...
"atmayın" dedi insanlara.."sahaya yabancı madde atmayın ! ".....
Anonsu yapanın bizatihi kendisi ne de yabanci bir maddeydi oysa , anons yaparak uyarmaya çalıştığı fanatik taraftarın hayat tasavvuruna....

Sistemin hayat tasavvuru , çökmeyi çoktan hakketmişti zaten ya ! ..
Olsun!..
Anons etti anonscu bir daha...
Çünkü çöküyordu sistem ve çökmeliydi de her taşta ve her anonsta...

Sanki, "19 mayıs'ta güneş gibi doğdun" nidalarına nazire yapıyordu "cumhuriyet gençliği" diğer "cumhuriyet gençliği gençlerine " hepiniz bilmemne çocuğusunuz derken!

Anons etti görevli ... Yine yeniden...
"Tribünde kırdığınız koltuklar , sahaya attığınız cisimler , insanlara ettiğiniz küfürler , kulübümüze zarar vermektedir" dedi...
Daha sözünün başındaydı ki umarsızca yuhalandı anonscu...
Kitle ikaz istemiyordu...
Öyle ya..

Hem “iman” etmeyen hem de “iman” da ettirmeyen sistemin "ikaz" etmeye ne hakkı olabilirdi ki..
Sistemin bu tarafı yani modernitenin “futbol kültürü” de kulübü tanrılaştırıyordu çünkü..

Tüm sahte tanrılar gibi kulüp de düşüyordu..

Evet! Sistem taraf taraf ..mekan mekan ..yürek yürek ..sistem stad stad çöküyordu!...

Tansiyon yükseliyor,nevrötik vaka izlenimi veren kitle kesinlikle "kulüp" sözü duymak dahi istemiyordu...

“madem bu zihniyetin kulüb(kalpler) derdi yoktu o zaman kulüp derdi de olmamalıydı...

Anons etti anonscu...çünkü sistem kulüb kulüb ve kulüp kulüp çöküyordu...
Oturmaya yarayan koltuklar bir defa daha söküldü yerinden ve sahaya atıldı tek tek...
Gırtlağına kadar travmaya batmış gencecik insanlar gırtlaklarından esirgedikleri suyu şişesi içinde sahadaki rakip oyuncuya isabet ettirebilmek için uğraştı..
Bu spikeri hiç bu kadar sessiz görmemiştim...maç boyu sadece maçı anlatmaya çalıştı..belli ki o da etkilenmişti..

Sekülerist sistemin “başarıya odaklanma” maskeli “mükemmeliyetçilik” görünümlü travmatik klinik vakalar üreten inanç disiplininin bir tezahürüydü yaşananlar sadece..

Buna deist devlet sistemi neden olmuştu ve hiçbir ceza ile bunu engelleyemezdi..

Hazzı hayrın önüne geçirenlerin hiçbir şerre tepki gösterme hakları yoktur!

Sistemin bugün "onlar sizin kardeşlerinizdir! Anneleri annelerinizdir! Küfretmeyin! Hayır durun ! Onlar sizin kardeşlerinizdir! Ya bir yerlerine gelirse! Atmayın! Hayır ! Asabiyet bizden değildir diyordu resulullah , yapmayın! Günahtır! Allah aşırı gidenleri sevmez! Subhanallah deyiniz. Estağfirullah çekiniz. Kibirden ve asabiyetten allah'a sığınınız! Sonuçta bu futboldur ve bir bağlamda malayaniyattır/boş iştir, bu kadar kızmaya ve zaman ve hayat harcamaya değecek bir konu da değildir.etmeyiniz." demeye yüzü yoktu çünkü..bu sistem yüzsüzdü !

Sistemin bugün halka , yani ahlaka yani vicdana yani iz'an'a yani merhamete yani insaniyete yani medeniyete yani kardeşliğe yani dine yani imana yani resul'e yani o seçilmiş öndere yani kur'an'a yani bu şaşmaz rehbere yani sorumluluk bilincine aç halka..hem de nasıl aç ....hem de yemin ederimki çok çok aç bıraktığı bu halka ve bu taraftara söyleyecek sözü yoktu çünkü...bu sistem dilsizdi!

Sistemin "baaaarma ulan anonsçu! Bize önder diye anlattıklarınız içkiden ölmüş haaalaaa bana içkili stada gelinir mi diyosun! Bize kitap diye okuttuklarınız “maymundan geldik” diyordu kalkmış “insan ol!” Diyorsun! Bize adam ol diyen öğretmenlerin alayı ateist çıktı ! Allah’ını tanımayan insanları bana öğretmen yapacaksın sonra kalkıp bana kanunları tanı diyeceksin! Hade lan anonscu! Yürrrrrrüüü! Baaarın ulan atın kafalarına vurun hadi!!!” Diyen genci duyacak kulağı yoktu çünkü…olsa da anlayamazdı..bu sistem sağırdı!

Sistemin bugün olayların , küfürlerin, durumların , resimlerin, kalabalıkların, sloganların, kırık koltukların, annelere edilen binlerce küfürlerin, gözyaşlarının, döner bıçaklarının, insanlardan yerlere akan kanların,çatık kaşların,karışık kafaların arkasını görecek gözü yoktu çünkü...bu sistem kördü!...

İlahi ve ezeli ve ebedi kanundu ve hep alimlerimiz söyler dururdu oysa..

”insanda kuvvetli inanma ihtiyacı fıtridi,yaratılıştandır...
Siz bunu bir olan yaratıcı olan hak olan mabud yani allah ve yalnız o’na inanma ve iman etme ve o’nun yolunda yaşama,hayatını allah’ın yoluna adama ile gidermezseniz insan denen mahluk kendine binlerce tanrı edinebilir.
Maazallah işte bu da insanlığın ve imtihan mekanı olarak verilmiş gezegenin felaketi ve iflasıdır.”...

Birileri bunları aktarırdı…birileri de mozoleye çelenk bırakırdı!…

“hayatını öyle bir kapıya ada ve harca ki sana hayatının karşılığını verebilsin!
Düşünsene !
Seni yoktan var edenden başka kim senin ve hayatının karşılığını verebilir ki?
Hayatın ve işlerin yalnız allah için olsun ve cennetten başka bedele de hayatını satma!” Denilmemiş kalabalıklar mübarek gün gibi bekledikleri maç gününde tuttukları takımlarına stad adını verdikleri mabedlerinde ibadet edercesine tezahürat yaparak inanma,iman etme ve zikretme boşluklarını dolduradursun güneş batıyordu istanbul’da ..maalesef hiçbir hilal uğruna olmasa da..

Güneş Allah'a secde ediyordu da 19 mayıs gençliği umursamıyordu kaçan ikindiyi...

maçtan sonraki ilk canlı yayında en çok seyredilen spor programının yorumcusu "bugün utanıyorum" diyordu raiting tanrısının affına sığınıp!...
"bi zahmet" utanıyorlardı artık..

"ucuz atlattık" diyordu sonra..
ve ekliyordu:"bu marka bizim ve bu markayı kurtarmamız lazım"
?!...!!!...marka mı?!...!!!...markayı kurtarmak mı?!...
Kızmalı mıydı bu adama!
Yoksa, toplumun islam dininden uzaklaşarak seküler ve hedonist/hazza tapar bir populasyon olması için yürütülen sistemli toplum mühendisliği çalışmasının sabetaist veya kemalist bir adamı olduğundan şüphelenerek adına soyadına bakıp onomastik analiz yapmaya falan mı çalışmalıydı..

Allah’ın en güzel biçimde yarattığı ama çatır çatır harcanmakta olan en güzel markayı yani insanı atlayıp da para aldığı yayıncı kuruluş aman daha fazla zarar etmesin aman raitingleri düşmesin diye “lig yarışı” adını verdikleri markanın korunması gerektiğini söyleyen zihniyeti…..

Televizyonu kapadım!..

Ama konuşmalarının arasına aldıkları reklamların saniyesinin 3-4 bin dolar olduğunu ve bu adamların görsel medyada "raiting" , yazılı medyada "tiraj" tanrılarının kullarını olduklarını bilen ben...

Kapatırken televizyonu..Düşünmeden edemedim..

Acaba günün resmi ve günün sözü ne olabilirdi…

Anıtkabir’e yürüyen deist devlet erkanına bakıp Resulallah’ın “ ölülerinizi önümüze getirmeyin” hadisini mi hatırlatmalı …

Yoksa bizatihi Mustafa Kemal’in “ölülerden medet ummayın” sözünü mü?...

19 mayıs gecesi yanan staddaki yanan gençliğe bakıp “Al Ataları!Al sana 19 mayıs gençliğin!” Demek biraz sert kaçabilir miydi… sanmıyorum…aslında olabilirdi..sonuçta “es sebebun kel fail” di..

Ama düşünüyorum da günün anlam ve önemini anlatmak üzere “rahat uyu godolphin bennett ! ” en kapsamlısı olurdu…

Evet evet.. Rahat uyu bennett..
Allah’ın izniyle ve tevbe sofrasının 32.nimetiyle ile bunlar , bu sistemin bu halktan çalarak sana sunduğu son gencecik adaklar olsa da..
Biz uykusuz ama faris gözlerimizle çalışaduralım...
Uyuyanlar şimdilik rahat uyusunlar…
Kim uyanıksa o kazanır...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Futbol Din(m)i

"Ben artık tiksiniyorum, dedim çevremdeki gençlere.

Takım taraftarlığını dünyanın en önemli olayıymış gibi göstermeye çalışanlardan tiksiniyorum.

Kulüplerin başına geçip yoksul taraftarın duygularıyla oynamayı zevk edinmiş zengin çocukları ve iktidar manyaklarından sıkılıyorum.

İnanan insanları bile futbolu bir “din” gibi algılamaya sevk eden günah tezgâhının seyircisi olmaktan utanıyorum.

Ve futbol yorumcusu olarak bu yanlışlara katkı yapmış olabileceğim ihtimali karşısında ürperiyorum."

Haşmet Babaoğlu

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

örtüşen bir hayal..

bir gün engin noyan abiyle kadıköy'de bir dost meclisinde konuşurken..
bir "futbol müsabakası portresi" çizdi..
bir kere sadece bir kere dinlemenizi isterdim..
nasıl ama biliyor musun ümitçiğim..
insanın içinde "acaba bir gün bunu başarabilir miyiz" çiçekleri açtırıyor hayal rüzgarları..
devrim yahu bildiğin futbolda devrim..
nedir diyorsunuzdur içeriği biliyorum..
anladığım/hatırladığım kadarıyle ve hatta benden de eklerle;
bak söz gelimi galatasaray-fenerbahçe maçı..
zaten bi defa gs fb bjk falan yok..
galatasaray vakfı.. fenerbahçe vakfı.. beşiktaş vakfı.. :)
iş tamamıyle vakıflara dökülmüş..
gelirler insanların kollektif faydalarına aktarılıyor..
maçı seyreden seyirciler yanyana oturarak maçı seyretmekte sonra..tıpkı eskiden oldugu gibi...
maç stad hoparlörlerinden fatiha okunmasıyla başlar ..
oyuncuların hepsi tesettüre uygun şortlar giymişlerdir,hakem dahil :)
(aha buna ütopya demeyin,zamanında bunu beşiktaşlı amokachi yaptı :) bilenler bilir,o upuzun şortu olmadan maça çıkmayacağını belirtmişti ve öyle de oldu,beşiktaş'ta oynadığı o sürede hep "çarşı"nın şeriat şortu mu ne dedikleri o şortu giydi:)
yapılan gs-fb maçında kimin kazanacağı çok kesmemektedir tribünleri..çünkü herkesin aklı tribünlerde toplanacak olan paralarla yaptırılacak olan okuldadır...evet evet !... başta da denildiği gibi kulüplükten vakıflığa terfi etmiştir ümit demir'in haşmet babaoğlu ile anımsattığı "futbol dininin ortaçağ kiliseleri"...
velhasılı kelam günümüzdeki gibi" madem ben bu takıma milyon dolarlar döktüm o zaman yaparım her türlü terörü tabi baaağlicam hakemleri kolay mı kaaaaardeşim!!!" gibi bir durum yok ve olamaz da..
ha bu tür "engince -veya fatihane- hayaller" gerçekleşmezse siz bunların önüne geçebilir misiniz?
asla!...
geçemezsiniz çünkü bu sistem zaten bunu istemekte..yazım da biraz buna matuftu..hatta belki sadece kendime doğrultmam pek doğru olmayacak bir eleştiri oku ise şudurki;
böyle durumlar karşısında hemen ve çok güçlü ve gür seslerle ortaya çıkabilecek nüfuz ve dinamizmde müslüman sivil toplum kuruluşlarının olmayışı..
(kendi adıma belirtebilirimki bir tanesini açmak için uğraşlarım var evet ve bu neyin kazasıdır bunu da ben biliyorum..başka bir yorumda da onu anlatırım..)
insanların gelip kitap okuyabildiği sohbet edebildiği bir derneğin o bu şu stadda "beşiktaşlı cimbomlu fenerli..tüm müslümanlar kardeştir" pankartını açabilmesi ve bu tip dernek ve vakıfların valiliğin şaşıracağı yahut misyoner medyanın kara manşetlere taşıyacağı potansiyellere gelmesi hayallerimden sadece birisi..
belki de en gereklisi.. :)
" hayali olmayanlar sussunlar , hayali olanlar koşsunlar "

spor(d)a rakı(m) düştü

önce bataklığı temizlemek gerek galiba hayallere ulaşmak için...
habere bakar mısınız: "F.BAHÇE rakısı da çıktı. EFE firması sarı- lacivertli kulüple yaptığı anlaşmanın sonucunda ürettiği 1907 Rakısı'nın ilk 100 bin şisesi numaralı olarak satışa sunuldu. 70 cl'lik 1907 Rakısı 28 YTL'den satılacak."

son istanbul seyahatimde çevik kuvvetten bir arkadaşımla -mecburen- maç günü saraçoğlu'nun yamacındaydık. arkadaşın ifadesiyle taraftarın çoğu alkollü geliyormuş maça. e, şimdi kendi markası da çıktı ya artık! alıp içmezsen "sen harbi taraftar değilsin"dir. işte bu tip şeyler yüzünden uzaktan takib etmek bile acaba Rabbin gazabını çeker mi diye düşünmüyor değilim.

yine de hayaller güzel... hayaller ne seviyede ise gerçekler de onlara o kadar yakın olur. çıtamızı yüksek tutalım inşaAllah!

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

putperest = futbolperest

nasıl bir yazıdır ki, hayatımda hiç futbol izlemiş biri olarak bile olsa yazıyı çok beğendiğimi söylemeliyim. öncelikle teşekkür ederim...
ben futbolu küçüklüğümden beri sokaklarda "golll" naraları atan insanların sarhoşluklarından tanıyorum. bir keresinde ekrana şöyle bir bakmıştım, etrafımdaki insanların öyle bir izleyişi vardı ki, bir insanlara bir ekrana baktıkça şaştım, şaştımda şaştım... o zamanlar dilime sadece " bence bu bir saçmalık" söylemleri gelirdi. bunun putperestlikten ne farkı vardı ki? şimdi, seneler geçti, durum daha vahim... sokaklarda tonlarca bez, binalar renk cümbüşü...silahlar patlıyor, arabalar korna sesleriyle gençleri içerisinde uçuruyor adeta... ıslıklar gökyüzünü delecek... küfür had safhada...

baştan ayağı evreni putperestllik kuşatmış... bindörtyüzyıl öncesindeki cahiliye dönemine geri dönüyoruz ama bu yüzyılda bunun adına MODERNİZM deniliyor...

biz hala " biraz abarttmıyor musun mümine?" diyenlere birşeyler anlatma gayretindeyiz. bir tek futbol olsa keşke...
televizyonun karşısında büyüyen bir gençlik... pembe dizileri hayranlıkla seyreyleyen ebeveynler... aile birimini çökertme gayreti gösteren kanallarda reyting rekorları.. fuhuş...zina... herşey kana bulanmış halde...

hakikaten sistem çöküyor... sistem putçuluğa bürünmüş... sistem altüst ediliyor... biz bir zindandayız, biz kuyunun en dibinde... EVET, ALLAH NURUNU TAMAMLAYACAK VE BİZLER DAİMA ONUN RAHMET KAPISINA SIĞINIYORUZ...
BİZLERE ACISIN RABBİMİZ...

yazımı bir şiirle sonlandırmak istiyorum, biraz gerginliğini dindirmesi için içimin...ve sizler için... hepinizden , bu yazının sahibinden ALLAH RAZI OLSUN...

.......................................................................................................
Zindan Mektupları -2
Bünyamin Doğruer

Ben zindanı dört mevsim bildim
hayat bir hançer gibi girdi kalbime
şairdim yüreğimle yürüyordum
görüş günlerinde içinden ağlayan
üç yetim kuşu Allah’a ısmarlayan
kanatları kırıla kırıla büyüyen
üç yetim... kuşlarım
ah bir de gözlerim
insan yetim öksüz deyince
ağlar elbet
parçalanmış bir gökyüzü gibi

ilk yaz
şimdi kiraz bahçelerinde allı turnam türküleri
çatılarda güvercin kumru vuruşları
varsın dolsun zindanlar
çoğalsın sürgünlerimiz
sonra
çoğaltarak bir yangını
nar kırmızılığında
bizi çağıran kıyam dağlarında
imanımla senin adına
müntakim olan Rabbim
memur et intikamına

o tarifsiz acılarımla boğuşarak
kanımdan meydanlara boşanır süvariler
Tarık bin Ziyad geçer içimden
dönmeyecek gemiler
aşk canıma can katar kılıçlarda boşanır yüzümüz

ecelle bahse girmenin vaktidir
ey ilkyazın tahtına kurulan derviş

............................................................................................................

aşk canımıza can katsın ve bu putçuluğa ecel çabuk ulaşsın dualarımla...
selamlar...

"Otuzuncuharf"