Geri kalmış toplum kavramını çok insan bilir. Üretim ve bürokrasinin teknolojik donanımdaki yetersizliği, şehirlerin bayırdır olmaması, ülke gelirinin kişi başına düşen harcama oranındaki düşüklük, işsizlik ve açlık oranının yüksekliği geri kalmışlılığı belirleyen dışsal belirleyiciler. Bu ölçülerle yaşadığı topluma kim bakarsa, ne kadar ileri ya da geri olduğunu anlar.
Herkes tarafından anlaşılmayan bir şey var ki buda geri kalmışlık hatta gelişmişlikle birlikte toplumda varolan ahlaki insanın geri kalmışlılığı...
Maddi anlamdaki sorunlar gün gelip çözülebiliyorken ahlaki düzelme ve insanların sorumluluk bilinciyle birbirlerini düşünerek bir davranış geliştirmesi kolay kolay çözülemiyor. Bilimin okullarının olması ve sorunların dışsal ve görünür olmasından, tanımlanarak çözümüne dair malumatların bu okullarda verilmesi, maddenin gördüğü insanı rahatlatırken manevi anlamda aynı umudu beslemek zor görünüyor.
Para ve onun kaynaklarına sahip olmak madde Tanrısının insan bilinci üzerindeki egemenliğinden, ruhsal olana değer verip her şeyin karşısına insan olmak koyulamadığı içinde kışkırtıcı, kendini çok beğenmiş, hocanın eşeği gibi kendini dünyanın merkezinde gören bireyler insanım diye de ortalıkta dolaşıyor.. Edepli olmak sözlüklerdeki anlamı ile konuşuyorum - herkes kendini edepli görüyor- nedense söz konusu insan eleştirisi yada bir davranış düzeltmesi olduğunda da bu insanlara hiç sökmüyor.
Kendini davranış düzeltici görüp, ahlakı bir ikna yöntemi yaparak başkalarını suçlayıcı saldırganlıklarda sergileyen bu kendi merkezci bakışlar eleştiri ve uyarıları da kendi kişiliklerine yöneltilmiş bir saldırı olarak değerlendiriyorlar.
Günümüz insanının politik duruşu ve toplumsal gelire bağlı olarak oluşan tabakalar ve ideolojik menfaatçilikle sonuca ulaşma ve kendine kaybettireceklere bulaştırmama kaygısı ve kültürsüzlük ahlaki istemlere de yer bırakmıyor tabiki... Çünkü insan kazanmaktan daha fazla kaybetmek istememeye gözlerini dikmiş varlık görüntüsü çiziyor. Toprağa altınlarını gömen ve her gece onunla uyuyan cimri misali sahip olduğu mal ve kişiliğini esirgeyerek ve saklayarak sorunsuz uyumayı seviyor.
Geri kalmış toplum nesnel bir gerçeklik olarak varken ahlaki yönden geri kalmış insan tipinin bir nesnelliği yok. Menfaatin kendisi herkesin ne kadar ahlaki insan olduğunu ortaya koyuyor.
Ahlakı dilinden düşürmeyen kendini içten ve samimi bulan, çok doğruyum yanılgıları ile çoğalan insan siluetlerinden de toplumun sorunları bir türlü çözülemiyor. Kime ve neye göre haklı olunduğunun üzerindeki mutabakatın sağlanamaması herkesi doğrucu yapıyor. Modern düşüncenin insana yüklediği sen bir Tanrı gibi davranabilmelisin hakkını insanlar öyle bir kullanıyorlar ki hayat eski Yunan tanrılarının efsanelerinde olduğu gibi abartının ve gerçekliğin birbirine karıştığı fantastik saçmalıklara dönüşüveriyor.
İnsanın kendini aşarak, biraz olsun kendisini sorgulayarak, ayıp olur bunu yaparsam diyerek ve biraz da insanlara bakarak, onların yerinde olmayı düşünüp vicdanını sızlatmayı başarsa sorun büyük oranda ortadan kalkacak. Ama herkes bir başkasından bekleyip kendini merhamet edilmesi gereken gördüğü için ve kötü niyet atfediğinden herkese, bir iyiliği dokunmayan benciller olup çıkıveriyor.
Sevgisizliğin ve kötü görmenin bir sonucu olan dengesizlikler ve bunlara gelen eleştirilerde yanlışları düzeltemiyor..
Kültürsüzlük bildiğini çok doğru zannetme ve bir şey dediğin zaman kendisinden üstün olabileceğine dair korku, kendini koyduğu yerin kaybedileceği ve gördüklerinin karşısında kendini salak hissetme sendromu da çirkefleşmelere neden oluyor. Çünkü başka insanların iyi olma hali çok insan için kaybetmek olduğundan kıskançlıklarıyla tanımayı ve anlamayı ortadan kaldırıp konuşmalarını; sen kendini ne zannediyorsuna dönüştürüveriyorlar. Halbuki her iddia saygıyla karşılansa ve eleştiriler soru sorma şeklinde gerçekleşmiş olsaydı insan ilişkilerindeki çirkefleşme olmaz,eksik anlamayla orta çıkan itham dolu konuşmalar insan duygularını birbirlerine karşı soğutmazdı.vs.vs.
Yorumlar
Genel "geçmez" ahlak kuralları
Pzt, 28/05/2007 - 21:22 — Kemal ÖztürkToplum için İdeal bir insan Ahlakı yoktur.Ancak dediğiniz gibi gerçekten herkes Ahlakın kendisinde anlam bulduğunu sanıyor.Kendi için geçerli olan ve özünde kabul ettiği ahlakı eleştirilemez ve dokunulmaz buluyor.Bu değiştirilemeyecek mutlak ahlaka yapılan eleştiri ve düzeltmeler de hakaret olarak algılanıyor.
Herkesin yaptığı şeyleri doğru gösterecek sebepleri var.Bu sebepler Kimilerinin yaptıkları ve düşündükleri şeyler ile çakışsa da, bunlar kişilere göre yaptıklarını destekleyen gün gibi açık gerekçeler.Ancak kimse Ahlakı Toplum adına düşünmüyor.Toplum için İdeal bir ahlak yakalanamasa da, insanların kafasındaki görünmez kabuğu kırmaları halinde biraz olsun yaklaşılabilir gibi geliyor bana.
Ancak bahsettiğiniz itham dolu konuşmalar ve insanların birbirine bu sebeplerden ötürü gösterdiği soğuk duygular tabiri caizse bu toplumun "genlerinde" var.Bu insanların değişmez özelliklerinin topluma yansımış halidir.Değişse de ne kadar değişir bilemiyorum...
Ahlak Sızım
Salı, 29/05/2007 - 00:15 — Zahit Torunyok mudur her birimizin çıkınında bir parça ahlaksızlık?
ve yetmediğimiz ,yetişemediğimizde çıkarmaz mıyız onu çıkınımızdan.
rakibimiz yere çalarken sırtımızı hangimiz sarılmadı ki ona.hep kazanmak istedik;kaybedilmesi gereken kavgalarda dahi.yere serilmenin ve düşmana aşağıdan bakmanın hazzını hangimiz yaşamak istedi ki?
ahlak sızım.
Cinayet Fırsatı Bulamayan Masumlar
Çar, 30/05/2007 - 00:44 — leyla turanVe sabır olmasaydı yeryüzünde bir gün kalınabilir miydi? (Nuri PAKDİL)
İnsanlar artık herşeyi faydayla ölçer oldu. Duygular kaybedilmeye başlandı. Birileri kendince neyin doğru olduğuna karar verir ve karşısındakinin irade kullanmasına fırsat vermez oldu. Düşünme payımız ve tercih payımız elimizden alındı. Bütün bunlara rağmen yaşamak çok heyecan verici bir şey. İşin heyecanını verende herşeyin ne zaman biteceğini bilememekten kaynaklanıyor olsa gerek. Düşünsenize size çok haz veren bir şeyin ne zaman biteceğini bilmiyorsunuz. İnsanın bunun bilinciyle yaşaması iştah açıcı bir şey olmalı. Yaptığımız herşeyi bir kez daha böyle bir şansa sahip olamayacağını düşünerek yapmak… Bu her şeyin son derece coşkulu yaşanmasına sebep olacaktır.
Nerde okumuştum hatırlamıyorum ‘Serbest bırakıldığını bilmek iyi ama balon yerine konmak çok acı’ diyordu. Sahiden çok acı balon yerine konmak…
Orhan Pamuk’un Benim Adım Kırmızı kitabında katil şöyle der… ‘Aramızda henüz bir cinayet işleme fırsatı bulamadığı için masum dolaşan çok insan var’
Elam neşrahleke sadrek… Allahım göğsümüzü, kalbimizi, hayatımızı, gözlerimizi genişlet… Ey Ali(r.a)! Bize bir gece vakti öldürülmesi muhakkak bir dostun yatağına girip yorganı başına çekerek onun yerine ölümü göze almaktan sözet. Siz O’nun dostları bize hayattan sözedin…
Ey Muhammed’ Şimdi sen onlardan geç. Ve deki, size esenlik dilerim… Yakında bilecekler… (Zuhruf 89)