Kucağında bebeleriyle
beni ve hayatı sırtlayan vefakâr hayat arkadaşıma…
Gidiyor musun ahretlik! Dur, kal biraz… Yâd edelim mâziyi, konuşup ağlaşalım önce. Rüyalarımızı anlatalım yeniden, ilk konuşmamızı, ilk buluşmamızı… İlk kavgamızı, beni saatlerce bir durakta bekletmeni, seni ilk ağlatmamı!
Gidiyor musun ahretlik! Kal, dur biraz… Sonu ölüm, tamam, anlatma bana her en güzel filmin acı sonunu anlatır gibi. Aslında en çok bunu seversin sen değil mi? Bitiyor mu bu film ahretlik şimdi, daha oskar’a bile aday olmadan! Yorgun gözlerin benim perdem kapanmadan tatile mi girecek yani! Yardımcı rollerde iki yıldız adayı kazandırdın da gidiyorsun ya bana, bu yetmese de yeter be ahretlik. Gerçi en güzel de sen oynamıştın hani ikimizin ortak yapımı bu evlilik oyununda. Şimdi en iyi rol arkadaşımsız bu kurgu, bu senaryo, bu sahne… bana yavan gelecek; kal lütfen birkaç saniye daha!
Rüyalar dedim ya, Rabbimizin lütfuydu be ahretlik! Rüya gibi olsun diye mi bilmem ama… Görüşüvermiştik işte önce rüyalarda. Önce rüyalarda el ele tutuşuvermiştik. Tutuşuvermiştik be ahretlik o ateşe, belki murad budur diye! Muradımız niyazımız oldu ahretlik. Ama sana o rüyaları yorumlayan yanlış demiş. Hakk katında senmişsin en değerli, sabrını ve dirayetini görünce bunu daha iyi anladım. Nasıl da en zor yokuşlarda alıp sırtına hepimizi, çıkardın dağı taşı! Başı yemenili, çarşaflı Türkan Şoray’ın rollerinden en sevilen sahneleri sen “yaşıyordun” ya ahretlik; melekler sana gıbta ediyordu inan.
Senden sonra bir yanı öksüz kalmaz mı şimdi evimizdeki Kitabın ve kitabların? Kim okuyacak bize onları, kim kullanacak lügati? Kim gidecek sohbetlere, günlere! Kim söyleyecek bana “Alışkın değilim”i!
“Bu hüzünlü hâlinin sebebi miyim;
Seni böyle görmeye alışkın değilim
Benim yağmur gözlü yârim
Nicedir bu solgun halin
Hazan değmiş saçlarına, etme ey yârim”
Gel etme ahretlik, az daha kal biraz! Zeytin ekmek yediğimiz günler hatırına, ilk ev eşyamız “ekmek kesen bıçak” hatırına, ellerinden tutup ayakkabı almaya gittiğimiz sokak çocuğunun hatırına, kızımıza Kurban Bayramı’nda “et” yedirmek için gittiğimiz lokanta hatırına, güneş görmeyen bahçemize ektiğimiz domates, fasulye hatırına, radyodan dinlediğimiz sohbetler hatırına, İngilizce sınavında verdiğim kopyalar hatırına, yan yana yol aldığımız tüm otobüs ve hayat seferleri hatırına… Hepsinden ziyade Allah’ın, peygamberin hatırına; kal be ahretlik, dur be biraz! İnan seninle bir ömür ne de az!
Hem bak daha yeni yeni alışmaya başladım acılı yemeklerine. Sen de daha yeni yeni alışmaya başladın sofraya tuz getirmeye, kapının ardından anahtarı çıkarıp da beni eşikte dakikalarca bekletmemeye… Daha yeni öğreniyoruz işte ahretlik belki yıllar sonra aynı evde "eş" duygularla yaşamayı!
Yine de gidiyor musun ahretlik! Duanı ver de git öyleyse ahretlik, hakkını helâl et de git! Ama yine de kal, kal biraz; seninle bir ömür inan çok, çok az!
Yorumlar
iki cihan saadeti
Salı, 12/06/2007 - 11:37 — berrin sedefson zamanlarda okuduğum en samimi yazılardan biri.
Bir otobüste iki avukat arkadaşın konuşmasına şahit olmuştum. Yine bir boşanma davasına gidiyorum,demişti. Evliliklerin bu kadar kolay bitmesini iki cihan birlikteliği için söz vermemeye bağlıyordu. Hazırlandıklarımız ve umut ettiklerimiz hep bu dünyaya dair gerçekten. "ahretlik" sözü de ne güzel olmuş. yüreğinize ve kaleminize sağlık...
"iyi ki bilmiyor kalabalıklar
yağmura bakmayı cam arkasından
insandan insan şükür ki fark var;
-birine cennetse,birine zindan-
iyi ki bilmiyor kalabalıklar."s.karakoç
güzellikler icinizde kalmasin..
Çar, 13/06/2007 - 01:59 — zeyneb Ferdazamanin kötü kullanicilarindan oldugumdandir zannediyorum öyle
pek yazi falan okumaya zamanim olmuyor. cemaate girdigimde de acikcasi özel olanlari ya da sonuna nasil geldigimi bilmedigim yazilari
okuyorum, gayri ihtiyari biraz..
lakin leylifer ay'in bir siirinin her yönüyle ruhumu sarmasina ragmen bunu dile getirmeden ben, kardemizin rahmetli olmasi icime oturdu. peygamber tavsiyesine uyarak sevdigimizi dile getirmek güzel olur. güzelikler icimizde kalmasin.
velhasil söylemek istedigim
yaziniz ruha serinligi ve bir yangiyi ayni anda birakir cinsten. güzel, hakikaten kelimeler hafif olanlarindan etkili dizilmis.
onun icin kendi capindaki bu degerlendirmeyi paylasmak istedim.
measselam
..
Gerçekse hüzünlü; Kurguysa çok sahte!
Çar, 13/06/2007 - 07:50 — Musab YasirEmpatilerden bazen nefret ederim.
İnsanın yutkunmasını zorlaştıran bir içeriğe sahip.. Ayrılıklar. Ortada kalan çocuklar. Yasal ayrılık bir tercih olamaz müslüman dünya görüşünde. Olsa olsa mecburiyet olur. Rahmetli Mehmet Efe'nin Mızraksız İlmihal'İnde vardı, bazı ideolojik aşık olmalar ve sonrasında mizaç/hayat tarzı çatışmalarının sonundaki ayrılıklar..
Tabi bir başka boyut daha var. Hepimiz burun kemiklerimiz kırılırcasına ağlamışızdır. Aşk hikayesi. Nam-ı diğer; LoveStory'deki gibi bir kader.. Herşeyin hayırlısını istemek gerekir. Hayatın da, ölümün de.
Seher yıldızı/Ayırdı bizi
Okuduğum yazının kurgu olmasını umuyorum.
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
Dünyalık değil
Çar, 13/06/2007 - 23:50 — Ayşenur DemirelDünyalık değil ahretlik... Olması gerektiği gibi yani. Tam da sizden beklediğim bir konu ve beklediğim sözler. Bu yazıyı ilk okuduğumda hüzün kaplamıştı yüreğimi. İşte taktire şayan bir şey bu. Empati kurularak yazılan bir yazının okuyanın içine işlemesi. Okuyanı alıp götürmesi... Sözü uzatmaya gerek yok aslında.Gerçekten çok samimiydi.
Allah size,sevdiklerinizle hayırlı bir ömür yaşamanızı nasip etsin.Kaleminize yüreğinize sağlık.
Selam ve dua ile...
kurgu gerçek arası...
Cum, 15/06/2007 - 00:57 — Ümit Demirberrin sedef; yerinde bir tespit galiba! ilkel diye küçümsediğimiz medeniyetlerde dahi ölümden sonrası için hazırlıklar yapılıyormuş. biz ise üç günlük dünya ile kendimizi kısıtlıyoruz; insanlığımızı 'kısaltıyoruz'... her dem taze ikazlardan biri; "sizin için en çok korktuğum şeylerden biri gizli şirk diğeri dünya sevgisi"
zeyneb Ferda; söz yürekten çıkarsa yüreğe gidermiş. bu defa da öyle olmuştur inşaAllah! sesinizi, sözünüzü bu vesile ile duymak hoştu. ismini zikrettiğiniz leylifer kardeşimizi de sayenizde tekrar hayırla anmak nasibmiş. kabri nûr olsun!
Musab Yasir; yorumunda "yazının kurgu olmasını umuyorum" demişsin ama başlığın öyle olsa bile bana kurgu dedirtmeyecekmiş:) elimizden geldiği kadar yaşamadığımız şeyleri yazmamaya, yazdığımızı da yaşamaya çalışıyoruz. bu yazı ise geçen seneki korkularımızın sebebine kalemimizden çıktı galiba. yaklaşık on yıllık eşim için "kanser ya da siroz" tehlikesi var dedi doktor amcalar. şu an için böyle bir tehlike yok ama demek ki etkilenmişiz... bir de istedim ki evli insanlara hayatlarının en koşturmacalı zamanında bir de bu açıdan hayata bakmalarına vesile olayım. evliliklerin kıymetinin bilinmediği bu zamanda...
Ayşenur Demirel; sevgili öğretmenim... teşekkür ederim yine mahcub eylediniz. samimiyetinizin yansımasıdır gördüğünüz samimiyet. ayrıca çocuklarımın sizin gibi birinin eğitiminden geçmesini isterdim;)
tüm dostlara tekrar teşekkürlerimi sunar, bilvesile dualarınızı istirham ederim.
Allaha emanet kalasınız
muhabbetle,
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...