renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yazmak, Neden ve Ne

Kalem

İnsan ne için yazar? Zor bir soru. Cevabı da çeşitli. Kimine kelimeler derin kuyudur. Kimi onlara barlarını yükler.

Kimileri paylaşamadığı, dilin taşıyamadığı, gönlün tasvir edemediği his ve düşünceleri, kelimelerle fenadan varlık diyarına taşır.

Bir dosttur kimilerine harf ve kelimeler. Bıkmadan dinleyen. Siması değişmeden dinleyen. Gözlerini kaçırtmadan dinleyen. Işıklarla karanlıklarınızı aydınlatan bir dost. Sıkıntıda ona gidilen bir can.

Bütün her şey onlara söylenir. Kızgınlıklar, hisler, aşklar, her şey onlarla paylaşılır.

Zihin, gönül ve beni kemiren fikir ve hisleri, derundan atmak için kalemden istimdat edilir.

Neydir kalem. Ney hisleri anberleştirir. Kalem fikirleri de.

Resmetmek için yazılır. Haber vermek için. Öfkeleri, sayhaları, duyulmayan çığlıkları mücessemleştirmek için yazılır.

Her yazan biraz megaloman mı? Kalemi sur mu sanır? Bakınca ne görür?

Kalem dilsizlerin dili mi?

Belki de değer verendir yazan? Söz, fena da bir kıvılcımdır. Aksi kısa, kendi kısa. Hatta söz; fenadır. Yazı, bir ebed namzedi. Söz iddiasızdır. Konumuyla zoraki mütevazı. Yazı asırlara bir hitaptır.

Söz sıradandır. Yazı asil.

Öylesine söz vardır ama öylesine, yazı, olmaz.

Yazı, bentleri aşan sudur. Sessizce akmaz. Şelaleşir. Sessizce akmaz, düşer. Ses verir. Renk verir. Tesir eder.

Yazı inzivadır. Kendinle muhasebe.

Yazı sükundur. Asudelik. Başka bir dünyaya dalmak. Harflerle, kelimelerle açılan okunmuş, tılsımlı, harika bambaşka bir aleme, diyara, ülkeye revan olmaktır.

Kalem bir ışıktır. Fener. Uzak diyarları gösteren. Ufukları. Enginleri.

Kağıt melcedir. Polonyalılara; Asitane. Macarlara; İstanbul. Şarkın bedbaht çocuklarına; Avrupa. Ve bütün melceler gibidir

Kelimeler, mağaraların munis, muti ve evcil yarasaları. Muharrir, insanlardan kaçıp onlarla hemhalliği seçen bir derviş.

Kalem bir binektir. Veya halı.

Ne sırlar bilir kalem. Ne fırtınalar görmüş. Ne nihan alemlere girmiş. Ne fezada yol alan çığlıkları sinesine almış.

Modern muharrirlerin piri Montaıgne imiş. Bir şakirt, Orhan Pamuk öyle söylüyor. İnsan aleminden, kaprisli, başa kakmalı, gözlü ve sözlü alemden; bunların hiçbirinin olmadığı alemi seçen, ilk kule seçen oymuş. Pamuk Nobel konuşmasında böyle yazıyor. Ve kendisini o halkaya ekliyor.

Kuleler; modernitenin hücumlarına karşı sığınılan ortaçağın feodalizm kaleleri mi?

Meriç de bir kule seçmişti. Fildişinden.

Yazı, kalem ve kelimeler; yalnızların seçtikleri dostlar olmasın. Bütün kaprislere sükut eden, bütün itaplara sağır, bilgeleşmiş, sırlaşmış, itaatkar, haseti kalplerinden atmış dostlar.

Veya bu, kimseyle anlaşamayanlara, herkesle anlaşanların kucaklarını açmaları sonucu oluşan bir dostluk olmasın.

Hiç unutmam. Bir şeyler yazdım. Yanımdaki ahbabıma okuması için uzattım. –bütün yazanların ortak zaafları- okudu. Ve “sen bir saatte yazdın, ben beş dakikada okudum” dedi. Afalladım. Doğruydu. Ama ben bir saatlik neşeli, sevinçli ve sürurlu bir zaman geçirmiştim. O beş dakikalık. Söylemedim ona. Söyleyemedim.

Yazı, melce bulamayanların melcesi.

Kalem; kılıçsızların kılıcı.

Ve kağıt; alemsizlerin dünyası.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yazı-yorum...

"Saat yazar,
dakika okur,
saniye siler..."

Sadece bu güzel yazıya şerh düşmek istedi gönül.
Teşekkürler Resul bey...

Yazmak

Ben de yazmayı severim ama hiç bu zamana kadar NEDEN diye kendimi sorgulamadım.Ama bence yazanların çoğu kendini konuşarak ifade edemeyenlerden oluşuyor. -yanlış anlamayın küçümsemiyor ve alay geçmiyorum. belirteceğim gibi ben böyleyim- Galiba ben de o grup içindeyim.

Yazanların en etkin silahının KALEM olduğuna inanıyorum.....

......Yazı, melce bulamayanların melcesi.

Kalem; kılıçsızların kılıcı.

Ve kağıt; alemsizlerin dünyası....

Yazmak mı? Herkeste Var Bu Potansiyel...

Selamunaleyküm,

Merhaba Alanur, Efendim, demişsiniz ki yazma hususunda kendimi hiç sorgulamadım. Bence bu eksik bir ifade şekli. Çünkü soru bir şifredir, en güzel bilginin anahtarı yani; cevaplanılması beklenilen sorular bilginin ve erdem hazinelerinin kapısını açar. Soru da bir kovadır, ilim kuyusunun kovası; hakikat suyu soruları sorarak geri dönüşüm kazandırır. Ne var ki her soru, bu işlevi görmez. Hem, medeniyet, güzelliklerden meydana gelen bir terkiptir. Güzel konuşma ve güzel yazma, başlı başına bir sanattır, güzel sanatlardandır yani. Kimi vardır, güzel konuşur, fakat güzel yazamaz; kimi de güzel yazar, kalemi kuvvetlidir, fakat güzel konuşamaz. Bu bir kabiliyet işidir. Önemli olan, doğuştan potansiyel olarak Allah’ın bir lütfu ve nimeti olarak verilen bu beyan yeteneğimizi (55/Rahman, 4) kontrole ve disipline alıp geliştirmektir. Herkesin güzel bir yazar veya meşhur bir hatip olması beklenemez ki, bu zaten mümkün de değildir. Fakat, sözü dinlenen, güzel ve düzgün konuşan, anlattığı ve tebliğ ettiği anlaşılan, gerektiğinde meramını yazıyla da doğru ve güzel bir şekilde anlatan bir seviyeye, çalışıp gayret etmek şartıyla hemen her ademoğlu gelebilir, yazabilir ve anlatabilir...

Özür Dilerim

haklısınız kendimi yanlış ifade etmişim.

okuyucu tüketicidir

arkadaşınızın farkında olmadığı bir şey daha var.. üretmek her zaman vakit ve emek ister.. kolay olan ise her zaman tüketmektir... bazen bin emekle inşa edien bir şeyin bir c4 lük ömrü olabilir..
ama yazı için en azından böylesine bir tahrip süreci mümkün değil.. yazı okunsun diye vardır.. ve aslında bir tüketici yani okuyucu olmadan sizinde yazıyor olmanızın sizden başka birine bir faydası olmaz..
şimdi ben ne anlatmak istedim??bir de sonuç çıkaralım:
mademki yazı okunmak için var buna 3 dk bile olsa vakit ayırabilen insanlar baş tacıdır ve mademki yazmak üretkenlikdir okumaktan daha çok vakit alması normaldir.