
Tenlerimizin alabildiğine esmerliğinine rağmen, sarı saçları ve mavi gözleriyle bizden sonra ikinci sırayı alan gurbetteki kardeşimizin yaşadığı ülke değildir sadece Bosna. İsimleri isimlerimiz olan, sokakları sokaklarımızı andıran; yeşiliyle Karadeniz’i, mimarisiyle Bursa’yı dahi kıskandıran ikinci yavru vatandır. Ziyaret etmek maksadıyla çıktığınız yolda ayrı düştüğünüz asli vatanınıza dair yüreğinizde taşıdığınız özleme rağmen, geri dönerken kalbinizin burkulduğu kaç yer vardır bilemem. Komünist diktatöryanın ruhani bedenine attığı derin çentiklere rağmen, bardağın dolu tarafından bakmayı becerebilenler için Bosna’nın buralardan biri olacağına eminim. Gidenlerin, hayatlarının ilk baharını yaşadıkları Hicaz ziyaretinin ardından ve yine belki ikinci kez âşık olarak döndükleri ender mekânlardan biridir burası.
Tarihi tarihimiz olan çok yer vardır belki. Mehter tutkusundan Türkçe sevdasına kadar, kültürü bu denli etkimiz altında kalan ve insanları hali hazırda ‘Türk’ sıfatıyla vurulan başka bir yer olduğunu sanmam ama. Handiyse babaları olmak sıfatına layık görüldüğümüz ve şehitleri şehitlerimiz olan yerin adıdır Bosna. Bizi (/de) vururlar oralarda. Ömer’lerimizin yerine Omar’ları, Hafize’lerimizin yerine Hafiza’ları vardır sadece. Bu vechiyle aramızdaki fark, bir telaffuz kadardır ancak. Asırlardır olduğu gibi velud topraklarına dökülen kanları Selamilerimizinkine karışmış ve şehitleri dahi şehitlerimizle kan kardeşi olmuşlardır. Kendi Omarlar’ını kenarda köşede kalmış tepelere defneden bu muhibbanlar, muaşakalarının emaresi olarak çarşıların en gözde yerlerini Anadolu’dan gelen Alperenler’imize bırakmışlardır.
Söz vatandan açılıp şehitlere varmışken, bir şehrin kime ait olduğunu anlamak için mezarlarına bakmalı evvela demeden bir yere gidemem. Osmanlı tarzı kavuklu şâhide ve türbelerinden, taş ve tabelalarının üzerindeki hilal sembollerine varan değin kurdukları ünsiyetle bizim (/de) vatanımızdır Bosna. Ve pek çok alana yayılmış ortak paydaları fark ettiğiniz anda, kurşunlara bedenini siper eden şehitlerimiz gibi siz de vurulursunuz bu vatana. Hem de o denli vurulursunuz ki, her iki vatanınızda bulunurken bir diğerinden ayrı kaldığınız için gurbette hissedersiniz kendinizi.
‘Sevgilim’ diye hitap etmeyi hak edecek ve ardınızda bıraktığınız sevdiklerinize karşı duyduğunuz hasrete rağmen, geri dönerken yüreğinizi burkacak bir dilârâdır burası.
Seyahatiniz boyunca dört bir koldan dolanarak karşınıza çıkan, firuzeden camgöbeğine değin yeşilin tüm tonlarıyla gözlerinizden yüreğinize akan ve ferahlığı ile adeta maveradan latif esintiler taşıyan nehirleri, bir sûzânın kirpiklerinize dokunan zülüfleri gibi yakar ciğerinizi. Nazenin bedenini süslediği yeşilinin her bir çeşnisi ile sarıp sarmalar sizi. Öğlen güneşinden akşam esintilerine ve her daim gelinliğe benzettiğim ladin cinsi ağaçlardan libasıyla örtünmüş dağlarından, ansızın bastıran kirşalarına (yağmurlarına) değin, insicam içinde terennüm eden bir tabiat senfonisinin büyüleyici etkisi altında bulursunuz kendinizi. Neredeyse hiç masraf edilmeden inşa edildiği anlaşılan iki dirhem bir çekirdek bahçeli evlerinden, atmosferin otantikliğine halel getirmeyen arasta ve bilumum dükkanlarına kadar estetik gönüllerden uzanan mahir eller dokunmuştur yapılara. Temaşa ettiğiniz tablo o kadar muhteşemdir ki; asırlardır biriktirmeye uğraştığınız koleksiyonun en murassa parçasına ulaşmakla, bırakıp gidecek olmanın dilemması içinde sıkışıp kalırsınız ayrılırken.
Tüm bunların üzerine, seyr-i sefer ettiğiniz sokaklarda karşılaştığınız ahalinin selamı esirgemeyen dillerine.. açık saçık kızlarının dahi cümle alemi Allah’a emanet etmesine.. ve en son da, Bosna’nın asude kollarında seyahat ettiğiniz otomobilin teybinden kulaklarınıza değen Cemiyla’sına vurulursunuz. Şarkı ile ilahi arasında deveran eden melodilerin hüzünlü tınısında bulduğunuz sevdanın platonik elleri tutar yakanızdan. Şadan görünümlü sarışın kardeşiniz Cemaluddin’in derviş gönlünde taşıdığı esmerliğe dokunursunuz mısralarda. Mersiye kültüründen uzak kardeşlerimizin aşka yakın damarını açığa vurur Cemiyla. Ve siz adının Cemiyla olduğunu umduğunuz çirkin bir kadınla karşılaşmayı umarak dolaştığınız sokakların tabelalarında ‘Çerçiculuk, Çizmeciluk’ gibi isimleri fark ederek aranızdaki ünsiyeti tazelemeye devam edersiniz bu şiirsel mekânla. Soluklanmak için oturduğunuz kahvehanenin camekanınındaki Cülistan yazısını fark ettiğiniz anda, kadim esvaplarıyla Karadeniz’li alperenlerin Arnavut kaldırımlarını arşınladığını dahi hayal edebilirsiniz. Uzun bir müddet kalma fırsatı bulanlarınız olursa şayet, Amca’ya Amıca, Dayı’ya Dayıca dendiğini öğrenip; bayramların lisanımızdaki gibi ‘mübarek’ edildiğine dahi şahit olabilirsiniz. Kalacak bir yer aradığınızda, kültürümüzden tevarüs eden hamiyetperverlikle ve biraz da tarafınızdan İslam ile şereflendirilmiş olmanın medyunu olarak, misafir edilmek istenmeniz işten bile değildir. Sizin için dolmaların sarılması, böreklerin kuzinelere atılması ve kahve alışkanlığı nedeniyle pek kullanılmayan ‘çaydanluka’ ların vitrinden çıkarılmasının zamanı gelmiş demektir.
Sözün özü; arastalarının Osmanlı tarzı tertibinden, en mutena yerlerinde arzı endam eden tekkelerindeki meşayıh ve dervişanın hal-i hazırda kavuk bağlayıp fes taktığı yerin adıdır Bosna. Kısacası Bosna ile Türkiye’nin arası fark, ‘Cemile ve Cemiyla’ nın telaffuzu kadar ancak. Bizden biraz daha geniş ve rahat, biraz daha estetik ve işveli ve biraz daha davetkârdır sadece.
Dillerine doladıkları tekbirden zikre, mücahitlikle dervişlik arasında kurmayı başardıkları köprüyle akar gönlümüze.
Ve işte ben, tarihi tarihimiz olan.. komunizmin aramıza ördüğü duvara rağmen değerlerini korumak için açık tuttukları tekkelerinde namelenenYunus Emre ilahilerine vurgunum bu şehrin.
Bunları anlayabilmek için, sakın ha sakın!.. Ferhadiye’ye çok fazla takılmayın (*)
* Eş anlamıyla birlikte kullanılmıştır.
Yorumlar
Yazı
Çar, 06/06/2007 - 19:20 — S.Setenay ÖzekBosna üzerine bir daha yorum yapmayacaktım ama çok nitelikli ve güzel bir yazı olduğunu belirtmeden geçemedim.Eyvallah.
Tevafuk
Çar, 06/06/2007 - 19:50 — Araf ÇetinRaslantı bu ya sayın Şevkioğu'nun denemesini okumadan önce bende sayın Özek'in
Ayvaz Dede başlıklı denemesini ve eklenen yorumları okumuştum.Her iki üyenin de paylaşımları aymazlığıma düşman etti beni.Özek yazısında "Neden burdayım" sorusunun beyninde yankılanışından bahsediyordu.Paralel olduğunu düşündüğüm iki metin de "Neden oralarda değilim" soru döngüsünü sundu bana.
Gideceğim ,bende gideceğim inşaallah.Tüm köprüleri dinamitleyip gideceğim hatta,dönmek aklıma düşmesin diye !
Bosna'da bahar
Çar, 06/06/2007 - 21:59 — esma gunesBen 10 ya da 11 yaşlarındaydım, bir takvim yaprağı ardında Bosna'ya dair bir şiir okumuştum. Hatırımda tek bir mısraı kalmış;"Bosna'ya ne zaman gelecek bahar?" diyordu şair.Neden Bosna'nın bahara ihtiyacı vardı?bilmiyordum.Bir daha aradımsa da bulamadım o şiiri.Ama zaman içinde öğrendim neden baharı beklediğini.Şavaşı,kıyımı anlatıyordu tüm okuduklarım.Tüm bu karamsar tablonun içinde bu yazı o kadar bambaşka bir yer edindiki.Yazarına çok gönülden bir Allah razı olsun demek istiyorum.
teşekkürler
Per, 07/06/2007 - 00:22 — Ayşenur DemirelYazıyı okumadım yaşadım sanki.Belki o sokaklarda gezinseydim bu denli hissetmezdim bu duyguyu.Ordaki her şeyin sıcaklığı yayıldı kalbime.Yaşattığınız bu tatlı hüzün için,Bosna için teşekkürler.
Kaleminiz hiç durmasın ve yüreğiniz hiç susmasın.Zira onlardan güzel şeyler dökülüyor.
Selam ve dua ile...
bahar heryerde bahar da...
Per, 07/06/2007 - 10:20 — duru mertbenim hayatıma damgasını vuranlar içinde bir esma ablam vardı..Bundan sonra tek amacım 'NORMAL' olmak derdi.anlamazdım.. mektup yazardı bana. üşenmeden kalemi kağıdı eline alır yazar, mektup olur gelirdi adeta. son mektubnu hatırlıyorum.. bahar diyordu, gönlünce yaşıyor buralarda, muhteşem ama bugün gazetede bir resim gördüm eskiye dair...bosna diyordu ..orada da baharın resmini çekmişler ama tanklar arkasında kalmış yeşil de, papatyalar da.. bahar her yerde bahar da insanlar bosna da başka şeyler yaşıyorlar... bosna denilince bir hüzünlenirim ben de.'NORMAL' olmakta geciktiğim için mi? belki..
Üç Bosna
Per, 07/06/2007 - 14:16 — Selim SevkiogluSetenay Hanım, nazik yorumunuz için çok teşekkür ediyorum.
Sn. Araf, -Ferhadiye’de değil elbet- ancak özellikle tekke ve medreselerinde bulunurken bizim dahi kendi öz kültürümüze bu kadar teşne olmadığımızı düşündüm. Türkçe söylenen ilahilere eşlik edememenin ezikliğini hissettim ve pek çok husus Osmanlı’yı yeniden gözden geçirmem gerektiğini fark ettirdi bana.
Esma ve Duru Hanım, Bosna dendiğinde zihnimizin parmakları yüreklerimizde dolaşırken içi acı dolu çentiklere dokunur, sokaklarında dolaşan gözlerimiz yapılarının duvarlarındaki deliklere takılır genelde. Geceleri az çarşaf ıslatmamışızdır burada yaşananlar için. Kimi ahbabımız ladin ağaçlarının, kadim camilerinin gölgesi altında istirahat eder ama Bosna’da sıcak harp biteli çok olmuş, yerini aynı ülkemizdeki gibi psikolojik ve siyasi olanına bırakmıştır. İnsanlarının bir kısmı malup olmuştur belki ama direnenlerin olduğu da bir gerçektir. Bosna’da savaşın esamesi okunmamaktadır artık. Duvarlarındaki delikler aşina olmayan gözlere, geride kalmış acılar ise doğu kültürüne yakın muhibbanlarının garip gönüllerine melal olur. Bosna’da savaş bitmiştir. Mersiyeler ise savaş zamanında dahi uğramamıştır bu ülkeye. Bu cihetle daha çok Avrupalıdır Bosna halkı. Savaş artık bize özeldir. Siz onu arzuladığınız için bir ikram olarak servis edilir önünüze. Savaşın üzerinden dört sene geçtikten sonra yaptığım ziyaretin ilk anlarını hatırladım yazdıklarınızı okuyunca. Bir hayli şaşırmıştım gördüğüm manzara karşısında.
Ayşegül Hanım; yazdıklarımın bir kısmı ilk, bir kısmı ikinci, bir kısmı ise üçüncü ziyaretimin hülasasıdır Üç Bosna gördüğüm için sanırım haklısınız. Şartlar olduğu kadar, her defasında bakış açınızda da farklılıklar oluşuyor. Ben de size teşekkür ediyorum.
izah
Cum, 08/06/2007 - 15:13 — esma gunesSelim Bey yorumumuza yazdığınız cevaptan, yazdığınız yazının doğru karşılığı bulmadığını, hissettirmeyi istediğiniz duyguyu, edinilmesini arzu ettiğiniz bakış açısını benim-yahut benim gibi bir çoklarının-zihninde oluşturulan yargılar sebebiyle gerektiği yeri, bende-ya da benim gibi bir çoklarında- bulmadığını düşündüğünüz hissine kapıldım.Bu yanlış anlaşıldığım hissini destekleyen, zaten Cemiylaa/Bosna yazınızda da farklı bir ifade şekliyle değindiklerinizi,bize yazdığınız yorumda yinelemeniz hatta izah ediyor oluşunuzdur.
Ben Bosna hakkında öğrendiğim ilk bilginin bir takvim yaprağı ardında,onun bahar beklentisine dair olduğunu yazdım.Sonra okuduklarımın da bu çaresizliği, zulüm görmüşlüğü tamamen destekler nitelikte şeyler olduğunu.Ama küçüklüğümden beri oluşturduğum , oluşturulan bu yargının gücüne rağmen yazınıza hemen tutunduğumu,yazdıklarınıza yalnızca inanmak istediğim için değil gerçekten inandığım için "Allah razı olsun" dediğimi bilmenizi isterim.
Ben inşaallah Bosna'ya gideceğim zaman sizin yaşadığınız şaşkınlığı yaşamayacağım ve o da bu yazı sayesinde olacaktır, demek istemiştim.
Yorumumu yanlış anlamış olma ihtimalinize karşılık bu yazıyı yazıyorum.Yazınızı ya da daha yüksek bir ihtimal yorumunuzu yanlış anladıysam da kusura bakmayınız.
Estağfirullah Esma Hanım..
Cts, 09/06/2007 - 01:44 — Selim SevkiogluEsma Hanım, bunların hiçbirini düşünmedim. Sizin ifadeleriniz son derece sarih ve meramınızı anlatmaya kifayet edecek nitelikte. İktisat etmek amacıyla yorumlara cem ederek mukabele etmeye çalışınca hatalı algılamalara neden olmuşum. Elbette o yorumun içindekilerin bir kısmı da size yani Bosna denince bu bölgeyi taze savaş anılarıyla özdeşleştirenlere yönelik. Böyle bir algı var. Bu da biz gönlü içeride olan dışarıdakiler için doğal bir durum zaten.
Bosna üstü örtülü bir
Per, 07/06/2007 - 21:36 — Tuba OkuyanBosna üstü örtülü bir kent.Örtüsünü namahrem eşkiyların açamadıgı kent.Şarkılar, şiirler,öykülerve yazılar ondan bahsetikçe büyür gözümde;ondan ve kardeşi diğer kentlerden.Kaleminize saglıkve ayrıca ifade etmeliyim ki,kalemiz de şehir yazıları çok şık duruyor.Yazılarınızı keyifle takipetmeye devam edicem.
Iste biz boyle yazilar
Per, 07/06/2007 - 22:36 — medine doganIste biz boyle yazilar bekliyoruz. Bu yazida onceki yaziyida telefi etmissiniz tesekkuerler..Boyle umutlu yapici, hayata derin bakan insanlar hep olsun.
selam ederim..
Tuba Hanım, teşekkürler.
Cts, 09/06/2007 - 02:06 — Selim SevkiogluTuba Hanım, teşekkürler.
Medine Hanım, bazen hava bunaltıcı olabiliyor, malum her zaman Bosna'nın gümrah ırmaklarına nazar da edemiyoruz :)