Her şeyimizi elimizden almak istiyorlar. Rahman’ın verdiği nimetlere göz koyup onları burnumuzdan getirmek için ellerinden geleni yapıyor, bu dünyaperestler.
Nasıl giyineceğimizi, yiyeceğimizi, sofrada çatal bıçağı nasıl kullanacağımızı, evlerimizi nasıl döşeyeceğimizi, hatta insanların mahrem hayatlarını nasıl yaşamaları gerektiğine kadar karışıp, onların istediği hale bürünmemiz için kapıyı kapatsak yüzlerine bacadan giriyorlar.
Hak- batıl karışık bir cemiyette yaşıyoruz. Batılın içine dalmadan gün geçirmek zahmetli. İşte genç kalmak ve yaşlanmamak için onca reklam ve programın bir şekilde bilinçaltına yerleştiğini gözlemliyorum kendimde ve çevremde.
“Yaşlanma etkilerini geciktiren” kremler gibi bizler de menfi gibi gözüken hadiselerin üzerini örtüp görmemezlikten gelerek mutlu olacağımızı mı zannediyoruz?
Bırakın beni! Allah ömür verirse doya doya yaşlanmak istiyorum. Saçlarımın aklarını temaşa etmek, onlara baktıkça geçtiğim yolların, engellerin, meşakkatlerin, imtihanların hayırlara vesile olduğunu düşünmek ve yolumda bir nur olarak bana eşlik ettiklerini hissetmek istiyorum.
Saçlarını boyamayan insanlara neden baskı yapıyoruz? “aaa boya şu saçlarını, bak nasıl da on yaş gençleşeceksin?” Birileri gerçekten bakışlarımızın niyetini ve süzgecini delmiş. Ak saçlı insanlara niye yaşlı gözüyle bakıyoruz? Siyahın ağarması ne muhteşem bir hadise oysa ki? Sonbahar yapraklarında romantizmi, tefekkürü yakalarken ak saçlarda niye karamsarlık çöküyor üzerimize?
Bırakın beni doya doya yaşlanmak istiyorum. Ona da karışmayın.Yüzümde çizgilerin, etimde büzülmelerin olması, gözlerimdeki ferin, kulaklarımdaki duyuşun azalmasıyla benim hazırlandığımı, varolduğumu görmüyor musunuz? Ben onlarla canlıyım, bazen bu elbise eskimeden sahip yeni bir beden vermiyor bizlere. Heyecanlıyım yeni bir libas için ve yeni bir hayat için.
O çizgilere kırışık deyin sizler. Onlar ne kırışık ne de karışık. O çizgiler vücut ülkemin alfabesi.Bana hususi olarak öğüt almam için beşir ve nezir olarak beden kültürüm.
Yaşlanmak, gençlik dönemini atlatmak aslında, gençliğin deli dolu o tehlikeli hanından kurtulmak. Kilit burada. Bizim o gençlik dönemini nasıl geçirdiğimizde? Dalgalanan suyumuz kabardıkça, kıyıları yıkmadan nasıl durdurduğumuzda....
Yeniden doğmak için yaşlanmalıyım, kırışmalıyım, buruşmalıyım. Bahar için solmalıyım. Kış için kurumalıyım. Defterim kaç yaprak bilmiyorum, satır satır işlerken, saklanmıyor terim, paslanmıyor bedenim, yalnızca buruşuyor. Ama defterim ve satırlar hem aynı. Başlığını kocaman ve renkli kalemlerle yazdım, ne kadar yaşlansam da yine bir tarafım çocuk. Bazen mevzuyu unuttuğum oluyor ne yazıyordum, niye yaşıyordum diyorum kendime, o aklar ve çizgiler hatırlatıyor.Ebedi diyarın talebesi olduğumu artık bir kez daha sayfanın başına dönemeyeceğimi biliyorum. Yalnızım belki bu duygularda, Kur’anın ve sünnetullahın tabibliğinde, gölgesinde, işleniyor, harika bir batınla geçiş bekliyorum. Kabuğumun çirkinliğine bakmayın siz, toprak sarınca bedenimi o kabuğun düştüğünü, nasıl yeniden filiz verdiğini, baharımı... şimdiden özlüyorum.
“Vahiy” önderliğinde, izin de onun nuruyla yaş aldıysanız, gençlik gibi aslında tehlikeli ve aldatıcı dönemi geçmiş inşallah biraz olsun selamete , feraha dinginliğe doğru yol alıyorsunuz demektir.
Arkasına baktığında insanın hesabını veremeyeceği bir hayat görmesi çok acıdır, çok.
Oysa kötülüklerden korunduysa, kul haklarından, aldatmalardan, rüşvetten, torpillerden, faizden uzak bir hayat için fedakarlılar yaptıysa, sahip olduğu o dinamikliği, enerjiyi ebedi hayata yansıttıysa ne mutlu yaş alanlara, Allah’ın her sene bir yaş daha hediye ettiği o insanlara ne mutlu...
İlim meclislerinde, rızık temininde, bazen batılın içine dalmamak için uzlette yaratılış gayesini anlamak ve hissetmek için yaş alanlara ne mutlu...
Her yeni güne Allah’a sığınarak başladıysa, ona secdeyle ilk hamleyi yaptıysa, haram paranın cebine girmemesi için olanca gayreti sarfedip yine o günü secdeyle bitirip uyuduğunda...
Son kez gözlerini yumduğunda... cennet bahçelerinden bir bahçeye... gözlerin görmediği kulakların duymadığı güzellikteki bir aleme uyanacaksa insan...
Bırak beni ey nefsim, ey dünya! Doya doya yaşlanmak istiyorum.
Yorumlar
Taze Hücreler(!)
Cum, 01/06/2007 - 14:40 — leyla turanYazınızı okurken eski bir reklam filmini anımsadım. Bir krem reklamında taze hücreler, tazelenmiş hücreler gibi bir slogan kullanılıyordu. Bir kozmetik reklamında. Kozmetik sektörünün en yaygın olduğu ülkeler uzak doğu ülkeleri. Gencecik kızların acıları(ceninleri) birilerine güzellik olarak dönüyor. Birilerinin acılarının birilerine taze hücre güzellik olarak dönmesi insanı korkutan bir çelişki...
Ellerinize sağlık Feride Hanım...
her sabahın hamdi, bir sonraki geceye hazırlar bizi
Cum, 01/06/2007 - 17:54 — mustafa çetinyanımıza alınmamış azıkların doygunluğunun yanılgısını yaşıyoruz gafletimizle.. validemiz aişe'ye ra 'keşki bir avuç kumdan müteşekkil olaydım da,rüzgar beni savuraydı' dediren teyakkuzu dimağımıza dirhem dirhem kazımadıkça, her geçen anımıza üzülmemek elde değil. Rabb'den göz açıp kapama süresinde bile yalnız kalmama temennisiyle...