
Ruhumuzun derinliklerine adeta bir nakış gibi işlenen ve her defasında gönül bahçemizde bizi birbirinden güzel hülyâlara sevkeden geleneksel bir sanattır ebru. Kelime olarak ebru, “su yüzü, bulut, bulutumsu” gibi anlamlar taşır. Ortaya çıkan şekillerin buluta benzemesi sebebiyle ise bu sanata “Ebru” adı verilmiştir.
Eski bir kağıt süsleme sanatı olan ebru, aynı zamanda geçmişten günümüze bir çok muhterem şahsiyetin bu güzide sanat için göstermiş olduğu sabır ve emeği göz ardı etmediği bir sanat dalı olmuştur. Ebruzen olma sıfatını taşıyan bu müstesna insanların arasında “Necmeddin Okyay, Hikmet Barutçugil, Mustafa Düzgünman” ve daha niceleri mevcuttur. Su üzerine adeta bir nakış gibi işlenen ebruların birçoğu da hüsn-ü hat eserleri ve kitap ciltçiliğinde kullanılmaktadır. Ebrunun bilinen sekiz çeşidi bulunmaktadır. Bunlar; “battal, taraklı, şal, kumlu, hatip, gelgit, çiçekli ve akkase”dir. Ebru sanatımıza “çiçekli ebru”yu hediye etmiş olan ebruzenimiz ise Necmeddin Okyay olmuştur. Merhum Mustafa Düzgünman’ın kaleme almış olduğu şu mısralar ise bizlere 20. yüzyıl başlarına gelindiğinde unutulmaya yüz tutmuş olan geleneksel sanatımızın kıymetini anlama hususunda yardımcı olabilecek niteliktedir.
Ebrudaki görünen şu nukûşâta iyi bak,
Şuunât-ı ilâhîdir sıfatından âyân Hak
Nakş-ı sun'un pertevinden Hubb-u Rahmân âşikâr,
Rûyetullah sırrıdır bu müsemmâdır her varak.
O Yüce Kudret’in bize bahşettiği sonsuz nimetlerin farkına vardığımız ve her defasında şükür noktasındaki acizliğimizi anlayarak, o ilâhi hikmet deryasında kendi benliğimizi bir yana bırakıp, sadece O’nun yüceliğinin idrâkini tahayyüle daldığımız bir mana iklimi olur kimi zaman ebru. Bazen bir lâlenin kırmızılığının, bazen bir gül goncasının o gönüllere sürûr veren pembeliğinin, bazen de bir papatya beyazlığının o gönlümüzü aydınlatan güzelliğinin suya yansımış hâlidir. Zaten nakşı görüp de Nakkaş'a kayıtsız kalmak ve aynı zamanda bir gül dalının ucuyla ta yüreklerimize dokunan engin bir ummana açılmak başka nasıl mümkün olabilir?
Kimi zaman da bir ruh dinginliği yaşarsınız katrelerin o aheste akışlarında. Her bir katrenin oluşturduğu şekiller bütünü alır götürür sizi bambaşka alemlere. Benlik duvarını aşmış buluverirsiniz kimi zaman kendinizi. Bir ney’in ruhları okşayan o buğulu sesini dinleyerek hemhal olmak istersiniz nakş-ı ber-âb’ın güzelliğiyle. İşte böyle bir iştiyâktır ebruzeni bitmek tükenmek bilmeyen bir asudeliğe sevkedip olgunlaştıran ve sabır erdemine kavuşturan.
İşte böylesine güzel bir asûdeliğin insan ruhuna ne denli aksettiğini anlama çabamızın neticelerini bilmek hususunda bizlere yol gösteren, aynı zamanda bir Hak âşığı olan mübârek insan Hz. Mevlânâ ise bir sözünde “Su nakış tutmaz diyen beri gelsin” diyerek ebru sanatımıza verdiğimiz kıymetin anlaşılmasında bizlere çok ötelerden bir mesaj verir gibidir.
Hayatiyetimiz açısından önemlilik arz eden suyun Osmanlı’nın muhtelif dönemlerinde Darüşşifâlar’da bir tedavi metodu olarak kullanılmış olduğuna da söyleyebiliriz. Suyun üzerinde oluşan o birbirinden güzel desenlerin ise insanların ruh sağlığında olumlu etkiler bıraktığı, onları huzura sevkettiği ve meydana gelen yüzlerce farklı desenin hepsinin de ayrı orijinallikte ve renk cümbüşü içinde olduğu gerçeği bu sanata gösterilmesi gereken ilgi ve özenin bir vesikasıdır. Aynı zamanda da bu, ebruzenin muhayyilesindeki güzellikleri gösteren bir levhadır.
Zaten mühim olan da bu güzide sanatımıza gereken ilgiyi gösterip, Yüce Mevlâmızın bize verdiği bu nimet karşısında şükrümüzü edâ edip, daha nice güzelliklere erişmeyi arzulamaktır.
“Ebruli bir gökkuşağı misâli uzaktayız vuslat denen bilinmeze, erişmek mümkün mü ki o sır dolu aleme…”
Yorumlar
Islak bir renk : Ebru-li
Per, 28/06/2007 - 00:24 — emre şimşek (doğrulanmadı)İçimde ukde olarak kalan bir visal arzusudur ebru. Bu sanatın bir şair olarak bendeki yansıması başkadır. Değil mi ki şiirlerimizi yazarken tek tek, tane tane harflere dokunarak yazıyoruz. Ve ortaya çıkansa su üstüne yazılan desenli bir yazı. Bir nevi ebru. Bir nevi hayattan damıttıklarımız...
Gönül bir gün öğrenmek ister.
Evet;
"“Su nakış tutmaz diyen beri gelsin”
Yok olan sanatımız
Paz, 15/07/2007 - 14:21 — Şadan ErcanÖrnekleriyle gurur duyduğumuz, gözümüzün nuru Türk islam sanatları yavaş yavaş yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Ebru sanatı gibi bazı alanlarda yeni nesilden ilgi görenler ise bir nebze tesellimiz oluyor. Sanat ve sanatçıya verilen değer kayboldukça ilgi gösterenler de malesef tükeniyor. Üzülmekten başka yapılabilecek bir şeyler olmalı değil mi ?!
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
,,aşk suya düşünce..
Salı, 17/07/2007 - 20:15 — ebru şirinebrunun verdiği huzur,toprağa yakın oluşundan gelir.
sanatkar,semayı temsil eden herşeyi toprak renklerine yansıtır.
modern sanatın aksine,çığırtkan ve saldırgan renklerle değil,mütevazi toprak renkleriyle açar gönülleri.
ebru su üzerindeki toprak renklerinden oluşur.
o yüzden ebru, biraz dünya biraz insan.
....
senai demirci,can kırığı
bir ebru olarak,kaleminize ve yüreğinize en içten,en ebrulu teşekkürler..