renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Söz Veriyorum Baba ...


Sokakta yürüdüğümde, deniz kenarında ellerim ceplerimde, pantolonumun paçaları usul usul uçuşurken, en azından o an dimdik durmaya çalışırken, evimde çizgili pijamalarla uzanıp "evim evim güzel evim" naraları atmak üzereyken, çocuklarımın kocaman gözlerini gözbebeklerimin içine aldığımda ve onların bana güvendiğini her zerresinden anladığım ellerini ellerimin arasına sıkıştırıverdiğimde, kendime eş bildiğim, kabul edilen en güzel duama en bildik cümleyi daha özel sunabilmek gayretiyle devirerek, ona "seviyorum seni" dediğimde, koca yaşıma bile gelmiş olsam annemin şefkatli kucağına kendimi sığdırmaya çalıştığımda, hasta babamın küçücük kalmış vücudunun önünde diz çökerek bir kaç damla gözyaşı eşliğinde yalnızca onun ve benim bilebileceğim gerekçelerle "sağolasın Baba Nihat" dediğim anlarda hep gayretim kendimle başbaşa kalmaktır aslında.

Hey modern dünya; her ne kadar sen insanın kendisi ile başbaşa kalmaması gerekliliği üzerine yapsan da kurgunu ben ısrarla bu alanların peşindeyim haberin ola. Ben aklım, yüreğim ve eylemlerimi "verili ilkelerim" doğrultusunda kullanarak kendimi dinleyebileceğimi öğrendim. Bunu bana kendisinin farkına varabilmek için Hira' ya çıkan ve bu çabası karşılığında Rabbine kavuşan Peygamberim öğretti bilesin. Bilesin ve ayağını denk alasın!

Sen; ben deniz kenarındayken bana fotoğraf makinası önerdin hep, yürüken kulaklarıma walkman, babamın yanında gözyaşlarımla varolurken televizyonu, annemin kucağı ile baraber soğuk bir ekranı, ailemin cıvıltıları ile birlikteyken polifonik sesleri yanıbaşıma iliştiriverdin. İstedin ki ben kendimle başbaşa kalmayayım. Ama gördün başardım işte. Artık sana beni daha çok dünyalılaştıracak icatların peşine düşmek kalıyor. Çıldırmak üzere olduğunu iyi biliyorum. Bundan olacak sanırım, oldukça keyifliyim.

Sen; benim hayat anlayışımı değiştirmek için kendimi hiç dinlemem gerektiğini de iyi biliyorsun, fıtratın sesini duyduğumda bu sesin bana neler yaptırabileceğini de. Perdeler ördürüyorsun aklımla gönlüm, her ikisiyle iradem arasına kimbilir hangi kirli ellerle kurguladığın makinalarında. Başaramadın işte. Tüm yatırımların, tüm harcamaların, tüm fizibilite çalışmaların boşa gitti. Tüm sermayen bu yolda tükeninceye kadar bu yolda olacağını da biliyorum. Çünkü şeytanda tüm sermayesini bu uğurda harcıyor. Bunu bana Adem öğretti. Bunu bana Adem' n eşi öğretti. Bunu bana Habil öğretti.

Sen; benim hayatımı değiştirmek için yaldızlı sözlerle beni büyülemeye çalışıyorsun. "Ateş seni çağırıyor!" diye alımlı bir sesle davet ediyorsun bazen beni, bazense bir melodiyi alıp eşliğine "Sokağa çık sokağa hayat sokakta!" diyorsun. Ben senin çağırdığın ateşin ne olduğunu İbrahim' den öğrendim, sokağının ne olduğunu Musa' dan. Çünkü Rabbim Musa' ya evlerini karşılıklı yapmalarını, yani kendi sokaklarını oluşturmalarını öğütlemişti. İşte benim sokağım budur. Senin kocaman bir yalancı olduğunu, yalana daveti bu kadar güzel yapabildiğini, yaldızlarının arkasında sakladığın çirkin yüzünü çocukluğumda babam göstermişti zaten bana. Evimize, kendimizle başbaşa kalmayı öğrendikten sonra giren televizyonlarının karşısında şaşkına uğramış bir şekilde bakakalan bana babam "oğlum bunların hepsi yalan" derdi. "Baba yalan değil o gerçek işte. Bak Schwepss' in kapağının altındaki yumuşak plastiği kaldırınca hediye çıkıyor" dediğimde "oğlum bunların hepsi yalan" cevabını ısrarla aldığımı hiç unutmuyorum. Evet gerçekte vardı. Bana kalırsa gerçekçi olmalıydık. Ama babam bana, dünyanın ne kadar gerçek bir şey olduğunu temaşa eylediğimizi oysa ki bunun bile bir oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu okuduğunda bütün bilgeliğiyle, seni çözüverdim o zaman işte. O gün bugündür senin tüm kuşatmalarını nasıl yarabileceğimi de iyi öğrendim. Benim o günlerde gerçek dediğime bugün koca koca adamlar "reel politik" diyorlar. Ben de gülüyorum acı acı ve diyorum ki; "oğlum bunların hepsi yalan!" Bunu bana babam öğretti.

Ben senin ateşinden ve senin sokaklarından Rabbime kaçmak için kendimle başbaşa kalmayı önemsiyorum.

Çünkü;

Rabbim beni terketmedi!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

dogunun yedinci cocugu...

sezai karakoç üstadın boyle bir siiri var idi.. ne kadar da guzel bir yazı.. vazgecmeyenler için..

Posture

Buralarda deniz olmasa da, geceleyin balkonda oturduğumda, yıldızlara baktığımda, geceye şarkı söylediğimde; yada gecenin herhangi bir vakti -saat kaç olursa olsun- çocuk parkına gidip salıncağa oturup sallandığımda, yatağa uzanıp göz kapaklarım ben uyumayacağım diye dirense de inadına gözlerimi sıkı sıkı kapatıp uyumaya çalıştığımda "hep biraz ölmek" istemişimdir. "Biraz ölmek" yani kendine gelmek yani uzaklaşmak yani yalnız kalmak yani bir şeye yakınlaşmak...

Üzgünüm ama medeniyetin temeli iki yüzlülüktür diyenlere; üzgünüm ama medeniyetin temeli fıtrattır diyebilmek...

Ateş beni çağırıyor diyenlere; üzgünüm ama ben ateşe gitmiyorum diyebilmek...

Hayat Sokaktaymış çık dışarı diyenlere, üzgünüm ama ben kendi sokağımdayım diyebilmek....

Tolstoy ne diyor bakın: "İnsan dediğin işte budur."

Yani insan dediğin onlarının oyununun kurallarına uymayandır! Ve onlara üzgünüm ama vazgeçmiyorum diyenlerdir!

Taşra üzerine..

" Ben senin ateşinden ve senin sokaklarından Rabbime kaçmak için kendimle başbaşa kalmayı önemsiyorum " cümlesi ile bitirmiş Yusuf Armağan..

Yazıyı okuyunca edebiyat yapmak dürtüsü sakıt oldu içimde. Lâkin bu hususta çok şeyler yazdığımı düşünüyorum artık. Simurg'un tesbitine gelecek olursak.. o haklı sanırım. Cemaat'in yazar çizerleri arasında böyle bir konsens oluşmuş durumda.

Güzel ve bir o kadar da anlam yüklenerek yazılmış bu blogla alakalı bir kaç söz etmeden geçemeyeceğim yine de.

Bloğu okuyunca aklımda bir kaç deyim beliriveriyor hemen. Ve bu deyimlerin hepsi sokakları kerih görmemizi sağlayan türden. Kadim kültür sokaktan değil evden yana çünkü. Kendimizle başbaşa kalabildiğimiz mekanın fıtrî ahvalden yani. Ne diyor bu deyimlerde. Mesela bir tanesi şöyle " Canımı sokakta mı buldum ben ". Sokakta olanı küçümsüyor. Değersiz ve kıymetsiz addediyor. Tabi, çalışmadan elde etmiş olmanın değersiz addedilişi olarak da algılamak mümkün bunu.

Sonra " sokak çocuğu " tabiri var mesela. Sokakların fıtrata etkisinin menfî oluşu vurgulanıyor yine. Sokaklar böyle yapar adamı deniyor. " Sokak kadını " tabirinden bahsetmeye gerek bile görmüyorum. Bunun karşısında dimdik durması gereken bir de " ev hanımı " tabiri var ayrıca. Ev hanımı! Kadınların gündemde olduğu bir dönemde bir şeyler yazmak yerine üzerine düşünülmesine vesile olmakla yetiniyorum.

Değişik ne söylenebilir başka. Mesela Tarık Tufan " Tanrı'yı kaybettiğimiz yer olarak görür sokakları ". Kanatimce sokaklardan asıl kasıt Düncane Cündioğlu'nun " taşra " dediği yerdir aslında. Taşra; küçük yerleşim yeri değildir bu bağlamda. Taşra; dışarısıdır, kendinin dışı. Kişinin kendisini terkedip yabana adım attığı yeri ifade etmek içindir. Kendini terkettikten sonra kendini kaybetme sonucu ile karşı karşıya kalabileceği yerdir taşra. Kalabalığın içine sıkışıp kendini bir daha bulamama ve kendini bilememe ihtimali olan yer. Kaybetmek, terketmek fili neticesinde istem dışı oluşmuş bir sonuçtur. Tâ ki kayıp zinciri Tanrı'ya kadar uzanan. Ne ki; terketmeye muhtaç olan.

Sokaklar sizi çağırsa da.. siz kulak asmayın. Oradaki her şey yalan. Çünkü zindanın en büyüğü orada. Kendiyle barışık olmayanların yaptığı kavga neticesinde soluğu aldığı yer.

M. İslamoğlu'nun bir şiiri vardı " Yataklar küf gibi zindan koyuyor " diye. Ondan ödünç alarak şöyle diyorum ben de " sokaklar küf gibi zindan kokuyor ".

bir bakış..

'sokağa çıksana; hayat sokakta' bir yönlendirişin bambaşka bir sloganıydı sadece.. her defasında değişiveren binlerce 'bu dünya' sloganlarından biriydi sadece. bir rüya.. bir ağlayış hıçkıra hıçkıra.. sen beni günışığına çıkarttın oğlum.. sen tüm bu sloganların bir kandırış bir aldatmaca bir tuzak olduğunu biliyormuydun.. hayır bilmiyordun evet öğrenecektin ve öğrendiğin zaman sen beni günışığına çıkartacaktın, evet ben şu anda bir alın rahatlığıyla günışığına çıkmış sonsuz mutluluğun peşi sıra gerçeğin güzelliğine doğru yürüyen bir baba görüyorum.. teşekkürler kardeşim..