
Futbol otoriteleri tarafından dünyanın en iyi futbol yazarı olarak adlandırılan Simon Kuper yıllar önce “Football Against The Enemy” adında bir kitap yayınlamıştı. Bu kitabın 4. sayfasında “Football is never just football” yazıyordu, yani “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir”. Türkçe’ye de böyle çevirildi. Futbol kamuoyu tarafından yüzyılın en iyi futbol kitabı olarak gösterildi. Bu kitap futbolun tabiri caizse topu kazanıp, rakipleri geçip, kale çizgisi üzerinde ve köşe gönderlerinden eşit mesafede bulunan ve aralıkları içten içe 7,32 m., yüksekliği ise yerden 2,44 m. olan ve kale çizgisine paralel bir üst direkle birleştirilen 2 direğin oluşturduğu, yerle birleşen 3 direğin arasından topu geçirip fileleri havalandırmanın ötesinde, futbolun bir sektör olduğunu anlatıyor. Şüphesiz ki futbolu sadece “spor” olarak kayıt altına almak, futbolun arkasındaki birçok şeyi görmezden gelmemize sebep olur. Aslında futbol her şeyiyle futboldur.
1998 dünya kupasında çekilen kuralar sonunda İran ile ABD’nin karşılacak olması türlü senaryolara sebep olmuş ve Fransa 98’in en önemli, en heyecanlı maçı olarak gösterilmişti. Maç saati geldiğinde Lyon’da ve tabiî ki Tahran’da ve tabiî ki Washington’da ve tabii ki İstanbul’da büyük bir sessizlikle izlenmeye başladı, 40. dakikada İran Milli Takımı Estili’nin muhteşem kafa golüyle durumu 1-0 yapmış, ardından ABD bastırmaya atak üstüne atak geliştirmeye çalışırken Mahdavikia’nın 84. dakikada attığı golle skoru 2-0’a geçirmiş ve ortalık bayram yerine dönmüştü adeta. 87. dakikada ABD’den Mc Bride’nin golü yetmemiş İran maçı kazanmıştı. Maç başladığında oluşan sessizlik galibiyet gollerinin ardından büyük bir coşkuya dönüştü Tahran’da, İstanbul’da, Ankara’da, Konya’da, Kudüs’te… Bu dünyanın başka coğrafyalarında farklı farklı adlandırıldı. ABD’nin küresel emperyalizmine bir tokat olarak görüldü.
Geçtiğimiz günlerde de, 2003 mart ayından beri ABD’nin fiili işgali altında bulunan (aslında 1990’lardan beri desek yanılmış olmayız.) Irak, Asya Uluslar Kupası final maçında Suudi Arabistan’ı tek golle yenerek 2007 Asya Kupasını kazandı. Hem de işgal altındayken, hem de kirli uzlaşmalarla çalkalanırken, hem de özgürlük getirilmeye çalışılırken, hem de demokrasi adına özgürlükleri ellerinden alınırken… Öyle ki Irak Milli Takımının kalecisi Noor Sabri'nin kayınbiraderi turnuvalar öncesinde öldürülmüş, orta saha oyuncusu Nashat Akram'ın akrabaları önce kaçırılmış, sonra öldürülmüş ve Hawar Mulla Mohammad'in üvey annesi turnuva devam ederken, çeyrek final maçından iki gün önce öldürülmüş. Böyle büyük acılar içinde bu mücadele elbetteki takdire şâyândır. Bu destanı geçtiğimiz hafta Gerçek Hayat dergisinde Fatih Mutlu yazdı, merak edenler okuyabilirler “Mebruk Ya Irak” başlıklı yazıyı.
Sıcak ağustos ayı hepimiz için böyle destanlara gebe. İlk zafer Ortadoğudan, komşumuz Irak’tan geldi. Şimdi bir zafer daha var önümüzde. Zaferin adı: FK Sarajevo. 1992’den 1995 yılına kadar Avrupa’nın II. Dünya Savaşından sonra gördüğü en büyük katliama sahne olan ve bu katliam Avrupalı devletler tarafından sadece seyredilen bir ülkenin güzide başkentinin takımı. Binaları henüz yeni yeni inşa edilen, neredeyse bütün binaları savaşın kokusunu taşıyan, Osmanlı mimarisinin ruhunun üflendiği bir şehrin takımı Sarajevo Kulübünün başarısı bu.
Şampiyonlar Ligine katılma mücadelesi veren Sarajevo, Belçika’nın ünlü kulübü Racing Genk’i eleyerek bir üst tura çıktı ve Dinamo Kiev’in rakibi oldu. İlk maçta Sarajevo’nun Belçika liginin ikincisi Genk’i deplasmanda 2-1 devirmesi sürpriz olarak görülmüştü. (Sarajevo’nun gollerini Rascic ve Muharemoviç attı, kaleci Muhamed Alaim kalesinde devleşti Genk forvetlerine karşı.) İlk maçta elde ettiği avantajı korumak isteyen Sarajevo ikinci maçı evinde 1-0 kaybetmesine karşın bir üst tura çıktı ve Şampiyonlar Ligine katılmaya bir adım daha yaklaştı. Şimdi Dinamo Kiev’in rakibi.
Sarajevo’da ilginç bir durum var aslında diye aktarıyor Yusuf Armağan; “Sarajevolu Müslümanlar FK Sarajevo taraftarı. Bosnalı sosyalistler Zeljesniçarı destekliyor, Bosnalı Sırplar da Sarajevo’ya karşı her zaman için Zeljesniçar’ı tutarlar. (Bosnalı sosyalistler tanımı için Cemalettin Latiç’e müracaat; ha Bosnalı komünistler ha Sırplar! ) Bu iki kulübün taraftarları ayrı ayrı yerlerde yemek yiyor. Zeljesniçar taraftarları Başçarşı’da bulunan Zeljo (Jelyo) adlı mekanda çevap, sucuka, veya cigerica (ciğeritsa-ciğer ızgara) yiyorlar, Sarajevolular ise Petica’da (Petitsa). Petica ismi Sarajevo’nun Zeljesnicar’ı 5-0 yenmesi sonucu oluşmuş bir isim. “Pet” Boşnakça’da “5” demekmiş. Mekanın asıl adı aslında Ferhatoviç. Ferhatoviç Bosna'nın futbolda efsane isimlerinden diri. Sarajevo’nun en önemli oyuncusu aynı zamanda takımın golcüsü olan Almir Turkoviç. Turkoviç, Türkoğlu demek aynı zamanda. Takımın diğer bir önemli silahı ise Marko Maksimoviç.”
Bu çocukların hepsi Bosna Hersek’te kan gövdeyi götürürken çocukluklarını geçirmişler, hepsi bu dönemde oynamış belki de ilk topunu. Futbol topu ile mermi arasında gidip gelmiş belki de. 80-82-84 doğumlular genelde. Yani savaş zamanı 10 yaşlarındalar. Sarajevo kulübü ise 20 Mayıs 1949 yılında kurulmuş.
FK Sarajevo’nun Genk’i ilk maçta deplasmanda 2-1 yendiği gece Saraybosna’da bulunan Yusuf Armağan, maç bittiğinde ortalığın birbirine girdiğini anlatıyor; “maç gecesinin ilerleyen saatlerinde birkaç Boşnak sarhoş Antonhangi adlı muhitte bağırıp çağırmaya başlıyor, Mladiç’e, Karaciç’e, Miloşeviç’e ağır küfürler ediyorlar, akabinde komşulardan özür dilemeyi de ihmal etmeyerek, Da ta Nija Alija’yı söylüyorlar.”
FK Sarajevo, Dinamo Kiev’e elense bile UEFA kupasında mücadele etmeyi garantiledi. UEFA’ya göre bu zaferle ezeli rakibi Zeljesniçar’ı geride gölgede bıraktı.
Muhamed Alaim, İrfan Fejzic, Dino Hamzic, Muhiddin Zukic, Milos Babic, Semjon Milosevic, Zdravko Saraba, Veldin Muhamerovic, Nihad Suljevic, Anel Skoro, Faruk İhtijarevic, Senad Repuh, Damir Hadzic, Vladan Grujic, Muhamed Dzakmic, Alen Basic, Emir Janos, Marko Maksimovic, Sead Bucan, Emir Obuca, Mirza Mesic, Almir Turkovic, Muammer Kurto, Admir Rascic, Almir Pliska…
Hepinize teşekkürler…
Hepiniz birer sevgilisiniz bizim için.
Yorumlar
futbol ve baskı
Per, 09/08/2007 - 20:09 — Yunus Emreöncelikle savaşın çocuklarına selam olsun...
bir zamanlar NBA'de türk basketbolçumuz var diye sevinirdik, maçlarını izlerdik. sonrasında hakan şükür'ün, fatih terim'in, okan buruk'un ve emre belözoğlu'nun italya'ya gitmesiyle italya seri A ligini takip etmeye başladık...
ardından tugay ile ingiltere, yıldırayla almanya derken türkiye çok mesafe kat etti...
Dünya 3.cüsü oldu. Hatta az kalsın finale bile kalıyordu...
bizim dediğimiz toprağın çocukları bugün kalkmış Asya şampiyonu olmuş, Avrupa yı titretmeye hazırlanıyor, ne güzel...
bir nebze de olsa çok sevindirici haberler...
sporun ülkemizde ne kadar abartıldığı malum... bu yüzden koyu fenerbahçeli iken, futbol takımı tutmayı nasıl bıraktığım yıllarım aklıma geldi. o yıllarda yaşadığım olaylardan mıdır nedir artık hiç izleyesim yok, takip edesim yok...
her hafta maç yapıyorum, hatta bu anlamda futbol hastasıyım :) ama izlemeye ve spor muhabbetine gelince artık öyle dolmuşum ki hiç istemiyorum...
çocukken üzerimizde futbol izleme hastalığı vardı, ne zaman ki boş olduğunu öğrendik gaza gelip her türlü maçı izlememe kararı aldık :)
bunun tam tersine de şahidim. bir arkadaş bulunduğu cemaatte televizyon izleyememekten şikayetçiydi, hatta televizyonun ne olduğunu bile bilmiyordu... ama cemaatten bir çıktı, pir çıktı... namaz vakitlerini kaçırırcasına izlemeye başladı :(
neyse lafı daha fazla uzatmak istemiyorum... destekleyelim inş. bizim çocukları...
selametle...
ûlvi ukdenin câm nedâmeti
-- http://tenkafesi.com/ --
Tanrı Bosnalı'ları Korusun;Futbolu da Kutsanıyor
Cum, 10/08/2007 - 14:27 — ismet karaDeğerli Dostum,Sevgili Kardeşim E.Fatih Bilge,
Ötelerden bu yana alışagelmiş bir hastalığımız yada alışkanlığımız mıdır demeliyim:Atfedilmiş kutsiyetleri kullanarak başka değerleri/sembolleri yüceltme anlayışı.Ne yazık ki,zaman zaman bunu biz de yapıyoruz.
Dünya üzerinde futbol haritasına baktığımızda öncesi mutlaka ezeli dostluğa dayanan iki takımın kapışması ve taraftarlarının kapıştırılması var. Barcelona-Real Madrid,Göztepe-Karşıyaka,Manchester United-Arsenal,Chelsea...,BJK-GS gibi...Bu rekabet gibi gösterilen futbolun ruhu bu adamlara bir gün kornerden gol atacak.
Bu durum asla raslantı olamaz. Simon Kuper'in de bu bilinci esas alarak “Football is never just football”demiştir diye düşünüyorum.
Ve...Bir Futbol takımını tutmam için o takımın Bosna'lı olmasına gerek yok.Bırakın Bosna takımını Mekke Futbol Takımı olsa ne...
(Not düşmek lazım:Coca Cola mı daha fazla satış yapıyor,Mekke Cola mı?)
Bir Kadın Bosnalı ve bir de fahişe ise onu diğer fahişelerden ayıran özelliği ne?
Bizler "İşlerimizi dosdoğru yaptıkça Allah'ın bizden razı olacağına inandık".
Tanrı Bosna'ları Korusun;Futbolu da Kutsanıyor:FK Sarajevo 2- Genk 1
Umarım Bosna futbolu tez zamanda biter.Çünkü insanlarının aklında futbol olmasın.
İbrahim Tenekeci'den alıntı ile...
“Kaçan bir gol kadar bile üzülmedik
Çocuklar ölürken o siyah Afrika’da”
İsmet Kara
futbol hayatın neresinde?
Salı, 14/08/2007 - 02:23 — muhammed cemal ünalkutlamak gerek öncelikle tabii.
ama bilmiyorum.
hep işgal edilmiş ülkeleri bir şekilde sevindirmek amacıyla mıdır sus payı vermek amacıyla mıdır sporda galip yapmışlar.üstelik mesela iran abd yi yenmişti ama sonrası yoktu.
"müslümanlar bizi futbolda yendiler.bunlara artık dokunmayalım.yoksa yakarlar bizi" mi diyecekler?
benim gibi düşünenleri hala "bu kadar komplocu olma" diye uyaranlar varsa lütfen yakın tarihimizi okusunlar. tarih tekerrürdür.ama tekerrürden ibaret değildir.
söylediklerim başarıya gölge düşürmesin.ben de futbolu beşiktaş dışında takip etmem ama onları takdir ettim.