renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Sevgiyle Dokunun

Biz enerjiyiz ve sürekli hareket halinde olan bir enerji denizinde yaşıyoruz.
… Sevgi, bitmez tükenmez bir enerji kaynağıdır.

Belki bir yerlerde görmüş ya da duymuşsunuzdur, gerçek mi efsane mi aslında onu da bilmiyorum; "dünyanın bir yerinde yeni doğan ikiz bebeklerden biri ölüme daha yakındır. Çare yok gibidir. Bari son gece birbirleriyle olsun diyerek ölüme yaklaşan bebeği diğer kardeşinin yanına koyarlar. Tenleri birbirine değer ikiz kardeşlerin. Bütün gece o şekilde kalırlar. Sabah ise doktorlar, hemşireler olan olaya inanamayacaklardır. Ölüme gidiyor denilen bebek, kardeşinin dokunuşuyla hayata tutunmuştur. " Ya da şunları duymuşsunuzdur; elleriyle ampul yakanları, çatal kaşık eğenleri, düşünceleri ile bir şeyleri döndürenleri! Bazı hastalıkları elleri ile tedavi edenleri…

Evet, insandaki enerjiden bahsediyoruz. Dünyada pek çok ülke tarafından bugün ilim erbabınca araştırılan ve aslında Doğu'nun mistizminde ve İslam'ın tasavvufla gelen yolunda zaten bilinen ve uygulanan enerjiden bahsediyoruz.

Yazımızın başına alıntıladığımız söz Prof. Dr. Ahmed Maranki'ye ait. İnsanın ve bulunduğumuz ortamın enerjiyle alakasını belirtmiş. Ve ikizler örneğinde değindiğimiz sevginin de bitmez tükenmez bir enerji kaynağı olduğunu ifade etmiş. Sevginin nasıl bir enerji ve ne gibi olumlu sonuçları olduğuna bir güzel örnek de Oscar ödüllü "Akıl Oyunları" isimli sinema eseridir. Şizofreni teşhisi konulan bir matematik dâhisi ve Nobel ödüllü Prof. Nash'ın gerçek yaşam öyküsü anlatılmaktadır bu filmde. Tüm olumsuzluklara rağmen onu destekleyen eşi, ağır hasta olan profesör kocasını elinden geldiğince yalnız bırakmaz ve o da hastalığına karşı mücadele vererek hayatının sonlarına gelmişken matematik alanında Nobel ödülüne layık görülür. Ödülü alırken yaptığı konuşmada ise sevginin gücüne değinir Profesör Nash; "Ben bugüne kadar hep sayıların gücüne inandım, pek çok problemi çözdüm ama gördüm ki sevginin gücü bambaşkaymış. Bugün burada bulunuyorsam buna tek sebeb eşimdir!"

Prof. Dr. Maranki, insan vücudundaki hastalığı o bölgedeki enerji eksikliği ile, oradaki enerji merkezinin enerji üretememesi ile açıklıyor. Albert Einstein'ın görüşünü temel alırsak yani "aslında karanlık diye bir şey yok, sadece ışıksızlık var" görüşünden yola çıkarsak o zaman "hastalık yok sadece vücudun o yerinde enerjisizlik var" diyebiliriz galiba. Dokunmanın, sevginin, sevgiyle dokunmanın nelere sebeb olacağını batı her ne kadar yeni yeni gündeme getiriyorsa da dediğimiz gibi insanlık tarihi bu ilahî yolu zaten var olduğundan beridir kullanmıştır.

Biz 1400 yıl öncesine kadar gidip peygamber tavsiyelerine baktığımız zaman bu ışığı görürüz mesela. Hastanın yanına gidip onun alnına elimizi koymamız, karşılaştığımız hemcinsimiz olan insanlarla musafaha yani el sıkışmamız ve hatta kucaklaşmamız, ibadet halinde iken omuzlarımızın birbirine değmesi ve bunun gibi pek çok örnek verilebilir.

İnsanlarda enerji vardır dedik. Sevgi ise en büyük enerji! Peygamberî metod da bu enerjiyi diğer insanlarla paylaşmayı salık veriyor. Kişisel tecrübeyle de sabittir ki hasta olarak, başımda ağrıyla gittiğim pek çok dinî toplantı sonrası kendimi her zaman iyi hissetmişimdir.

İşte peygamberî metod da sevgiyle dokunma yolu vasıtası ile vücudumuzdaki enerjisiz bölgeye pozitif enerji aktarmayı bize öğretiyor Allahüalem. Biz gayba inanan Müslümanlarız. Yani bazı şeyleri beş duyu ile açıklamayacak olmamız bizim inancımızı sarsmayacaktır. Kaldı ki bu bahsettiğimiz konular değişik ilmî yöntemlerle batılı-doğulu pek çok ilim adamı tarafından da belgelerle ispatlanmaktadır.

Mesela Kathleen Keating tarafından yazılan "Kucaklaşma Terapisi" adlı kitabtaki şu alıntılar söylediklerimizle ne kadar paralellik arz ediyor. Yazara göre kucaklaşma;

Kendimiz ve çevremiz için daha iyi duygular geliştirmemize yardımcı olur.
Çocukların dil gelişimleri ve zeka düzeylerinin (IQ) gelişmesinde son derece olumlu etkileri vardır.
Hem dokunan ve hem de dokunulan insanda pek çok ölçülebilir fizyolojik değişimlere neden olur.
Yalnızlık duygusunu ortadan kaldırır.
Korkuları yok eder.
Duygulara kapı aralar.
Kendinize duyduğunuz saygıyı güçlendirir.
Fedakârlığı destekler.
Yaşlanmayı yavaşlatır.
Gerilimi azaltır.
Kol ve omur adalelerinin gücünü korur.
Mutlu günleri daha da mutlu kılar.
Kucaklaşma sona erdikten sonra bile olumlu etkileri devam eder.

Sonuç olarak, sevginizi yüreğinizde hep taze tutun. Ve bunu insanlara -hemcinslerinize, eşinize, çocuklarınıza, anne ve babanıza vb- aktarmaktan çekinmeyin. Mevlana hazretlerinin "düşmanınız hakkında kırk gün olumlu şey düşünürseniz nasıl etkisi olduğunu görürsünüz" mealindeki sözünü de sevgiyle düşünmenin etkisi olarak hep hatırlayalım.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bir bak gözüme, bir tebessüm et !

Çok mühim bir konuya temas etmişsiniz, sizi tebrik ediyorum. Kendi çocuklarımızı bile sevmekten aciz, sevgisiz bir toplum olduk. Dudak uçuklatan cinayet ve cinnet haberleri de bunun en büyük delili değil mi?

Uzağa gitmeye gerek yok yakınımızda, yanıbaşımızda bizden sevgi bekleyen, tebessüme, iltifata muhtaç bir çok insan bulunuyor. Elbette başta kendimiz muhtacız. Mahallede işyerinde elini sıktığımız arkadaşımızın gözüne bakıp bir tebessüm etmek zor mudur? İnanın değil.. Arkadaşız ya, elini sıkarken yüzüne bile bakmaya gerek görmeyiz kimi zaman. Samimiyiz ya, konuşurken başka tarafa bakmakta, başka şeylerle ilgilenmekte beis görmeyiz. Halbuki ne böyle şeyler yapmalı ne de kendimize böyle davranılmasına müsade etmemeliyiz.

Şakalaşırken bile niçin muhatabımızla alay eder, onu iğneler hatta kimi zaman aşağılarız. Hatta bu samimiyetin derecesine göre hakarete kadar varabilir.
-"Hayvansın oğlum sen !"
- haha ha haaa !...

Bu nasıl bir ilişkidir, böyle dostluk olur mu. Böyle şaka, böyle sevgi, böyle samimiyet olmaz olsun !

selam veren bir dostumuza "ve aleykum selaaaaaaam !" diyerek tebessüm ve hasretle mukabelede bulunsak bir şeyimiz mi eksilir. Velev ki hergün görüşüyor olalım. Bir şeyimiz eksilmez bilakis artar, yücelir. Sevgi artar, muhabbet çoğalır, dostluk perçinleşir.

Burada bahsettiğim kimi husular daha çok edeble, saygıyla ilgili hususlar, ancak unutmamak gerekir ki "saygının olmadığı yerde sevginin yaşama şansı yoktur!"

"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"

kendiyle barışık

dediklerinizin çoğunun yapılmaması kendi iç aleminde buhranlara kapılanların sorunu olarak duruyor. gerçekten de zor değil karşımızdakine tebessüm ikram eylemek, uzattığı eli samimiyetle sıkıp o bırakmadan elini bırakmamak. lakin önce kendi iç dünyamızda dengeyi sağlamalı, huzuru bulmalıyız diye düşünüyorum. bu da içerde enerji sağlayan kalbi, ruhu etrafına pozitif elektrik verir hâle getirmeden olmaz maalesef. özdeki huzur ise ancak Allah'ı zikretmekle başarılır. yani gerçek sevgi/iman yoksunu olanlar kendiyle de barışık olamazlar. belki çoğu sadece mutlu gibi görünür ya da rol yapar. ama uzun soluklu bir rol olmaz bu. eğer olabilseydi şu mealdeki ikaz gelmezdi; "demirin paslanması gibi imanınız/sevginiz de pas tutar, öyleyse lailaheillallah demek suretiyle onu terütaze tutunuz."

içimizde yanan bu iman/sevgi nurunu/enerjisini paylaşabilmek temennisiyle,

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...