
1. Bir ürünün sanat yapıtı olabilmesi, ilk elde, onu üreten kişinin anlaşılma kaygısını aşmasıyla, ondan kurtulmasıyla mümkündür ancak.
2. Kestirme yollar sunmaz hayat hiçbir zaman. Bu yüzden, kolaya kaçtıkça ve başarıyı ucuza getirmeye çalıştıkça, ona yaklaşmak bir yana, daha da uzaklaşır insan.
3. Hayat, beceriksiz bir oyuncunun vurmak üzere olduğu topun istikametinden farksız bir yönde ilerliyor gibi görünebilir. Ama bu, görünenle hakikat arasındaki farkın ta kendisidir ve insan, gördüğünü hakikat olarak algılamayı sürdürdüğü sürece böyle olacaktır. Aslolan -ve aynı zamanda da zor olan-, her şeyin kişinin elinde olduğunu bil(ebil)mektir.
4. Tüm üretmeler, en âciz hallerinde bir kişisel doyumdur. Ve üretme yolunda ilerlerken, önüne çıkan ilk ve en büyük engel yine kişinin kendisidir, benidir. Onu tepelemeden ikinci bir adım atılamaz.
5. Şeytanın gücü, insanın güçsüzlüğünde yatar. İnsan kendi iç dilini yürürlüğe koyduğunda, canlandırıcı ilke dirilerek üstün konuma gelir ve güç el değiştirir. Bu bağlamda, şeytan ve insan aslında aynı güçle eyleme geçerler. Ama bu güç, hiçbir zaman iki tarafta birden etkin olamaz; biri eylerken diğeri tutukluk yapar.
6. Hüzün, asla daimî barınağı olamaz insanın.
7. Çok susanın ağzı da çok kokar. Tüm büyük erdemler gibi, sükûtun da, has’ı ile düzmece, sentetik olanı arasında ince bir çizgi vardır.
8. Kalem sivridir; batması da bundandır.
9. Düşünce ve ürünlerini aşağılayarak basitleştirmekten başka bir şey değildir popüler olma isteği.
10. Biz, asıl kâbusları gözümüz açıkken görüyoruz.
11. Çok’u yücelterek insanlığı ona bağımlı yapan anlayışın karşısına, az’ın aslında daha “çok” olduğunu, bunun bir nicelik değil nitelik sorunu olduğunu ve yetinmeyi öğrenmenin, çok’a güdümlü ama sonu çıkmaz bir yolda ilerlemekten tek çıkış olduğunu anlatmanın zamanıdır şimdi.
12. Aklı yürütmekten vazgeçip koşturmalı bir süre. Ancak bunu başardığımızda anlayabiliriz onunla nereye kadar ilerleyebileceğimizi. Sonrası için Burak’tan farksızdır akıl.
13. İnsan, her zaman, gelmeyecek olanı bekler. Gelmeyecek olduğunu bile bile yapar üstelik bunu. Ola ki gelmeyecek olan gelirse, artık beklenen de değildir o, başka bir şeydir.
14. Bilginin derinliğine giden yolun, görünen dünyanın ve yaşanılanların derinliklerini ve ötesini görmekten geçtiğini düşünmek tümden sığ ve yüzeysel bir düşüncedir. Çünkü bilgelik ve derin düşünce, olanı olduğu gibi anlayabilme, kabullenebilme yetisiyle birlikte gelişir. Öbür türlüsü, insanı ancak kafa karışıklığına sürükleyen bir çıkmaz sokaktır.
15. Her şeyin bu denli rasyonalize olduğu bir zaman diliminde, tek çıkış yolu, son sığınak şiirdir ancak. Yazık ki, edebiyatın diğer türleri gitgide bu özelliklerini yitirmekte, başka yollara yönelmektedir.
16. Eylemlerin aşınıp sözcüklerin direndiği günlerde, sözcüklerin eylemin bizatihi kendisi olduğu iddia edilebilirdi. Oysa bugün durum bunun tam tersidir ve sözcükler aşınmış, eylemin kendisi direnişe geçmiş, bir anlamda dönüşmüştür.
17. Bir yazınsal ürünün, salt o ürünün sahip olduğu -hem biçimsel hem de içerik açısından- niteliksel özelliklerden hareketle değer’lendirilmesi, öncelikle okurun o ürünün sahibi olan imzaya dair zihnindeki -iyi/kötü- tüm izlenimlerden kurtulmasıyla mümkündür. Her ürününü yeni bir imzayla yayınlamak çok mu çılgınca olurdu acaba?..
18. Sanat ve edebiyat gerçeklikten ve hayattan bir kaçış, bir kopuş değil onlarla yüzleşmedir. İnsanı, erdemli bir oluşa kavuşturacak olan da yine bu yüzleşmedir.
19. Tanrı her zaman büyük oynar.
Yorumlar
AGU'dan İnciler
Paz, 08/07/2007 - 21:40 — Mustafa Burak SezerMerhaba
Aforizmalar. Hayırlı olsun :)
Özellikle sekizinci maddede ki "8. Kalem sivridir; batması da bundandır." kelamı çok hoşuma gitti. Kalem sivridir, bu yüzden batar yani. Bu taraftan hiç düşünmemiştim aslında. Ben de diyorum kalem neden batıyor :)
"4. Tüm üretmeler, en âciz hallerinde bir kişisel doyumdur. Ve üretme yolunda ilerlerken, önüne çıkan ilk ve en büyük engel yine kişinin kendisidir, benidir. Onu tepelemeden ikinci bir adım atılamaz."
Bu da çok önemli bence. Kişinin en büyük engelinin yine kendisi olduğu yani. Delphi'deki tapınağın antresinde "kendini bil" (know yourself) yazardı. Grekçesi neydi hatırlamıyorum. Filazoflara sormak lazım. Yani kendimizi bildiğimizde, nefsimizi Yunusleyin bir çile yoluyla ehilleştirerek, mutmainleştirerek aradan kendi engelimizi çıkarmak. Gayelerden biride bu değil mi aslında?
12. Aklı yürütmekten vazgeçip koşturmalı bir süre. Ancak bunu başardığımızda anlayabiliriz onunla nereye kadar ilerleyebileceğimizi. Sonrası için Burak’tan farksızdır akıl.
İstanbul'da bir evliya/Allah'ın dostu, "aklına çok güvenme, Allah şaşırtıverir kendi evinin yolunu bulamazsın" derdi. Şahsen tecrübe ettim bu hali.
6. Hüzün, asla daimî barınağı olamaz insanın.
Evet olamaz. Çünkü bir denge var. Bu örtük bir denge. Çoğu zaman bunun farkına varamıyoruz. Schopenhauer, -Aşkın Metafiziği-nde, "acılar ve mutluluklar olmasaydı, insan yeryüzünde can sıkıntısından yaşayamazdı" der.
Yatılı okurken, eskiden, bazen arkadaşlarla yaptığımız her şeyden zevk alırdık(m), her şey güzel ve hızlı geçerdi. Geceleri yastığa başımı koyduğumda derdim, "tanrım çok mutluyum, ama kesin bir üzüntü gelecek arkasından, bunun da farkındayım" diye böyle düşünceler geçerdi içimden. Yani sezinlerdim, eğer çok mutluysam mutlaka bir hüzün, keder yakalayacaktır beni/bizi. Tam tersi de geçerli hüzün için. Çünkü her gecenin sonunda bir şafak mutlaka vardır. Henüz dengeler böyle.
14. Bilginin derinliğine giden yolun, görünen dünyanın ve yaşanılanların derinliklerini ve ötesini görmekten geçtiğini düşünmek tümden sığ ve yüzeysel bir düşüncedir. Çünkü bilgelik ve derin düşünce, olanı olduğu gibi anlayabilme, kabullenebilme yetisiyle birlikte gelişir. Öbür türlüsü, insanı ancak kafa karışıklığına sürükleyen bir çıkmaz sokaktır.
Maverayı kurcalamak aklı bocalatıyor. Yalanlara, ilüzyonlara alıştığımız için, doğruyu dinlemek, hakikati temaşa etmek bizi bozuyor, buna inanmıyoruz asıl, inanamıyoruz çünkü. Allah aklımızı bize yedirmesin. (Amin)
19. Tanrı her zaman büyük oynar.
Tanrı niye oynasın canım? Oynayan/oynanan biziz. Tanrı antrenör :)
selamlar
"Before my pen has glean'd my teeming brain"
-Önce kalemim kaynayan beynimi topladı.-
-John Keats / Adamım-
Keskin Kalemtraş Kaleme Zarar
Pzt, 09/07/2007 - 15:51 — aysun yollardagezer"8. Kalem sivridir; batması da bundandır."
Bu madde, yazılarında ve yorumlarında kabalaşmaya yer arayan insanların arkasına saklanacakları sağlam bir siper oldu Ali Görkem Userin. Ben yine de yazarken ucu küt tükenmez kalemleri tercih ederim : )
Her madde ayrı bir yazı konusu aslında.
Güzel saçmışsın.
Eline sağlık.
Toplamalar I
Pzt, 09/07/2007 - 21:15 — Fatih M. Tiyanşan1. Sanatçı anlaşılma kaygısını hiçbir zaman üzerinden atamaz, çünkü bu kaygı onun sanatını da belirleyen bir şeydir aynı zamanda, dolayısıyla insanidir, insani bir şeyi sanat uğruna atmanınsa bir anlamı yoktur.
2. Hayatın kestirme olup olmadığı izafi bir durumdur, bize kestirme gelen başkasına gelmeyebilir pekala, belki de hayat kestirmenin ta kendisidir.
3. Her şey kişinin elinde değildir, dolayısıyla bu aslolan bir şey değildir. Hakikat bu dünyaya ait değildir, dünya gerçektir ve gerçek hakikatin çocukluğudur.
4. Üretimin kişisel doyum olup olmaması bunun nefsi olup olmamasıyla alakalıdır. Kişinin ben’ini semirten her şey onun için bir engeldir, aşmak gerek.
5. Şeytanın bir gücü yoktur, şeytan da insan gibi acizdir, bizden daha zeki ve tecrübeli olduğu söylenebilir.
6. La tahzen, innallahe meana.
7. Susmak bir erdem olarak ne güzel şeydir.
8. Ucu kırılmış kalem batamaz.
9. Popüler olan bir ürün zaten bizatihi basittir.
10. Gözü açıklar kabus olabilir.
11. İnsanlar keyfiyetten çok kemmiyete önem verdikleri takdirde çok ve az hakkındaki düşünceleri de sağlıklı olamayacaktır.
12. Aklı yenmek gönlün yapabileceği bir iştir. Aklı yine akıl yer.
13. İnsan buna en çok aşkta şahit oluyor.
14. "Mavera Dede"yi görmeyi istemek sığlık değildir. Olanı olduğu gibi anlayabilmek için öte bilgisine ihtiyaç vardır.
15. Şiir ancak aşkla yazıldığında bir değer ifade eder ve sığınak olur, gayrısı boştur.
16. Ahir zaman anlamların kaybolduğu zamandır aynı zamanda. O yüzden kavramların içinin boşaltılmasına şaşmamalı.
17. İnsanın objektif olma çabaları boşunadır, çünkü insan subjektif olarak vardır.
18. Sanat ve edebiyat dünya gibi birer yalandır. Ancak anlamları şurda saklıdır ki, biz bu yalanlar sayesinde gerçeğin ne olduğunu kavrayabiliriz, çünkü zıt olan şeyler birbirlerini anlaşılır kılmak için vardırlar.
19. Allah oyun oynamaz, Allah oyunu yaratandır, bir oyuncu değildir, oynamak fanilerin işidir, eksiktir, Allah’a eksiklik izafe edilemez. Kelimelerle de oynamaya gelmez her zaman.
Selamlarımla.
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
madde 19
Salı, 10/07/2007 - 02:33 — Adile Bal19.maddeyi “Allah’ın eli sizin elinizin üstündedir” “onların bir planı varsa Allah’ın da (daha büyük) planı(ları) vardır” ayetlerini nasıl anlıyorsam öyle anladım. Anlamak istedim “el”e bakmadım, fanilik ifade etmesine, “plan”a da.. şimdi ise “oyun”a…
Evet pekala, her zaman kelimelerle oynamaya gelmez. Fakat buradaki öyle değil.
Mutluyum ; anladım. Ve galiba anlamı bulandırmadım, akına dokunmadım. Nasıl? Böyle top(ar)lasak olur mu?
Selam ile..
AGU'nun Aforizmaları
Çar, 11/07/2007 - 10:28 — Yusuf ErYusuf Er
Herkese Merhaba,
Genelde aforizma türünü severim. Cemaat'te ise ilk kez görüyorum sanırım bu tür bir ürünü. Benzeri örnekler varsa kıdemli üyelerden link rica edeceğim. Açıkçası AGU'nunkiler arasında bir ikisi dışında sevdiğim laf da bulamadım. Ama asıl mesele altına girilen yorumlar. Aforizmaları edebiyat kategorisi altına girmiş zaten yazar. Edebiyat en basit anlamıyla yazılanların birincil anlamları dışında anlam ve çağrışımlara gelebilmesidir. Özellikle son maddeye dair yorumları çok sığ buldum doğrusu. Yazarını hatırlayamadığım ama çok sevdiğim şu aforizmayı paylaşmak isterim bu yorumların ardında: "Kitap aynadır; ona bakan bir maymunsa onda görünen havari olamaz. Ahmak biriyle bilgelik üzerine konuşacak kelimelerimiz yok. Bilgeyi anlayan zaten bilgedir."
"allah'ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen, allah'ım bizler senin
falsolu kullarınız, n'olur bizden razı ol."
-M.M.
AGU'nun Bilgeliği (!)
Çar, 11/07/2007 - 11:03 — Fatih M. TiyanşanAforizmaları ben de severim, ancak bir insan aforizma yazıyor diye bilge olmaz sayın Yusuf Er. Burada AGU'nun bilgeliğini (!) ilan etmek size de bilgelik kazandırmaz ayrıca. Bunları ima etmekle nereye varmak istediğiniz meçhuldur.
Yazının kategorisi "edebiyat" değil "felsefi" şeklindedir.
Selametle.
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
Bilenin Bilgeliği
Çar, 11/07/2007 - 11:45 — Yusuf ErYusuf Er
Fatih Bey,
1- Ben AGU’nun bilgeliğini ilan etmedim. Yazdığım yorum yukarıdadır ve gayet de kısadır. Bir kez daha okumanızı rica edeceğim.
2- Yorumum AGU’dan ve yazdıklarından çok altına girilen yorumlara ve genel anlamda aforizma ve edebiyata dair tespit ve kanaatleri ihtiva eder.
3- AGU’nun aforizmalarıyla ilgili söylediğim tek şey “bir ikisi dışında sevdiğim laf da bulamadım”dır. Bu mudur bir yazarı bilge ilan etmek?
4- Yazdığım yorum size değil, AGU’ya ve diğer yorumculara yönelikti. Niçin sadece size yönelikmiş gibi algılayıp savunmaya geçtiniz anlayamadım. Sizin yorumunuza bir cevap yazacak olsaydım şöyle bir aforizma alıntılardım evvel zaman bilgelerinden: “Ancak başkalarının ortaya koyduğu fikirleri eğip bükerek söyleyecek bir söze sahip olanlar, o başkalarının fikirlerini sağlamlaştırmak dışında bir işleve sahip olamazlar. Zaten varoluş nedenleri de yine o başkalarıdır.”
5- Ben aforizmaların kategorisini edebiyat olarak okuduğumu sanıyorum dün ya da evvelki gün okuduğumda.. Sonradan değiştiyse bilemem.
6- İma’lar da edebiyata dahildir ve düz anlam dışındaki anlamları da hesaba katmanız güzel. Fakat bu çabayı benim yorumumdan önce yukardaki blog için göstermeliydiniz.
7- Yönetimden biri olarak sizden gerici ve polemikçi değil sakinleştirici ve serinkanlı yorumlar beklerdim.
"allah'ım kaderimden şikayetçi değilim
aksine bahtiyarım evrende bana da rol
verdiğin için şahsen, allah'ım bizler senin
falsolu kullarınız, n'olur bizden razı ol."
-M.M.
Bilgeler ve İmalar
Çar, 11/07/2007 - 12:00 — Fatih M. Tiyanşan"Ama asıl mesele altına girilen yorumlar."
demiştiniz ki bu yorumlara benim yorumum da dahildir, dolayısıyla beni de itham etmiş oldunuz. Madem ortada bir mesele var, çözüme kavuşmalı. Bu sebeple size cevap yazma ihtiyacı hissettim.
Yorumunuzun ne ihtiva ettiğini bilmiyor değilim ve bu yorum da dahil olmak üzre herhangi bir polemiğe girmek için değildi yazdıklarım. Burda benim derdim anlamın ortaya çıkmasıdır.
Bakın, birtakım aforizmalar alıntılayıp çeşitli imalarda bulunan sizsiniz. Fikirleri eğip büküyor değilim. Yazdıklarım gayet açık ve net. Herhangi bir imada bulunuyor da değilim, bunu özellikle belirtiyorum, o sebeple yazdıklarınıza dikkat ediniz.
Yeteri kadar cümle kurduğumu düşünüyorum. Selametle.
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...
selamdan sonra, 17. Maddeye
Per, 12/07/2007 - 10:56 — Fethi SERHATselamdan sonra,
17. Maddeye dair:
yazınsal bir ürünün değerlendirilmesinin oldukça öznel kriterler çerçevesinde yapıldığı, "sev beni seveyim seni" anlayışının hakim olduğu bir eleştiri anlayışıyla edebiyatımızın mesafe almayacağı aşikar... Gerek sol gerek sağ ve diğer cenah yazar-çizerinin sergilediği bu tutum edebiyatın, has edebiyatın diyelim, önünde bir tıkaçtır. Bu bakımdan çılgınca gözüken teklif bile akla yakındır vesselam:)
____________________________________________
Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...