Ali Düz(1):
Konumuz gençlik ve siyaset. Bu çerçevede güncelin önemi, siyasi olmak siyasi olmamak, gençlerin siyasete ilgisi, partilerin gençlik kollarının işlevleri, gençlerin sivil inisiyatifleri konularını konuşacağız.
Güncel olana yaklaşımdan başlayalım isterseniz. Güncel olanın önemi nedir? Siyaset de sonuçta güncel hadiselerin etkisi ve bu etkilerin toplamında halka gözüküyor...
Mehmet Ali Akyurt(2):
Günceli takip etmek, normalde bir takım gazetelerin önümüze yığdığı şeylere kapılmak anlamında olumsuzlanarak da söz konusu edilen bir şey. Ama sanırım bu olumsuzlamayı aşarak, güncelliği kendince yeniden tanımlayarak başlayabiliyor insan günceli takip etmeye. Mesela herkes kendine has, kendine uygun bir oranlama, karışım oluşturarak siyaset, ekonomi, sosyoloji, edebiyat vs. arasından
güncel gelişmeleri takip edebilir.
Ali Düz:
Evet… Sonuçta bir bakıma güncel hadiseler gün içinde olan, güne ait olan hadiseler olduğu için biz onlar içinde kendimize ne kadar başarılı bir yer belirlesek de, sonuçta olayların çevresini, başlayışını ve bitişini kontrol eden başkaları olabildiği için de riskli bir iş sanırım güncelle kendine yön vermek…
Mehmet Ali Akyurt:
Evet, dolayısıyla günceli aslında malumat, parça düzeyinde alıp kendimizde yeniden kurmuş olmalıyız. Mesela gazete okurken, üçüncü sayfa tarzındaki haberler insanın giderek daha çok ilgisini çekiyormuş gibi geliyor bana. Sanırım bu da en dolaysız, en ham ve ayrıntılı bilgi kırıntılarına orada ulaşabilmekle ilgili.
Ali Düz:
Evet… Ben kendi gözlemlerime dayanarak konuşacak olursam, aslında gençlerin günceli takip ettiğini söyleyebilirim. Ama güncel hadiselerin toplamına ilişkin bir temelli fikir oluşturmak, özellikle merkezi, yönlendiriciliği siyasi olan konularda, temelli bir fikir oluşturmak gibi kaygısı yok gençlerin genelde. Meselelerin arka planına dek pek kafa yormuyoruz herhalde. Bu da biraz apolitiklik olarak da görünen bir durum ortaya çıkarıyor.
Serdar Karagöz(3):
Ben gençlerin sistemin neticesinde apolitik olduğunu düşünüyorum. Ama sadece gençler değil toplum da apolitik.. belki bu noktada gençler toplumdan daha fazla mı apolitik tartışması yapabiliriz… Eğer kıyaslamayı yaş gurubuna göre yapacaksak gençler de diğer yaş gurupları kadar siyasetle ilgili. Ama aslında fikir üretme sancısı ve fikirsizlik bugünün gençlerinde eskiye göre daha fazla, dolayısıyla gençlerin apolitik olduğu sözü bugün geçmişe oranla doğru bence.
Mehmet Ali Akyurt:
Şimdi apolitiklik deyince.. konu apolitiklikten ne anladığımıza bağlı olarak değişiyor herhalde. İsterseniz "İnsan tanım olarak politiktir, politik olmaktan kaçamaz, her hareketi bir politika ima eder"den de başlayabiliriz konuşmaya…
Apolitiklik, makro siyaset (partililik, geniş çaplı siyasi örgütlenmeler, dünya sistemi) mikro siyaset (kişisel ya da daha küçük grupsal tavır ve takipler) konusunda.. ben kendi adıma makro politikayı kendi mikro politikamdan yola çıkarak anlamlandırabileceğim bir noktaya doğru gitmeye çalışıyorum. Bu ikisi arasındaki sınırlar birbirine nasıl ulaşır bunu anlamak lazım sanırım. Benim dikkatimi çeken kesim, bir derdi, meselesi, rahatsızlığı olup bunun siyasi ifadesini bulamayan insanlar, diğerlerini zaten gündem/konu-dışı tutmak gerek sanırım.
Ali Düz:
Peki o sınırların birbirine ulaştığı yere dair…
Mehmet Ali Akyurt:
Ben bir eylemde içinden gelerek bağırmak olarak tecrübe ediyorum bunu mesela, herkes başka başka şekillerde tecrübe edebilir. Bir de hayatımızdaki tutarlılık, organik bütünlük, gündelik hayatımızın ima ettiği şeyler meselesi tabii…
Serdar Karagöz:
Şöyle bir şey var. "Siyasetsizlik" dediğimiz şeyi fikirsizlik olarak algılarsak.. fikirsizlik tırnak içinde dertsizliğin bir neticesi. Yine tırnak içinde dert olmaması da modern yaşamın bir dayatması bizlere. duyulan bazı sıkıntılar var ama artık modern yaşam kendi oyalama teknikleri ile bunu telafi edebiliyor..fikir sancısı çekilmiyor.. evet düşünmüyoruz, çünkü yaşamın akışı düşünmeye izin vermeyecek derecede yoğun. Gençler yaşamın akışında durup düşünemiyorlar. Okul, sınav, iş, para kazanmak.. daha iyi bir yaşama şartlanmak, bunların yoğunluğu insanın hayatını dolduruyor. Bunlar tek sıkıntı oluyor. Dolayısıyla kendi sıkıntılarından başını kaldıramıyor modern genç; ama siyaset diğergamlık ister, düşünmek ve diğergamlık.
Ali Düz:
Düşünmek derken, düşünmeyenler düşünemiyor, diyebilir miyiz? Yani iradî, ahlâkî olan tavır öncelikle belirleyici olmuyor mu hayatımızda?
Mehmet Ali Akyurt:
Nasıl yani?..
Ali Düz:
Yani insanın bulunduğu yere dair bir fikir temeli edinmek tavrının, ona dışarıdan gelen bazı şeylerin daha öncesinde olması gerekmez mi? Ahlâki olarak bu bilinci taşıdıktan sonra yani düşündükten sonra -Kur'ân'da da düşünmek olayların saf halinden sonra kendimizde bir şey oluşturmak anlamında zikredilir zaman zaman- düşünememek, işte güya hayat şartlarının buna imkân vermemesi gibi şeyler ortadan kalkıyor sanırım. Bu temelin, duyarlığın kaygısını taşıyan için..
Harun Tan(4): Şimdi şunu sorayım ben: Bazıları siyaseti modern kavramlarla konuştuğu için bu güne kadar ürettikleri tanımlamalar da tekrardan öteye geçmiyor. Yani nedir bu siyaset ve insanı siyasi olmaya zorlayan erdem? Sözgelimi İbn-i Haldun'un ürettiği şey'le Machiavelli'in kastettiği şeyler aynı mı? Aslında bunu Serdar'dan dinlemek isteriz..
Serdar Karagöz:
Herkesin siyasal davranış için farklı motivasyonları vardır ve bu temelde sizin yaşantınızla ilgilidir. Aileye değer veren bir yaşantı sahibi iseniz ve çevrenizde aileyi kısa orta uzun vadede zedeleyeceğini düşündüğünüz şeyler varsa, bunlardan kaçınmak için siyasal bir pozisyon oluşturursunuz. İşçi hakları, sermayenin serbest dolaşımı, adalet gibi farklı farklı bir çok dürtü sizi siyasete yönlendirebilir.
Harun Tan:
Bir dürtü yani?.. Siyaset Bilimi'nden söz ediyorum. Senin tanımladığın şey bir dürtü olarak siyaset ihtiyacını ifade ediyor.
Serdar Karagöz:
Yaşantınızdan kaynaklanan pozisyon alma ihtiyacı diyebiliriz. İbn Haldun'un erdem arayışı ile Machievelli'in iktidar vurgusu tabi ki aynı şeyler değiller. Aslında işin felsefi kısmına girmek için durumumuzun çok da müsait olduğunu düşünmüyorum.
Ali Düz:
Evet, konunun daha özel, yerel yerlerinden devam edebiliriz..
Mehmet Ali Akyurt:
Ben özelleştirerek Müslüman gençlerin durumuna yöneleyim bu durumda. Müslümanlar siyasi bir eyleme girişirken, bu işin fıkhi çerçevesini oturtma ihtiyacı duyuyor. Bazı konularda hareket için çağdaş bir fıkhi usulden yoksunuz, bir taraftan da bu var. Bir de kimi ideolojilerin, partilerin, derneklerin, vakıfların vs. boyunduruğu sürüyor. Bu yüzden böyle dar(altılmış) bir ortamda ben, olumlu bir siyasi faaliyetin daha mikro örgütlenmeler halinde olacağını düşünüyorum. Yalnız bu söylediğimden, yerel örgütlenme ya da mahalle-okul örgütlenmesi gibi bir şey anlaşılmamalı öncelikle, merkezi vurgu burada değil en azından. Yani insanın kendinden başlayarak, örgütlenmeyi ima eden bir gündelik hayat kurmasıyla başlamak anlamında bir siyaseti kastediyorum. Ve birilerine zaman ayırmak, konuşmak, mektuplaşmak, e-posta gibi şeylerden başlayarak daha makro siyasi alanda sayılan islere doğru gidebilecek şekilde. Mesela biri tek başına güncel siyasi bir olay karşısında bir el ilanı hazırlayıp cıktı alıp dağıtabilir, bunun mümkün olduğu bir kurgu mesela. Ve bu da peşinden konfor, hayat standardı, gelecek vs. beklentileri konusunda bir adım atmayı da gerektirecektir.
Ali Düz:
Evet, tabi günümüz Türkiye'sini düşünürsek bu tavırların makro siyasete zamansal etkisi gibi endişeler doğuyor…
Mehmet Ali Akyurt:
Benim şöyle bir kurgum var: Bir düşünce insanların ihtiyaçlarına karşılık geliyor, bir sorularına değiyorsa, o düşünce yayılacaktır ister istemez. Velev ki ilk ortaya konuşu, bir kişinin bir başka kişinin kulağına söylemesiyle gerçekleşmiş olsun.
Serdar Karagöz:
Ben mikro örgütlenme, yerel düzeyde tepkiler verme konusunun postmodern ülkeler için çözüm olabilecek ama tarım toplumundan sanayileşme toplumuna geçmekte olan ülkemiz için daha az etkileyici olacağını düşünüyorum.
Mehmet Ali Akyurt:
Benim dediğim "yerel" değil ama onu vurgulamıştım.
Serdar Karagöz:
Evet, ifade etmiştiniz. Mikro örgütlenme kısmını biraz da açarsanız daha iyi olur.. Buradan daha somut ne anlamalıyız?
Mehmet Ali Akyurt:
Şöyle diyeyim: İnsanın kendi temas noktalarından hareketle, bir anlamda eliyle sürekli yoklayarak, bir soyutlamadan, ideolojiden, söylemsellikten hareketle değil de daha "hissederek" yürütmesi siyaseti(ni). Hem kendinin hem de genel olarak insanın, insanlığın hali hazırdaki somut tecrübesinden bağını koparmadan kabacası, kurumsallık dışı bir şekilde ve uzak soyut bir yerden kendine doğru değil de somut kendinden hareket ederek ucu görünmeyen adım adım yoklanarak gidilen bir noktaya doğru hareket etmek benim söylediğim…
Serdar Karagöz:
Ama güncel yansımaları var bunun. Baskın hoca mesela, hatta ÖDP, Ufuk Uras.. bana sanki bahsettiğiniz türden şeyler yapıyorlar gibi geliyor..
Mehmet Ali Akyurt:
Sanmıyorum açıkçası, kurumsallık açısından.
Serdar Karagöz:
Örgütçülükleri zayıf hatta esnek. İdeolojik yönden evet bir kurumsal duruşları var.. bizim anladığımız siyasi partiler gibi değiller.
Mehmet Ali Akyurt:
Kurumları dahil edeceksek bu konuşmaya bence en azından Anadolu Gençlik gibi kurumlardan bahsetmeliyiz, ÖDP'den değil.
Serdar Karagöz:
Ben sizin söylediğiniz şeyi kendi siyasi duruşumla alakalandırabilir miyim diye düşünüyorum.
Ali Düz:
Şunu sorayım. Serdar sizin siyasetin içinde bizzat yer alan bir genç olarak bu duruşunuzun sebebi ne?
Serdar Karagöz:
Şimdi ideolojik duruşunu ve algılamasını eskiye göre değiştiren bir hareket var Türkiye'de: AK Parti. AK Parti kendisini tanımlarken ideolojik eksenden, söylemsellikten, büyük idealardan farklı bir noktaya çekti kendini. Günlük ihtiyaçlara, ekonomik sorunlara, özgürlük sorunlarına, vatandaşlık problemlerine… Sanırım siyaset böyle bir şey olarak algılanıyor AK Parti'de. Bu manada siyasetten bahsediyorsak kişi, yaşamsal varlığını siyaset faaliyeti ile tanımlayamaz. Ama kişinin yaşamsal varoluş meselesine getirdiği bir anlamlandırmanın yansıması olabilir siyaset. Bir yansıma bir netice...
Harun Tan:
Bu durumda Ak Parti'yi ideolojiden arınmış bir parti olarak düşünebilir miyiz Serdar?
Serdar Karagöz:
Bu yönüyle AK Parti'yi ideolojik halini "budamış", en aza indirmiş bir parti olarak alabiliriz. AK Parti'nin varoluş konusunda diğerlerinden(ideolojik merkezli hareketlerden) ayrı bir durumu var, çünkü ideolojik vurgusu yok.
Mehmet Ali Akyurt:
Mikro siyaset derken ideolojisini inceltmiş, kristalize hale getirmiş bir tavrı kastediyordum aslında, budamaktan söz etmiyordum.
Serdar Karagöz:
AK Parti kendi varoluşunu vatandaşların ihtiyaçlarına çözüm noktasında buldu. Parti politikası sorunlara çözüm bulmak için geliştirildi.. Günlük sorunlara. Ve AK Parti gençliğin endişelerine denk düştüğü için iktidarda biraz.. sadece gençliğin değil toplumun endişeleri, ihtiyaçları… Bunları konuşuyor AK Parti. Pratik ihtiyaçlardan bahsediyor hep.
Mehmet Ali Akyurt:
Bence son dönemde, gençliğin siyasi açıdan en görünür olduğu yerler internet, e-posta grupları ve Youtube, sanırım en çok eylemlilikler buna göre şekilleniyor artık.
Ali Düz:
Evet, gençler kendilerinin daha çok müdahil olduğu, sınırlarını tespit edebildiği şeylere yöneliyorlar daha çok. Büyük siyaset içinde partiler içinde bazı odakların yönlendirmesi olduğunu düşündüğü için sanırım gençler, emin olmadığı şeylerden -siyaset gibi- ziyade emin olduğu, gördüğü şeyleri -futbol gibi- konuşuyor. Futbolu izliyorsun çünkü, sahada ne olup bittiğini, hangi oyuncunun ne kadar koştuğunu görüyorsun.
Harun Tan:
Ben AK Parti'nin dış politika ve ekonomi konusundaki yetkinliğini kabul etmekle beraber, gençliğe ve kültüre yönelik bir icraatını göremiyorum. Bu Türkiye'den de ABD'den de böyle gözüküyor. Mesela Unesco 2007 yılını "Mevlânâ Yılı" olarak kabul etti, fakat hükümetin bu konuda yaptığı icraat barış treninde sema dervişlerini sergilemekten öteye geçemedi. Oysa bu ciddi bir imkândı, Mevlânâ'nın daha çok tanınması için bundan iyi bir fırsat olmazdı herhalde.
Serdar Karagöz:
Harun bey pratik siyaset için talep çok önemlidir. Eğer siz bu konudaki talebinizi güçlü bir şekilde iletememiş iseniz siyasal parti bunu ancak önüne geldiğinde değerlendirir. Kültür konusunda siyasal iktidarın yapabileceği şeyler vardır; ama bunların tamamı alt yapıya ilişkindir. Devlet opera binası yapar da opera oynar mı; bu soru işareti. Gençlik örgütlenmeleri kısıtlı. Gençler sosyal aktiviteyi üniversite dışına çıkamayan kulüplerle yürütüyorlar. Dışarı çıkmamaları, topluma karışmamaları, siyaset konuşmamaları yönünde genel bir kurgu var sanki ortada. Bunu tartışmalı gençler; yerel yönetimlere nasıl ulaşabilir, onların "kültürel" faaliyetlerini nasıl yönlendirebilir, işin içinde olabilir, buna bakılmalı.
Harun Tan:
İyi de partilerin gençlik örgütleri niye var, teşkilatı, kurumları, arge'si, danışmanları niçin var? Farzedelim talep yok, o durumda ne olacak? Mesela ABD'de ülkedeki tüm kültürel ve siyasi her türlü kararın ardında hükümetin tavrını görmek mümkün. Sözgelimi evrim teorisi karşıtı fikirleriyle bilinen intelligent design grubunu Bush bizzat destekledi ve bu yolla pek çok etkinlik yaptı.
Serdar Karagöz:
Partilerden talebin olması şudur: Mevlânâ üzerine çalışmalar yapan, Mevlânâ'yı tanıtmak için çalışmalar yapan, vakıf-dernek-birlik-kulüp… bunların olmasıdır. Bir kişi çıkıp da Mevlânâ Üniversitesi, Mevlânâ Enstitüsü kuralım dememişse, bu konuda bir adım atmamışsa, hükümetin yapacağız çok fazla şey yok.
Ali Düz:
Serdar beyin dediği durumda, hükümet kültür meselelerinde biraz fazla nötr kalıyor sanırım. Ve bu kültür bilincinin daha geniş/derin bir siyaseti olduğunu da düşünürsek, ABD'deki yönlendiricilik tarzı bir önceliğin de belirmesi gerekir.
Serdar Karagöz:
Bizde ihmal edilen şey bu oldu. Parti dışı örgütlenmelere yeteri kadar önem vermedik, zannettik ki(zannediyorduk ki) parti her şeydir. AK Parti bunu değiştirmek istiyor aslında. Hatırlarsanız Başbakan'ın bir konuşması vardı; demişti ki nerede talepleriniz, neden siz de örgütlenip din ve vicdan özgürlüğü taleplerinizi bir inisiyatif olarak ortaya çıkarmıyorsunuz. Bu tartışılmıştı, Başbakan orada "bu işlerde algı değişmeli artık, baskı güçleri olarak güçlenin işimizi kolaylaştırın" diyordu. Biz modern manada örgütlenme ve siyasi taleplerin lobisini yapmada zayıfız toplum olarak.
Harun Tan:
Bu konularda sivil inisiyatifler var zaten..
Mehmet Ali Akyurt:
Mesela AKP gençlik kollarına gelen arkadaşların ne tür talepleri var? Kapitalizm yerle bir olsun istiyorlar mı mesela? Açmak için soruyorum, provoke etmek için sormuyorum.:)
Serdar Karagöz:
Sanırım AK Parti gençlerinin "biz AK Parti gençleri olarak şunları istiyoruz" tarzında toplumun gençlerinden veya partinin genel politikasından ayrık bir talebi yok; ama siyasete getirdiği bir genç dili var, hak ve özgürlüklerden evrensel duyarlılıklara kadar bazı konulara sahip çıkmak ve anlatmak çabaları var.
Siyasi tercih olarak "millete faydalı olanın" analizi yapılıyor AK Parti'de. Siyasetin pratik ve pragmatik yönü muhafazakar(toplumun erdemli değerlerini korumacı) bir politik anlayışla yoğruluyor. Gençler ise bu partinin vicdanı bana göre.. fayda ile erdemin çatışacağı noktalarda vicdanın sesine ihtiyaç var.
Harun Tan:
Mesela ABD'de siyasi-kurumsal yapı çok kapalıdır. Teamüller, prosedürler her şeyi çok sınırlar. O yüzden ABD'de gençlik ve siyaset gibi tartışmalar pek olmaz. Çünkü gençlik diye ayrı bir siyasi öznellik yok. ABD'de eğer gençler radikal iseler, sokak eylemleriyle, bloglarla, üniversite kolarıyla etkili olmaya çalışırlar, Fox tv. haberleri ile yetinirler yani. Ama merkez partilerden iseler sadece çıraklık yaparlar, stajyerlik, kampanyalarda görev almak ve iletişim koordinatörü olmak gibi.. gençler yavaş yavaş yükselirler yani, 25 yaşında milletvekili olmaz kimse, Türkiye'deki 25 yaş olayı da bir siyasi talepten ziyade seçim yatırımı bence. Ayrıca, gençlik konusunda fetişizme kaçacak bir tavra da gerek yok bence. Tecrübesizlik ve delikanlılık gençlerin bir değeridir mesela. Bu da siyaset kurumunun kemikleşen yapısı içinde görülmeyen bazı şeylerin görülmesine yol açabilir… Ve Türkiye'de siyasetle ilgili bir tartışmaya ihtiyaç var. Yoksa mesela Genç Siviller'in yaptığının da kutsanacak bir tarafı yok. Hatırlayın Gırgır dergisi milyon satardı ama siyasi bir ağırlığı yoktu. Dalga geçerek hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Siyasetle ilgili bir tartışmaya ihtiyaç var evet, siyaset konuşulmuyor çünkü ortadaki kötü tecrübelerden etkilenmiş olunsa gerek, bu siyasetteki yenilmişlik psikolojisiyle de alakalı bir şey. Herkes kendi yenilgi tarihini gençlerin futbolcu olma tarihi olarak veriyor. Bu sessizliği ya da sansürlü durumu aşmak için de önde gelen siyasetçilerin ciddi bir siyasal tavır geliştirmesi gerek.
Mehmet Ali Akyurt:
Ben Türk siyasi sosyal tarihinin Türk şiiri üzerinden okunabildiğini görmüştüm. Altmışlar yetmişleri bu dönem edebiyat dergilerindeki şiirlerden okumuş anlamıştım mesela…
Ali Düz:
Evet, gençler şiir-sanat alanından hemen sağlam bir siyasi bilinç, hem de başkalarıyla ortak bir tavır/duyarlık yakalayabilirler; yönlendirilmeyen, hesap vermeyen bir alan...
Mehmet Ali Akyurt:
Ve her alanın kendi terimleriyle ifadesini bulan bir siyaseti var; mesela edebiyat alanında apolitikliğin mümkün olmadığı kabul edilmiş durumda şu an. Ortamın kabulleri değişiyor. Bu büyük ölçüde Hakan Arslanbenzer, Murat Güzel, Ahmet Güntan gibi isimlerin şiirleri ve yazılarıyla oluyor. Ben şunu görüyorum; genç şairler hem gündelik dilden hareket eden hem de incelmiş bir sesle kendi dertlerini, meramlarını anlatma imkanına kavuşabiliyorlar. Bu önemli bir şey.
Ali Düz:
Belli alanların öneminden bahsetmeye gelmişken, bence hayatımızda önemsediğimiz duruşları, yönelimleri yazarak bitirelim sohbetimizi…
Harun Tan:
Bence gençler kendilerini belirli siyasi örgütlere angaje etmek yerine daha hazmı kolay işlerle uğraşmalı. Sözgelimi iç dünyalarını onaracak meseleler üzerinde vakit harcayıp sağlıklı, aklı selim bireyler olarak yapmak istediklerini yapmalılar. İnsanların bireysel aydınlanmaları olmaksızın üretecekleri şeyler, samimi olmayacaktır kuşkusuz. İnsan teki olmanın hazzını yaşatacak bilgiye ulaşmak gerekir. Sağlıklı bir okuma bunun için iyi bir başlangıç sayılır.
Mehmet Ali Akyurt:
Güncel siyasi gelişmeler karşısındaki tavır olarak.. mesela Irak'ta Amerika'nın mezhep farklılıklarını kullandığını görünce: bu konuda ne tür bir hazırlık yapabiliriz, daha donanımlı nasıl olabiliriz gelecek için, kendi toplumumuzda bugün ufak gibi görünüp, gereksiz siyasi çatışmalara alet edilen çatlakları nasıl onarabiliriz? Aklımıza bu tür soruları getirecek bir konumda bulunmak iyi olur bence. Bunun dışında, ümmetçi mi kaldı denebilir ama; kapitalizm karşıtlığı, ümmetçilik, radikalizm, anarşizm; bunların Müslüman gençler için birer duyarlık olarak, anlaşılması, anlamlandırılması zaruri şeyler olduğunu; fakat bunların gündelik hayatımızdaki yansımalarının inceltilmesi, yüzeysel ve kaba olmayan, havada uçmayan bir hale getirilmek suretiyle açıkyüreklilikle denetlenmesi gerektiğini, aksi halde bunların ya gençlikte kalacağını ya da kemikleşeceğini düşünüyorum.
Ali Düz:
Herkese teşekkür ederiz.
(1): Lisans öğrencisi.
(2): İz Yayıncılık'ta editör olarak çalışıyor, yükseklisans öğrencisi.
(3): AK Parti Gençlik Kolları yöneticisi.
(4): ABD'de kreatif yönetmenliği yapıyor.
Yorumlar
saskınlık
Per, 12/07/2007 - 13:39 — nesibe gevherroportajın hangi bolumunu nasıl yorumlayacagımı sasırdım.oyle anlasılmaz noktalar var ki...
ideolojik bir altyapısı yok,guncel meselelere cozum arıyor.bu nasıl bir yaklasımdır ki,kısa ve uzun vadede planları olmayan,dunyanın nereden gelip nereye gittigini ikinci plana koyup; issizlik gibi,savas gibi,sorun olan bir cok konuda bu sorunları olusturan sistemi gozardı ederek kısa vadeli cozumler uretilsin.bu bakıs acısıyla dunyaya adaletle 700 yıl hukmeden devleti aliyeye varis olunsun(!).anlayamadım.
basbakan neden sivil insiyatifinizi ortaya koymuyorsunuz demiş?bu nasıl olur?yıllardır aralıksız her hafta turkiyenin birçok ilinde yapılan basortusune ozgurluk eylemleri,inanc platformları nedir?"birkac agac";ormanı yakamayız sizin icin denilen bir kac agac...
ben bu roportajı anlamadım.tekrar okumalıyım..
şaşkınlığın nedeni
Per, 12/07/2007 - 21:19 — Ali Düznesibe gevher hanım, bence de söyleşiyi tekrar okuyun. Çünkü söyleşiyle alakası olmayan sorunlardan bahsediyorsunuz.
"ideolojik bir altyapısı yok,guncel meselelere cozum arıyor.bu nasıl bir yaklasımdır ki,kısa ve uzun vadede planları olmayan,dunyanın nereden gelip nereye gittigini ikinci plana koyup; issizlik gibi,savas gibi,sorun olan bir cok konuda bu sorunları olusturan sistemi gozardı ederek kısa vadeli cozumler uretilsin.bu bakıs acısıyla dunyaya adaletle 700 yıl hukmeden devleti aliyeye varis olunsun(!).anlayamadım." Bu ifadeler size ait.
Orada 4 kişi oturmuş birşeyleri konuşuyor. Böyle bir söyleşide nasıl bir ideolojik altyapı arıyorsunuz? Konular söyleşinin girişinde ve içinde gözüküyor zaten, amaç da gözüküyor. Altyapı ne demek, anlamadım? Güncel meselelere çözüm arıyor, diyorsunuz; onu yapan kim? Dünyanın nereden gelip nereye gittiğinin ikinci plana konulduğunu söylüyorsunuz, planları olmayan, diyorsunuz.. bunlar ne demek? Orada konuşan herkesin bir dünya görüşü, planı, yorumu var; sanırım konuşulanları anlamadığınız doğru, bu yüzden de haksızlık ediyorsunuz millete. Ayrıca söyleşinin kendisiyle içindeki bazı yorumları aynı şeymiş gibi değerlendirmemek gerekir. Başbakanın görüşü başbakanın görüşünü doğru bulanlar tarafından destekleniyor; söyleşinin tamamı başbakanın görüşünden oluşmuyor.
Özür dilerim ama, daha adaletli ve doğru davranmak için, söyleşiyi yeniden, sakin ve dikkatlice okuyun bence. Başkasına yapılan haksızlık daha çok zoruma gider.
Lüzumsuzluk da lüzumlu mudur?
Per, 12/07/2007 - 13:42 — beyza narHayır değildir. Öyle görünür. Bu konuşmayı bir saadet partili olarak mı okudum, hayır. Bir Ak Partili olarak mı okudum, hayır. İbn-i Haldun'un ağızlara çamur edildiği iyi cümleler sınıfının yüksek apartman çocukları olan entelektüeller gibi mi okudum, hayır.
Bu ülke üzerine söz söyleyenler daha çok bu ülkeyle bir ilişiği olmayan fakirler(zihinsel olarak) zümresinin parti başları gibiler. Hep böyle oluyor. Bundan sıkıldık mı, evet sıkıldık. Bu konuşmanın ana fikri bana ne kazandırdı diye düşünüyorum şimdi. Oldukça uzun bir zaman harcadım okumak için ne kazandım, kocaman bir hiç. Ne dünyada ne ahirette bana faydası olmayacak lakırdılar.
Yaşıtları üzerine söz etmek, bizim gençlerin ortak hastalığı oldu. Bakın ben gencim, "gençler şöyle" diye bir cümle girişi yapmıyorum. Kardeşim ben de gencim. Yaşlıymışım gibi davranmama ne gerek var.Sadece bu kadar değil.
Birincisi, birileri yazıklarımdan incinecekse şimdiden özür dilerim. Elimde değil yazmak zorundayım. Bu konuşmadaki tespitler çocukça, avam seviyesinde kalmış. Ortalama bir hippi öğrenci grubunda bile futbol - siyaset ilişkisi ile ilgili cümle kurulabiliyor.
Görülmemiş bir tespit yok bu konuşmada. Herkesin bildiği, konuştuğu şeyler. Bunu cemaat ortamına taşıyacak kadar önemli kılan nedir anlamadım. Yoksa "bak biz konuştuk, şu adam Amerika'da bilmem ne işi yapıyor, Amerika'dan örnekler veriyor, hadi siz de izleyin" den başka bir şey yok mu bu konuşmada? Bana öyle geliyor ki yok.
Buradaki şahısların hiçbirini tanımam, kendilerini hedef alarak söylemiyorum hiç bir şeyi. Haklarını helal etsinler ama cidden boşa giden on beş dakikamın üzüntüsüyle yazmak zorundaydım.
İkincisini yazmayacağım. Vakte ihtiyacım var.
lüzumlu yaklaşımınız bu mu?
Per, 12/07/2007 - 21:45 — Ali Düzbeyza nar hanım, söyleşiyle ilgili bir işe yarayacak neredeyse tek cümleniz bile yok. Ve tuhaf iddialarda bulunuyorsunuz. Söyleşi elbette eleştirilebilir, ben de eleştiriyorum; fakat sizin iddialarınız, eleştirileriniz hem yapıcı değil hem de bir şey söylemiyor. Eğer içeriğe dair bir açıklamanız, izah edilmiş bir eleştiriniz olsa, ona cevap vereceğim, ama siz farklı önyargılarınız, önbilgilerinizle söyleşiyi, konuşanları itham ediyor, sonra da haklarını helal etsinler muhabbeti yapıyorsunuz. Önyargılarınız var galiba, yaşadıklarınız sizi bazı şeylerden usandırmış olabilir, ama burada bu söyleşiyi konuşurken bunlar bizim umurumuzda olmaz.
"Bu ülke üzerine söz söyleyenler daha çok bu ülkeyle bir ilişiği olmayan fakirler(zihinsel olarak) zümresinin parti başları gibiler." (Konuşanların seviyesiyle alakalı bu ve bunun gibi ifadeleriniz var!)
Bu cümleden yukarıdaki söyleşide konuşan insanlara düşünce fakiri dediğinizi anlayabiliriz değil mi? Peki, eğer vaktiniz varsa, bahsedilen konularda o zengin düşünce dünyanızla birkaç yorum yapın da sizin seviyenizi kavrayalım.
Ama maalesef, kolay olanı yapıyor, dışarıdan konuşuyorsunuz.
(Herşeyden önce benim yorumları okurken aradığım bir etik var. Yazıyı okumanın, yazının bağlamına, sınırlarına dikkat etmenin, yorum yapmanın, alıntı yapmanın, tüm bunların bir ahlakı var. Beli dikkatlere sahip olmak gerekiyor. Maalesef pek çok insan işine gelen tarafını alıp gelmeyen tarafını es geçiyor yorumların.)
Söyleşide konuşulan konuların içinden eleştirilen yaparsanız söylediklerinizi dikkate alıp cevap vereceğim. Özellikle kendi söylediğim şeylerin ne olduğunu anlatabilirim size.
Ama yorumunuzu okuduktan sonra, sizin anlama, ayırma, değerlendirme, nezaketi koruma gibi titizliklerinizin olduğundan kuşkulandım doğrusu.
ahlakî yorum yapmak...
Cum, 13/07/2007 - 14:06 — Murat SÖZERya hu öyle bir moda sokuyor ki insanlar kendilerini bu sanal alemde; bişeyi okuduktan sonra ona ahlaksızca, etikten uzak bi şekilde saldırmaya, onu basit görerek kendi "zihinsel zenginliklerini(!)" ortaya koymaya yöneliyorlar direk. bu çok üzücü bir durum. çünkü size anında sorular yöneltip sizin gerçek zihinsel zenginliğinizi (bu da neyse artık) ortaya dökemeyeceklerini biliyorsunuz. bu yüzden konunun üzerinden hiç bir görüş bildirmeden, "yanlış, eksik" gördükleriniz hakkında hiç bir şey söylemeden direk olarak zihin fakirliğinden, o değerli zamanınızdan dem vurup duruyorsunuz. buraya bu yazı konulduysa ve yazının altında da "yorum ekle" gibi bi link varsa, ilk önce bu konu üzerinden bişeyler ortaya koyacaksınız ki; sonra biz sizin değerli zihninize ve vaktinize saygı duyalım. ama nasıl olsa siz tepedesiniz, ok fırlatıp durduğunuz topluluksa (4kişi) aşağıda ve sizi göremiyorlar. bunun rahatlığıyla olduğunuz yerden fırlatıp duruyorsunuz, hem de belden aşağı derler buna.
"basbakan neden sivil insiyatifinizi ortaya koymuyorsunuz demiş?" ... şimdi bişeyler söylemeye yelteniyorsunuz, sonra işte başörtüsü eylemleri gibi alakasız bi örnek verip tartışmayla ilgili hiçbişey söylemeden "alt yapı" diyorsunuz. bu ne demek ki ya hu, hem de sanki orada konuşan herkes başbakanı savunuyormuş gibi ithamlar.
diğer hanım, "Yaşıtları üzerine söz etmek, bizim gençlerin ortak hastalığı oldu. Bakın ben gencim, "gençler şöyle" diye bir cümle girişi yapmıyorum. Kardeşim ben de gencim. Yaşlıymışım gibi davranmama ne gerek var.Sadece bu kadar değil." ... sağolun yahu, biz bu noktayı hiç oturtamamamıştık kafamızda. bu nedemek ama..! zaten konuşmanın içeriği bir takım gençlerin gençler üzerine konuşmalarından müteşekkil. hem hiç de öyle yaşlıymış gibi ahkam kestikleri filan yok. söyle söyle sonra da de ki; "Buradaki şahısların hiçbirini tanımam, kendilerini hedef alarak söylemiyorum hiç bir şeyi. Haklarını helal etsinler ama cidden boşa giden on beş dakikamın üzüntüsüyle yazmak zorundaydım, İkincisini yazmayacağım. Vakte ihtiyacım var." de. ya ne üstten konuşuyorsunuz böyle. nolur vaktinizi harcayın da şuracığa bi yorum yazın diyordu bu röportajı yapan da, hatta bütün cemaat.
ben burada konuşan 4 kişiden 2sini şahsen tanıyorum ve yazdıklarınızdan sonra üzüldüm. onlar adına değil, sizin ve camaat.com un adına... çünkü biliyorum ben o kişilerin "zihinsel zenginlik"lerini. ve yazdıklarınız kadarıyla o kişilerle konuşacak durumda görünmüyorsunuz pek, onların zihinlerinin fakirlikleriyle 15 dakikanızı harcamışsınız bi de!...
bu röportajı okuyunca aşağı doğru indim röportaj üzerinden bişeyler söylemek niyeti ile, ama keşke bu yazılanları okumadan yazsaydım, şimdi, şu anlık röportaj üzerinden bişeyler söyleyecek bi alanın oluşmadığını gördüm... en azından ali düz' e teşekkür edelim...
İsmet Özel Söyleşisi
Cts, 14/07/2007 - 02:31 — Ali BayramAli'den özür dileyerek....
Cemaat okurlarından bir istek:
İsmet Özel'in Haftalık'ta "Yakından bakınca hepsi kıl" başlıklı bir söyleşisi yayınlanmıştı. Haftalık'ın bu sayısı bana lazım, ama bulamıyorum. Bu sayıdaki söyleşinin tamamını veya Haftalık'ın sözkonusu sayısını bana gönderebilecek biri var mı? (internette var, fakat tamamı yayımlanmamış)
niye lazım falan diye sormadan bir güzellik yaparsanız sevinirim :))
ahlaki yorum.
Pzt, 16/07/2007 - 20:58 — nesibe gevheryorum yapmanın da tum davranıslar gibi bir ahlakı olmalıdır elbette.ama ben yorumuma yapılmıs yorumlardan bu ahlak sınırlarını gozetmemis oldugum hissine kapıldım.iki elestiri de aynı noktadan gelmis "ideolojik altyapı".anladıgınız sekliyle yapmıs oldugunuz elestiriyi haklı buluyorum fakat su cok net ki burada elestirilen akp genclik kollarının temsilcisi olan kisidir.ve akp'dir.Genc birinin siyasete yaklasımı ve siyasi bir partinin genclere yaklasımı sozkonusu burada.anlasılmaz buldugum,sasırdıgım ve kızdıgım ise tamamiyle bununla alakalı bir durum.aslında yeterince asikar oldugu kanaatindeydim ama yanılmısım yazık ki.
sivil insiyatifle alakalı toplumun duyarsızlıgından dem vurulmus,ben de dikkatleri toplumun sivil insiyatif gosterdiği,bu eylemin suregenliği üzerine cekmek istedim.sorun olarak addedilen hususun aksi durumlarında da tavrın ne olduguna bakılması adına.
yapılan calısmayı protesto etmek degildi niyetin,hakkınızı helal edin.fakat yorumumun tamamıyle ardındayım.
sayın ali duz'e ise acizane tavsiyem bu tarz bir soylesi yapılacagı zaman sınırlarının biraz daha net cizilmesi olacak.
mesela bir cok partiden genclik kolları temsilcilerinin katıldıgı bir roportaj ya da sadece genclik kuruluşlarından isimlerin katıldıgı bir roportaj ya da sadece bir universite kantininde sıradan universite ogrencileri ile yapılmış bir roportaj daha verimli olabilirdi diye dusunuyorum.
bu tip bir çalışmaya imza attıgınız için de tesekkur ediyor,yaklasan secim nedeniyle daha da uzerinde durmamız gereken bir konu oldugunu düşünüyorum.genciz.ve siyaset hayatımızın neresinde?
yapılan yorumların bu kadar az olması da dusundurucu değil mi?ey cemaat!.