renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Talaş Taneciği

Taneler

“Hakikatin sırrı birdir, Kelime-i Tevhid’in remzidir bütün hakikatlerin tasavvuru; hayatın hakikati gibi..

Her insana doğduğunda bir odun parçası verildiğini varsayalım hayatının işareti olarak ve bir törpü; hesap gününde hayata dair ne varsa anlatacağı odunu yontarak.”

Bu sırrı izhar için insanoğluna ömür denilen süre verildi ve hesap günü geldiğinde her çevreyi temsilen bir insan meleklerin huzuruna getirildi.

Birisi geldi elinde bir talaş taneciğiyle ve anlatmaya başladı; “yahu bu hayat ne kadar girift bir halet! Anlatacağım o kadar çok şey var ki.. hemen söze başlayayım en iyisi. Doğdum her bebek gibi ağlayarak. Karşımda bir sürü insan gülüyor bana bakarak. Çok şaşırdım, iyi de niye gülsünler ki canım! Hayat denen sırrı çözmek için yeni gelmişim ve bir şeye anlam veremiyorum. O anda odundan bir parça törpüledim belirsizliği hayat varsayarak. Huysuz bir bebektim. Çok ağlıyor, az uyuyordum. Her ağladığımda eğer annem susturamazsa beni babamın tekmelerine maruz kalıyordu. Ne garip! İnsan, çocuğu susmuyor diye karısını döver mi? Babamın her tekmesinde odunu biraz daha törpülüyordum.

Üç yaşıma geldim, beynimde cevabı meçhul sorular.. Sebebini bilmediğim o kadar çok şey var ki! Varlıklara kim isim vermiş, radyodan nasıl ses geliyor, neden babam annemi hep dövüyor, bu kadar insan niye var, yemeğimi yemeyince Allah neden beni taş etsin? 5, 10, 15… Seneler cevabını bilmediğim sorularla geçti ve her seferinde biraz daha törpüledim odunu.

Soruların ağında çırpınırken ruhum, aşık oldum 16 yaşımda. Bu duygu çok rahatlatıyordu beni. Unutmuştum sorularımı ve odunu. Bir süre sonra bu duygu da anlamasızlaştı bana. Onun diğer insanlardan ne ayırıcı vasfı vardı ki? Daha tanışmadığım biri neden benim için çok kıymetli olsun ki? Sorularıma bir yığın daha ekledim ve biraz daha azaldı odunum biterken deli yaşım.

Arkadaşlarımın kimi siyasi partiler, örgütler için mitinglere, konferanslara gidiyor, kimi ileride kuracağı grubun hayaliyle gitar çalıp eğleniyor.. Ve daha neler! Partilerin hepsi vatanı sahiplenirken, birbirleriyle neden savaşım halindeydiler, neden insanların çoğu sanatçı ya da siyasetçi olmaya çalışıyor? Çoğu insan sebebini bilip bilmeden tutunacak bir dal buluyordu kendine. Ömürden düşen her günün üstünü bir avuç talaş örtüyordu odunumdan dökülen; döküldükçe düşüyordum hayattan..

Annem, babamın dayağından, babamsa içkiden ölmüştü. Babamdan kalan üç aylıkla geçinirdim kırk yıldan geride beynimi kemiren sorular olmasaydı.. Anne – babamın ölümünden sonra ölüm; fark ettiğim tek gerçek olarak beynimde zonklamaya başladı. Cenaze namazlarını kılarken çocukluğumda arkadaşlarla gittiğimiz Cumalar aklıma geldi. Bir nedenini bilsem sonraları da kılardım belki. Oysa küçükken Allah hakkında tek öğretilen şey “ Allah seni yakar, Allah seni taş eder” idi. Gerçi lisede bir arkadaşım dini anlatmaya çalıştıysa da, benim her şeyin sebebini arama merakım sonunda vazgeçmişti.

…Odundan geriye bu talaş taneciği kaldı; ferim kadar. Son nefesimi verirken teslim olduğum tek hakikat olan ölüm, sanırım gördüğüm. Buyurun hayattan geriye tek kalan bu talaşı; ister mezarıma anıt sayın, ister ateşime alev! Yalnız bilin ki; cevapsız bıraktığım her sorudan arda kalan bu talaşlar yeryüzünde estikçe rüzgar ve yağdıkça yağmur tohum gibi çoğalıyor, her tohumla beraber benim gibi bir insan doğuyor!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Turgay ve talaş taneciği

(Turgay 10 yaşında.1 ay önce geldi kurumumuza.Konuşma bozukluğu var.Kekeme daha doğrusu.Duygusal sebeplerden dolayı.Annesi yakın bir zamanda ölmüş.O gün bugündür kekeleyerek konuşuyor.Fazlaca bahsetmiyor acısından.Aslında ben de sormaktan çekiniyorum.İkimizde derste birbirimizden gizli saklı ders yapıyoruz.Ben sürekli sormaya meyilli.O ise ağlamaya...
Salı günü gözleri yaşlı girdi derse.Bir önceki seansı bir psikologla idi.Ona annesinden bahsetmiş bahsederken de ağlamış.(Ah ben bu mesleği neden yapıyorum diye soruyorum kendime.Ben derse gözü yaşlı gelen çocuk karşısında ondan daha çocuk oluyorum.O ağlamıyor ben ağlıyorum.)
Gel dedim canım otur bakalım.Geldi oturdu.Gözlerime bakmıyor bile.Ben de onunkine.Titreyerek sorular sormaya başlıyorum.Malum acısını anlatacak belki.Evet uzun zamandır beklediğim bir şey bu ama o an dayanabilir miyim bilmiyorum.
-Konuşmak ister misin Turgay.
Ses yok.
-Bak konuşmak istersen dinlerim.Ders falan da yapmayız.Hatta oyun odasına çıkalım,orda konuşuruz.
-Oraya çıkmak istemiyorum.Burda olmak daha iyi.
Peki burda konuşalım o zaman.
-Konuşmak da istemiyorum.
-neden.
-konuşursam ağlarım.Ben ağlamak istemiyorum.
-Ama ağlamak iyidir,rahatlatır insanı.Sen de rahatlarsın.Bak ben ağlamak isteyip de ağlayamadığım zaman boğazım çookk...
-Öğretmenim ben ağlamak istemiyorum ki zaten.
(Ben hâlâ durmuyorum.soruyorum ısrarla)
-Ama tatlım bak ağlarsan inan ki...
-Çok ağladım öğretmenim gerçekten istemiyorum.
-Bak istersen ders de yapmayız.
Ama o ders yapmak istiyordu.Halbu ki bütün çocuklar bu anı değerlendirir ve zırıl zırıl ağlayarak tamam ders yapmayalım derdi.Ama o demedi.Çünkü o şu an dersteydi.O an ne yapılması gerekiyorsa o yapılmalıydı.Her an ağlayacak gibi gözünde bir damla yaş olmasına karşın kendini acındırmayacak kadar da gururlu bir çocuktu Turgay.
Ama ben inatla açmak istiyordum hâlâ.Annesinden bahsetsin istiyordum.O minicik yüreğindeki koca acıdan.Odun parçasından törpülene törpülene geriye kalan talaş taneciğinden...Gücüm yoktu dinlemeye ama belki diyordum belki yardım ederim.
-Öğretmeninle mi ilgili.
-Hayır.
-Derslerle mi ilgili.
-hayır.Annemle ilgili.

Hah işte konuştu.Hadi sor bakalım üvey annesiyle mi yoksa ölen annesiyle mi ilgili.Ama soramadım.Dilime geldi geldi gitti.Küçücük bir talaş taneciği kalmıştı zaten,onu da ben törpülemek istemedim.
-Anladım canım peki an...
-Öğretmenim ne olur ders yapalım...

Uzun bir sessizlikten sonra ders yapmaya başladık.Onun da yüzü gülmeye başladı.Sanırım o an ihtiyacı olan ona herhangi bir çocuk gibi davranılmasıydı.Acımasını istemiyordu kimsenin.Ders yapılmalydı evet.Oyunla birlikte verdim dersi.Keyfi iyice yerine geldi.Yüzügülmeye başladı.Hatta oyunda o kazandı.İyice keyiflendi.Asla da benim yardımlarımı kabul etmedi.
Ah be Turgay sen nasıl bir çocuksun.Ne güzel ne güçlü bir çocuk.Acını içine atmış inatla zorluyorsun hayatı.Bu yaşta,bu körpelikte.Senin için anlatılacak o kadar şey var ki.)

Kaç gündür yukardaki yazıyı okuyunca öğrencilerim geliyordu aklıma.Hele bu salı Turgay ile yaşadığımı artık asla unutamam.Ama çocuklarımdan bahsetmeyi istemiyorum pek fazla.Duygu sömürüsü sanılır diye.Ama tutamadım kendimi.Gerçekten tutamadım.Anlatıverdim Turgayımın hikayesini.Kalemim yettiğince.Ki onu anlatmaya yetmiyor hiçbir kelime.İşte o odun parçaları böyle talaş tanesine dönüyor.Ben de onları yaşarken törpüleniyorum.Onların talaş taneciklerini görürken törpüleniyor benim odun parçam.Neyse çok uzatmak istemiyorum.Kaleminize sağlık.Bu yazı bana çok şey hatırlatıyor.Teşekkürler.