renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şovalye

Kuşlar

I

esmerlerin ovasından geçtim gece yarısı daha karanlık-
göründüler.
tuttum atımın yelelerinden rüzgâr delirdikçe havalandık
biz bir süvariyiz macera peşinde koştukça gençleşiyoruz
anlatım zorlukları içinde muazzam sarayların önünde,
gözlerimizi kaldırıp yukarıya, üç dakika dua ediyoruz,
dilimiz çözülüyor.

şekillerin darmadağın olup, renklerin birbirne bulaştığı muhâl bir mahâl de
soruyorum, etrafımı kuşatan bir kalabalık var yüzleri peçeyle örtülmüş
bu güç nedir, elimden tutup bana bilmediğimi yazdıran
bu karanlık ki korkakları öldüren bir azraildir.
bana esmer bir kadın gibi sokuluyor mavera

II

şayet delilik dahilerin gizledikleri ilahi bilgeliğin zahiriyse
bir durup düşünüyorum bütün delilerin tıkadığı dünyayı
anlamsız gibi bakıyor yabancı bir dili okuyunca ben
bütün harfler tanışığım oysa, el sallayıp gülüyorlar

III

burası kavramların ve cümlelerin piçleştirildiği, hadım edildiği bir ölüler vadisi
krallar ve köleler yanyana yatarak uyur
onları rahatsız etmeden, üzerlerini çiğneyerek geçiyorum
bir piramit var, mistik, perde çekilmiş, aşikar olmayan bu piramit
Babil'de ki ahmakların ördüğü tuğladan kuleye benzemez
bu piramite doğru atımı dört nala koşuyorum
nefesim yetmiyor.

IV

kalbimin şeklini kuşlar çizdi gökyüzüne, sürü halinde uçuyorlardı
işaretleri takip etmeliyim, dedim "Tanrım nedir bu?"
sessizlik, bu çağa gömülen sessizlik birden çınladı kulaklarım
uzayın göbeğinde sürüklenen bir saman çöpü gibi samanyolunda atımla biz
tıpkı eski günlerde ki gibi Burak nasıl gördüğü yere ayağını bastıysa
Zülkarneyn'in saklandığı yeri arıyoruz galaksilerde

şerefine sevdiğim tüm güzel Mezopotamya kızlarının sahibinin adına and olsun ki
bu itinayla işlenmiş evrenin milimetrik şaşmazlığı, endamından sarhoş olduğum deha üstü bilgelik
göğsüme yakıcı bir dert oturdu ki yirmi dört saat bir saat gibi çalışır
beni işlediği için, görünmez bir elle beni azılı bir şovalye yaptığı için
şükürler olsun göklerin ve yerin efendisine

V

zerreler, parçacıklar bir bütüne doğru katlanarak büyürken sonra yine küçülen-
bir şey oluyor yaşamak.
anlatıyorum elimde değil havayı ve direkleri tutan güç, çünkü ellerim çıplak doğmuştur
Musa'nın fizikötesi asasının küçülerek kalem olduğunu biliyorum, aradan asırlar geçti
bu asa bölündü tekrar, parçacıklara ayrıldı
parmak kadar bir parça dahi olsa Musa'nın soyundan gelen, Allah'ı bilen bir şairin elinde dünya-
bir pinpon topu gibi irkilir.

VI

sükût ediyorum, bu başım tevazu ile çarpılınca ne vakit yukarıya baksam-
üstüme düşecek sanıyorum baş kaldırışımdan yıldızları
ama baş kaldırıyorum tüm sersem kemik torbalarının ruhlarını çoktan sattığı-
karışık şirk levhalarını görünce ki kerhanelerin önünde müşteri bekleyen müteşairlerin,
küfürlerini makyaj yaparak sattığı bir mezarlıkta
bana şarkı söylemek yakışmaz.

25.Mayıs.2007 / İslamabad

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

ürkek at ve şovalye

iç alem tasavvurunu inşa etmedeki mahiyetinize hayran kaldım. metafiziğe hicret ettiren tarzınız var. zerre zerre titreyip, ürkek ürkek giden atın üzerindeki şovalye gibi...

sözcüklerle cebelleşmemeniz nuri pakdil üstadı hatırlattı.

nuri pakdil üstadın "şiir bir orduya benzer. şair, kelimeleri yerli yerinde kullanıp, orduya çeki düzen verendir. .. " mahiyetindeki sözü ne kadar da uyumlu şiirinizle...

yüreğinize/kaleminize/mürekkebinize sağlık...

eyvallah...

ûlvi ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com/ --

şair ortaya bir laf atar...

şair ortaya bir laf atar, okuyanlarca şiir farklı noktalara -hatta bazen uç noktalara- çekilir. mustafa burak sezer'in şiiri beni uç noktaya çektiğini söyleyebilirim.

mahiyet ve muhteva. "şiirin mahiyeti olamaz" söyleminize katılmıyorum. muhteva yerine mahiyet diyebilirim; mahiyeti muhtevasından çok daha farklı olmalı. şöyleki şair iç alem tasavvurunu inşa etti diyelim. inşa etmeyi örneklerle, vecizlerle süsledi. yalnız ya bunu kastetmediyse ne olacak? göreceli bir olgunun tanımı da/muhtevası da/mahiyeti de okunduğu kadar olacaktır.

mahiyet, bir işin içyüzü veya esası anlamındadır. eyvallah hakan bey. şiirin içyüzü, veya esasını mana olarak algılarsak mahiyetine indiğimi iddia edebilirim. şair yüreğinde nasıl ortaya şovalyeyi çıkardıysa, ben de şiirden esinlenerek ürkek at üzerinde giden şovalyeyi (belki de yanılsama, belki bir kişi, belki bir nâle) çıkardım. şiir ürkek şovalyenin yanılsamasını canlandırdı dimağımda:

Erguvanî katrelerle dolunmuş
Sermest gamzelerin beklediği ölüm
Yaralı şarkılarda intizar
Yüreğimin pıhtılaşması kadar mahzun
Ürkek ceylanlar kaçışıyor düşlerden
Yangına teslim edercesine
Dokunuyor yıldızlara
Dolunay devşiriyor ümitleri
Kanayacak ipeksi divitleri mecnunların

Aşka gebe geçen saatlerce
Azat ediyorum gazap kuşlarını
Yargılarcasına avuçlarımı
Fırlatıyorum umut beslediğim korları

Ela edasında şahlanacak
Üşüyen çiğ tanelerinde
Alazlanacak
Ölüm türküleri!

uzun açıklamanız ve tesbitleriniz için müteşekkirim. ben zihnimde oluşan(ve hala oluşma çabasında olan) kavramı/kavramları şiirde ifade ettim. çünkü bazı kavramlar yetersiz kalabiliyor.

belki de kavram karmaşası içerisinde kavramlar yer değiştiriyor/değişmek zorunda bırakılıyor.

vesselam...

ûlvi ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com/ --

stream of consciousness

Merheba

Yorumları, düşünceleri için Yunus Emre'ye ve Hakan Arslanbenzer'e müteşekkirim. Şiir üzerinde devam edilerek, kurulan düşünceler bana oldukça pozitif yönde etki ediyor.

Bu şiiri, yani "şovalye"yi teşbihte hata olmaz ya da bu tabiri kullanırsam ne kadar doğru olur bilmiyorum ama "stream of consciousness" yani -bilinç akımı- ile yazdım diyebilirim. "Creative Writing" -yaratıcı yazarlık-ta da "free writing" -serbest yazım- diye bir kavram var ki bunu da bu şiiri yazarken kullandığımı söyleyebilirim.

Şiirin roman sanatında ifade edilen bir "linear plot'u" yani düz giden bir kurgusu yok. Bu bir esindi. Ve şiirin üzerine fark ettiyseniz bir fotoğraf sonradan eklenmiş. Bugün farkettim. Dün yoktu. Bu resim sabık bir zamanda bana forwardlanmıştı bende paylaşım için başka e-posta gruplarına fordwardlamıştım. Cemaat.com'a da forwardladım mı hatırlamıyorum ama nasıl yakaladılar anlamadım ya da sezdiler bunu ama şiiri kurmadan önce bu şiiri yazmak için beni tetikleyen fotoğrafı bulup buraya yerleştirdiler. Tabiri caizse cuk diye oturdu. Yani ben söylemedim bu fotoyu buraya yerleştirin diye. Ama kim yerleştirdiyse sezgisine bravo!

"kalbimin şeklini kuşlar çizdi gökyüzüne, sürü halinde uçuyorlardı
işaretleri takip etmeliyim, dedim "Tanrım nedir bu?"

Burası şiirin orta yeri, ya da ortadaki "merkez noktası" yani yukarıdaki fotoğrafın bende çağrıştırdığı şey bu kısaca. Ama hepsi değil.

Şiirin evvela zihin açıklığıyla ve sıkı düşünceyle yazıldığına inanıyorum. Ama bu şiiri 25 Mayıs'ta, İslamabad'da yazarken çok hızlı hareket ettim, üzerinde hiç bir oynama yapmadım bitirdikten sonra. Böyle de yayınlandı. O an yukarıdaki fotoyu görür görmez bir esin geldi yerleşti ve bilinç akımıyla şiir bitene kadar durmadan yazmaya başladım. En son cümleye gelince de, artık burada durmalıyım dedim sadece.

muhabbetle

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-