renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Şiir, Şair, Gizem

Şiiri önemsemek, şiiri adına düşünmek, poetika merkezli bir şiir alt yapısı oluşturmak; sağlam bir şiir dili geliştirebilmek için önemli adımlardır. Şiir, okudukça kendini geliştiren bir sürece sahip olduğu için şiir adına bir şeyler yapmak için harekete geçecek kişinin öncelikle “kendinden önceki” şiiri çok iyi bilmesi gerekir. Şiiri merkeze alan bir edebiyata yönelirken kişinin; kelimenin ruhuna süzülebilmesi için fonetik yapıdan, şiirin biçim özelliklerinden, imgeden, farklı düşünme ve algılama yetisinden uzak durmaması, şiiri adına ve şiir geleceği adına önemli değişmezler arasındadır.

“Arı bal yapar ama balı ifade edemez.” kıstası şiir ve şair adına tehlikeli bir konumdadır. Şairin en önemli görevi ortaya koyduğu metni ifade edebilmesidir. “ben yalnızca şiir yazarım, gerisine karışmam” gibi bir kaçamak duruş, şiir adına hiçbir zaman kabul görmez. Şair şiir adına konuşacak, düşünecek kişilerin başındadır.

Günümüzde her şeyin gerçek rotasından kaydığı düşünülecek olursa, şiir ve şair de bu kayma noktasındadır. Yeni bir şiir yazan şair, şiirinde kullandığı anlam ilişkilerinde, imge boyutunda, şiirden uzak artistik ifadelere yönelerek önce kendi iç dünyasına, daha sonra da diğer şair dostlarına “ben böyle imgeler bulurum işte” diyerek “hava atma” uğraşındadır. Şiirini hangi duygularla, nasıl bir ortamda yazdığı sorulduğunda da akla hayale uymaz düzmecelerle şiirini ve kendini temize çıkarmaya çalışmaktadır.

Şiire yakın duran kişinin ilk olarak ayaklarının yere sağlam basması gerekir. Uçarı bir zihnin ortaya çıkaracağı ürün de kısa sürede uçup gidecektir. Şair, ya kendi iç evreninde ya da dışa yansıyan dünyasında hesabını veremeyeceği keyfiliklerin ardına düşmemelidir. Okuduğu ustaların şiirlerinde gördüğü anlam karmaşalarını günün birinde kendi şiirinde de uygulamaya kalkan genç yetenek, ortaya çıkan “suyunun suyu” kalitesindeki ürününü, yazdığı karmaşıklıktan daha karmaşık sözlerle savunmaya çalışır ki, bu daha vahim bir manzara ortaya çıkarır.

Elbette şu da bir gerçek ki, usta payesi biçilmiş kişilerin da dokunulmazlığı yoktur. Çünkü kişi şairlikten önce bir kuldur. Yani hata yapması en muhtemel yaratılmışlardandır. Edebiyatımızda şairlikten daha çok birilerinin savunucuğunu yapan, köşe başını tutmuş ara elemanlar vardır. Bu kişiler, bir şeyler ortaya koymak yerine ortaya konmuş ürünler için ahkâm kesme işini üstlenmişlerdir.

Nazım Hikmet’in komünist olduktan sonraki şiirlerinin karanlık bir ideolojiye gömülü olduğunu, Cemal Süreya’nın şiirlerinde kendini bol bol tatmin ettiğini, Can Yücel’in şiirlerinin ana temasının küfür olduğunu, Cahit Zarifoğlu’nun bazı şiirlerinde bırakın anlam sorununu anlamın bile olmadığını, Melih Cevdet Anday’ın bütün dönemlerde silik bir şair olduğunu, Nuri Pakdil’in son çıkardığı kitaplarındaki metinlerin ne olduğunun tam olarak anlaşılamadığını, Sezai Karakoç’un neden bir siyasi parti kurduğunu, nerdeyse dağıtılan bütün şiir ödüllerinin ahbap çavuş ilişkisini geçemediğini, şiir piyasasındaki tartışmaların da birer danışıklı dövüş olduğunu, reklâmın iyisi kötüsü olmaz hastalığının nihayet şairlere de bulaştığını… söylemek bir ahkâm kesmek midir o da ayrı bir mesele. Bunların birkaçını ya da birini söylemek bile kişinin ayağını kaydırmaya yeteceğinden, içe doğru büyüyen bir düşünce evrenimiz var.Gizli fikirlerin doğup büyüdüğü ama gün yüzüne çıkamadığı bir zamanı hep birlikte yaşamaya çalışıyoruz.

Günümüzde edebiyat adamları yazma fiilinin yanında bol bol konuşmaya da başladılar. Şiir üzerine, edebiyat adına fikirlerini ortaya koyarak; belki de biraz olsun ortamı hareketlendirmek için yapılan bu kelime oyunları kişiyi bir süreliğine de olsa gündemde tutsa da hayatın hızla ilerlemesi ve her şeyin çabuk unutulması kuralına ayak uydurularak hem söylenen sözler hem de söz sahibi kısa sürede zihinlerden silindi. Bu kaçınılmazdı çünkü esas olan konuşmak değil bir eser ortaya koymaktan geçmekteydi.

İsmet Özel yıllar öncesinde kitaplarında yazdıklarını milyonlara ulaşan gazetelerdeki söyleşilerde söyleyince yeni bir şey söylediğini sanan kişiler bir tavır alma yoluna gittiler. Ama İsmet Özel aynı İsmet Özel’di, söyledikleri de geçmişteki fikirlerinin aynısıydı. Bu kez sesinin biraz daha yüksek çıkması ortamı bulandırmaya yetmişti. İsmet Özel’in Milli Gazete’de yazdığı dönemlerde de “bu gazetede para için yazıyor, kelime başına para alıyormuş” fısıltıları hiç eksik olmamıştı. İsmet Özel gazetede yazmayı bıraktıktan sonra gazetede yazması konusunda konuşunca; zihnindeki fısıltılar hiç eksik olmayanlar bile yeni bir şey duymuşçasına tavır alma yoluna gittiler. Çünkü toplum olarak şairlerin gizemli hallerini önemseyen bir ruh halimiz var. Sezai Karakoç’un, Nuri Pakdil’in yaşadıkları halde ortalarda görünmemeleri onları bir kat daha erişilmez yapmaya devam ediyor. Oysaki Fazıl Hüsnü Dağlarca da yaşıyor, hâlâ dergilerde şiirler yayınlıyor ama onun adının geçtiği sohbetlerde; “Fazıl Hüsnü ölmemiş miydi?” irkilmesinin ötesine gitmiyor.

Gizemli olmak, bizim gibi masal geleneği olan toplumlarda rağbet gören bir tavır olma özelliğini sürdürüyor. Perdenin arkasındakini merak etmek, görünen varken gizli olanı aramak, şairleri göz ününde görmekten çok suskun bir şekilde gizli köşelerinde ne yaptıklarını düşünmek daha da hoşa gidiyor. Çünkü edebiyatın ve genel anlamda sanatın içinde birikip duran bir gizem var. Bu da sanatın ruha hitap etmesi ve yaşaması için bir aksesuar gibi kenarda duruyor. İsteyen istediği zaman gizemini kuşanıyor ve kaybolmayı seçiyor kalabalıklar arasında.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

sezai, özel.

bir şairin adını, diğer bir şairin de soyadını müstear olarak kullanmak da bu gizemin varlığını gösteriyor aslında bana :) ya da belki gerçektir de benim kuruntumdur bu.. (ismet karakoç da olabilirdi.)
yazı için teşekkürler. okudum. üstüne söyleyeceğim bişeyler var fakat sonra belki. vakit darlığı...
selam ile.

ortaya karışık gibi

Ülkemizde Müslüm Gürses ve Hakan Taşıyan karışımından Hakan Gürses; Bülent Ersoy ve Muazzez Abacı karışımından Muazzez Ersoy olduğuna göre Sezai Özel de tevafuk bir karışım olsa da güzel ve gizemli duruyor gibi.
Zaten hayatın kendisi de bir gizemden ibaret değil mi?

Şiir üzerine üç beş kelam...

Esselam…

Şairin şiiri üzerine düşünmesi gereklidir. Ama şiirini yazmasından daha gerekli değildir. Aslında şairinden şiirini inşa ettiği süreci de şiiri gibi kaleme almasını istemek biraz tedirgin edicidir. Kişinin kendisini anlatması gibi bir istek söz konusu... Pekâla, kişi ne kadar objektif olabilir ? sorusu sorulabilir. Ya da şiir objektif midir ? Sorgulanması gereken bir mevzu. Aslında şiirin objektif olmadığı savunmasındayım. Şiir şairine özgüdür. Ama bu demek değildir ki şiir, şairini hal tercümesi gibi anlatır, hayır. Ama şiir önce şairinindir.

Bu noktada kafa yorması gerekenin sadece şair olmadığını düşünüyorum. Şiir bittiği, ve topluma sunulduğu andan itibaren okur da kendi muhasebesini yapmalıdır. Ya da yapması en uygunudur. Hayır hayır, toplum buna zorunludur aslında. Neden yazılmıştır bu şiir ? Mesajı kimedir ? Bu sorulara cevap aramak, şiiri yazanın çektiği zahmetten fazla olmasa gerektir. Bir şair olarak arzum, tecahül-i arif sanatının hangi mısrada olduğundan, hüsnü ta’lil var mıdır, yok mudur’dan ziyade o şiirin kaygısıyla hemhal olunmasıdır.

Necip Fazıl’ın “Arı balı yapar ama izah edemez…” sözünün yazar tarafından yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Yazar bir şair midir, açıkcası bilmek isterim. Bir şair şiirini ne kadar anlatırsa anlatsın inşa ettiği binanın hep bir yanı eksik kalacaktır. Şiirde hiçbir şey tam değildir. Eleştirilemez şiir vardır, sorusunun yanlışlığını tartışmaya kadar gidebiliriz. Necip Fazıl’ın bir cümlede özetlediği, şairin şeffaf bir insan olamadığı için şair olduğudur. İma adamıdır şair. Net olmasını bekleyemeyiz. Zaten istese de izah edemez. Ben şiirimi izah ettim diyen şair, bu savı doğrulamaktadır. Bu sözü söyleyenin yazdığının şiir olup olmadığına karar verebilirsiniz. Çünkü şiir izah edilecek kadar basit bir sanat değildir. Taş’ı izah edebilirsiniz. Ya da masayı anlatabilirsiniz. Ama “şiir, kalem ve kağıtla yazılır, bitti…” demekle eştir bu izah mevzuu. Ama anlatmaya çalışmak mümkündür, zarar da vermez. Olmamalı demiyorum, olabilir. Ama “bu iş bu kadar…” tavrı yanlıştır. Aynı tavır "ben yazdım. gerisi beni ilgilendirmez..." deme kolaylığında bulunanlar için de geçerlidir.

Bazı şairler hakkında yapılan yoruma değinmek istemiyorum.

Aslında bu yazıya yorum yapmayacaktım ama konunun çekiciliğine kayıtsız kalamadım. Sebep rumuz kullanma mevzuu... Bu son cevabımdır rumuz kullananlara...O bana saygı göstermiyorsa ben ona niye göstereyim ki ? Neyse…

Selam ile…

Zihin Yorgunluğu ya da kavram karmaşa

şairin işi şiir yazmaktır ama okuyucuların zihnini bulandırmak ya da kelime oyunları ve üçüncü boyuttan imgelerle akıl karışıklığına yol açmak değildir. zaten yaşadığımız zaman bizlerin zihnini oldukça yoruyor. kişi bir şiir okuyup da zihnini daha da karıştıracaksa okumayıversin o şiiri.

ben bu dokunulmazlık işinde yazının sahibi arkadaşa katılıyorum. yani şairler milletvekili mi ki dokunlumazlıkları olsun. içimizden geliyorsa ve bir konuda şüphelerimiz varsa bunu açıkça söyleyebilmeliyiz. mesela milliyetçilik libasının ismet özel'în üzerinde hiç iyi durmadığını söylemek gibi. çünkü ismet özel'in hem dernek faaliyetleri hem de son açıklamaları neticesinde görüyorsuz ki üstadın müridleri artık ülkücüleri kıskandıracak şiirlere imza atar oldular. hayırlısı olsun bakalım.

bir de rumuz kullanmak o kadar mı itici bir tavır sevgili emre şimşek? hem de size cevap yazdırmayacak kadar?

Zihin Bulanıklığı

KILIÇ KIRAN

Şiirin bir amacı da zihin bulandırmasıdır. Sistemin zihniyle düşünen, eyleyen ve hatta duygulanan bir zihni bulandırmalıdır ki; zihin kendi asliyetine rücu etme şansına az da olsa sahip olsun. Bugün birçok insan bırakın zihin bulanıklığını zihinsizdir. Bu nasıl bir cümle diyebilirsiniz ama böyle. Şiir diye bildiğimiz hiçbir metin düz mantıkla algılanamaz. Zihni bulandırır, durulandırır velhasıl altını üstüne getirir. Getirmiyorsa zaten o metne şiir diyemeyiz. Dillerde pelesenk olmuş şiirler bile böyledir. Zihin karışıklığı iyidir. Zihnimiz karışmasaydı hiçbirimiz şiir yazamazdık veya okuyamazdık. Ne olurdu? MELEK OLURDUK. İNSAN OLMAZDIK. İnsanız. Günah işlemeyene müslüman diyemem ben.

Çok Bilmek

Çok bilmek ne işe yarar? Herhangi bir konuda çok şey bilen iyi insan mı olur? Ben bu siteye yani cemaate yeni üye oldum. Ama eskiden de bir iki bakmışlığım vardır. Burada şunu görüyorum: Herkes çok bilgili?! Fakat Türk edebiyatında adına rastlamadığım rastlayamadığım insanlar bunlar. Hayır burada birçokları müstearla yazıyor amenna. Ama öyle şeyler yazmışlar ki müslümalıktan dem vuruyorlar sürekli. Sanki hepsi melek. Böyle metinler okuyunca insanın namaza durası gelmiyor yahu. Biraz tevazu lazım değil mi sizlere cemaat. Veya biraz bilmemek? Yani azıcık da şu şiiri edebiyatı bilmeyin yav. Herkes alleme? Herkes şair? Ne bu? Ha şairlere saygım büyük? Lütfen önce şiir yazın sonra şiir konuşun? Okuduklarınızı da kitap olarak bastırın da ciddiye alalım. Okuyucu olabilirisiniz ama türk şiirini şu kötü bu kötü diye diye tozunu attırmışınız alimallah. Biraz sakin olalım baylar bayanlar.

Kelam-iki-

Şairin işinin zihni bulandırmak olduğunu düşünüyorum. Ama bu onun aracıdır, amacı değil. Toplumun kafasını bulandıran ve bunu amaç edinenler için yapar bunu. Okuduğu şiiri anlayan ancak bir şair olabilir. Aynı şiir okuru zorlamalıdır. Ki şiirin kolay bir uğraşı olmadığını bilsin. Bu, şiirin genel geçer tanımıdır. Yoksa özellikle Seyhan Erözçelik'in, Murat Üstübal'ın tarzıyla -ne demekse !- yazılan çalışmaların şiir olduğunu söylemek mizahın konusu olsa gerek.

Şairlerin dokunulmazlığının milletvekili dokunulmazlığıyla hiç bir alakası yoktur. Mabusunki yasal bir dokunulmazlıktır. Şairinki ise manevi dokunulmazlık. Evet, eleştirilebilir. Zaten eleştiriliyor da. Ama yetkin olan yapabilir bunu. Yani şairi yine şairin eleştirmesi en makbulüdür. Ne ki bu ülkenin Mehmet Akif'ine sarfedilecek sözün dudaktan çıkışı milletvekiline sarfedilecek söz kadar kolay olmamalıdır. Şair ne atanmıştır, ne de seçilmiştir.

Diğer yandan rumuz mevzuu...Bana bu sözleri söyleyenin ismi ile cemaat'te yer alan birisinin olmasına üzüldüm. Neyse, boşveriniz. Benimkisi boş (!) bir kuruntu işte. Polemiğe girecek halden yoksunum bu aralar. Sizin dediğiniz gibi olsun. Lütfen, kapatalım.

Selamlar.

şiir, şair, gizem ve kapalı sistem!

"Şiir, Şair, Gizem",
evet !,kutsal üçlüyü izah ederken özenli yazınızda, bu cemaate haiz o yakadan bir türlü düşmeyen aynı mantık,tekrar huzurlarımıza gelmiş...
siyah-beyaz
ya siyahdır ya beyaz...
ya haindir,ya değildir...
ya kafirdir,ya değildir...
ya şairdir,ya da boşver...

ulubilgelerin üyelikleri ile destansı bir hüviyete bürünmüş cemaat.com. :)
prensiben hüsn-zann eden, öznelere hakiki payeyi veren,konumuna göre değerlendirmeye alan "ben",nesirleri,nazımları,yorumları okudukça,kainatın sırlarını çözüp,iki satır kelamdan psikanaliz yapabilen eril ruhların büyülü atmosferinde bulunduğumu anlayarak, acaba dedim!,nasıl bir katılımcı olabilirim.

naçizane keyf'e keder bir (eleştiri-hiciv)yazı yazdım 10-15 dakika içinde...
yazı kötüydü biliyorum!çünkü şairlerden bahsediyordu. üstelik ne hikmetse şiire benziyordu.
bende şiir bölümüne gönderdim.yayınlanmadı,üstelik neden yayınlanmadığını çok merak ettiğim için birde mesaj gönderdim yönetime, herhangi bir cevap yok tabi...
fakat yazım da bahsettiğim görüş alanı kapalı şairlerin,tek düze siyah beyaz değerlendirmeleri ile burada yakan-yıkan-kılıçtan geçiren derin yazarların,okumalarına sunayım istedim,belki feyz alırlar diye...
:)
yazınızı okuyunca sayın,sezai özel,
işte dedim benim şu karalama buraya tam oturur.
hiç bir şey hakkında emin olamadığımız şu garip kainatta,kesinlikle! nidasını yüreğini ortaya koyarcasına dillendiren cemaat.com yazar-çizerine ithaf olunur. :)

işte o yayınlanmayan şiir(yazı):

KAR ALTINDA…

Neylersin ki bahar gelmemiş,kıştayız.
Kar altında,rüzgar alan zor tabiattayız
Fikir puslu mübarek,lodos yemiş beyin lazım,
Bilgi birikmiş cilt cilt işte kafa göz burdayız
Kalp ile aklın düğünü yakın,lakin, henüz koridordayız.
Biliyoruzki zerrelerden kaim tüm kainat.
Biri bir diğeri ile etkileşim yapacak ki
Hareket olacak,zaman doğacak
Tetikleyici parmak, netice varolacak
Küçüklerden büyüklere hayat, hayatlanacak
İşte iradem dediğin,sahiplendiğin,
Cüz-i ki, sürur kaynağın,eğlendiğin
Elbette hüzünlendiğin,
Nedir bu kendini başrolde keyf ettiğin
Sinema senin değil,film senin değil.!
Fakat buradayım, zerremlede-kütlemlede “var” ım.!
Parçacıklarım bir kombinasyonda,ayaktayım.
Problem neden?neden?neden?diyen yanım.
İradem dediğim, “ben” im,
Cüz-i dersen, ki ben öyleyim
Değiştiremediğim hayatı, eleştirecek değilim.
Nokta olmak,küçük olduğunu anlamak,
Oh ne rahat,sanki topu taca atmak
Hayır!sakın! kast edilen hiçlik değil,
Bilakis muhatab sensin,serseri,başıboş değil.!
Cüz-i de olsa isteyen sensin,
Yapan eden değil.!
Yeşilki her şey ne acaip yaylamı,meramı ne?
Bakan herkeste bir gri özlemi, kara düşünce
Bu kadar zor mu?zor tabi pahalı,değerli işte
Işığın aydınlatıcılığı acaba nerde?
Foton foton geliyor bekle,
Kimbilir belki o köyde bir dere,
Periyodik cetvelde olmayan müthiş şey neyse?
Dua, işte küçüğün itirafı,
Zerrenin küre olma arzusu
Patlamanın ses ve ateş isteği,
Rengin istatikselleştirilmiş yumağı,
Neylersinki kış, hala sebepler perde
bembeyaz örtülmüş, hakikat gurbette
Vuslat hayali, bakan gözlerde,gör işte.!
Elbet gelecek bahar,sen seyreyle.
Sözüm,
Kar altında kalmış tüm şairlere…

Konuşma, Yazma, Sus(ma)

eleştirinizi okuyunca ortaya çıkan sonuç şu ki, şiir hakkında yazmayacağız, birkaç kelam etmeyeceğiz. çünkü ne söylenirse söylensin ahkâm kesmek olacak.

yazdığım yazının türü "eleştiri." bilindiği üzre eleştiri zaten "ben" merkezli bir yazı türüdür. yazar benliğini ortaya koymak zorunda eleştiride. keşke genel değerlendirme yerine katılmadığınız noktaları ortaya koysaydınız. fakat meseleniz site yöneticileriyse; ben uzağım oraya.

ve şiiriniz güzel olmuş. devamını bekleriz. çünkü "taca atılacak" daha çok top var.

Yönetim istifa! :)

sezai bey,
yazınız aslında benim, o,yazara-çizere feyz satırları karalayayım dediğim andaki haleti ruhiyem ile aynı eksende...
sizde paralel olarak,süslü sözcüklerin içinin boş,sanat göstereyimin karmaşa ve bulanıklık,şiirselliğin ezbercilik halini aldığını değerlendirmişsiniz...
iyi de etmişsiniz,fakat belki yönetime kızdım,belki sitedeki genel ulubilgeliğe, aslında ikisinede,kutsal üçlüyü bir kalıba sokuşunuzu okuduktan sonra,nasıl oluyor dedim kendi kendime; teşhis koyulduktan sonra,tedavi için hastalık nedeni "sınırlı düşünme,"yeniden tavsiye oluyor!
nedir sınırlı düşünme?
etrafına çit çekilmiş genel doğruların en doğru olduğundan başlanılarak üretilen fikirdir.
ne yapar bu sınırlı düşünme?
elbette ifadede yüksek duvarlar,zarureten zorlama sanatçılık,yaşamadığınız hayatlara eleştiri,çıkmadığınız tepeleri tasvir,kale duvarlarının arkasındaki firavunun öldüğü haberini alamamanın doğurduğu,dinamik insan dünyasını statikleştirme, aslında kendimizi tahlil,başkasına ya haddinden fazla medih yada gömün gitsin işte!

eleştiriniz haklı değil diyemem,"sınırlı düşünme" hastalığının sitedeki belirtilerini haykırmak için,herhangi bir tepeye çıkmaya gerek yok! Aleni bir şekilde,nesir-manzum-yorum akın akın gelmişler,site kurmuşlar.
"bakteriyel residance"