renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Senin Köylün Olayım

Sezai Karakoç

“biz karakoç`un sezai olanını, biz yorulmamış adamları
severiz amcalar”

İsmail Kılıçarslan

I
Kültürümüz iflas ettirildi, değerlerimizden utanır hale getirildik, ufkumuz daraldı… Üzerimize çullandılar. Bir toplumu yok etmek için bütün varlıklarıyla geldiler. Direndik. Vuruştuk. Asalet bunu gerektirirdi çünkü. Sonra yenildik. Kaç zamandır düşünüp dururum; bir daha nasip olacak mı bu millete şereflice vuruşarak yenilmek. Yenildikçe bileğilenmek. Ve bileğilendikçe kazanmak.

Piyasada konuşup duranlar doğru söylüyorsa bir daha ayağa kalkamayacağız. Cepheden, kamplardan, mevzilerden, yerlilikten bahsedip durmamız boşuna. Savaşsak da kaybederiz zaten. Daha yola çıkmadan bir böcek gibi ezerler. Yaşamak için köle olacaksın, horlanmayı sineye çekeceksin… Ne için? İyi bir yaşam, standardı yüksek bir hayat… Böyle değildir oysa: “Allah onlardan razıdır, onlarda Allah`tan.” Toplumları ayakta tutan şey, para ve ekonomi değildir. Toplumlar da aynı; insanlar gibi namus, şeref, haysiyet, din, vatan ve millet için yaşarlar.

II
Kaderimizin çağrısına dikkat kesilmeliyiz şimdi. Üstad Sezai Karakoç`a kulak vermeliyiz. Şehirlerimiz yıkılmış olabilir, aydınlarımız ihanet etmiş olabilir, siyasetçilerimiz müstevlilere el pençe duruyor olabilir. Kuşatılmış olabiliriz içte ve dışta. Başkalarının yaptıklarını konuşmak, dedikodudan başka nedir? Bize ne kazandırdı bu güne kadar? Şimdi bizim yapacaklarımızdan söz açma vakti. İmkanlarımızdan, imkansızlıklarımızdan bahsetmeliyiz. Gür eylemlerden, diri hayallerden… Mekke, Medine, Kudüs, Buhara, Diyarbekir ve İstanbul`un sesine kulak vermek; diriliş tutkularıyla mücadelenin pimini çekmek gerekli…

İşe bir yerlerden başlamalı. Nerden? Yenilerek kazanılacak bir zaferden bahsedebiliriz mesela. Bize bunu öğreten Sezai Karakoç`tan bahsedebiliriz: Şair, mütefekkir, dirilişçi Sezai Karakoç`tan… O, küllerimizden doğabileceğimizi öğreten gül yetiştiricisidir. Dava adamıdır. İnandıkları uğruna fedakarlık yapan ve çile çekendir. Ne zaman aklıma gelse boğazıma bir şey düğümlenir:

“Kitaplarımın satışından gelen para, yetersizdi. Haziran ayında maddi yönden çok sıkışmıştım. Kimseden de borç isteyemiyordum. Birkaç gün ekmek ve bostane ile idare ettim. Sonra ekmek alacak para da kalmadı”

İşte bu çaresizlik dolu günlerde, herhalde uzun süre aç kalış sebebiyle, Karakoç ciddi bir rahatsızlık geçirir. Apartmandaki kapıcının yardımıyla hastaneye kaldırılır.*(doğunun yedinci oğlu, turan karataş, kaknüs 1998, s.99)

Ve sonra Cahit Zarifoğlu`nun mısraları: “çiledin mi / dünya tutar inilemen” Güncel olana, popüler olana tenezzül etmemenin bedeli bu mudur? Bu millet daha kaç büyük insanı harcayacaktır? Kaç büyük iddiayı görmezlikten gelecektir, kaç büyük heyecanı söndürecektir? Acı bir tebessümü gerekli kılar bu vaziyet. Ve evet şairin derdinden şair anlıyor: “senin köylün olayım / o uzak iklimlere erişilmez beldeye / bakabilemezdik senin götürmen olmasa”

Üstadım bize ufuk verdin. Ve biliyoruz senin köylün olmaktan başka çaremiz yok. Dirilişe inanmaktan başka çaremiz yok.

III
Bu neslin O`nun şiirlerine ilgisi ne kadardır? Mona roza seviyesizliği, hadi bilemedin Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine… Balkon, Kara Yılan gibi şiirler nerde? Masal`ı neden gündemimize almayız.

Yitik Cennet, Diriliş Neslinin Amentüsü gibi kitapları okumayan bir neslin neler yapabileceğini şimdiye kadar gördük.

IV
Üstadım!

Dirilişi muştuladın, bize ufuk verdin. Şahidiz. Ve bu dünya gül bahçesi olana dek sürecek mücadelemiz. Ve yürürken yalnız bırakmayacağız seni. Koşa koşa gidiyordun ya hani, evleri balkonsuz yapan mimarları alnından öpmeye. Bu yolda biz de varız.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

arkadan yırtılan gömlekler...

...
Ruhumuzun içinde kar yağar
Anamızdan doğduğumuz geceden beri
Heybemizi emektar makinelere yükleriz
Fikirlerimizi tifil vinçlere
İri buğday tanelerinin trenleri yürüttügünü bilmeyiz
Biz yangında koşuyu kaybeden atlarız
Biz kirli ve temiz çamaşırları
Aynı zaman aynı minval üzere katlarız
Biz koşu bittikten sonra da koşan atlarız
...

Diriliş felsefesinin temel özü, her daim koşmaktır... Ümmetin kayıp yüreklerini, gönüllerini bir araya toplamak adına dirilişi muştulamak, umudumuzu, sancımızı yitirmemek adına atılan her adımda, varılan her mevzide yer edinir kalplerimizde.

Koşu bittikten sonra da koşana atlara selam olsun!

Unutmayalım ki arkadan yırtılan gömleklerimiz, mahşerde şahitlik yapacak imanımıza…

Üstadın diriliş muştusu, arkadan yırtılan gömleklere gebedir!

ûlvi ukdenin câm nedâmeti

-- http://tenkafesi.com/ --

Diriliş

"O, küllerimizden doğabileceğimizi öğreten gül yetiştiricisidir. Dava adamıdır. İnandıkları uğruna fedakarlık yapan ve çile çekendir. "

Sezai Karakoç'u, dirilişi anlatan bu yazı için öncelikle Fatih Burak Cebri'ye teşekkürler. Evet, Sezai Karakoç'un varlığı, eserleri yolumuzu aydınlatıyor. Üstadın mütefekkir-şair oluşu üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Düşünce yazıları, şiirlerin arka planını açıklayıcı niteliktedir. Bu sebeple düşünce yazıları okunmaksızın sadece şiirleri ile yetinmek yararlı bir okuma olmayacaktır.

Değerlerimizi, büyüklerimizi anmak/anlamak/anlatmak çabamız hep devam etsin inşâallah. Selâm ile...

"Her Kıyamete Bir Ba'su Badel-Mevt"

"Her Kıyamete Bir Ba'su Badel-Mevt"

Her sona yeni bir başlangıç...
Her ölüme bir diriliş...
Ve ölümü çevirmek dirilis hayatina

Her uykuya yeni bir rüya...
Her rüyaya bir kahraman...
diriliş kahramanları
Her kahramana bir aşk...
aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır
Bir kahraman;
dualarıyla indirecek yeryüzüne Allah'ın rahmetini
küf tutmuş kilitlere İbrahim'in baltası olacak
açacak tüm kilitleri...
susmak mı? haykıracak yıllarca içinde biriken söyleyemediği
ateşten kelimeleri...

diriltecek toprağa gömülmüş ruhları...
aşkı göğsünde kurşun gibi taşıyanlar...
Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum

Diriliş muştusu arşa yükseliyor...

"Güneş Balçıkla Sıvanmaz"

Çamur erir çünkü.

Merhaba

Sezai Karakoç üzerine ölçüsüz, ehliyetsiz lakayt sözler sarf edildikten sonra Fatih Burak Cebri'den üstad üzerine kısa ama öz bir yazı okumak güzel geldi. Moralimi topladım.

Heyecanlıyım.

Teşekkürler Fatih.

selamlar

"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-

Sezai Karakoç'a vefa borcu

Türkiye'de, yolun sağından, muhafazakar bir edayla ve inançla aşk menziline doğru yürüyen herkesin (Elbette okumuşları kastediyorum) Sezai Karakoç'a bir vefa borcu vardır.
Hangimiz aşkımızı ifade etmeye çalışırken en tıkandığımız noktada onun kelimelerine sarılmadık ki? Kişisel aşk tarihinde "Mona Roza" olmayan biri var mı aranızda?
Varsa lütfen üzerine alınmasın.
Aşkı unutan çocuklar hariç, herkes vefa borcunu ödemelidir. O aşk ki içinizi acıttığında bile siz mutluydunuz, hatırlayın!
Gündüzden ve akşamdan ve artık geceden yavaş yavaş umudumuzu kestiğimiz bir anda onun, "Uyu da turnalar girsin rüyana" dizeleri olmasa ne yapardık?
Onun, "Kanadı kırık kuş merhamet ister" dizeleri olmasa acziyetimizi gururumuzu incitmeden nasıl ifade edebilirdik ki?
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler, demeseydi eğer... Biz aşk yoksa, yaşamak da yok, yönlü bir blöfü nasıl ortaya koyacaktık ki?
Ki o, ölümden bile bahsederken şarkıyı ve sazı ve de güzel'i bir cümlede buluşturmuştu.
Şimdi sıra sizde. Bırakın bütün kabalıkları, bütün o bilmişliklerinizi... Diriliş'i ve onun doğrularını, duruşunu benimsemiyorsanız bile, aşkınızı ifade etmeye çalışırken cebinizde kelimelerinizin bittiği yerde, size heybesinde tam da aradığınız kelimeleri taşıyan Sezai Karakoç'a borcunuzu ödeyin. Vefa borcunuzu...
Bu ülkede kulağına "Mona Roza" okunan kızlar var. Ve o kulaklara "Mona Roza" okuyan erkekler de...
Onları üzmeye kimsenin hakkı yok.

mona roza

modern bir mesnevi denemesi denilir mezkur şiir için.

mona roza seviyesizliğinden bahseden bir yazıya yapılan yorumlarda yine aşktan ve kızlardan bahsediliyor. abicim tamam aşık da olalım. ama birazcık da kudüsü bilelim, diyarbekir türküsü söyleyelim. ümmetin sancısını duyalım kalbimizde. diriliş neslini özleyelim. hayaller kuralım coğrafyamıza dair.

şöyle bir itirafta bulunalım mesela: mona rozayı diriliş neslinin amentüsü hatrına okudum ve size de tavsiye ederim.

...

Tanrım, Tanrım, diyen herkese gökyüzü krallığının kapısı açılmaz. Kendisini çağın güvencesi olarak gösteren kişi, böyle yapmakla güvenilir hale gelecek değildir. Bu kendisine kefil olabileceğini de göstermez. Bravo, schwere, Noth, Gootsblitz, bravissimo diye bağıran herkes kendisini, hayranlığını kavramış sayılmaz. (Soren Kierkegaard)

Sol- Sağ...

"Sol-sağ... Çılgın sevgilerin ve şuursuz kinlerin emzirdiği iki ifrit. Toplum yapımızla herhangi bir ilgisi olmayan iki yabancı. Sol'un halk vicdanında yarattığı tedailer: casusluk, darağaçları, Moskova; sağ'ın, mühpem, sevimsiz, sinsi bir iki hayal. Hıristiyan Avrupa'nın bu habis kelimelerinden bize ne? Bu maskeli haydutları hafızalarımızdan kovmak ve kendi gerçeğimizi kendi kelimelerimizle anlayıp anlatmak her namuslu yazarın vicdan borcu." CEMİL MERİÇ/ BU ÜLKE

Sayın Seyhan Sevinç'in yorumunu okuduktan sonra eğer Hakan Arslanbenzer'in yolu buralardan geçerse muhtevası hayli kuşatıcı bir şağ ve sol karşılaştırmasıyla birlikte ya hu nereden çıkarıyorsunuz Sezai Karakoç'un sağda durduğunu der mutlaka herhale demiştim içimden. :) Bir devrin muhasebesini yaparken atladığımız ve içine girmekten çok uzak kaldığımız kavramlar hakkında beyin jimnastiği yapmamıza vesile olan tüm dostlara selam ediyorum ben yine bu sayfalardan. Sezai Karakoç denilince zihnime nedense tek bir kelime üşüşür. Onun etrafında dolanarak ve yudumlayarak okurum . O benim için bir "Avangard"...

Mona Roza, Kuddüs ve aşk

Ben yorum yapmadım. Eleştiri de değil... Sadece duygularımı ifade ettim. Hani bazen uzun süredir söylemek istediğiniz şeyler vardır ve bir vesile bulunca hemen söyleyiverirsiniz ya, öyle işte...
Sezai Karakoç'un muhafazakar ya da sağcı olduğuna dair tek bir ifadem olmadı.
Sadece Karakoç'u okuyanlar arasında, (Ki bu demektir ki başkaları da var ama ben özellikle tasnif yapıyorum) yolun sağında yürüyen, muhafazakar ve inançlı (Dört ayrı tanımlamaya fırsat tanıyan bir üçleme var, özellikle dikkat-Sadece sağcı, sadece muhafazakar, sadece inançlı ve sağcı-muhafazakar-inançlı) olanların Karakoç'a bir vefa borcu olduğunu söyledim.
Ve ikinci bir tasnif daha yaptım. Kişisel aşk tarihinde "Mona Roza" olmayanları ayırdım.
Ayrıca aşkı unutan çocukları da ayrı tuttum.
Ve dedim ki, ey siz ilan-ı aşkta bulunurken Karakoç'un kelimelerini kullananlar, vefa borcunuzu ödeyin. Ve sonra dedim ki başkalarına, hey siz, bu ülkede kulağına Mona Roza okunan ve onu okuyanlar var, onların aşkına... Lütfen onları üzmeyin, dedim.
Ben bunları söyledim de...
Hakan Bey gibi değer verdiğim biri bu yazdıklarımı vesile ederek olabildiğine dolu, bilgilendirici ve de ufuk açıcı güzel bir yazı yazmış. Valla teşekkür ederim hocam.
Bir de Mona Roza'yla Kuddüs'ü hatırlatan bir arkadaşım var ki, ona özellikle minnettarım. Şunu bilin ki, Kuddüs benim için benden de öte bir şeydir. Bağdat da, Keşmir de öyle...
Bir mazlumun, bir muztaz'afın dramı yanında aşk da neymiş! Aslolan Allah'tır ve O'na ilişkin olan her şeydir. Biz aşk dediysek de, meşruiyetini direkt O'ndan alan ve O'nun razı olduğu türden olanını kastettik. Biz mutluluğu da, aşkı da, Allah'ı da aynı yerden hissediyoruz. Kalpten...
Selametle!

sütçü, devrimci ve karakoç

vasatî olmayı merkeze koyanlar için sağ sol bile uçtur belki. ülkemizdeki sağ ise ashab-ı yemîn'in türkçedeki karşılığı ile sözlüklerde sadece harf kardeşidir. asla ve kat'a benzeşmezler. ama muhafazakârlık islamî açıdan bakıldığında korkulacak bir şey değildir. hıfz, hafız, muhafız, muhafaza, muhafazateyn, muhafazakâr islamî literatürde aksine pek hoş terimlerdir. mesela şöyle bir açıklama getirir muhafazakâra lûgat; "Dinî amel ve işlere muhabbet eden. Dinî inanışında sağlam olan ve değiştirmeden muhafaza eden yüksek ve sâdık insan"

peki sezai karakoç'u bu açıklamayla anlamaya çalışırsak yanlış yönde mi çabalamış oluruz? hadi develioğlu'nun lûgatından bakalım kelimeye; "tutucu, bir şeyi olduğu gibi, değiştirmeden tutmak isteyen, eskiye bağlı" peki ne demişiz karakoç için; "asrı saadetçi, öze dönüşçü...vb" ne farkı var?

o zaman oturup kavramları yeniden derleyip toparlamak lazım. demek bu topraklarda muhafazakârlık tu kaka yapılacak bir şey olmayabilir. yani kelimenin fransızca karşılığının olması o kelimeyi tamamen yabancı kılmaz bize. peki, muhafazakârlıkla bağdaştıramadığımız karakoç'u devrimcilikle nasıl sıfatlandırırız? öze dönüşün, dirilişi tek din islam'da görmenin tanımlaması neden yabancı menşeili devrimle açıklanır? o zaman tüm peygamberler birer devrimciydi! bir ara reklamlarda yanılmıyorsam hazret-i peygamber için "o bir radikal" dahi demişlerdi. iyi ama ahlak'ı ve halk'ı (yaratılışı) öpüştüren, yani yaşantıyı yaratılışa uygun hâle getirmeye çalışan bir hareket üstelik bir de ilahi ise nasıl devrimci olur! olacak olan şey yani yaratılışa uygun ahlak/yaşantı sahibi olmaya davet en tabii bir çağrıdır ve vasatîdir.

evet, kavramları islamîleştirelim. ahlakîleştirelim, yaratılışa uygun hâle getirelim. bendeniz mesela bu islamcı kelimesinden de hiç hoşlanmıyorum. sütçü der gibi! hayır efenim, ben sütçü değilim, süt satmıyorum, sütten geçinmiyorum. ben bilakis süt olmaya çalışıyorum, sütün içinde bulunmaya çalışıyorum. ya müslüman dersiniz ya da islamî dersiniz. ama islamcı!? islamdan geçinenlere deyiniz efenim. islamı yaşayanlara, savundukları kadar hayatlarını islamla süsleyenlere layık değildir bence bu kelime.

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...