renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kene mi Trafik mi?

Mevsim yaz. Birçok şey için fırsat mevsimi. Havaların ısındığı ve insanların kendilerini serin bir yerlere atmak istedikleri bir zaman dilimindeyiz. Serin bir ağaç gölgesini epeydir arzular olduk. Bu seneki sıcaklar da düşünülecek olursa daha çok ihtiyacımız var serin esen bir rüzgâra.

Yürek bazen ferahlamak istiyor. Bir ırmak kenarında, bir ağaç gölgesinde bir yılın yorgunluğunu atmak gibi küçük mutlulukların ardına düşebiliyor. Bu yaz da küçük kaçamaklar için aynı tehlikeyle karşı karşıyayız. Bu tehlikenin adı “kene”dir ya da tıp terimiyle Kırım Kongo Kanamalı Ateşidir.

Kırsalda yaşayan insanların bir sinek, sivrisinek, karınca muamelesi yaptığı keneler şimdi insanları ölümle tehdit eden bir hastalığın virüsünü taşıyan bir canavar oluverdi. Sonucun ölüm olması da bu küçük ama tehlikeli hayvana karşı olan tedbirlerin arttırılmasına sebep oldu.

Tehlike büyük. Bunu inkâr etmek imkânsız. Yaz mevsimin şu en sıcak zamanlarında piknik alanları bomboş. Herkeste keneye karşı bir korku oluştuğu için kimse evinden çıkmak bile istemiyor. Serinliği evinin küçük balkonunda arayanların sayısı her gün biraz daha artıyor. Kenenin yol açtığı panikten balkonlara sığınarak bir nebze olsun kurtulmaya çalışanlar yeşil bir çimenin ve serin bir ağaç gölgesinin ancak hayaliyle avunuyorlar.

Kene için tedbirler arttırılıyor. Bilinçlendirme toplantıları, broşürler ve seminerlerle insanlar bu tehlikeye karşı sürekli uyanık tutulmak isteniyor.

Kenenin tehlikeli olduğu mevsim yaz. Yaz bitip de sonbahar gelince kenenin de adı unutulmaya başlanıyor. Ta ki bir daha ki yaza kadar. Kenenin etki alanı önceleri birkaç il ile sınırlıyken şimdi neredeyse tüm ülkede kene alarmı verilmiş durumda. Bu da tedbirlerin daha da arttırılmasına sebep oluyor. Bir yılda keneden ölenlerin sayısı 20 civarında.

Gelelim keneden daha tehlikeli bir ölüm makinesine. Trafik.

Ülkemiz düşünüldüğünde ve yalnızca ölüm sayısı göz önüne alındığında bizler için en büyük tehlike trafik kazalarıdır. Elbette bizim başımızda her daim yüreğimizi yakan terör gibi bir lanet de var ama onun çözümü öyle ufak tefek girişimlerle hallolacak bir şeye benzemiyor.

Trafik kazalarında verdiğimiz ölü sayısı bir savaştan farksız. Her gün onlarca ölüm haberiyle sarsılıyor yüreklerimiz. Anlamak mümkün değil. Çaresi insan olan bu derdin bir türlü üstesinden gelemiyor olmamız ancak bizim toplumla özdeşleşecek bir çelişkidir. Hız yaparsan, kurallara uymazsan kaza yaparsın, durum bu kadar net. Tedbirli olmak, temkinli hareket etmek kazaların önüne geçecek en küçük ipuçları. İşin garibi herkes durumun farkında ve kazaların sebeplerini de bilmekte ama sonuç hâlâ değişmiyor. Buna ölümden ders almamak denebilir. Benim başıma bir şey gelmez, ben yılların şoförüyüm gibi beylik laflar bizim topraklarda geçerliliğini çoktandır yitirdi. Ölüm yol kenarında siperde bekliyor ve ölümün bizim yollarda hiç affı yok. Ayrıca trafik kazalarının mevsimi de yok. Her zaman bizleri bekleyen bir tehlike olan trafik, durdurak nedir bilmiyor.

Kaza olduktan sonra yolu hatalı bulmak, kavşaklarda eylem yapmak da nafile bir uğraş ya da acıyı hafifletme girişimidir ancak. O yoldan geçen binlerce araçtan kaza yapan tanınmış birisi çıkınca ancak yol hataları gündeme geliyor. Bu da düşündürücü bir sonuçtur.

Hız felakettir, yavaş olacağız; kene tehlikedir, tedbirli olacağız. Şunu da unutmayacağız; ölümün soğuk nefesini yanı başımızda duruyor olsa da ayaklarımızın yere sağlam basması bizim elimizde.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

kırım kongo kanamalı ateşi

merhaba
virüsler özel olarak ilgilendiğim bir alana girdiği için not düşmeden edemedim.kene ve trafik arasında tedbirsiz olunması neticesinde ikisininde ölüme sebep olması dışında bir ortaklık yok.kene henüz tedavisi olmayan dolayısıyla insana bulaşınca bünyeye göre değişiklik göstermekle birlikte ortalama bir gün içinde öldüren bir virüs taşıyıcısı.bizim oralarda sokurga derler.bu öldürücü virüsü taşımayanları da var tabi.eskiden de kene vardı tabi ama popülasyon insana ulaşmasına engel olacak şekilde belli bir ortalamada kalıyordu tavuklar sayesinde.bu denge sanırım geçen yıl kuş gribi endişesiyle yapılan toplu tavuk itlafıyla bozuldu.halbuki kuş gribi virüsü belli bir sıcaklıkta ölüyordu.aslında yediğimiz ürünlerde bulunan birçok virüsten daha tehlikeli değildi.bu kadar yaygara koparılmasının nedenine dair belli tahminler yapıldı ama mühim değil.neyse.

kenenin taşıdığı virüs henüz tanımlanamadı.zaten hastalığın bu yüzden "kırım kongo kanamalı ateşi" gibi gubidik bir ismi var.ilk olarak kırım kongo'da görülmüş ve virüsün bulaştığı kişiyi gözlerinden kanlar gelerek bağıra bağıra öldürüyor.virüsü tanımlayamadıkları için ismi bu ve yine bu tanımlayamama yüzünden tedavisi maalesef henüz yok.kene, sindirim sistemi olmadığından sindirim sistemi olan insan ve hayvan vücudundan kan emerek yaşamını sürdürüyor.hayvan virüsü başında değil gövdesinde taşıyor.çekip çıkarmak cildi virüsün bulaşmasına sebep olacak bir tahrip alanı açmadan mümkün değil.hatta çekerseniz derinizi ayrılmamak için kaldıracak kadar yapıştığını görürsünüz.herkes bu yıl dağda, kırda tatil planlarına ara verse ve oralarda yaşayanlar da bilinçlendirilse problem kalmayacak.bu süre içerisinde kümes hayvanı yetiştirme meselesi de devlet denetimi altına alınıp artırılsa önüne geçilebilir bir şey.inşaallah öyle olur.özetle insan yine tahrip ettiği doğanın, bozduğu doğal dengenin kurbanı oluyor.memleketim tehdit altında olan yerler bakımından birinci sırada biraz da bu yüzden dikkatimi çekti bu yazı.aslında ülkenin gündeminde olan, bu ülke insanını ilgilendiren böyle bir konunun buraya taşınması hoşuma gitti benim.

"Kene Gibi Yapışmak"

Mevsim yaz olunca bizim buralarda (Tokat) artık bir panik havası oluşmaya başladı. normaldir bu panik. çünkü yıllarca hiç önemsenmeyen bir yaratık bir anda korkulu rüya olmaya başladı.

cemaat.com'da genelde edebiyat üzerine yazıyordum ama sivas'tan bir dostumla görüşürken, jandarma istihbaratın birkaç yabancı uyruklu kişiyi ellerinde bulunan torbalardan yeşillik alanlara kene boşaltırken yakaladığını söyleyince böyle bir yazı yazma gereği hissettim.

komplo teorilerini pek sevmem ama bu haberden sonra hep dillendirilen "kene nükleer silah mı, bu işte israilin parmağı varmış." gibi sözlere itibar etmek zorunda kaldım.

sizin de söylediğiniz gibi önce tavukları yok ettiler, sonra keneler istila etti her yanı. bunlara tesadüf demeliyiz bilmiyorum.

hassasiyetiniz için teşekkürler.