renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Müntehir Bombacının ‘Ulus’a Seslenişi

Yüzüme bakın, gözlerimin içine! Ve suçlayın beni ihanetimle. Durmayın, affetmeyin, sakın merhamet göstermeyin. Dört tarafa parçalanan emanetimle ve ona karşı onulmaz ihanetimle, yargılanmak istiyorum! Cezamı çekmek, biletimi kesmek ve kandırılmışlığımı bahane etmeksizin, sığınmaksızın cahilliğime; düşüncelerinizin giyotinine yatırıyorum boynumu. Her müntehir kadar suçluyum. Kendimi bilemedim, sergüzeştim hüsranla nihayet buldu. Bana oyunlar oynadılar, ağaçlar kestim, ormanlar yaktım, kedere güç yetiremedim. Hep bir son anı olsun istiyordum hayatımın ve buna tanıklık etme şansını inisiyatifimde bulundurmayı isteyecek kadar bencildim. Evet, bencil olacak kadar cahildim. Cahil olacak kadar uzak, uzak olacak kadar reddi ilhak bir yanlışa hizmet etmiştim. Küllerim caddelere savrulduğunda, acım sona erecek sandım. Yanıldım. Henüz başlayan o dayanılmaz acının içinden sesleniyorum: “Yalnız değilim!”

Gidişim yeni başlangıçlar ve azaplar açtı ise başıma, sizin için tehlikeli olabilecek sürüngen fikirleri ifşa etmek isterim. Çünkü buradan bakınca, hepimizin, birbirimizi sevdiğini görüyorum. Bekleyin, günü gelince, siz de şahitlik edeceksiniz bu birlikteliğe. Başınıza açılan belayı bütünüyle ifade edemesem de; üzerinize giymiş olduğunuz giysilerin sahteliğine, bakışlarınızdaki yanılgıya, kulaklarınızdaki sağırlığa, yani algınızın hepinize oynadığı oyuna uyanın demek isterim. Uyanın, can kulağıyla dinlemeniz gereken yüreğinizle birlikte. Fark edin ki hepiniz bir parçası olmuşsunuz kendi kurduğunuz şehirlerin. Ve yetmiyor, efendisi de olmayı arzu ediyorsunuz her bir şeyin. Ama aklınıza bu denli yüklenmenizde sizin için büyük bir fayda yok. Bir miktar daha konforlu, bir miktar daha sağlıklı, bir miktar daha mutlu olmak istiyorsunuz ama aradığınız “huzur”u bunları kovalamakla bulamayacaksınız. Bir görseniz şimdi benim buradan gördüklerimi, dünyayı ne hale getirdiğimizi, yoktan kurguladığımız ırkları, milletleri, dilleri, kahramanlıkları… İnanın, dehşetengiz bir ürperişle gözlerinizden yaşlar boşanırdı ve bir yandan güler, bir yandan öfkelenirdiniz benim gibi. Yani nereye gittiğini bilmeyen, yolunu şaşırmış bir karınca misali büsbütün kamaşırdı duygularınız, kendi görüntüsü karşısında afallayan bir ucubeye dönüşürdü gerçekliğiniz.

Beni, siz bu oyunun bir parçası yaptınız! Kanmak, bu suya inanmak, bilgisizliğimi yüzeyden içtiklerimle doyurmaya çalışmak; benim hatamdı. Şimdi ölümüme bakıp, çoktan bir âdemoğlu olduğumu unutup, hayat hikayemi metaılaştırmaya ve lanetlemeye başladınız bile. Örgütlerle bağlantım varmış, birilerinin maşasıymışım, beni destekleyenler varmış, şerefsizmişim falan filan… Bana sorarsanız; hikmetsizmişim, cahilmişim, bahşedilen canın kıymetini ve onun dünyaya sarkıtılmasındaki anlamı bilmeyen biriymişim, tamam! Ama aranızda ne arıyormuşum, bunu bilen var mı acaba!? O en aydınınızdan, en cahilinize kadar; kaçınız benden haberdardı? Sizin toprağınızda büyüyüp yeşermedim mi ben? Sizin içtiğiniz sudan içmedim mi? Sizin konuştuğunuz dil değil miydi benim de konuştuğum? Peki neden kurtarmadınız, neden eğilmediniz benim o dipsiz karanlık kuyuma? Neden her yardım isteğimi boşa çıkardınız, açıklayın! O kör yalnızlığı bilmiyor olduğunuzdan kendinizi benim yerime koyamıyorsunuz. Oysa, şu halinizle, birinizin diğerinizden hiçbir farkı yok. Hepiniz günü geldiğinde, benim yaptığım hatayı bir başka surette tekrarlayacaksınız. Yalnız olmadığınızı zannediyorsunuz ama daha düne kadar aranızda dolaşanlardan biri de bendim işte. Hani o kalabalıklar arasında yanınızdan geçen ve yalnızlık korkunuzu indirgeyen biriydim. Ne oldu bakın, gözünüzün önünde hayatımın en son ve en büyük hatasını yaptım. Hala birbirinize sıkıca tutunduğunuzu mu zannediyorsunuz? Uyanın! Kendinizi oynamayı bırakın artık. Benim gibi olanları düştükleri kuyulardan çıkarmadıkça, o kuyunun dibinde birlikte konaklayacağız. Yarın, bir başka insanın yanında infilak edeceğim! Öbür gün, kuyular mühürlenip kapatılacak üstümüze. Sonrası… Sonrası elbet kıyamet! Durduramazsanız...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

farkina varmak...

Insanlarini anlayabilen, hissedebilen feraset sahibi insanlar ne kadar az var.

selam ve dua ile....

heyhat!

bu düzenbazlık, budalalık fazla uzadı.
artık utanmaya başlamamız gerek;
hicap etmek imandandır! :)

selam ile..

İki Öneri

Bir:
Bu metni alın ve başlığını "Müntehir Bombacının Kudüs'e Seslenişi" olarak değiştirin. Yazarını da herhangi bir Yahudi olarak düşünün.
Söylediklerinde haklı mı?

İki:
Metnin başlığını olduğu gibi bırakın. Metni tamamen silin ve yerine şu cümleyi yazın: "Ben inandıklarım uğruna canımdan vazgeçecek kadar yiğittim. ya siz?"

http://www.musvedde.net

önerilerde anladığım ya da anlamadığım

öneri bir'de şunu anlayamadım; yani şimdi yahudiler türkiyeliler gibi oluyor da bir yahudi, kendi devletinin -ki asıl yazıda o türkiye- yaptığı zulme karşı mı bu eylemi yapıyor? inançlarına göre şeriatle yönetilen yahudi devletinin baskıcı ve kan kokan, başka bir millete yaşama hakkı vermeyen resmi ideolojisi ile laik ve ladini bir devlet anlayışına sahib olan türkiyenin nerden kaynaklandığı belli olmayan ve sadece perde gerisinden kişilerin yönlendirdiği mahalli güneydoğu politikası nasıl eş tutuldu, bunu anlayamadım. bir de şunu anlayamadım, kendi devletinin rejimine muhalif o yahudi ile buradaki bombacı nasıl bağdaştı? yani bizdeki müntehir, filistindeki yahudi zulmünün altında kalanlar gibi evi başına yıkılmış, ailesi tecavüze uğramış ya da hapse atılmış durumdaydı da mı böyle bir eylemi yaptı! hadi farz edelim ki bu zulümler ona yapıldı. peki nereye saldırması gerekirdi? ben olsam bir askeri hedef seçerdim mesela. ailesinin intikamını ve yapılan zulmün hesabını sorucu her aklı başında öyle yapardı galiba. filistindeki çoğu şehadet eylemcisinin yaptığı gibi... sola iman etmişken gidip benim gibi emekçileri öldürmezdim yani!

öneri iki'de de şunu anlamadım; her ölümüne patlayan kahraman mıdır! bilirsin mesela, sahabe tarihinden bir örnek; cihadda kılıç sallayan, cengaverlik gösteren ve ölen kişi için ashab "o şehid oldu" derken peygamber, "hayır, o kadın(ya da mal) için çarpıştı, şehid olmadı" demiştir. kimsenin iç alemini, niyetini bilemeyiz. israilin filistinlileri nasıl canlı bomba yaptığını okumuştum mesela bir yerde. üst araması bahanesiyle filistinlinin üzerine patlayıcı koyuyor; filistinli, insanların yoğun olduğu yere gelince bir anda boom! bunun gibi bugün bir gazeteci de yazdı; işsiz genç iş başvurusu yapıyor, tamam kabul edildin hadi ilk işin şu paketi falanca adrese teslim etmek, diyorlar; paket elde durakta beklerken yine boom! işsiz genç bir de bizim gibi böyle sisteme sivri düşünceleri olan biri ise hadi bakalım ayıkla pirincin taşını! ya da sorunlu tipleri, değişik yöntemlerle emir dinleyen biri haline getirirler. ya da adam çeker malı kafa o biçim olur, havalarda uçar yapar böyle bir delilik! yani her patlayan kahraman, her ölen şehid olmuyor!

kaldı ki bu ülkede yaşamak hem de müslüman adıyla ve şerefiyle yaşamak asıl kahramanlık isteyen şeydir. yerin dibine geçmeyi istediğimiz anlar genelde zorda kaldığımız, kendimizi çok çaresiz hissettiğimiz ya da başka bir çözüm bulamadığımız zamanlardır. yerin dibine geçmekten daha büyük kahramanlık bu dünyada/ülkede her türlü haksızlığa rağmen doğruları söylemeye çalışabilmektir.

ben bir kez daha yinelemek istiyorum; olay ne pkk olayı ne de bu gencin olayıdır. zurnanın zırt dediği yerler bunlar değil! a, bakış açısıdır, bakılabilir, bakılmıştır da zaten. ama çok yüzeysel bir bakış olur bana göre. olay bir defa pkknın tezgahı mıdır belli değil! başka bir teşkilatla ilgiliymiş müntehir. ama bu iki teşkilatta olayı üstlenmedi.

sonuç olarak, türkiyede en fazla baskı gören kesim müslümanlardır ama onlardan bir kişisi bile kalkıp böyle bir eylem yapmazken -yapmamalıdır da zaten- ne amaçla düzenlendiği, kimlerin düzenlediği belli belirsiz olan bu olay için çok fazla yumuşak yorum olmuştur. dağda ölen pkk militanı için olsaydı inanın ben bir nebze olsun anlardım. ama şu anki gündem ve eylemin yapıldığı yer bana bu yazdıklarımı düşündürüyor.

yumuşak yorum olmuş dersem yazarın da bunu anlayışla karşılaması gerekir galiba. o öyle düşünmüştür başkaları da farklı düşünür. işin güzelliği zaten buradadır.

sevgiler,

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

İşimize Gelenler, İşimize Gelmeyenler ve İdrâk

Şimdi şu tipik türkiyeli müslüman bakış açısını bir kenara koyalım. (buraya bir parantez şart yoksa mesele uzayacak. elbetteki müslüman gibi bakılacak hayata. müslüman gibi bakmayı değil türkiyeli müslüman gibi bakmayı bir kenara koyalım diyorum) Zulüm her yerde ve her şartta zulümdür. Yahudiler İspanya'da zulüm gördüğü için ceddimizin yardımına mazhar olmuşlardır. İşte şu türkiyeli müslüman bakışının en karakteristik özelliği bana dokunmayan yılan bir yaşasıncılıktır. Dağda kuzuyu kurt kapsa bunu Ömer'den sorarlar demesi gereken müslümanlar; ne ki onlar zulüm mü görmüş, bizden başka zulüm gören yok demeye devam ededursunlar rejim bu ülkedeki her muhalifin üzerinden tank geçirmeye devam ediyor, bu açık.
Hatta ben müslüman kitlenin rahat hatta gereğinden çok daha rahat olduğunu düşünüyorum. Bu rahatlık yüzünden de giderek gevşeyip İslam'dan uzaklaşıyorlar.
Önce şunu kafanıza sokun; zulüm her yerde ve herkes için zulümdür. Müslümanların zulüm gördüğü kadar diğer insanlarda zulüm görüyor. Bizden değil diye diğer insanlara yapılanları görmezlikten gelmek ne zamandan beri müslümanlığa sığar oldu? Bırakın artık bu ağlak tavırları diyesim de var aslında. Her ne ise.
Şimdi dönelim asıl meseleye. Tipik türkiyeli müslüman tavırlarının diğer bir özelliği milliyetçiliktir. (Allah milliyetçiliğin her türlüsünden korusun. Amin) Konu doğuda meydana gelen olaylar olduğunda türkiyeli müslüman zihniyetine sahip herkes resmi ideoloji ile aynı sesleri çıkarmaya başlıyorlar nedense. Rejimin en katı(!) muhalifleri olan müslümanları resmi ideolojiyle aynı noktaya çeken konu sadece milliyetçilik oluyor. Garip.
Gelelim idrâk meselesine. İdrâk çok ilginç bir kavram. Çok nasıl desem etki altında kalabilen bir kavram. Öyle ki özellikle milliyetçilik devreye girdiğinde bu idrâk dediğimiz çok etkileşimli kavram bir anda yok olup gidiyor.
Hiçkimse -en azından ben- Türkiye'nin şartları ile Filistin'i birbirine karıştırmıyor. Karıştırıyorsanız ya da karıştırıldığını düşünüyorsanız idrâk yollarınızı kontrol edin derim.
Filistinliler (şuraya bir parantez daha; hem müslüman hem de komunist/sosyalist filistinliler) sivil yahudilerin arasında şahadet eylemleri düzenliyorlar. Hiç aman onlar sivil felan demiyorlar. E dememekte haklılar. Çünkü oradaki her yahudi işgalin bir parçası ve işleyişin çarklarından biridir. Bu konuda verilmiş bir çok fetva vardır. Türkiye'de ise durum farklı. Bu topraklarda eylem yapan hiçbir örgüt(altını çizerek söylüyorum hiçbir örgüt) sivil insanların öldürümesine haklı bir gerekçe bulamaz. (bir parantez daha; sanki ne diye kahvaltı etmeyip bunu yazıyorum?)
Şimdi toparlayalım. Ben bahsettiğim önerilerin birincisinde yukardaki metnin Filistinli bir eylemcinin yaptığı eylemden sonra bir yahudi tarafından yazılmış olduğunu varsayın dedim. Yani aynı şeyleri söylemeyecek mi bu yahudi? Bunlar kandırılmış, yanlış yoldalar, ölünce görecekler doğruyu demeyecek mi? Bunların hepsini diyecek. Aradaki tek fark şu olurdu sanırım: hiçbir yahudi bunlar da insan, bu insanları kurtarmalıyız, böyle bir şey yaptılarsa bunun sorumlusu biraz da biziz demez.
İnançları uğruna ölüme giden herkes yiğittir. İnancı ya da uğruna savaştığı ne olursa olsun. Bence Bedir'de savaşmaya gelmiş bir müşrik savaştan kaçmış olan müslümanlardan yiğittir. Putları için gelmiş bile olsa. Siz isterseniz aksini düşünebilirsiniz. Yiğit olmak başka bir şey, kahraman olmak başka bir şey, şehit olmak başka bir şey. Bunların ayrımını yapabileceğinize inanıyorum.
İşte bu ülkedeki müslümanların belki de en büyük sorunu budur: Kaybedecekleri yüzünden kıllarını kıpırdatmayıp bir de üstüne ağlak tavırlarla bize zulmediyorlar demek. Öyle yapışmışlar ki evlerine, arabalarına, makamlarına, inanç uğruna canından vazgeçmek kavramı düşünülen bir şey haline bile gelmiyor. Bırakın icraatı.
"Anam, babam sana feda olsun ya Rasulallah" diyenler nerde, aman fazla ileri gitmeyelim işimizden aşımızdan oluruz diyenler nerde?

http://www.musvedde.net

bizim iyi çocuklarımız var

kahvaltı yapmadan yazı okunur ve kaleme alınırsa elbet bazı yerler çiğ çiğ yenir.

ben yazımın neresinde bizden başka zulüm gören yok demişim acaba! sadece -yaklaşık son 80 yılda- en fazla zulmü müslümanlar görmüştür dedim. güneydoğu sorunu ise neye hizmet ettiği belli çevrelerin çıkarmış olduğu suni bir yaradır. suni ama maalesef yaşanan acılar gerçek! yakılan köyler, öldürülen bebekler, tecavüz edilen kadınlar... kürd ile türk kavimleri arasındaki kardeşliği ve islam milleti olma özelliğini ustaca kaybettirdiler ne yazık ki. şemdinli olaylarını hatırlayın, bombayı atanlar "iyi çocuklardı". acaba o iyi çocuklar kaç bomba attı, kaç mermi sıktı! benim filistinle güneydoğu uyuşmaz derken anlatmak istediğim buydu. birinden devletin arzusu var diğerinde derinlerin...

özelde bu canlı bomba olayı ise zamanlaması ve mekan seçimi açısından dikkat edilmesi gereken bir eylemdir. bize bak dedikleri yere bakma ve gör dediklerini görme zafiyetinden bulunmayalım yine. 60 ihtilali öncesi gençlerin fabrikalarda doğranıp köpeklere atılması ya da adnan menderes'in 12 uçak dolusu altın ve parayla ülke dışına kaçarken yakalandı yalanına kanmanın nasıl açıklanacak tarafı yoksa bu olayda da sanki ne olursa olsun kendini davasına adamış, toplum tarafından kendisine el uzatılmamış, yardım edilmemiş birinin büyük/fedâkar eylemi diye lanse etmenin de açıklanacak tarafı olamaz. bana örnek verecekseniz rachel'i örnek verin mesela! samimiyetini göstersin dünyaya... ama bu canlı bomba kimdir, necidir, nerden çıkmıştır, niye orasıdır, amacı nedir, zamanı niye bu zamandır...vb. inançları ya da davası için öldü diyorsunuz ama perde gerisini bilmiyoruz. belki tehdit edildi, belki uyuşturuldu, belki başka bir şey! davası için yapmıştır diyorsanız davası tam olarak neydi ve niye o mekanı seçti onu da açıklarsınız umarım.

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Bir müslüman'ın ulus'tan yakınması.

Uğradığım hayal kırıklığıdır... Kurtlar vadisi Irak filminde Zat'ın intihar bombacılarını kınayışını hatırladım. Ne kadar büyük bir günah olduğundan bahsediyordu...Filme övgü veya yergi değil, bir hakikatten bahsediyorum sayın okuyucu.

Aslında mesela bir filistin'de bir çeçenistan'da ki intihar bombacılarının kinini ve öfkesini anlayabilmeye çalıştığımdan, bu günahın boyutlarını da kendi algılayışım ve mihengimin islam olmasından kaynaklandığını düşünebilirim. Lakin şimdi kendimi pekeke'nin bir intihar bombacısının yerine koymaya çalışıyorum ve bu kabustan Ancak Alemlerin Rabbi olan Allah'a sığınıyorum aziz kardeşim Alper.

Bizi sarstığını sanıyorsun ama ben senin sarsılman gerektiğini düşünüyorum. Tüm bu olanların islamsızlıktan olduğu, dinsizlikten olduğu gözükmüyor bence gözüne. Suçu kendinde aramak yerine nefislerinin peşinde koşan küllüm milliyetçilerin ardına önüne bakmamalarına atıyorsun...
Yalnız haşr olacağız sayın kardeşim Alper. Kafatası kemiklerimiz karşı binanın çatısından toplanabilir, parmak dnamız da suçumuzun kalitesine! kalite katabilir ama yekpare olarak karşısına dikiliceğimiz Allah'ın, bu ite ne kadar hoşgörü göstereceğini ben bilemiyorum sayın kardeşim Alper. Umarım senin kadar iyimser değildir her şey. Yoksa akşam babasını evine bekleyen yetim çocuğun gözyaşının çetelesi, pekeke envanterinde ne kadar mutluluğa eş değerdir onu düşüneceğim.

Benim anlayışıma göre ölüm bir tek yerde anlam kazanır. O da cihatta olan ölümdür. Yani Sahabe'nin "şimdi ölürsem cennete mi gideceğim" diye sorduğu ve Resul'unden evet "cennete gidersin" diye cevap aldığı liyakatlı bir ölümdür. Karşısında düşman varken, savaşılarak, hakkedilen bir ölümdür...

Emri bil maruf, nehy i anil munker bizim görevimiz. İnternetle örgütleşen, kendisine sanal ülkeler kuran bu pisliklerin ne iyilikten ne de kötülüğü men etmekten zerre faydalanamadıklarını görünce de kendim de, nefsim de rahatlıyor. Allah'tan korkusu olmayan bu pisliklerin ben, kendi başına kendi çukurlarında ölmelerini istiyorum. Evimden duyduğum bir bomba sesi, ve yerde gördüğüm kollar bacaklar, başka yerlerimi rahatsız ediyor sayın kardeşim Alper. Ama asla senin rahatsız olduğun yerlerimi değil.

Zerre suçluluk duymuyorum, duymayacağım. Suçluluğum Filistin için, Kudus için, Çeçenistan için Kosova için...Ulus'a seslenen değil de ulus'ta leşlenen bir beyinsiz için değil...

Selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Sevgili

Sevgili Kardeşlerim,

Yazdığım metni, nasıl bu şekil anladığınıza bir türlü akıl sır erdiremiyorum.
Hem de apaçık, cehennem azabıyla karşılaştığını ve suçlu olduğu için kendisine
merhamet istemeye dahi dili olmayan bir aymazın yanlışlarla dolu serüvenini,
izah edin, bu kadar çuvaldızı kendi parmağına batıran bir adamı, nasıl böyle anladınız!?
Ömrünüzde günah işlememiş birileriyseniz, elbette ilk taşları atmak sizin hakkınız.
Ben bu adamı aklamıyorum, bu adamın o dehşetengiz yanlışına toplumu, SİZLERİ, KENDİMİ
ortak etmeye çalışıyorum. Siz insanı, hatalar ve günahlarla dolu bir ömre sahip
olsa dahi, sahipsiz zannediyorsunuz galiba. Bu kadarına pes! İsmail Kılıçaslan'a;
onunla tam empatiyi şu an kurmuş olduğumu söylemeliyim. Köhneliğin lüzumu yok,
lütfen doğru okuyun. Medine Hanım'ın odaklandığı "feraset" mevzuu ile birlikte...

Kardeşim.

Arkadaşım. Yazdığın metni anlayacak ferasetteyiz hamd olsun. Ama senin hissettiğin, hissettirmeye çalıştığın şekilde bir algımız yok, algım yok en azından.
Ben de bu adamın yanlışına kendimi ortak etmiyorum diyorum. Bunun neresinde anlamamak. Etmiyorum ve etmeyeceğim diyorum. Ben anlatabildim mi sayın kardeşim.
Kimsenin sahipsiz olduğunu düşünmüyorum. Ama Bush'un sahibide Allah, Öcalan'ın da di mi sayın kardeşim?
Yaptığın empatiye saygılar kardeşim. Anlayamadığım için kusura bakma. Bir daha yazılarına yorum yazmayacağım, bu da benim küstüm gidiyorumum olsun. Seni anlayamadım kardeşim.

Köhne olduğumuz kadar yaşıyoruz işte...
selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Vahşi için...

Her ne kadar gözümüz görmek istemese de -elbet kötü şeyler hatırlattığı için- Vahşi'nin de müslüman olmaya hakkı var.

Ama öncesinde Vahşi'ye müslümanlığı tanıtlayacak hoşgörüye, sağduyuya, o kirli suların arasından çıkartacağımız berrak bir güzellik umuduna ihtiyacımız var.

Evet, Öcalan'ın da Bush'un da sahibi var, onlar sahiplenilmek istemeseler de... (Lütfen bu zalimleri de tasvip ettiğim yanlışına düşmeyin, sözlerimi ıssız kıyılarınıza çekmeyin) Hesaplarını ne siz biliyorsunuz ne de ben, anlamadığınız da bu işte! Bana savaş açtıkları için, onlarla savaşırım. Lakin, ne olursa olsun, bir ölüm, işlerin ters gittiğinin göstergesidir. Siz bu terslikten kendinize bir pay çıkarmıyorsanız, varın öyle yaşayın. Hataya düşenlere, günahın içinde yüzenlere gözünüzü kapayın. Allah'ınızdan korkun yahu, nisa süresinde bile uyarıyor bizi: "bir zamanlar onlar gibi olduğumuzu unutmamamız" hususunda!. Ey hassasiyetleri kendi müslüman "benliğinde" erimiş olan 'güzideler'; bu sözler yalnız Şule Hanım'a değil, vicdani hassalarından gün be gün yitiren diğerlerine de... İslam, bulunduğu yere huzurluk, esenlik getirmekle maruftur. Nefret, kin, gazap getirmekle değil.. Evvela, dünyanın biz günahkarları sokmuş olduğu şekle üzülelim, onun için dua edelim, başkalarının günahına söz söyleme cüreti çoook sonrasında!

Bu ağız dalaşı değil, mesele Şule Hanım değil, belki benim düşündüğüm kalıplar içerisinde bile değildir kendisi, Allah korusun, hakkını yemekten Allah'a sığınırım. Mesele, Şule Hanım'ın şu an bana "göründüğü" biçimde düşünenlerdir. Kendi yasını tutmaksızın, ötekinin günahına saldıranlardır. Ben derim ki, bir günah varsa, bir ölüm varsa, bir hata varsa; bu hepimizin vicdanına musallat olmasa, bu ne kendini bilmezliktir! Alemlerin efendisi: "Dünyanın öbür ucunda bir müminin dişi sızlasa, ben bunu kalbimde hissederim." derken, hangi özel ve yüce hassasiyetten ses veriyordu sizce!? Şimdi Hz. Adem'den beridir, bazıları bunun bilincine varmamış olsa dahi, herkes müslüman değil midir?! Bunun bilincine varmayanlar, zaten Rablerinin gazabına uğramakla tehdit edilmemiş midir? Yaşadığımız bu sürgünlükte, ne kadar çok kardeşimiz olsa, o kadar iyi değil midir? Gönül kırmayı da "zalimlik" diye addedenler var, be heeey, aranızda gönül kırmaktan/onarmaktan daha az işi olan var mıdır?

Elbet, bazıları ne yaparsak yapalım inanmayacaklar. Ama ben kendimi sorumlu tutmaktan alıkoymak istemiyorum dünyadaki diğer bütün ölümlerden. Ancak böyle diri tutabileceğim kendimi Şule kardeşim, böyle inanıyorum. Var sen benim gibi inanma sana kızmanın seni sevmeye başlayan güzergahında :) Kardeşim ol ama, burada, bütün kirliliklerden arınmak için, gazabımızın muhabbetimizi katletmesine müsaade etmeksizin, öfkemizin "celal" sesiyle yankılanıp dost kulaklarda doğru yankılar bulması için, zinhar(!) gazaba karşı hikmet yetişterememek gibi bir müşkile düşmeksizin, yalnızca ama yalnızca bir insanın ölümünü düşünün. Bu kim olursa olsun, ölümde kendiniz için bi ferahlık bulmayın!

Yazmazsanız değil de, küsmeseniz memnun olurum.
Allah'a emanet olun, dua ve muhabbet ile...

İntihar=Kin

selam
bu sitedeki küstüm gidiyorum muhabbetini anlayamadım gitti. kim kime neden küsüyor gidende kime kahrediyorda anlaşılmamış aşık ayaklarına yatıp bensiz bırakıyorum bu diyarı serzenişine kapılıyor ki...gidersen gidersin kim tutar seni ...varlığını kim önemsiyor ki yutkunalım yokluğunla acıları....
her intihar eylemi ki bu filistinde, ırakta, çecenistanda olsa bile çirkin bir davranış. masum insanları ölümünle cezalandırmak bunlar yahudi hiristiyan olsa bile insan olma yüceliğine yakışmayan davranışlar. bu kötülüğü dinle kınamama gerek bile yok çünkü islamın savaş mantığındaki asıl savaşı yüreğe indirmekle karşılaştırıldığında intihar en anlamsız ve hatta savaşılması gereken bir eylem şekli.
şule hanımın söylemi, varlığı ve yokluğu ile bakışı bir kaç ayete yada hadise indirgeme şekli ile inancından önce kendini ortaya koymuş bir kesin inaçlı imajı vermektedir. islamın teslim olma ilkesinden ziyade nefse teslim eden siyasallaştırma biçimsizliğini gösterdiğinden tehlikeli buluyorum.
her intihar kinle dolu bir mesaj ve kötülüğü insanlara bırakıp gitme ahlaksızlığını içerir. biraz insani duyarlılığımızı konuşturacak olsak kimse kimseye bu kötülüğü yapamaz...selamlar

Kardeşim

2 seneye yaklaşık bu sitede yazıyorum. Ama bana inanmalısınız ki -isterseniz de inanmayın muhim değil- siyasal ve edebiyat anlamında hiç bir beklentim yok. Hiç bir partiyle, cemaatle, kurum ve kurulusla alakam yok. Bir kac ayet ya da hadisle son perdeden dem vuracak ahmaklardan da degilim afedersiniz. Bilmeden, anlamadan, hakkında bilgi sahibi olmadıgım konularda ne yazı ne de yoru yazarım.

Bu sitede benim hakkimda kisilik tahlili yapacak son sahista sizsiniz Sayın Okan. Benim bulundugum nokta sizi zorlamaz ancak elinizdeki verilerle siz, ancak kafanizdan kurarsiniz, kafanizdan kurdugunuz seyleri de "tehlikeli" bulursunuz. Ben ise tüm bu olanları "saçma" bulurum.

La hain'de ne diyordu "kaybedecek hic bir seyi olmayandan kork". Ben bu ulkede aklı ve fikri olan her musluman ve en onemlisi örtulu bir kadın olarak, -dunyevi olarak- kaybedecek cok az seyi olan bi noktadayım.Cok eksikliklerim var, bilgisizliklerim bazen cehaletlerim ama asla samimiyetsizligim yok. Sevilmemeyi hakediyorum ama asılsız tahminleri hakketmiyorum.

Bu bahsedilen kişinin ölümünden kendimi sorumlu tutmuyorum. Çeçen kampında mültecilerle 2 sene birlikte yaşadım istanbul'da oldugum dönemde. Yetim kız Zelina dedi ki " üzülecek bir durum yok. Bize ancak dua yakışır". Ben O'nun anne ve babasını katleden insanlar için üzüntü duymadım Kardeşim Alper. Sen duyuyorsan bu senin bahsettiğin ferasettir muhakkak. Ama ben de o yok. İnsanlar kadar din var demiştim bir blogumda hangisi hatırlamıyorum. Öykü farklı dile geliyor...Rashomon...

Endişe duyulan fikirlerim olsun, muhim değil. Aman yaptıklarımız, söylediklerimiz sünnete aykırı olmasın. Yazdıklarım pembe panjursuz...Evet dişi ağrıyan ümmet için üzüntü duyalım ama, ümmeti acıtanlara ben sevgi duymuyorum duyamıyorum. Yani şöyle olalım. Zekat vermeyen kabileye Hz Ebubekir dedi ki "Wallahi billahi savas acacagım, islamin bir hükmünü yerine getirmemek bütün hükümlerini yerine getirmemek gibidir". Hz Ömer dedi ki "Bence anlaşmaya varmak en uygunu" ve Halife olan Ebubekir'in kararı uygulandı, ismini hatırlayamadığım kabileye savaş açıldı. Zekat vermedikleri için...Mihenk taşlarımız farklı kardeşim Alper. Ama ben senin gerçekten yazmak için büyük bir nimet olduğunu biliyorum. Sen saygılı ve hassas bir kardeşsin kardeşim Alper.

Bu kadar acık ve net yazıyorum. Her şey bulunur. Samimiyetsizlik asla...

Selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

siyasallaşmak

selam
bu sitede samimiyetsiz insanların olduğunu düşünmüyorum. samimiyet uyarısı yapmak kendinden önce karşıdakini suçlamaktır. ortada bir bakış vardır ve her kimse buraya yorum düşüyorsa olayın bir tarafından yakalamaya çalışıyordur samimice.intihar edende mağdur olanda müslümanca bir bakışla duyguların ötesinde anlaşılmak zorundadır. duygular çok zaman insanı kendiden olana çevirir buda aklı kötümser yapar.kesin inançlı dediğimde budur.bir başkasının acısıyla mutlu olmak.müslümanca düşünmek "düşünmezmisiniz" ilkesinden hareketle kendimizden olmayanları da içerir.müslümanın müslüman olmayanla hukuku olmalıdır.hak hakkı beslemelidir.inancın kapsayıcı olması ve bir başka inanmayanları da kapsamasının, yayılması açısından da anlamı budur. peygamberin iyiliği olmasaydı müslüman olmaynların müslüman olması nasıl beklenebilirdi.

sizi tahlil etmek işim değil.kim olduğunuzda aklımı hiç meşkul etmedi.sadece bakışınıza sözüm oldu. oda dışlayıcı ve kendini sorumsuz hisseden düşünme ve davranış biçimlerinin tehliliğidir.siyasallaşmadan da kastım budur.hitler vari bir Kavga islamın doğasıyla örtüşemez.örtüştürmeye de çalışmak inancın ey insanlarla başlayan evrenselliğine de tersdir.

üstelik kim bilmediğini bilebilirki.ilmin mevlanasımısınız ki bu kadar eminsiniz.çok merak ettim...selamlar...

Bosgoru

Hosgorusuz bır toplumun bosgorulu birisi olarak gormek istedigi ben, bu neviden sahislara sizin baktiginiz pencereden bakmiyorum; bakmayacagim da. Ama hala israrla anlamak, kazanmak, ugrasmak gibi kelimede paha, icerikte bombos fiiler alip, karincanin kendinden buyuk cekirdegi tasimasi gibi yuklenerek onume getiriyorsunuz. El hak ayip ediorsunuz. Birisine yapilacak en buyuk ayip, onu -bile bile- yanlis anlamaktir. Sonrada "ama ben anlamaya calismadim ki, zihnimi meskul etmediniz ki demesidir. Bu kadar fikrinizin olmadigi birisi hakkinda, boyle derin beyanatlar vermek herkesin harci degil. Sizi bilhassa tebrik ediyorum.

Birisinin yaptigi hatayi kabullenmemek, o insanin yaptigi hatadan mesul hissetmemek kendisini insanin, ne zamandir hitler vari bir kavga oldu ki? Bunlari bulamiyoruz ki kemiklerinden sabun yapalim!. Ya da bulamiyoruz ki hakikati teblig edelim. Islam'in dogasindan, florasindan bu kadar haberdarsaniz, karsinizdaki insani da hitlere benzetirken vicdaniniz da sizlamali degil mi... Tum bu pislikleri yapanlara islam'ın sonsuz hosgorusunu gosterirken, beni de Hitler'in yaptigiyla ozdeslestiriceksiniz. Celiskiler oratoryosu...

Bence en iyi dusman, adamin karsisina adam gibi dikilen dusmandir. Bir insan dusmanini tanimalidir ya da. Sen kimseleri bilmiyorsun ki O'nu dostun yapabilesin. Insanlarin derdi din kulturu ve ahlak deil ki, donem sonu ortalamasini etkilesin.. Abuk milliyet paranolari...

Ben bilmedigimi bilmeyi Mevlana'dan ogrendim ama bu beni Mevlana yapmadi. Siz de bu kadar kesin tespitler yapmaya yeltenecek cesareti nereden buldunuz ben merak bile etmiyorum...İslam'ın sonsuz hosgorusunden nasiplenmissinizdir muhakkak.

Sonuc olarak bu blog altında son yorumumu yazarken; Bal gibi disliyorum, sevmiyorum Muslumanligi gericilik olarak adleden roj tv spikerlerini. Uydu'da kilit vurdugum ahlaksiz goruntuleri seve seve yayinlayan imansiz kurdistan televizyonunu. Paltalk'ta muslumanlara kufur eden pis kurt gerillalarini,Sinsice, sancagini sallamadan, onune adam gibi dikilmeden, yerin dibinde cocugunu, anani bacini oldurme plani yapan pislikleri. Sevmiyorum kardesim. Siz sevin, vicdaninizda rahatsizlik duyun ve gerekeni yapin. Ben sevmiyorum. Nefret ediyorum...

"Kafirler bir Millettir". TAHA SAV.

selametle

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Kim Onlar?

Rasulüsün. İnsanlığa Allah’ın verdiği bir sadakasın. Onun için Hayber’in fethi arefesinde “Ya Ali, yeryüzünün tamamını fethedip bana teslim etmenden bir kişinin hidayetine vesile olman hayırlıdır!” diyecek ali cenaplığı gösterdin. Onun için seni yok etmeye gelenlerin ardından ellerini açıp “İlahi! Onları affet, onlara hidayet et; çünkü onlar bilmiyorlar!” dedin. (Mustafa İslamoğlu)

"-Ben Kureyş'ten gördüğüm baskı üzerine Taif'e gitmiş, korunmamı İbnu Abdi Yalil'e teklif etmiştim, yanaşmadı. Ben de kederli ve elemli bir halde Mekke'ye dönmüştüm. İşte bu dönüş esnasında Cebrail bana: "- Ya Muhammed, Allah sana şu dağlar meleğini gönderdi, emrindedir. Kavmin hakkında ne yapılmasını dilersen, emredebilirsin," dedi.

Bunun üzerine dağlar meleği, seslenip bana selam verdi ve sonra :

"- Ya Muhammed, Cebrail doğru söyledi. Ne emredersen, yerine getirmeye hazırım ben. Eğer (Ebü Kubeys ve Kayakan denilen) şu iki yalçın dağın Mekkeliler üzerine (çökerek) birbirine kavuşmasini (ve müşrikleri topluca ezmesini) istersen (onu da emret)!" dedi.

Ben şöyle cevap verdim :

"-(Hayır ben bunu istemem) Ben, Allah'ın, bu müşriklerin soyundan yalnızca Allah'a ibadet eden ve ona hiçbir şeyi eş-ortak koşmayan, tevhide gönül vermiş (muvahhid) bir nesil getirmesini dilerim." (Prof. Dr. İsmail L. Çakan'ın "Peygamberler ve Tevhid Mücadelesi s. 315-316)

adalet

müslümanca düşünmenin insan duygusallığını aşan tarafı olmalı.duygusal davranmalarda ideolojik yanlılıklar daha kolay ortaya çıkıyor.bir inancın bütün dünyayı etkilemesi ve taraf bulması isteniyorsa o inanca karşı olan ve ilgiyle izleyen insanlara karşı gönül kazanıcı eylemler sergilenmeli.savaş ve kötüleme islamın dışındaki inançları sadece gerer diyalog ortamını yok eder.peygamber hayatında kimsenin tepkisini almamıştır.müslüman olmayanların bile ona diyecekleri bir kötü sözleri olmamıştır.korkum şu ki müslümanca yaşamak ideolojik bir savaşla kendini tanımlama ve var olma şekli değildir.adalet denen ilke müslüman olmamızın bireyselliğimizi aşan koşulu olmalı...selamlar...

istişhad, pkk ve 22. gün

müntehir, mevta olduktan sonra cahilliğini kabul etmiş gibi durmuş ama bir de sağken konuşturma imkanı olsaydı acaba kim kimi cahil olarak tahkir ederdi! yaklaşık 13 sene önce bir ateist arkadaşıma safiyane duygularla "sen şimdi yakınında bir hasta olsa ona yardım etmez misin" deme şapşallığında bulunmuştum da o da bana "kimmiş ki hasta olan; benim hasta olduğumu iddia eden sensin, ben gayet sağlıklıyım" demişti.

ölüleri konuşturma işi zaten en başından sakat. biri "aman efendim peygamber şimdi yaşasaydı şu konu hakkında böyle derdi, şöyle yapardı" der, kimi "falanca put şimdi yaşasaydı bizim partiye üye olurdu" filan der. dilin kemiği yok yani, der mi der!

eldeki bilgiler galiba bu şahsa ulaşılmadığı yönünde kesin olsa gerek. kimse bu vatandaşa dinden, imandan bahsetmedi. ya da bu vatandaş dinsiz imansız bile olsa masum insanların canına kıymanın ne olduğunu bilemeyecek kadar gerizekalı biriydi. ilginç yani...

diğer ilginçlik, her taşın altından müslümanların çıkması! adamlar öldürülür, katil müslümandır! adamlar öldürülür, katil 'müslümanların ihmali sonucu' bu hatayı yapmıştır! cumhurbaşkanı seçilemez, sebebi müslümanlardır! seçime zamansız gidilir, yine ah o müslümanlar!

neymiş bu müslümanlar be, diyesi geliyor insanın. lakin eli kolu bağlıdır ki onların. yani o müntehire ulaşacak müslümanların önü tıkanmadı mı! kafasına vurulmadı mı! yolları kesilmedi mi! okulları, kursları kapatılmadı mı! üniversite kapılarında coplamadılar mı! okullarının mescidleri kapatılmadı mı! ellerinden kitabı alınmadı mı! ya Hû ne yapsın bu müslümanlar bunca engelleme karşısında... yine de ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar ve yapacaklar!

bu olayda sorun aslında pkk ya da bu genç değil, dikkatli incelersek. günydoğudaki sorunları gayet iyi bilen a. fırat'ın görüşüne göre pkk zaten derin devletle bağlantılı. bu açıdan yaklaşırsak, olaya devletin nerdeyse tüm kurumlarıyla anında müdahil olması, paşanın daha elde hiçbir delil yokken "bu pkk işi" deyip insanları -düşünmeye bile fırsat vermeden- belli bir merkeze yönlendirmesi, yine aynı paşanın soğukkanlı bir açıklama yapması gerekirken halkı paniğe sevk edecek "büyük şehirlerde devamı gelebilir" demesi... ve ilâ ahir! birileri bizimle fena halde madik geçiyor ve biz hâla olayın hümanizm tarafındayız! yani filin kulağını tutmuşuz ve bu fil diyoruz. kod adı:kılıçbalığı isimli filimde denildiği gibi; "sistemin devamı için bir kaç kişi ölmüş çok değildir, önemli olan mutlu çoğunluğun refahıdır."

biz elbette tüm insanların iyiliğini istiyoruz. ama biz bunu isterken dünyadaki tüm insanların da kendi iyiliğini istemesi hem de samimiyetle istemesi gerekmez mi? dua önce kendin için yapılmalı der ilmihal kitabları. samimiyetle ama... havasız bir ortamda oksijen tüpünü önce kendi burnumuza/ağzımıza götürüp ondan sonra çocuğumuza vermemiz gibi belki. çünkü önce biz nefes almazsak o çocuğun o tüpe ulaşma şansı zaten yok! yani insan önce biraz bencil olmalı galiba. bencillik yanlış oldu gibi ama mesela nerdeyse her peygamberin kendini dinlemek için toplumdan soyutlanmasındaki gibi bir bencillik. ben'le başbaşa kalma hali... ya da kendini tanımaya giriş!

önemli bir sorun da bu işte! insanlar kendilerini dinlemekten kaçıyorlar. eğer biz kendimizi değiştirmezsek Allah da bizi değiştirmez! vermek istemeseydi, istemek vermezdi! vahşi istemiş ki vermiş Mevla! ama ebu cehil istememiş, isteyememiş. "nerdeyse kendini paralayacaksın iman etmiyorlar diye, ama hidayet Allah elindedir" biz yine de kendimizle beraber tüm insanlar için kavlî ve fiilî dua edelim!

diğer anlayamadığım nokta intihar eylemleri ile filistinin, çeçenistanın bağdaştırılması! ben mi yanlış anladım acaba diye tekrar tekrar okuyorum. edip ozan'ın önerilerini ise hiç anlamadım. ya da anlamak istemedim. beni kimse anlamıyor deyip empati kurabilirsin yani sen de!

ama intihar ve istişhad eylemleri arasındaki farkı hâla anlamayanlar varsa şu yazıdan okuyabilirlerse kendileri açısından da iyi olur. şehadet eylemleri ile basit tezgahları bir tutmak imanı zedeleyebilir Allah korusun!

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Açıklama

Sevgili Ümit Demir
Bilmiyorum söylediklerimin anlaşılması çok mu güç idi. Benimle aynı fikri taşıyan biri bile anlamadığına göre demek ki sorun bende imiş.
Açıklayayım.
Birinci öneride anlattığım şey tam da sizin şu cümlelerinizin ifade ettiği şeyle aynı idi: "yaklaşık 13 sene önce bir ateist arkadaşıma safiyane duygularla "sen şimdi yakınında bir hasta olsa ona yardım etmez misin" deme şapşallığında bulunmuştum da o da bana "kimmiş ki hasta olan; benim hasta olduğumu iddia eden sensin, ben gayet sağlıklıyım" demişti."
Yani herkes bir diğerinin yanlış olduğunu düşünüyor. Elbette ben de şehadet eylemi ile ulus'ta yapılan eylemi birbirinden ayırıyorum. Peki neden? Çünkü ben de müslümanım. Bir kardeşim şehid olduğunda seviniyorum.
Benim yapmaya çalıştığım tek şey yukarıdaki metnin yazarına "empati mi kurmak istiyorsun bir de başkalarının gözünden bak" demek idi. Biz ne kadar bak cahile, şuna buna diyor isek -ki ben demiyorum- Filistin'deki kardeşlerimizin eylemlerine de diğer dinlere mensub olanlar aynı şeyi söylüyor.

İkinci öneride anlatmak istediğim şu idi. Vah zavallı bak nasıl cahil kalmış aman aman demek yerine gördün mü adamı davası uğrunda canını verdi peki ben ne yapıyorum dedirtmekti.
Sıcak koltuklardan ahkam kesmek hep kolay olmuştur.

http://www.musvedde.net

yuh artık

"gören de bizi gavur, bombacıyı islam gayretiyle donanmış bir nefer sanacak"

bu kadarına "yuh!" diyorum yani! yuh!

vulnerant omnes ultima necat!

Hakan Albayrak

adımız

adımız imzamızdır...

hakan abi yine yazmış...
söze ne hacet...

farazi mektup

Yazılana neden kabirden insanlığa bir mektup olarak bakılmıyor? Belki 'o mahluk kim ki bize mektup yazacak?' diye söylenenler de olabilir fakat malum şahsın farazi hisleri hakkında eleştiriyi kaleme alan yazara bu denli yüklenmek hangi insafa sığar, anlamak zor doğrusu. Bir kaç yorum ötede 'Uzak İklimler'de yapılan hararetli tartışmalar gibi 'Alper Gencer eleştiri yazmasın.' nevinden yapılan tahlilleri (!) yazı sahibi ne denli sindirebilir?

İnsan önce nereden bakacağını, nerede duracağını iyi kestirmeli. 'Bence adam pişman değildir, yaptığıyla gurur duyuyordur vs..' gibi yorumlayan olsaydı doğruluğunu tartışmak arka planda olmak üzere kabul edilebilir, eleştirinin karşısında durabilecek bir yorum olduğu öne sürülebilirdi. 'Ölüleri konuşturmak sakat sonuçlara yol açar, açabilir.' bu dahi kabul edilebilir fakat benim tenkidim eleştiri üzerinden yazarla yazıya konu olan şahsın örtüştürülmeye çalışılması gayreti. Buna anlam veremiyorum ben. Sanırım bu yorumlar noktalandığında da Cemaat'in küskünler, arası bozulanlar defteri biraz daha dolacak; biz ise anlayışlı, sağduyulu olmaya davet ettiğimiz için insanları liberal ya da terör sempatizanı ithamıyla sarsılacağız.

Başlıktaki "bombacıyı silin"

Başlıktaki bombacı'yı çıkarın ve yazıyı bir de öyle okuyun. Eğer hepimizi yaralayan ve çok kritik bir dönemde meydana gelen bu olayın üzerine sıcağı sıcağına yazılmış bir yazı olmasaydı sanırım daha höşgörülü bir karşılık bulacaktı. Yine tepkiler olabilirdi ama Alper Gencer'i isyan ettirecek düzeyde olmayacağını düşünüyorum.

Alper Gencer gibi düşünüyorum, düşüncelerine katılıyorum, destekliyorum. Bu ülkede yanlış giden şeylerden, kaybolan hayatlardan kendime, acizliğime bir pay biçiyorum. Kendimi sorumlu hissediyorum. Uzun bir dönem İslam'ın bayraktarlığını yapmış ve halkına tüm dünyada saygınlık kazandırmış bir medeniyetin mirasçısı olmaktan onur duyduğum kadar aynı havayı teneffüs ettiğim reddi mirasçı çocuk pornocularından da utanç duyuyorum. Neredeyse her biri bir şehvet pazarına dönmüş olan TV kanallarının bu medeniyetin evlatlarını esir alabiliyor olmasından kendimi de sorumlu hissediyorum...

Sözün özü, ötekileştirmek bana uymuyor...

Şükür

Yunus Bilge'ye o güzelim empatisi için teşekkürü borç bilirim.
Şadan Ercan, seni de o berrak, tertemiz yüreğinden öperim.
Omuzlarınızı omuzlarımda hissediyorum...

Anlamıyorum

Ben sadece kişisel bir şey söyleyeceğim. İzlenimimi. Yani bir insanın farklı tavırlarını birbiriyle uyumunu düşünmeye çalışıyorum da, bazı durumlar gerçekten beni daha geriye itiyor insanlardan. Şair birinin meselâ, hiç anlayamadığım yani şiirine, kaliteye haksızlık olup olmadığını anlamadığım bir durum için tuhaf tartışmalara girmesini, dergi tartışmaları, bazı faydasız yani neredeyse müslümanın gavurla konuşması gibi bir konuşma, kamp tartışmaları... Şiirin hakkaniyeti, adaleti üzerinden yapılan tartışmalar elbette anlaşılır ve istifadeli oluyor. Ayrımları görebiliyoruz zaten, ama davranışların denkliğini görmek istiyor insan. Temelli bir güven oluşturabilmek için.
Bir yerde çok samimi konuşan, islami konuşan, duygusal tasavvufi konuşan insanların başka bir yerde slogancı, kısa ve faydasız, gerçekten faydasız, muhasebesiz, ve israflara sebep olan konuşma biçimini anlayamıyorum hiç. O kişi bunu nasıl yaptı diyorum yani. Bu sefer daha geriye gidiyor insan, insanlardan. Kimsenin samimiyeti hakkında konuşmamalıyız bence. Onu kendi içimizde konuşuruz sadece. Toplum içinde birilerinin samimiyetini konuşmak iyi değil, ama, ne bileyim. Bir davranışı, içtenliği, azmi öteki davranışına uysun insanın. Yapmadığını söyleyenlerden mi acaba şüphesi uyandırmasın yani. Kontrol zor iş olsa gerek.
Ama hesap da tek türlü değil herhalde. İnsanın, şairin vereceği hesap da. Kitlelerle konuşmak zor yani, kontrol ve etki ve sonucun muhasebesini iyi yapmayı gerektiriyor. Ne bileyim.
En doğrusunu Allah bilir.

Tebrik Ederim Alper Bey

Bu kadar güzel anlatılamazdı, tekrar tebrik ederim ,ama suç kimde bombacıdamı yoksa onu yetiştirenlerdemi?yada yetiştiremeyenlerdemi? Ben kendi anneme babama ve burdaki arkadaşları yetiştiren annelere ve babalara teşekkür ediyorum. SELAM VE DUA İLE..

Bravo Alper Bey

Kesinlikle katılıyorum.O derin kuyuların ve içine kimsenin bakmaya cesareti olmayan o kuyuların içi temizlenmedikçe mutlaka o karanlıktaki kişiler, bu memlekete ihanet edecek birkaç kişi bulup atacaklardır, hapsedeceklerdir oraya.Dolayısıyla temizlenip mühürlenmedikçe bu bataklığın sonu yokkkkkkkkkkk!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Yazınızda bu gerçeği çok güzel vurgulamışsınız.Tebrik ederim.

SELAM VE DUA İLE...........

anliyamiyorum

Merhaba

Bu konunun özünü bana aciklayacak biri varmi?
Mümkün ise lütfen,okuyorum fakat anliyamiyorum..Saygilar

Yazıyı yayınladığı

Yazıyı yayınladığı gün okuyup, sıcağı sıcağına anlamaya çalışmakla beraber hassaten yorum yapan arkadaşlarımızın muhalif duygularını ifade edişlerindeki bencillik dikkatimi çekti. Evet, hiç kimse ama hiç kimse kendi halinde yaşayan ve ülkenin meseleleriyle uğraş(a)mamaları için de zaten ölene kadar kendi hallerinde kalmak zorunda insanları katleden birisini onaylar bir tavır almaz, alamaz. Ancak bu durum, söz konusu olayın değerlendirmeye tabi tutarken mağdurlar kadar faili anlamak zorunda olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Esasen Alper Gencer de yazıda bunu yapabilme erdemini zor bir zamanda gösterdiği için tebrik edilmelidir. Çünkü terör eylemleri her ne kadar sembolik hedeflere genelde mesaj verme amaçlı düzenlenirler, ancak çoğunlukla eylemci kendi düzenleyeceği eylemin sosyolojik sonuçlarını düşünebilecek birisi değildir ve yine genellikle kendi iç dünyasında ölmek için yeterli sebepleri vardır. Dolayısıyla olayı çözümlerken eylemcinin ruh hali de mutlaka düşünülmelidir. Değerlendirmelerde bu unsur dikkate alınmazsa yapılacak yorumların bir yanı sürekli eksik kalacaktır. Yoksa salt lanetlemek, kınamak, eylemciyi eyleme iten sebepleri anlamaya çalışmadan konuşmak, yıllarca Kürt Halkının konumunu, Kürt insanının birey birey yüz yüze bulunduğu sıkıntıları anlamaksızın değerlendirenler gibi bizleri de içerisinde çözüm bulunmayan bir takım sonuçlara ulaştıracaktır.

İlkin 'Ben'i, Sonra da 'Alemlerin Rabbi'ni Tefekkür Etmek...

Bu müntehir bombacının seslenişi, yazarının ağzından, bana, iki elini iki yanına açmış ve muhatabını Allah rızası için ikna etmeye çalışan bir genç adamın Ömer öfkesiyle dolu ama bir o kadar da Ebubekir gibi duruşunu hatırlatıyor yine Allah rızası için...

Öyleki; muhatabı, dünyanın başına bela olmuş bir millete karşı kin ve nefret doluyken bile, durduğu ve korumaya çalıştığı bu yerde, bir yandan kin ve nefretin insan ruhunu karartan karanlığını anlatmaya uğraşırken diğer yandan da müslümanca bir 'buğz' u açık eden ve her ne olursa olsun salt bizi muhatap alan bir Allah'tan çok, ötekileri hatta cümle alemi halkederek muhatap alan bir Allah'ı ; tıpkı bizi yarattığı gibi bu müntehir bombacıyı da, o nefret edilesi milleti de yaratan Alemlerin Rabbi'ni tefekkür ederek ve ettirerek hatırlatan bir duruş...

Ve bu öylesine bir hatırlatış ki, hedef Allah rızası için tefekkkür olunca öte bir yerlerde kalan her şeyi teferruatta bırakarak okuyana ve bakana önce kendini sonrada o 'Alemlerin Rabbi' olan kudretli yaratıcıyı hatırlatıyor ayrıca...

Kendini bilmekle Allah'ı bilmek yolundaki bu hatırlatış ve bu tefekkürdür ki;
bir yandan canını bir bombaya bağlayıp bir ulus'u yasa boğan cahil'in pişmanlık dolu dili olurken diğer yandan da geride kalan bozgun hakkında herkişinin konuşacağından ötesini konuşarak, keşke bizler o 'Rab'bin istediği kullardan olsaydık, olabilseydik ve canını bombalara bağlayan cahillere dahi o 'Rab'bin rızasıyla bakabilseydik... dedirtiyor...

Alper Gencer'i bu genç yaşında böylesine derin ve böylesine olgun bir tefekkürle konuşturan bu kalbi duruşu ve dili dolayısıyla tebrik ediyorum.
Evet, merhamet ve tefekkür, ama herkes için ama herkese karşı ve sadece Allah rızası için...

Vaat Edilen Cennet

Hiçbir yorum yapmayacağım söylenenler üstüne. Ama şu filmi mutlaka ama mutlaka internetten yahut başka bir yerden edinip izleyin:

http://beyazperde.mynet.com/film.asp?id=2829&kat=arama

Deli bir adam size kendinizden utanmanızı söylüyorsa, ne biçim bir dünyadır burası!
Andrei Tarkovsky ( Nostalghia )