Sizi bilmem ancak benim bir evim yok. İstanbul’da alınmış dört duvarı mamur bir ‘’evimiz’’ olduğu bir gerçek ancak hakikat tılsımı değmemiş bir beden gibi beşer hükmünde yol almakta.
Anlamanın, konuşmanın, sevmenin hükmünü yitirdiği ve boşluğun incelmiş damarından içeriye sinmeye çalışan tüm çirkinliklerin hücum etmeye yeltendiği bir ev sizin eviniz olur mu? Bir evsizin hücresini büyüten açık uçlu dehlizlerde gezinmekten usanmış biri olarak bir evin var mı sorusunu durmadan kendime sormaktayım.
Bu ülkenin modernleşmiş ve batılılaşmış özgür insanlarıyla beraber bir evin beraberliğini paylaşabilmek ne kadar mümkün? Kendilerini modern ve özgür birey sınıfına yerleştirip karşısındakini ötekileştiren bir zihniyetin kardeşliğini paylaşabilmek hangi süreyi uzatmanın ismi olabilir? Uzadıkça ismi üzerinde epeydir düşündüğüm şeyin ne olduğu hususunda bir tanımlama yapmak acının derinleşip kanamaya doğru koşan yaraların dünyasına girmek ne kadar üzüntü verici.
Bir evi paylaşmanın bu kadar zor olması paylaşacak bir payın olmamasından ileri geliyor. Peki işin buralara kadar gelip acıya sebep olmasında her iki tarafın hata toplamları değil mi sorusuna ne diyebilirim? Peygamber Efendimizin ‘’iman etmedikçe cennete giremezsiniz birbirinizi sevmedikçe de (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız’’ hadisini okudukça sevgi çemberini geniş tutmayı denemeye devam etmek ama denemenin bir netice vermemesini gördükçe binlerce kitabın içinden bu büyük acıyı mı satın aldım sorusu ne fayda sağlar artık?
Kardeşliğin hukukuna voyvoda renkli kuleler dikmenin açtığı yaraları hangi sözler yıkabilir? Bir sözün ızdırabını büyütmek ve onunla kardeşlik hukukuna yelken açmak yaraların derinine merhem olabilir mi? Bu nereden nereye doğru akmaktır ve kendi yatağını kaybeden bir nehrin hangi suyu doğrudur? Derinlere bağdaş kurup oturan dehlizlerin ipini salıvermeyi mümkün kılan ve o mümkünlüğün içinden hakikatin ipine ulaşmayı ve oradan da kardeşlik hukukunu yeniden inşa etmeyi istemek sizce doğru yolu işaret eden bir parmak mıdır?
Bir eviniz var mı? Varsa Allah’ın bu büyük nimeti karşısında günde beş vakit değil beşbin vakit secdeye kapansanız azdır. Bu sürgün diyardan sonra varılacak mekana giderken içten kardeşim diyebileceğiniz bir kardeşiniz olsun. Emin olun bir kardeşe sahip olmak bir ümmete dahil olmak kadar önemli ve değerli.
İçi boş odalarda
Kaç kişiye akar mekan
Bir saklambaç evinde
Duruyor yürüyen zaman
Kardeşiyle bir evi paylaşma oyunu oynayan herkese…
Yorumlar
Murat Tuzcu'ya.....
Cts, 08/09/2007 - 18:57 — Zübeyde KavakAdına hüzün deyip, başlamışsak evreni kurcalamaya... ve hep acıklı, elim, karamsar zaviyelerden bakmışsak ona!...
Evren de pekala cömert davranmaz, kendini tenkitleyenlere. Ötekilere alem-i ekber cömertliği gösteren evren, kendini, ev darlığı nispetinde hissettirir bize. Yaşamların bunalımında yalnız bırakıp, ötekilerle beraber, ozmotik bir canlı gibi dışlamak ister bizi .
Dünyamıza ve benliklerimize yayılmış kötülükleri, hipotonize ederek ayrıştırmanın bir yolu yok mudur acaba ? Acaba ayrıştırmayı hedeflemek istediğimiz melanetleri molekül seviyesinde, iyiliklerle reaksiyona sokarak , yeni bir ürün elde edebilir miyiz? Ya da bunun yolu benliklermizin içinde kayıtlı kabul ve değerler örgüsünün içinde mi mevcuttur ? O cevabı dışarı çıkarıp ,gün yüzü etmek, sorunsallaşmışların antenlerine ulaştırabilmek mümkün müdür? Ya da başka yolu var mıdır bu işin ?
Bu ülkenin ötekileriyle ortak payda alanlarında buluşulabilme ihtimalleri var mıdır ? Ya da bir uyum süreci geçirilebilecek öngörümüz ??
Mutabakatların sağlanamayacağı ilişki ve birliktelikler de uyum sağlama beklentisi duyulabilir mi?
Birbirmizi sevebilmeyi sadece '' yaratıcı rızası'' ekseninde denemeye çalışarak başlasak , ve hep beraber yaşasak, acımadan ve acıtmadan.. olmaz mı??
En küçük kazanımlar karşısında'' oleyyyyy ''çekiyorsak'' bin şükür ya!'' diyorsak, ne güzeldir ki Ona! bize hem bir ev vermiş, hem de mutluluk....
Kadına kaybettiniz! ( kaybolan kadın da olsa) diyen , ya da kadını sınıfsallaştırarak ötekileştiren , hor gören zihniyetin (ergüdenizm taraftarlarının) , sizin tarafsızlığınız ve realitenizden bakabilip , insaniyeti bulabilmesi dileğiyle.....
Sevgilerimle.......
....
Paz, 09/09/2007 - 02:30 — Ayşenur DemirelKişiye değil yazıya yorum yazılır ama bu istisna oldu. Ben de Murat Bey''e son yazdığı tarafsız yorumundan dolayı teşekkür ederim. Son noktayı koydu galiba. Allah razı olsun.
Olaylara her açıdan bakabilmek ne güzel!!!
Selam ve dua ile...